|
KARAMANOĞLU MEHMET BEY ve TÜRKÇE Bir milleti tarih sahnesinden indirmek isteyen güçler, ilk önce o milletin dilini hedef alır. Milletlerin, sonsuza tek varlıklarını sürdürebilmelerinin can damarı olan dilleri tahrip edilince, nesiller arasında milletin devamı için vazgeçilmez olan değerlerin nakli imkansız hale gelir. Bir kuşak sonra, kültürel iletişim kesilir. Milli kimlik yeni kuşaklara ulaştırılamaz. Sonra, o milletin bütünlüğü ve kültürünün tüm sembolleri tarihten silinip gider. Çünkü, bir milletin varlığının temel unsuru; onun kültürü ve sesi olan dilidir. Dil, bir kültürün canlı organizmalarını oluşturan varlığının, tek tek fertlerle ifadesidir. İnsan dilini terkedince, temsil ettiği kültür ve milli kimlik de tarih sahnesini terk eder. İhanete uğrayan milletler ilk önce dilini, kimliğini, sonra da bütünlüğünü kaybeder. Hititler ve Keltler gibi. Değerli izleyiciler! Tarih boyunca Türk diline yönelik değiştirme ve yok etme faaliyetleri ne yazık ki, zaman zaman başarıya ulaşmış, inançlarını ve milli kimliğini koruyamayan Türk boyları ve onların kurdukları devletler, silinip yok olmuşlardır. Anadolu, XI. Yüzyıldan başlayarak, önce batının; haçlı seferlerinin, sonra XIII. Yüzyılın başlarında doğunun; Moğolların saldırılarına uğradı. 1071 Malazgirt zaferiyle birlikte, Anadolu'yu ebedi Türk yurdu yapan, Oğuz ve Selçuk Türkleri zor durumdaydı. Türkler, Anadolu'yu ebedi yurt edinmişlerdi, ama, Moğolların siyasi ve ekonomik baskıları karşısında acziyet içerisinde kıvranıyorlardı. Düştükleri bu durumun nedeni çok açıktı; Milli kimliğe ve onu oluşturan başta dil olmak üzere, töre, inanç ve geleneklere sahip çıkmamaktı. Anadolu Selçuklu Devleti II.Gıyasettin Keyhusrev dönemi sonu itibariyla, Moğolların baskısıyla Türk kimliğini, devletin resmi ve kültürel politikalarının dışına itmiş, Moğollara teslim olmuş, Farsça ve Arapça'yı bütün devlet kademelerinde yazı ve edebiyat dili olarak kabul etmişti. İşte Karamanoğullarını, Türk tarihi içerisinde bu çok önemli konuma oturtan ve Türk milletinin tarih sahnesinden indirilmesini engelleyen yüce görevi; Terkedilmeye yüz tutmuş bir kimliğin, temel ileticisi olan kendi dillerini, yeniden tarih sahnesine yerleştirmeleriydi. Moğol istilasıyla büyük bir kargaşanın yaşandığı Anadolu'yu, çevresine toplanan Candar, Saruhan, Eşrefoğlu ve Hatıroğlu gibi birçok Türkmen beyiyle ayağa kaldırmayı başaran Karamanoğlu Mehmet Bey, milletinin bekasında en önemli unsur olan Türkçeyi resmi devlet dili ilân etmişti. Öncü lider Mehmet Bey'in yaktığı bu ateş, dünyanın en uzun ömürlü imparatorluğunu kuran Osmanlı'da, güzel dil Türkçenin devlet dili olmasına zemin hazırlamıştır. Böylece Fuzûli'nin, "Ey Arap, Acem ve Türk milletlerine feyiz veren Rabbim! . . Sen Arap kavmini dünyanın en fasih konuşan kavmi yaptın, Acem hatiplerinin sözlerini İsa'nın nefesi gibi cana can katan bir güzelliğe ulaştırdın! Ben, Türküm ve Türkçe söylemek istiyorum, benden iltifatını esirgeme Tanrım." Diye ettiği duayı Yüce Allah kabul etmişti.Sevgili izleyiciler! Milletlerin buhran dönemleri, aynı zamanda onların, kutlu nesiller yetiştirdiği altın devirler olmuştur. Anadolu, Bizans ve Moğolların baskıları altında bunalmışken, çöle inen yağmur misali Yunuslar, Karacaoğlanlar, Ahi Evranlar ve Hacı Bektaş-ı Veliler Türk milletinin bakâsı için gönülleri yeniden imar ve inşa ediyorlardı. Hayatın bütün alanlarından tecrit edilen Türk dili ve kültürünü, yeniden hayata döndürüp, Türklüğün saf ve berrak dimağlarından gelecek nesillere armağan ediyorlardı. İşte Karamanoğlu Mehmet Bey, Yunus Emrelerin, Hacı Bektaş-ı Velilerin ve Mevlanaların büyüdüğü, bu ebedi yurt muhitinin şanlı ve şanslı bir çocuğuydu. 1246 yılında dünyaya gözlerini açtı. Çocukluk ve ilk gençlik yıllarını Moğol baskısının çok az hissedildiği Toroslarda, her şeyi ile Türk olan bir atmosferde geçirdi. Bu özellik ve güzellik birgün onu, Türk'ün dünyasında çok önemli bir karar almaya yöneltti. O gün, bugündür unutulmaz oldu. Şimdi isterseniz Mehmet Bey'inde mensubu olduğu Karamanoğullarını biraz daha yakından tanıyalım:
Karamanoğlulları, Oğuz
Türklerinin Salur boyuna mensup bir Türk
kabilesidir. Moğolların Asya'da Oğuz ülkelerine akınları ve baskıları, Müslüman Oğuzların batıya göç etmesini başlatmış oldu. Büyük Selçuklu
İmparatorluğunun yıkılmasıyla da,
burada yaşayan Oğuzlar, daha batıya, Anadolu'ya
ve Mezopotamya'ya doğru göçetmeye başlamışlardı.
Malazgirt zaferiyle de Anadolu'yu ve
Mezopotamya'yı
ebedi yurt edindiler. Malazgirt zaferinin en önemli sonuçlarından bir tanesi; Türk boylarının Artukoğulları, Mengücüklüler, Danışmendliler ve Anadolu Selçukluları adlarıyla Türk devletleri olarak ortaya çıkmasıdır. Bunlardan, Danışmendliler devletinin toplum önderlerinden biri olan ve Karamanoğlu Beyliğinin de temelini atan Nureddin bey, 1220'de yönetimi altındaki kalabalık obaları ile Sivas dolaylarından kalkıp, daha Güneybatıda bir yöreye yerleşmek üzere harekete geçer. Danışmendlilerin bu kalabalık obaları, Nureddin Bey'in önderliğinde Ereğli'ye ulaşır. Ereğli'nin sulak ovaları, meraları ve ormanlık alanları bu Türk kabilesi için uygun bir yerdir. O dönemde bu civarın hakimi olan Bizanslılar, askeri bir hareketle Ereğliden uzaklaştırılır ve bu başarısından dolayı Nureddin Bey kalabalık kabilesiyle Ermenek'e yerleştirilir. Karamanoğulları bu bölgede hakim olurlar.
Karamanoğullarinin kurucusu
Nureddin Bey, Selçuklu Sultanı Alaeddin Keykubat'ın adeta
imdadına yetişmiştir. Selçuklu Sultanı'nın en çok itimat ettiği ve
gücünden en çok yararlandığı kişidir
Nurettin Bey. Alaeddin Bey'in Bizanslılarla ve çevredeki diğer Hıristiyan gruplarıyla ilişkilerinde, en çok güvendiği yardımcısı Nureddin Bey olur. Antalya, Mersin ve Çukurova Bölgelerinin Türkleştirilip İslamlaştırılmasında önemli bir rol oynar.
Nureddin Bey
ölünce yerine, Karamanoğullarının da isim babası olan oğlu, Karaman Bey geçer. Moğol işgalinin Türkler üzerindeki baskısı; Türk Beylerinin, Moğollarla birlikte Selçuklu Sultanlarına karşı da büyük bir tepki duymasına yol açtı. Türkler, Moğol idaresinin Türk inanç ve törelerine uymayan uygulamalarını asla içlerine sindiremiyorlardi. Selçuklu Devleti tüm varlığı ile Moğolların eline geçmişti. Moğol idaresinin atadığı valiler, Anadolu'daki tüm sosyal ve idari alanları kontrol ediyor, Türklerin milli kimlikleri üzerinde tahribatlar meydana getiriyorlardı. Türkçe, sosyal hayatın ve devlet kademelerinin dışına itilmişti, Oğuz Türklerinin inanç sistemleri İran tesirine girmiş, Türkçe; Farsça ve Arapça'nın ağır baskısı altıntaydı. Türkler, bu sosyal baskılarla birlikte ekonomik sıkıntılar yüzünden sapa yörelere, dağlara ve resmi söylemin uğramadığı mekanlara doğru kaymıştı. Tüm bu olumsuz şartlara rağmen Karaman Bey, Moğol istilasının bir an önce kaldırılması için, Başkent Konyadakilerle samimi ve mert ilişkilerini devam ettiriyordu. Ancak Konyadaki idareciler, Türklerin içinde oluşmuş haklı tepkilerini bildikleri için, lider olarak bilinen Karaman Bey'in varlığından da son derece rahatsızdılar. Onu yoketmek için, inceden inceye fırsat kolluyorlardı. Karaman Bey, tüm bunlara karşın, Çukurova, Mersin, Antalya, Amasya ve Kütahya yörelerine, babası Nureddin Bey zamanında başlayan fetih hareketlerine, hiç ara vermeden başarıyla devam ediyordu. Selçuklu Sultanı II. Kılıçarslan, bir taraftan da Moğollara karşı kendince denge politikası uyguluyordu. Karaman Bey'in kardeşi Bonsuz'u, Selçuklu muhafız alayının komutanlığına getirmişti. 1256 yılından itibaren sarayda bulunan Bonsuz Bey, Sultanın siyasi ilişkilerini yakinen gözlemleme imkanına sahip olmuş, Konya'da olup bitenleri anında ağabeyi Karaman Bey'e sıcağı sıcağına ulaştırıyordu.
SAHNE I
KARAMAN BEY’İN KÖŞKÜ
Karaman Bey: Demek ki Sultan bizim için öyle düşünür Bonsuz Bey: Evet, Rükneddin Kılıçarsalan bir yandan bizden yardım ister, bir taraftan Türkmen beylerini öldürtür. Kaya Bey: Sahi mi? Kimleri öldürttü. Bonsuz Bey: Antalya ve Denizli Uç beylerimiz Mehmet ve İlyas Beyler... Karaman Bey: Söyle bakalım; Anadoluyu baştan başa gezersin Türkmen karındaşlarımızın bu konudaki fikirleri nedir? Bonsuz Bey: Efendim! Milletimiz Selçuklu Sultanlarından ümidini kesmiştir. Millet, devletini ele geçiren yabancı güçlerin, devletten bir an önce uzaklaştırılmasını istiyor. Karaman Bey: Uçlardaki Türkleri durumu nasıl? Bonsuz Bey: Gayet iyidir. Memlekette olup bitenlerden son derece rahatsızlar. Hadiseleri dikkatli bir şekilde takip ediyorlar. Kaya Bey: Efendim! Bonsuz Bey kardaşımızın sarayda olması, yürütülecek siyasi ve askeri faaliyetlerimizde bize büyük katkı sağlayacaktır. Bonsuz Bey: İftiharla söylemem gerekir ki; Uç'lara yerleşmiş Türkmen oymakları, milli kimliğimize son derece sahip ve sadıklar. Ayrıca bize de samimiyetle bağlılar. Karaman Bey: Nasıl? Bonsuz Bey: Konar-Göçer olsun, Uç'lara yerleşik olanlar olsun, gelenek ve göreneklerimizi çok sağlam bir şekilde koruyorlar. Karındaşlarımız, uyruk teşkilatını çok sıkı muhafaza edip, soy kütüklerini dikkatlice tutuyorlar. Karaman Bey: Selçuklu sarayını koruyan askerler hangi millettendir? Bonsuz Bey: Askerlerin çoğunluğunu Moğollar oluşturuyor. Gürcüler var, Acemler ve Rumlar da mevcut. Kaya Bey: Devletin idaresini parayla satın alanlar, verdiklerinin 5 katına, 10 katını çok kısa bir sürede milletin sırtından çıkarmaya devam ederse ve biz de, buna göz yummaya devam edersek... Beyim! Ne millet ne de tarih bizi affetmez. Karaman Bey: Çare Sizce nedir? Kaya Bey: Bonsuz karındaşımızın getirdiği bilgilerden de anlaşıldığı üzere, Türk boyları sizi kendi başında görmek istiyor. Anadolu Selçuklu Devletini bu ne idüğü belirsiz, işgalcilerden temizlememizi bekliyor. Karaman
Bey: Bu iş için, vaziyet uygun mudur?
(Bonsuza Dönerek) Bonsuz Bey: Efendim! Vaziyetin uygun olup olmasından daha önemlisi, bugün Türk varlığının bu darbelere dayanıp, dayanamayacağı meselesidir. Milletimiz, devletin önemli kademelerinden dışlanmıştır. Can güvenliği ve ticari hayatın emniyeti yoktur. Türk boyları sosyal, siyasal ve ticari hayatın dışına itilmiştir. Kendilerine önderlik etmek üzere sizin işaretlerinizi beklemektedirler. Karaman Bey: Bütün Türkmen Boylarına haber verilsin ve Kurultaya çağrılsın. Moğol istilasından bıkmış Türk beyleri, çok kısa bir sürede bir araya gelirler. Konya üzerine planlanan askeri harekat konusunda nihai kararı almak üzere toplanan kurultayda Türkmen Beylerinin yanı sıra, Türk asıllı olup da sarayda nadir kalabilen Kıvamuddin adlı bir üst düzey Selçukl idarecisi de vardır. SAHNE II
KARAMAN BEY, SARUHAN BEY, BONSU BEY, KAYA
BEY, MEVLÂNA ARIZ, KIVAMÜDDİN, YAHŞİ BEY, MENTEŞE BEY Karaman Bey ve diğer katılımcılar bir aradadırlar. Karaman Bey Mevlâna Arız'a döner ve ilk sözü ona verir. Karaman Bey: Memleketimiz üzerinde bulunan ve milli bünyemizi kemirmeye devam eden, Türk soyu tarafından kabullenilmesi asla mümkün olmayan, işgal ve zilletten kurtulmak için neler yapılabiliriz? Sorularına cevap aramak için toplanmış bulunuyoruz. Cümleniz hoş geldiniz. Fikirlerine son derece itimat ettiğimiz hürmete layık değerli hocamız Mevlâna Arız'dan başlamak doğru olur. Buyurunuz Hoca efendi. Mevlâna Arız: Değerli Beylerim! Karaman Beyizimizin işaret ettiği hususların yanında, onları teyiden derim ki; Bu karanlık durum; milletimizin varlığı, kültür ve töresi için tehlikelerle doludur. Milli kültürümüzü oluşturan unsurlar, başta dilimiz olmak üzere, büyük yara almışlardır. Bu olumsuz gidişat durmamış, durdurulmamış ve devam edip gitmektedir. Son sözü söyleyen Hoca Arız oturur ve Karaman Bey konuşur Karaman Bey: Atalarımızın Orta asya ve Maveünnehirdeki düşmanları, bizi Anadoluda da rahat bırakmıyorlar. Yavaş yavaş yok etmeye çalışıyorlar. Sultanında bu durumdan rahatsız olduğunu düşünüyorum. Selçuklu Sarayında Bonsuz Bey'le birlikte görev yapan nadir Türklerden bir bürokrat (idareci) Kıvamüddin: Efendim! Sultan Hazretleri de tıpkı sizler gibi bu esaretten kurtulmanın çarelerini düşünür.Ama kimseye güveni kalmamıştır. Saruhan Bey: Bu sözleriniz ne kadar gerçek... Türkleri sarayından uzaklaştıran Sultan, işgalci Acemlerden ne medet umuyor? Milleti zulüm altında inleten genel valileri biz mi atadık? Kıvamüddin: Devletimizin dili bellidir. Dilimiz Farisi yazı dilidir. 200 yıldan beri de kökleşmiştir. Türkçenin yazı dili olsaydı onu kullanırdık. Sonra, siz yıllardır ne güzel bu dilleri öğrendiniz. Sizden bizden diye bir ayrım oldu mu? Farisi'yi ve Arapça lisanını bilen kaç Türk saraydan uzaklaştırılmış...? Saruhan Bey: Türk Milletini temsil edemeyen Sultan gitmeli. Bu devlet, milletin devletiyse eğer, milletin temsilcisi başa geçmelidir. Menteşe Bey: Türkmen Beylerim! Biz işgalci güçlerin emirlerini değil, milletin dilek ve isteklerini yerine getiren bir Sultanla birlikte oluruz. Gidilecek Uç kalmadı. Zulümden kaçmak milletin kaderi değildir Günbegün tükeniyoruz. Moğollar beylerimizi öldürüyor, malımızı mülkümüzü yok ediyor. Bu gidişata Türk Boyları daha ne kadar dayanabilir? Dilimizin yerini, Farsça ve Arapça aldı. Töremizi ve kimliğimizi koruyabilmek için verebileceğimiz canımızdan başka nemiz kaldı? Hepimizin yaşadığı bu baskı, sindirme, medeniyet haricine çıkarma ve yok etme faaliyetlerine ne zaman dur denilecek? Hoca Mevlana Arız: Türk milletinin varlığı ve birliğinin korunması için en hayati değere sahip unsur dilimizdir. Maalesef Türk dili şehirlerde unutulmuştur. Sığındığı uç yurtlarımızda da unutturulmak istenmektedir. Uç boylarında ve Ümran'in erişmediği sapa yörelerimizde yaşayan karındaşlarımız, bu milli varlığımızın bozulmamış yegâne temsilcileridir. Türk Dilini, yazı dili haline getirmedikçe, Türk milletinin geleceğinden emin olmak doğrusu mümkün olmayacaktır. Yahşi Bey: Bunu Sultandan isteyelim. Saruhan Bey: Nafile. Beklemeyin. Sultan büyük baskı altındadır. Bir taraftan işgalci valilerin baskıları, bir taraftan da Türkmen boylarının haklı talepleri... Karaman Bey: Beylerim! Unutmayalım ki, Sultan ve Selçuklu yurdu işgal altındadır. Fakat idare kendi dengesini kaybetmiştir. Sultanının kimseye güveni kalmamıştır. Kaya Bey: Evet. Sultan ve Saray zor durumda. Onlardan işgalcilere karşı güç kullanmasını beklemek, hayalden öteye geçmez. Menteşe Bey: Millet ayağa kalkmıştır. Karaman Bey! Eğer siz bu hareketin önderliğini yapmazsanız, millet kendi önderini bulacaktır. Karaman Bey: Moğolların saldırısını önleyecek güçte miyiz? Saruhan Bey: Evelallah önleyecek güçteyiz. Bonsuz Bey: Son 7 yıldır Anadolu'yu dolaşırım. Kanaatim odur ki, millet, sarayda ve devletin başında lakayıd olmayan, dirayetli ve milletine güvenen bir lider ister. Bu sadece Türklerin değil, Anadoludaki başıboşluktan bunalmış Moğolların da arzusudur. Menteşe Bey: Karaman Bey! Milletin istediği sizin önderliğinizdir. Kıvamüddin: Türk beylerinden bi kısmı, Moğollarla işbirliği halindedir. Karaman Bey! Dikkti nazarınıza sunarım. Selçuklu Sultanı bu nedenle onların büyük bir kesimine güvenmiyor. Karaman Bey: Değerli Türkmen Beylerim! Türk beylerinin bir kısmının işgalci güçlerle işbirliği yapmasını engelleyelim. Yol kesme ve soygun olaylarını mümkün olduğunca önlemeye çalışalım. İşgalci güçlerle birlikte hareket eden, kim olursa olsun, gereken cezayı verelim. Devleti işgalcilerden kurtarmak için, bütün güçlerimizi birleştirelim. Moğollar ve onlara teslim olmuş olan kim varsa, hepsini ortadan kaldıralım. Sultan, başıbozukluğa karşı, her ne kadar Sarı Saltuk, Saruhan ve Candar Bey kardeşlerimizden, hatta bizden yardım istemiş ols da, anlaşılan o ki, samimi değildir. Haksızlara karşı, büyük bir öfkeyle ayağa kalkmış milleti uyutmak için boş bir hamledir. Bu meseleye ne kadar yardım edersek edelim, Sultan bu kaosu çözemez. Sefer için hazırlıklar başlasın Uygun mudur muhterem Hocam? Hoca Arız: Uygundur, Karaman Beyim.
Bu arada Karaman Bey, Bizansın Anadolu'daki önemli uç güçlerinden Ermenileri Gölhisarda mağlup etmişti. Selçuklu Sultanı'na atfen, bu
hadise için toplanan divanda, Sulta Rükneddin Kılıçarslanın: "O daha fazla yaşamamalıdır. Dediği Karaman Bey'in kulağına ulaştırılmış ve aralar açılmıştı. SAHNE III
KARAMAN BEY’İN KÖŞKÜ Hoca Arız: Türkmen Beylerim! Bu gün bizlerin en mühim davası, dilimiz ve kimliğimiz üzerinde dolaşan karabulutları dağıtma davasıdır. Bu dava bütün davaların başında gelir. Bu meseleyi halletmedikçe, diğer meselelerimizi çözmemiz mümkün değildir. Çünkü, duygu ve düşünceleri, insandan insana, nesilden nesile nakletmek vasıtası olan dil, her türlü kültür faaliyetlerinin temelini teşkil eder. İnsanoğlu ait olduğu kültürü, ancak dili ile yaşatabilir. Milli birliğini ancak dil ile sağlar. Dil olmayınca ne milli kültür, nede milli birlik sağlanır. Değerli Türkmen Beylerim! Türkçemizde "Hakaniye" adıyla, ecdadımızın İran'da kullandığı Türkçe yazı dilimiz vardı. Şu anda Orta Asya'daki karındaşlarımızın kullandığı Çağatay Türkçesinin yazı dili vardır ve kullanılmaktadır. Ne yazık ki, İran'da ve Suriye'deki, Oğuzlu Türkmen karındaşlarımızla birlikte bizler, Hakaniye Türkçemizin yazı dilini yaşatamadık. Farsça ve Arapça'nın yerleşik diller olmaları nedeniyle, cazibelerine kapıldık. Gördük ki, İran'daki Oğuz ve Selçuk karındaşlarımız Acemleşmeye, Suriye'dekilerde Araplaşmaya yü tuttular. Eğer bizler, Torosların bakir köşelerine ve uçlardaki Türk yurtlarına çekilmeyip, şehir merkezlerinde mukim olsaydık, bizlerin de akbibeti, dilimizi ve milli kimliğimizi kaybetmiş, tarih sahnesinden silinmiş karındaşlarımızın ki gibi olacaktı. Değerli Türkmen Beylerim! Milliyet, bir milletin maddi vücududur. Din ve dil, bir milletin ruhudur. Tarih boyunca ne dinsiz, ne de dilsiz bir millet olmamıştır. Milletlere can veren, milli kültürleri ve o kültürleri nesilden nesile aktarmalarını sağlayan dilleridir. Her millet kendi tarihini, dil ve edebiyatını bozmaya çalışan dahili ve harici unsurlarla mücadele etmektedir. Bugün milletimize ruh ve dinamizm veren değerlerimizin üstü küllerle kaplıdır. Sizlerin küçük bir gayreti, küllenmiş bu kaynağı harekete geçirmeye kafi olacaktır. Göreceksiniz, kaynak yeniden akmaya başlayacaktır. İslamdan önce Avrupa'ya geçmiş olan Bulgar, Macar ve Fin Türkleri dillerini koruyamadıkları için Türklüklerini kaybetmişlerdir. Milli kültürün taşıyıcısı dil'dir. Dil kaybolunca, o dili temsil ettiği milli kimlik ve dolayısıyla insan'da yok olup gitmektedir.
Aynı zamanda Karamanoğlu Mehmet Bey'in de hocası olan Hoca Mevlana Arız'in bu telkinleri, Türkmen beyleri üzerinde çok müessir
olmuştu. 1264 yılından 1277 yılına kadar, 13 yi boyunca, Karamanoğlu
Mehmet Bey'in önderliğindeki Tür boyları, Göksu vadisinden, Gülek
Vadisine, Güney sınır Akdeniz, Kuzey sınırı Samsuna kadar, tam bir hakimiyet kurmuşlardı. Karamanoğlu
Mehmet Bey, ilk önce, Karaman'ı idaresini Sultandan alan Hutenoğlu'nu
Toroslara çekip, on etkisiz hale getirdi. Karaman'ı
yeniden kendi kontrol atına aldı.
Karamanoğullarının
yanında kurtuluş mücadelesine iştira eden diğer büyük Türk boyları şunlardı: SAHNE IV
SELÇUKLU SARAYI Mehmet Bey:Değerli Türkmen Beylerim! Bugün başta Konyalılar olmak üzere, Moğol istilası ve zulmünden bıkıp usanmış Selçuk ve Oğuz Türkleri için, Cenab-ı Allanın lütfuyla kurtuluş günüdür. Büyük Selçuklu İmparatorluğunun dağılmasıyla, Anadolu'nun merkezini yurt edinen Selçuklu karındaşlarımızla birlikte, yıllardan beri Moğol istilasıyla kararan dünyamız, Türkmen Beylerinin kahramanca mücadelesiyle aydınlık bir istikbale doğru hızla yol alacaktır. Türkmen Beylerim! Vatanımız üzerindeki kirli ve uğursuz emellerin sonuçsuz kalması ve istiklalimizin bir daha geri alınmaması için, İzzettin Keykavus'un oğlu Siyavuş'a Sultan olarak biat ediyorum. Türkmen Beylerinin tamamı Selçuklu Sultanı Siyavuş'a biat ederler. Sultan Siyavuş konuşmaya başlar: Sultan Siyavuş: Aziz Beylerim! Bugünden itibaren, Anadolu Selçuklu Devletinin, Saray ve Devlet kapısı Türkmen boylarına açılmıştır. Ordumuz Türkmen oymaklarından oluşturulacaktır. Türk milletinin Anadolu'daki tek ümidi olan Selçuklu Devleti, bu devleti kuran Türk boylarının olacaktır. Konuşmayı dinleyen Türkmen beyleri, anlatılanlardan memnun olduklarını yüz ifadeleriyle belirtirler. Mevlana Arız konuşmaya başlar. Hoca Ariz; Devletlü Sultanım! Kıymetli Türkmen Beylerim! Türkçemiz ihmal edilmiştir. Dilimiz kültür ve edebiyatta Arapça ve Farsçaya boyun eymiştir. Hatta, zamanla devlet hayatımızın ve yazı dilimizin dışına itilmiştir. Oysa bizim dilimiz, ata yurdumuzda ve Maverahunnehirde bir imparatorluk diliydi. Divan-ı Lûgatü't-Türk ve Kutadgu Bilig'in eserleri, küçük bir milletin, zamanının kültür ve edebiyatından alışveriş yapamayacak bir kabile dilinin eserleri olamaz. Bizim dilimiz, yalnız bir vatanda değil, bir çok vatanlarda, devlet kurmuş, hakimiyet kurmuş büyük bir milletin dilidir. Güze Türkçemiz alelade bir devlet dili değil, imparatorluk diliyken niçin bu hale düştü? Sebeplerini biliyorsunuz. Mehmet Bey: Hürmetlü Sultanım! Değerli Türkmen Beylerim! Ve Muhterem Hocam! Esaretimizin temel sebebi hakkında ben de birkaç söz söylemek istiyorum: Türkçeyi sevmek ve anlamak için önce, Türk milletini sevmek, milletimizin, bir tarih boyunca emek verip meydana getirdiği her milli eseri sevmek ve anlamak lazımdır. Her millet kendi ikliminin lisanını söyler. Eğer o lisanı yok sayarsanız, o milletin yaşamasını sağlayan, varlığını devam ettiren hayat damarları tahrip edilmiş olur. O millet yaşayamaz. Milletlerin dilleri üzerinde söz sahibi olacakların dili, milletten ve milli mazide ayrı bir varlık gibi görmeleri büyük gaflettir. Maalesef bugün Türk milleti tarih sahnesinden silinmek gibi, çok tehlikeli bir noktada durmaktadır. Kıymetli Türkmen Beylerim! Milletimiz ihanete uğramıştır, doğrudur. Farsça ve Arapça buğu devletin resmi dilidir. Bir günde değişmesi mümkün değildir. Devlette devamlılık esastır. Türkçemizin yeniden ihya edilme si için, gereken her şey yapılmalı. Fakat, devlet işlerinin yürütülebilmesi için Türkçenin yazı diline dönüştürülüp, zarur ihtiyaçları karşılayacak düzeye ulaştırılması lazımdır. Türkçeyi hızlı bir şekilde yaygın hale getirebilmek, ancak eğitim dilinin, Türkçe olmasıyla mümkündür. Değerli Türkmen Beylerim! "ŞİMDEN GİRÜ HİÇ KİMESNE KAPUDA VE DÎVÂNDA VE MECALİS VE SEYRÂNDA TÜRKÎ DİLİNDEN GAYRI DİL SÖYLEMEYE."
Karamanoğlu Mehmet
beyin bu fermanı Selçuklu Devleti'nde büyük bir
coşkuyla karşılanır. Karamanoğlu Mehmet Bey başvezir olur. Ülkenin tüm yerleşim merkezlerine dellalla gönderilerek, Türkçenin resmî devlet dili olduğu
ilan edilir. SAHNE V BİR BEDESTENİN ÖNÜ DELLAL, ÇAVUŞ, KALABALIK HALK DIŞ, GÜNDÜZ Dellal sevinç ve heyecanlı bir şekilde konuşmaktadır. Davulcu keyifle davula vurur. Dellal, maiyetiyle birlikte uzaklaşır. Büyük bir sevinç içerisindeki dinleyenler arasından gür bir ses duyulur. Dellal: Duyduk duymadık demeyin! Bayram var bayram. Hürriyet bayramı, dil bayramı. Karamanoğlu Mehmet Bey vezirimizdir artık. Başkentimizdeki yabancılar hayatımızın bütün alanlarından sökülüp atılacak. Moğol idareciler yurdumuzdan kovulacak, Devletimizin kaderi Türkmen beylerinin eline verilecek. Duyduk duymadık demeyin! Ey ahali! Karamanoğlu Mehmet Bey, bundan böyle "SİMDEN GİRÜ HîÇ KİMESNE KAPUDA VE DÎVÂNDA VE MECÂLİS VE SEYRÂNDA TÜRKÎ DİLİNDEN GAYRI DİL SÖYLEMEYE." Diye ferman buyurur. Simden geru bu fermana göre hareket oluna...Duyduk duymadık demeyin...
Kaygılı bir yüz ifadesiyle I.Esnaf: Şükürler olsun bugünleri gösteren Yüce Tanrıya. II. Esnaf: Karamanoğlu Mehmet Beyi gücünü bilir Moğol Hanı Akaba. Yine de Selçuk ülkesinden el çekmez diye düşünürüm. Yakın zamanda ordularıyla üzerimize gelir göreceksiniz. III. Esnaf: Töreye sahip çıkara birleşirsek eğer, başarırız. Moğol istilacılarıyla tekfur zalimlerini yanaşmaları olmazsak eğer... I. Esnaf: Bundan böyle birlik dirlik ve özgürlük vardı yurdumuzda. Artık her yerde Türkçe konuşulacak. Sarayda Türkçe konuşulacak. Hükümet dairelerinde Türkçe konuşulacak. Çarşıda pazarda, hayatın her alanında artı Türkçe'den başka hiçbir dil konuşulmayacak. II. Esnaf: Biz Türk boyları 7 yıldan beri Moğol ve tekfu boyunduruğunu kabul etmiyoruz Savaşıyoruz, savaşıyoruz onlarla.. Şehirlerde ve köylerde tükettiler bizi. Uçlara çekildi karındaşlarımız Moğolların intikamı dehşetli olu diye düşünürüm. Karamanoğlu Mehmet Beye yar etmezler Selçuk ülkesini Moğollar yakında gelir, taş üstünde taş, omuz üstünde baş koymazlar göreceksiniz. III. Esnaf: Buyursun gelsinler Dilimizin yaşamadığı bir yer, vatan değildir. Biz de yine uçlar çekiliriz. Onları yok edene kadar da mücadelemize devam ederiz.
Karamanoğlu Mehmet Bey 13 Mayıs 1277 yılında, bu
şekilde Türkçe'yi resmi devlet dili ilan ediyordu.
Türkçe, Moğol istilasıyla birlikte başlayan öze dönüş hareketi içerisinde hak
ettiği ilgiyi ilk defa görmüştü. Anadolu Selçuklu Devleti dağılıp, beylikler dönem başlayınca, diğer dillerin yerini Türkçe almış ve XIII Asır, Türkçenin diriliş asrı olmuştur. Türk milleti, Moğol istilasıyla kendine gelmiş, tu değerlerine sahip çıkarak, geçmiş imparatorluk dönemlerin yenisini eklemiş ve dünyanın en büyük, en uzun süreli hükümranlık sahibi ve en uzun yaşayan Osmanlı İmparatorluğunun kuruluşunda sağlam temeller hazırlamışlardır.Kayı Boyları, Anadolu'da yaşadıkları bu acı Moğol istilasının nedenleri ve sonuçlarını iyice özümseyip Batıya, Balkanlara doğru yola çıktıklarında, buralarda öne kendi dillerini yaşatmayı başarmışlardır. Osmanlılar, Orhan Bey zamanından itibaren Türk alim, şair ve sufileri kendi çevrelerinde topladılar. Türkçenin yaygı bir edebiyat dili olmasını teşvik ettiler. Yıldırım Bayezid, Fatih Sultan Mehmet, II. Murat ve II. Abdülhamit bu davada en fazla gönül veren Alp Erenler oldular.II. Abdülhamit 1894 yılında Maarif Nazırlığı marifetiyle, bütün ortaöğretim kurumlarına "İstanbul Türkçesiyle eğitim yapılsın" talimatını göndermişti. Dil bir köprüdür. İnanç bir köprüdür. Tarih bir köprüdür, Bu manevi köprüleri sağlam tutarak, ortak değerlerimizi verimli ve etkin hale getirmeliyiz diye Büyük Önder Atatürk, Cumhuriyetle birlikte giriştiği büyük inkılaplarla, Türk milletini kendi kültür temellerinden haberdar kılmış ve kurduğu kurumlarla milletine büyük ufuklar kazandırmıştır. "Dil bağı öyle bir bağdır ki; vatanın hudutları koptuğu zaman bile kopmaz. Hudutlar aşırı olsa da, dil yine bizi birbirimize bağlı tutar.
Türkçe'nin çekilmediği yerler vatandır. Ancak
çekildiği yerler, vatanlıktan çıkar. Vatanının kendi gövde ve ruhu Türkçedir.
Bu bağ uzak coğrafyalardaki milyonlarca Türk'ü birbirine bağlar" diyen,
imparatorluk dili Türkçemizin vatan şairi Yahya Kemal, ne güzel dile getirmiş
gerçekleri "1984" adlı kitabın
yazarı Gorge Orwell,
1930'lu yıllarda, Dil konusunda bakın neler söylemiş: Yazışma ortamına GiRiŞ için lütfen tıklayın
Ekran çözünürlüğünüzün 1024 X 768 olması önerilir / web tasarım: tahmel
|