(TÜRK DİLİ
SÖZCÜK / KÖK / EK
Kelime,
anlamı veya görevi bulunan ve tek başına kullanılabilen ses veya sesler
topluluğudur. Kelimeler anlamlı veya görevli dil birlikleridir. Kelimelerin
genellikle anlamları vardır . dışarıda bir varlığı, bir nesneyi bir hareketi
karşılarlar. Kelimeyi okuduğumuz veya duyduğumuz zaman o varlık veya hareket
gözümüzün önünde canlanır: kitap, daktilo, koyun, kuzu, cetvel, koşmak ,
yazmak...
Ancak,
anlamı bulunmayan kelimeler de vardır: gibi, ile , ve , için , fakat, ama,
kadar vb. Bunların anlamları yoktur ve hiç bir varlığı veya hareketi karşılamazlar.
Cümlede anlamlı kelimelerle birlikte kullanılırlar. Onların manalarına yeni
ifadeler katarlar: aslan gibi, onun için gelmiştim, sabaha kadar ağladı
örneklerinde olduğu gibi.
Kelimeden
küçük ses birlikleri olan sesler, heceler, ekler ve bazı kökler tek başlarına
kullanılamadıkları halde kelimeler tek başlarına kullanılırlar.
Kelimeler
yapı bakımından ses veya ses topluluklarıdır. Tek sesli kelimelerin sayısı
azdır. Türkçede tek sesli sadece iki kelime vardır: a, o (a birader, o kişi
örneklerinde olduğu gibi .) Bunlara “e” ünlemini de dahil edebiliriz: e
kardeşim!.
1-
Kökler,
kelimelerin anlamlı parçalarıdır. Meselâ bakış kelimesinde bak köktür. Bakma işinin anlamı
bak kökü üzerindedir. Buradan bakma işi anlamını çıkarıyoruz.
2-
Kökler,
kelimelerin parçalanamayan kısımlarıdır. Meselâ bak kökü daha fazla parçalanamaz. Parçalanırsa bakmakla ilgili
anlamı ortadan kalkar.
3-
Kökler
varlıkların ve hareketlerin yalın karşılıklarıdır. Onları bir zaman, şahsa
bağlamazlar, soyut olarak ifade ederler.
4-
Kökler,
kelimelerin çekirdekleridir. Meselâ gözlemek, gözlem, gözcü, gözcülük, gözlük
kelimeleri hep göz kökünden
türetilmiştir.
GÖZ= gözlemek, gözlem, gözcü,
gözcülük, gözetmen, gözlük, gözlükçü, gözlükçülük, gözlü, gözsüz.....
5-
Her
varlık veya hareket için dilde bir kök yoktur. Birbirine yakın varlık veya
kavramlar aynı kök etrafında yapılan kelimelerle karşılanır. Meselâ ver kökünden vergi, verim, verimli,
verecek, verimlilik gibi.
6-
Kökler
eskiden beri var olan ve sonradan yapılamayan dil birlikleridir. Yeniden kök
yapılamaz. Ancak yabancı dillerden yeni kökler alınabilir. Radyo-cu, radyo
culuk vb.
7-
Dilde
iki çeşit kök vardır: isim kökleri, fiil kökleri. Çünkü kâinatta iki çeşit
varlıktan söz edebiliriz:
A- Nesne
B- Hareket
İnsan, hayvan, bitki, dağ,
orman, taş, toprak, duygu, akıl, hastalık vb. nesnelerdir. Bunların gelmesi,
gitmesi, yanması, büyümesi, tükenmesi vs. Hareketlerdir. İşte nesneler
isimlerle, hareketlerle fiillerle karşılanmaktadır.
1-
Eklerin
tek başına anlamı yoktur. Kelimelerin görevli parçalarıdır. Meselâ babam,
odunluk, tatlı kelimelerindeki –m,-luk, -lı eklerinin tek başına anlamı yoktur.
2-
Ekler
tek başlarına kullanılamazlar, ancak köke eklenerek kullanılış sahasına
çıkarlar.
3-
Kökler
kelimede kendisine uyulan, ekler ise köke uyan unsurlardır. Bu sebeple eklerin
büyük bir kısmı çok şekillidir. Çok şekillilik bakımından ekler dilimizde ya bir
şekilli , ya iki şekilli ya dört şekilli ya da sekiz şekillidir:
Bir şekilli: -m (masa-m),
İki şekilli: -an, -en (koşan, gelen),
Dört şekilli: -ıp, -ip, -up, -üp (alıp,
verip, koşup, görüp),
Sekiz şekilli: -dı, -di,
-du,-dü,-ti,-tı,-tu,-tü (yazdı, geldi, durdu, gördü, attı, gitti, sustu,
düştü),
4-
Ekler
fazla uzun olmazlar. Tek ses halinde olabildiği gibi iki heceli de olabilirler.
Üç heceli eklerimiz azdır: sarı-mtırak gibi.
5-
Türkçede
ekler ya eskiden beri ek olarak vardır ya da iki ek veya kelimenin
ekleşmesinden meydana gelmişlerdir. Meselâ gelmeli kelimesindeki –meli eki –me
ve –li eklerinin birleşmesinden meydana gelmiştir.
6-
Dilde
iki türlü ek vardır:
A. Yapım
ekleri: Kökün veya
kelimenin anlamında değişiklik yapan eklerdir. Bunlar eklendikleri kökten yeni
bir kelime meydana getirirler. Meselâ Türk kelimesinden –çe ekiyle Türkçe
kelimesi yapılmıştır. Türk bir milletin
adı, Türkçe o milletin dilinin adıdır. Dört çeşit yapım eki vardır:
1.
İsimden isim yapma ekleri: İsim kök veya gövdelerinden yeni
isimler yapan eklerdir: yıl-lık, köy-lü, balık-çı, kuzu-cuk, ev-cil vb.
2.
İsimden fiil yapma ekleri: Isim kök veya gövdelerinden fiil
türeten eklerdir: gece-le-mek, duru-l-mak, tür-e-mek, boz-ar-mak vb.
3.
Fiilden isim yapma ekleri: Fiil kök veya gövdelerinden isim
türeten eklerdir: aç-mak, gel-me, düş-üş, geç-im, düş-kün, sırıt-kan vb.
4.
Fiilden fiil yapma ekleri: Fiil kök veya gövdelerinden fiil yapan
eklerdir: al-ın-mak, gül-üş-mek, yat-ır-mak vb.
B.
Çekim
ekleri: Kökün veya
kelimenin anlamında değişiklik yapmayıp kelimeleri kullanılış sahasına
sokan eklerdir. Çekim ekleri anlama etki
etmezler, köke ve kelimeye yeni bir anlam katmazlar. Fakat bir ifade katarlar.
Bu ifade öteki kelimelerle münasebet ifadesidir. “Ev-den geldim.” Cümlesindeki
–den eki münasebet ifadesidir ve evin anlamını değiştirmemektedir.
1.
Çoğul
eki: İsimlerin çokluk
şekillerini ifade eder: -lar, -ler: kitap-lar, çocuk-lar, araba-lar, ev-ler,
gece-ler, sergi-ler vb....
2. Iyelik ekleri: “İye” Türkçede “sahip” anlamına gelir. İyelik ekleri ismin karşıladığı nesnenin bir kişiye veya nesneye ait olduğunu gösteren çekim ekidir. Bunlar nesneyi nesneye, yani ismi isme bağlayan eklerdir. İyelik ekleri altı şahsa göre çekimlenebilmektedir: yani getirildikleri isimlerin ben, sen, o ,biz, siz, onlar şeklindeki sahipliklerini ifade ederler.
Baba-m defteri-m
Baba-n defter-in
Baba-sı defter-i
Baba-mız defter-imiz
Baba-nız defter-iniz
Baba-ları defter-leri
3.
Hal
ekleri: Bu ekler ismi
bazen isme, bazen fiile bazen de edata bağlar:
Okul-a gitti. Evden gelmiş. (fiile
bağlamış)
Kitab-ın kapağı bahçe-nin yolu (isme bağlamış)
Orman-a karşı sen-in kadar (edata bağlamış)
Türkçedeki isim hal ekleri şunlardır:
a. Yalın hal: İsmin başka bir kelimeye bağlı olmadığını gösteren haldir. Tekil, çoğul ve iyelik şekli yalın haldir: okul, baba-sı, yollar.. okul teklik yalın hali, yollar çoğul yalın hali, babası iyelik yalın halidir. Demek ki, yalın hal isimlerin hal eki getirilebilen şekilleridir.
b.
İlgi
hali:
(-ın, -in, -un, -ün, -nın, -nin, -nun, -nün)
Çocuğ-un defter-in
Evler-in anne-nin
Yol-un masa-nın
Yokuş-un akıl-ın
Onlar-ın uykusu-nun
c.
Yükleme
hali: (-ı, -i, -u, -ü)
Kapı-yı taşlar-ı
Babam-ı göz-ü
Yol-u sözlerim-i
ç. Yönelme hali: (-a, -e)
okul-a bakkal-a
dağlar-a biz-e
d.
Bulunma
hali: (-da, -de, -ta, -te)
Ev-de çocuk-ta
Tepeler-de akıl-da
e.
Ayrılma
hali:
(-dan, -den, -tan, -ten)
Karşı-dan soy-dan
Biz-den türk-ten
Çiçek-ten bilenler-den
f.
Beraberlik hali: (-la, -le)
Gönül-le kalbimle
Araba-y-la ekmek-le
g.
Eşitlik
hali: (-ca, -ce, -ça, -çe)
İnsan-ca on-ca
Ben-ce ardın-ca
h.
Direktif
hali:
(-ra, -re, -arı, -eri)
Son-ra iç-eri
Dış-arı il-eri
4.
Soru
eki: ( mı, mi, mu, mü)
Okul mu çocuk
mu
Öğrenciler mi rüya mı
TÜRKÇEDE YENİ KAVRAMLARI KARŞILAMA YOLLARI
Türkçede yeni varlıkları ve
kavramları karşılamak için birkaç yol vardır. İhtiyaç hasıl olduğunda bu
yollardan birine baş vurulmaktadır.
A. KELİME
TÜRETMEK
Türkçenin en tabii, en işlek, en
geniş yeni kelime kazanma yoludur. Kelime türetmek köklerden yapım ekleri ile
görevden yapmak demektir. Eklemeli bir dil olan Türkçenin çok zengin bir kelime
yapma mekanizması vardır. Türkçenin her tipte pek çok olan yapım ekleri ile
sayısız kelimeler yapılabilir. Türkçenin bu imkânı her zaman açıktır. Ancak bu
imkânın iyi, doğru ve yerli yerinde kullanılması gerekir. Bu husustaki ölçü
yeni yapılan kelimede hiç bir sunilik bulunmaması, hissedilmemesidir. Böyle bir
kelimeyi ilk defa elbette bir şahıs yapmış ve dile sürmüştür. Fakat kaidelere
ve şartlara öyle uygun yapılmıştır ki, herkes onun yeni değil eskiden beri
var olan bir kelime olduğunu zanneder. Demek ki, yeni kelimenin sağlam olması
için dilde yadırganmaması, yapma hissini uyandırmaması, tereddütler
yaratmaması, itiraz ve isyan sesleri doğurmaması gerekir. Dil, onu sanki
kendiliğinden ortaya çıkarmış gibi olmalıdır.
Türemiş kelimeler, bir kelime kökü
ile bir veya birkaç yapım ekinden meydana gelir. Çekim sırasında yeni kelimeler
meydana getirilirken, kök asla değişmez. Kelime kökünden önce, başka dillerde
olduğu gibi ön ekler getirilmez. Dilimizde kelime türetmesi ancak köklerin
sonuna birtakım ekler getirilmek suretiyle yapılabilir.
Kelime kökleri isim veya fiil
olduğuna göre, türetme ekleri isme ilave edilenler ve fiile getirilenler olmak
üzere iki büyük bölüme ayrılırlar. Sonra bunlar, meydana getirdikleri kelimenin
isim veya fiil oluşlarına göre de ikiye bölünürler. Böylece kelime yapma
ekleri;
a.
isimden
isim yapma ekleri
b.
isimden
fiil yapma ekleri
c.
fiilden
isim yapma ekleri
d.
fiileden
fiil yapma ekleri
olarak dört gruba ayrılır.
Ekler ayrıca, işlek (canlı), az
işlek ve işlek olmayan olmak üzere üçe ayrılırlar. Bir dilde yeni kelimeler
ancak canlı eklerle meydana getirilebilirler. Bu durum dil ilminin değişmez
prensibidir. Bazen az işlek bir ekin canlılık kazandığı görülebilir. Fakat bu
nadir bir haldir ve şahısların eseri değildir. Halkın bilmeden fark etmeden
yaptığı, dil kanunlarına uygun olarak kendiliğinden meydana gelen bir
keyfiyettir.
Yeni teşkil edilen kelimeler dil kurallarına uygun oldukları yani canlı eklerle ve ekin fonksiyonu ile manasına aykırı olmadan meydana getirildikleri takdirde doğrudurlar.
B. KELİME
GRUBU YAPMAK
Dilde yeni kavramları karşılamanın
bir yolu da kelime grubu yapmaktır. Bu yol, dilde var olan kelimelerden bir
terkip yaparak yeni ihtiyaçları karşılama yoludur. Bu yol, dilin yeni
kavramları karşılamada kullandığı çok tabii ve güzel bir yoldur. Ancak bunda
varlığı veya kavramı tek kelime ile değil, birden fazla kelime ile ifade etme
durumu vardır. Tabii her nesne de böyle iki kelime ile karşılanmaya uygun
olmayabilir. Onun için kelime grubu yapma yolu, imkânları geniş olmayan bir
yoldur:
Demiryolu bilirkişi uçaksavar gecekondu su
yılanı
Başkent olağanüstü bilgisayar sivrisinek ses uyumu
C. YABANCI
KELİME ALMAK
Yabancı kelime almak yeni bir
nesnenin veya kavramın, geldiği yerden ismini de beraber almak demektir. Alınan
yabancı kelime ya dilde karşılığı hiç
olmayan kelimedir ya da dilde karşılığı olan fazladan bir kelimedir.
Birinci halde, yeni bir nesne veya
kavramla karşılaşılır. Dilde onun kelimesi yoktur. Bu durumda ilk tabii yol
onun ismini de beraber almaktır:
Ayet gazel cami otomobil radyo telefon
Televizyon motor banka posta telekom
Özellikle eşyaların beraberinde
getirdiği kelimelerin dile süratle girme ve yayılma gücü vardır. Eğer adını
önceden hazırlamamış ve o adla girişi sağlamamışsanız, eşyanın kendi kelimesini
beraber getirmesine engel olamazsınız. Zaten hazırlıklı olmak da kolay
değildir. Yenilik ve kelime çok defa
dili ansızın bastırır.
İkinci olarak dilde, karşılığı
mevcut olsa da yine fazladan kelime girebilir. Böyle kelimelerde çeşitli
etkenler rol oynar. Bunların başlıcaları çeşit ve değişiklik arzusu, özenme,
taklit, nüans, kısalık, yaygınlık, kibarlık ve tesadüf olarak sıralanabilir.
Fakat hepsinin ortak bir sebebi vardır ki o da kültür ilişkileri, dil
alış-verişleridir. Kültür ve medeniyet tesirlerinden kaçmak mümkün değildir.
Şüphesiz en iyisi bir dilin kendi kaynağından beslenmesidir. Ancak dile yabancı
kelime girmiş diye yakınmaya da lüzum yoktur. Yabancı kelime almak değil,
yabancı gramer kuralı almak tehlikelidir.
Esasen yüzde yüz saf dil yoktur.
Dillerde yabancı asıllı kelimeler daima bulunur. Ayrıca dil o kelimeleri kendi yapısına uydurur:
Hendese-geometri teşekkür-mersi yemiş-meyve
Siyaset-politika teminat-garanti iktisat-ekonomi
Türkiye Türkçesi için cumhuriyetten
sonra Arapça ve Farsçadan kelime alma yolu tamamıyla kapanmıştır. Buna karşılık
bugün batıdan gelen kelimelere karşı açıktır.
Yabancı kelime almak son derece
kolay bir yoldur. Onun için de bu kestirme yolun önüne kolay kolay
geçilememektedir. İstense de istenmese de her dile bu yolla pek çok kelime
girmektedir. Hele günümüzdeki iletişim teknolojisi bunu iyice artırmış
bulunmaktadır.
Ç. KELİME
DİRİLTMEK VE DERLEMEK
Dilde yeni kelime için
başvurulabilecek iki kaynak daha vardır. Bunlardan biri, eski yazı dili
devreleri, diğeri yaşayan şiveler, ağızlardır.
Eski yazı dilinin unutulmuş
kelimeleri tekrar dile kazandırılabilir:
Kamu subay yargı nitelik tartışmak görkem
Savcı tanık köken nicelik arıtmak sonuç
Diğer taraftan kültür dilinde
bulunmayan fakat ağızlarda yaşayan bazı kelimeler de yazı diline alınabilir:
aylak onarmak deprenmek asalak yitirmek
doruk yozlaşmak denetlemek alan güleç
Ancak bu diriltme ve derleme yolu
sanıldığı kadar kolay bir yol değildir. Eski kelimeler çok defa ölmüşlerdir.
Ayrıca metinlerden çıkarılan şekilleri, eski devrin fonetik değerini taşır. Böylece bugünkü dil için işlenmiş sayılmazlar. Bu sebeple onların diriltilmesi çok
güçtür, büyük gayret ister. Bu, bütün millete yeniden kelime öğretmek demektir.
Ağızlardan edebî dile kelime
geçirmek de öyle pek kütle halinde ve kolay olmamaktadır. Çünkü bir ağızda bir
şekil, başka bir ağızda başka bir şekil vardır. Ayrıca yazı dili kelimeleri
gibi her bölge için geçerli olacak uygun ve fazla kelime bulmak da kolay
değildir. Ve bu da bütün milletin yeniden kelime öğrenmesi demektir.
Kısacası her iki kaynaktan faydalanmak da ancak sınırlı bir ölçüde mümkündür. Fakat dil inkılabı ile Türkçemize her iki kaynaktan bir hayli kelime kazandırıldığını da unutmamak gerekir. Gerçi sadeleştirme çalışmaları sırasındaki ihtiyaç dolayısıyla netice alınması mümkün olmuştur.
Vurgu en kısa tarifi ile kuvvetli
söylenmedir. Kelimelerde ses bütünlükleri olarak heceler vardır. Bu topluluklar
arka arkaya söylenerek kelimeler ve dili ortaya çıkarırlar. Demek ki
kelimelerin telaffuzu hecelerin arka arkaya söylenmesidir.
İşte bu söylenişte her hecenin
üzerine aynı kuvvetle basılmaz. Kelimeler ve cümleler dalgalı, inişli çıkışlı
bir seyir takip eder. Bu dalgalar, bu iniş çıkışlar ise bazı hecelerin
diğerlerinden daha kuvvetli söylenmesi ile olur.
Kelimede kuvvetli söylenen hece
üzerindeki baskıya vurgu adı verilir. Vurgulu hece, üzerine basılan, üzerine
vurulan hece demektir.
Türkçe yumuşak vurgulu, hafif dalgalı
bir dildir. Türkçenin vurguları bu sebeple çok dikkat ister.
Vurguyu
bulma usulü:
Türkçe kelimelerde vurgunun hangi
hecede olduğunu anlamak için bir usul vardır. O usul şudur: kelimenin her
seferinde bir hecesi mübalağalı bir şekilde kuvvetle söylenir. Hangisi
yadırganmazsa vurgu o hece üzerinde demektir. Mesela yumurta kelimesini alınız.
Göreceksiniz ki ta hecesini kuvvetlendirerek söylemek kulağa aykırı
gelmemektedir. Şu halde vurgu son hecededir.
Türkçe
kelimelerde vurgu durumu şöyledir:
1. Türkçede kelime ne olursa olsun,
bütün hitaplarda vurgu daima ilk hecede bulunur: arkadaş, dağlar, kumandan,
Atatürk gibi seslenmelerde vurgu daima ilk hecede bulunur ve kuvvetlidir.
Kelimenin asıl normal vurgusu sonda da olsa hitapta mutlaka başa alınır: Örümcek.
2. Türkçede orta hece ve heceler
vurgusuzdur.
3. Türkçede vurgu esas itibarıyla ya
son hecede veya ilk hecede bulunur. Vurgu
son hecede ise başta, ilk hecede ise sonda ikinci derecede bir vurgu
bulunur.
4. Türkçede umumi olarak,
kelimelerin en büyük kısmında vurgu son hecededir: yatırım, açık, çekingen
kelimelerinde vurgu sondadır.
5. Buna mukabil yer adlarında,
bütün coğrafi isimlerde vurgu ilk hecede olur: Ankara, Kurtuluş, İsveç, Avrupa
gibi kelimelerde vurgu ilk hecededir.
6. Yalnız –istan eki ile biten
coğrafi isimlerde vurgu yine sona alınır: Özbekistan, Türkmenistan, Bulgaristan
gibi kelimelerde vurgu son hecededir.
7. Sonu –ya ile biten yer adlarında
vurgu sondan bir evvelki hecede bulunur: Sakarya, Mudanya, Almanya. Sonu a ve e
ile biten yer adları da böyle istisnalar görülür: İngiltere, Ukrayna gibi
kelimelerde vurgu sondan bir önceki hecededir.
8. Türkçede henüz tam benimsenmiş,
üzerinde az zaman geçmiş yabancı isimlerde ve kelimelerde vurgu ilk hecede
bulunur: Hitler, banka, radyo, posta gibi kelimelerde vurgu ilk hecededir.
9. Türkçede çok yerleşmiş yabancı
asıllı isimlerde vurgu son hecede bulunur: İsmail, Ömer, Mehmet gibi.
10. Türkçede bazı ekler vurgusuzdur ve vurguyu önlerindeki heceye atarlar. Mesela uyuma, insanca, kalkmadan kelimelerinde vurgu ma, ca, madan eklerinde önceki hecededir.
YAPIM EKLERİ
İsimden isim yapma ekleri, isim kök ve gövdelerine getirilerek onlardan yeni
isimler yapan eklerdir.
Bu eklerle yapılmış isimlerin manaları bir önceki ismin manasına çok yakından
bağlı olur. Genellikle getirildiği isimle ilgili yer, meslek, topluluk, vasıf,
bağlılık, aitlik vb. isimleri gibi kelimeler yaparlar.
1. –lık,-lik,-luk,-lük
a. Yer isimleri yapar. Bu isimler nesnenin mekanını veya çok bulunduğu
yeri ifade ederler: taş-lık, orman-lık, boş-luk, kömür-lük, koru-luk, gül-lük,
ekin-lik gibi.
b. Alet isimleri yapar. Bunlar nesne ile ilgili bir alet bir eşya ifade
ederler: baş-lık, göz-lük, söz-lük, gece-lik, korku-luk gibi.
c. Topluluk isimleri yapar. Bu isimler yapıldıkları isimlerle ilgili bir
topluluk, bir bütünlük ifade ederler: genç-lik(gençlerin bütünü), türk-lük
(türklerin topluluğu, bütünü) gibi.
d. Vasıf isimleri, yani sıfat yapar: gün-lük, yıl-lık, hediye-lik,
kira-lık, kış-lık, adım-lık gibi.
e. Soyut isim yapar: güzel-lik, iki-lik, müdür-lük, temiz-lik gibi.
Bu ekin bir özelliği de bazen çekim eklerinden sonra gelerek isim yapmasıdır:
gün-de-lik, on-da-lık gibi.
2. –cı,-ci,-cu,-cü,-çı,-çi,-çu,-çü
Bu eklerin başlıca fonksiyonu meslek ve uğraşma isimleri yapmaktır (Osmanlıcada
başlangıçta c’li ve yuvarlak şekilleri yoktu.): av-cı, eski-ci, yol-cu, göz-cü,
aş-çı, bek-çi, ok-çu, süt-çü gibi.
3. –lı,-li,-lu,-lü
Esas fonksiyonu sıfat olarak kullanılan vasıf isimleri yapmaktır. Kısaca ek ve
sahiplik ya da bağlılık ifade eder.
Sahiplik görevinde bir kendinde bulundurma ifadesi belirtilir: baş-lık,
kilit-li, su-lu, ölüm-lü gibi.
Bağlılık fonkisyonunda da bir mensup olma ifadesi göze çarpar: Ankara-lı,
lise-li, köy-lü gibi.
4. –sız,-siz,-suz,-süz
Bu ek –lı,-li,-lu,-lü ekinin olumsuzudur. Onun için menfi isim eki veya menfi
sıfat eki adı ile de anılır: taş-sız, iş-siz, su-suz, görgü-süz gibi.
Bu ek nadir olarak bir çekil eki olan iyelik ekinden sonra da
kullanilabilir: annem-siz, babam-sız gibi.
5. -ki
Bu ek aitlik eki adını alır. Başlıca fonkisyonu içinde blunma, bağlılık, ve
aitlik ifade etmektir. Bu fonkisyonla sıfat ve zamir yapar: şimdi-ki, karşı-ki,
sonra-ki, öte-ki, beri-ki, evvel-ki, dün-kü, gece-ki gibi.
İkinci kullanışı –da,-de,-ta,-te, çekim ekinden sonraki kullanılışıdır:
bende-ki, yerde-ki, aşağıda-ki, sende-ki, evde-ki, üniversitede-ki, gibi.
Üçüncü kullanışı –ın,-in,-un,-ün,-nın,-nin,-nun,-nün çekilm ekinden sonra
getirilmesidir: benim-ki, yolcunun-ki, adamın-ki, evin-ki, arkadaşımın-ki gibi.
Bu ekin bazı örneklerde –kü şekli de görülür: dün-kü, bugün-kü, gönülün-kü
gibi.
6.-cık,-cik,-cuk,-cük
Bu ek Türkçenin çok işlek küçültme ve sevgi ekidir. Bu iki fonksiyon bazen bir
arada, bazen da tek başına görünür: baba-cık, dudak-cık, kısa-cık, Mehmet-cik,
göl-cük, tosun-cuk gibi.
Bu
ek bazı kelimelerde kendisinden önce gelen ünsüzü düşürür: ufa-cık (ufak-cık),
küçü-cük (küçük-cük) gibi.
Bu ek bazen da önüne bir vokal
alır: bir-i-cik, az-ı-cık gibi.
Bu ekin bir özel kullanılışı da -ca, -ce,
-ça, -çe çekim ekinden sonra gelmesidir: usul-ca-cık, yavaş-ça-cık, ufa-cı-cık
gibi.
Bu ekin özellikle sevgi fonksiyonu çok
işlek durumdadır. Bu fonksiyonuyla en çok iyelik eki getirilerek pek geniş
ölçüde kullanılır: anne-ciğ-i-m, kardeş-ciğ-i-m, Ahmet-ciğ-i-m gibi.
7.
–cak, cek
Bu
da ikinci bir sevgi ve küçültme ekidir: kuzu-cak, yumur-cak, demin-cek,
sevdi-cek gibi.
8.
–cığaz, -ciğez, -cuğaz, -cüğez
Bu ek
küçültme ve sevgiden başka zavallılık da ifade eder. Acıma, şefkat ve merhamet
gösterir: bey-ci-ğez, yavru-cuğaz, kız-cığaz gibi.
9.
–cağız, -ceğiz
Küçültme
ve sevginin dışında acıma da ifade eder. Yalnız bu acıma ekinin zavallılık
fonksiyonu daha kuvvetlidir: kız-cağız, hayvan-cağız, ev-ceğiz, köy-ceğiz gibi.
Bu
ekin bir de şu-n-cağız, o-n-cağız gibi kullanışları vardır.
10.
–ca, -ce, -ça, -çe
Bu
ek aslında çekim ekidir: insan-ca, yavaş-ça örneklerinde olduğu gibi.
Ancak
sonradan klişeleşerek veya fonksiyon değiştirerek yapım eki hâline gelmiştir.
Yapım eki olarak fonksiyonu dil isimleri yapmaktır: Alman-ca, İngiliz-ce,
Türk-çe, Arap-ça gibi.
Bu
ek bazen da klişeleşmiş olarak, kalıplaşmış olarak ayrı isimler yapar: ala-ca,
kara-ca, ak-ça gibi.
Böyle
klişeleşmiş şekli bilhassa yer isimlerinde çok görülür: Sütlü-ce,
Kanlı-ca, Çamlı-ca, Derin-ce, Yeni-ce gibi.
11.
–daş, -taş
Başlıca
fonksiyonları eşlik, ortaklık ve mensubiyet, bağlılık ifade etmektir:
ırk-taş, arka-daş, din-daş, soy-daş, meslek-taş, sır-daş, ülkü-daş gibi.
12.
–ncı, -nci, -ncu, -ncü
Sayı
isimleri yapmakta kullanılır. Fonksiyonu asıl sayı isimlerinden sıra, derece
ifade eden sayı isimleri yapmaktır: bir-i-nci, iki-nci, yüz-ü-ncü gibi.
Sayılar
dışında yine sıra ifade eden bir iki kelimede de bu ek görülebilir: kaç-ı-ncı,
orta-nca, son-u-ncu gibi.
13.
–ar, -er, -şar, -şer
Fonksiyonu
asıl sayı isimlerinden dağıtma, bölme, ayırma sayı isimleri yapmaktır: bir-er,
dörd-er, elli-şer gibi.
14.
–z
Sayı
ismi yapan eklerden biridir. Daha çok birden ona kadar olan sayılar arasında
kullanılır. Fonksiyonu yakınlık, eşlik ifade eden topluluk isimleri yapmaktır:
iki-z, dörd-ü-z, yedi-z gibi.
15.
–sı, -si, -su, -sü
Bir
iki kelimede görülür. Benzerlik, gibilik ifade eder: çocuk-su, kadın-sı gibi.
16.
–msı, -msi, -msu, -msü
Bu
ek de benzerlik ve gibilik ifade eden bir ektir. Bilhassa renk ve tat
isimlerinde çok kullanılır: ağac-ı-msı, ekşi-msi, mor-u-msu, acı-msı gibi.
17.
–mtrak
Bu
ek de benzerlik ve gibilik ifade eden eklerden biridir: acı-mtrak,
beyaz-ı-mtrak gibi.
18.
–rak, -rek
Bu
ek karşılaştırma ekidir. “Daha çok” ifadesi taşır. Bir iki kelimede kalmıştır:
ufa-rak (ufak-rak), küçü-rek (küçük-rek), yeğ-rek (daha iyi) gibi.
19.
–lı (-li, -lu, -lü) ........-lı ((-li, -lu, -lü)
Çift
kullanışlı bir ektir. Bu arada bulunma ifade eder. Kısacası “ve” mânâsına
gelir: iri-li, ufak-lı, gece-li, gündüz-lü, ana-lı, baba-lı, sağ-lı, sol-lu
gibi.
20.
–layın, -leyin
Bu
ek eskiden gibilik, eşitlik ifade eden bir çekim eki idi. Bugün birkaç vakit
isminde görülür: sabah-leyin, gece-leyin, akşam-leyin gibi.
21.
–cılayın, -cileyin
Bu
ek de eskiden bir eşitlik çekim eki idi. Bugün bir yapım eki gibi klişeleşip
kalmıştır. Bazı zamirlerde görülür: ben-cileyin, sen-cileyin, bu-n-cılayın
gibi.
22.
–an, -en
Bu
ek işlek değildir. Ancak bir iki kelimede görülür: oğul-an (oğlan), er-en,
kız-an gibi.
23.
–kek
Bu
da işlek olmayan bir ektir. Belki sadece er-kek kelimesinde vardır.
24.
–kan
İşlek
olmayan bir ektir: baş-kan kelimesinde vardır.
25.
–ç
İşlek
değildir, ana-ç, ata-ç, baba-ç kelimelerinde vardır. Kuvvetlendirme fonksiyonu
mevcuttur.
26.
–ka, -ge
İşlek
olmayan bir ektir. Kökün dışındaki mânâsını ifade eder. Yani bir dışındalık
fonksiyonu vardır. Aynı mânâya gelen iki kelimede görülür: baş-ka, öz-ge.
27.-
cıl, cil, -cul, -cül, -çıl, -çil, -çul, -çül
Sadece
üç beş örnek görülür. Benzetme ve mübalâğa ifadesi taşır: ev-cil, ben-cil,
balık-çıl, tavşan-cıl, ölüm-cül, kır-çıl, ak-çıl, insan-cıl, av-cıl gibi.
28.
–dırık, -dirik, -duruk, -dürük
Birkaç
kelimede görülür. Âlet isimleri yapar: boyun-duruk, çiğin-dirik (omuzluk),
eğin-dirik (sırt örtüsü, şal) gibi.
29.
–man, -men
Mübalâğa
ve benzerlik ifade eder. Üç beş kelimede görülür: ak-lan, koca-man, kara-man,
küçü-men (küçük-men) gibi.
30.
–aç, -eç
Benzetme
ve ilgi ifadesi taşır: top-aç, kır-aç, boz-aç (boza çalan, boz renginde)
kelimelerde olduğu gibi.
31.
–şın, -şin
Renk
isimlerinde görülür. Yakınlık, benzerlik ifade eder: sarı-şın, kara-şın,
gök-şin gibi.
32.
–ak, -ek
İşlek
değildir. Bir iki kelimede görülür. Benzerlik ifade eder: top-ak, sol-ak,
ben-ek gibi.
33.
–k(a), -k(e)
İşlek
değildir. Benzerlik ifade eder: top-u-k, bala-k, bebe-k gibi.
34.
–z
İlgi,
benzerlik ifade eder: top-u-z gibi.
35.-t
Denklik
ifade eder: yaş-ı-t, eş-i-t gibi.
36.
–tı, -ti, -tu, -tü
Yalnız
tabiat taklidi kelimelerde kullanılan işlek bir ektir: parıl-tı, zangır-tı,
gürül-tü, fokur-tu, kütür-tü gibi.
37.
–az, -ez
İlgi
ifade eder: ay-az kelimesinde vardır.
38.
–ay, -ey
İlgi
ifade eder: gün-ey, kuz-ey (kuz-ay) gibi.
39.
–l (-ıl, -il)
Benzerlik
ifade eder: yeş-i-l, kız-ı-l gibi.
40.
–sıl, -sil, -sul, -sül
Benzerlik,
ilgi ifade eder: yok-sul kelimesinde bu ek vardır.
41.
–sal
Yer
ifade eder: kum-sal kelimesinde vardır.
42.
–gıl, -gil, -gul, -gül, -kıl, -kil, -kul, -kül
İlgi
ifade eder: kır-kıl, iç-kil, dört-gül, gibi az kullanılan birkaç kelimede
vardır.
Bu
ekin –gil şekli bugün bilhassa ağızlarda aile ve ev ismi yapmakta çok işlektir:
Ali-gil, Uşaklı-gil, ablam-gil gibi.
43.
–la, -le
İşlek
değildir. Kış-la, yay-la kelimelerinde görülür.
Yabancı Ekler:
Türkçeye bazen yabancı dilden ekler de geçmektedir. Bu ekler önce kendi
kelimeleri ile geçmekte, sonra Türkçe kelimelere de sıçrayabilmektedir.
Bunlardan iki örneği burada gösterebiliriz:
-i
Aslında
Arapça’dan geçen nisbet î’sidir. Türkçe kelimelerin sonuna gelerek bazen
isimden isim yapma eki şeklinde kalıplaşmıştır: armudi, gümüşi, kurşuni,
varsağı gibi.
-al,
-el
Türkçeye
batı dillerinden gelen –al, -el, eki de yaygınlışmaktadır: sosyal, kültürel’in
yanında ulus-al, siyas-al, yer-el, bölge-sel gibi.
Kalıplaşmalar, Kısaltmalar: Türkçede bazı kalıplaşmalar ve kısaltmalar da göze
çarpabilir. Örneğin Fatoş, Memoş, İbiş, minnoş gibi kısaltmalarda bir “ş”
unsuru görürüz. Bu bir ek değildir, türeme bir ses durumundadır.
Öte
yandan şappadak, cuppadak, pattadak gibi
ses taklidi kelimelerde de benzer bir –dak, -dek ‘li unsur görülür.
Şüphesiz bu da bir ek değildir ve bu kelimeler ayrı ayrı paralel ses taklitleridir.
İsimden fiil yapma ekleri isim kök ve gövdelerinden fiil yapmak için kullanılan
eklerdir. Fakat bu ekler gövdelerden fiil yapmakta çok az kullanılır, daha çok
köklerden fiil yaparlar. Gövdelerden yapılan çok az sayıdaki fiillerde de ancak
çok işlek olanları kullanılabilir. Ayrıca eklendikleri gövdeler genellikle
işlek olmayan eklerle yapılmış gövdelerdir.
Bu eklerin ayrı ayrı belirli fonksiyonları yoktur. Hepsinin ortak fonksiyonu
isimleri fiilleştirmektir. Yapılan fiilde bu ekler değil, isim kökü mânâyı
tayin eder. Bu ekler böylece isimlerden onlarla ilgili fiiller yapmış olurlar.
Başlıca isimden fiil yapma ekleri şunlardır:
1.
–la, -le
Bu ek Türkçenin en işlek isimden
fiil yapma ekidir. İsimden fiil yapma sahasına hâkim
olan başlıca ek durumundadır. Hem olma, hem yapma ifade eden fiiller yapar:
baş-la, taş-la, el-le, gece-le, üf-le, hafif-le gibi.
Bu ekle yapılan bazı fiillerin kendileri kullanılmayıp, onlardan fiilden fiil
yapma ekleriyle meydana getirilen şekilleri kullanılır: can-la-n, bir-le-ş,
kir-le-t gibi.
Bu ek orta hecede kaldığı için çekim sırasında bazen vokali değişir: bek-li-yen
(bek-le-yen) gibi.
2.
–al, -el
Bu ek genellikle sıfatlardan fiil yapar.
Yaptığı fiiller yalnız “olma” ifade eder: sağ-al, dar-al,
kör-el, yön-el gibi.
3.
–l
Sıfatlardan olma ifade eden fiiller
yapar: ince-l, sivri-l, duru-l gibi.
4.
–a, -e
Fazla işlek değildir. İsimlerden yapma
veya olma ifade eden fiiller yapar: yaş-a, kan-a, tür-e,
dil-e gibi.
Çekim sırasında orta hecede kalınca ve y tesiriyle bu ek de değişebilir:
yaş-ı-yor, kan-ı-y-an gibi.
5.
–ı, -i, -u, -ü
İşlekliği kaybolmuştur. Birkaç kelimede
klişeleşmiş olarak görülür: taş-ı, uz-u (uz-un),şak-ı gibi.
6.
–ar, -er
İşleklik sahası sınırlıdır. Daha çok renk
isimlerinden fiil yapar: ağ-ar, göğ-er, kız-ar, yeş-er
gibi.
7.
–da, -de, -ta, -te
Ses taklidi isimlerden fiil yapmakta çok
işlektir: fısıl-da, ışıl-da, gürül-de, fingir-de gibi.
Tabiat taklidi kelimeler hep l,r,y gibi
sedalı ünsüzle bittiği için bu ekin hep d’li şekilleri kullanılmaktadır.
8.
–kır, -kir, -kur, -kür
Bu ek de ses taklidi kelimelerden fiil
yapmakta kullanılan bir ektir. İşlektir, fakat ses taklitleri ile sınırlıdır:
hay-kır, tü-kür, çem-kir (terslenme) gibi.
9.
–k, -ke
Bugün yalnız birkaç kelimede görülür:
ac-ı-k, gec-i-k, bir-i-k gibi.
10. –r
şlek değildir. Deli-r, beli-r, üfü-r gibi
birkaç fiilde görülür. Fakat ses taklidi isimlerden fiil yapmakta oldukça
işlektir: bağ-ı-r, geğ-i-r, an-ı-r, aksı-r, öksü-r, hapşı-r gibi.
11. –sa, -se
İşlek değildir. Birkaç kelimede görülür:
su-sa, garip-se, yük-se, mühim-se gibi.
12. –msa, -mse
İşlek değildir, üç beş kelimede görülür:
az-ı-msa, ben-i-mse, küçü-mse gibi.
13. –ırga, irge
İşlek değildir. Bir iki fiilde görülür:
yad-ırga, es-irge gibi.
Fiilden isim yapma ekleri fiil kök ve
gövdelerinden isim yapmak için kullanılan eklerdir.
Bu eklerin sayısı çok fazladır. En kalabalık yapım ekleri bunlardır. Bu da
Türkçenin fiilden isim yapmaya çok yatkın bir dil olduğunu göstermektedir. Aynı
zamanda Türkçede isimlerin büyük kısmının hareket vasfı ile belirtilen isimler
olduğunu ortaya koymaktadır. Türkçe gibi fiile dayanan bir dil için bu da pek
tabiîdir.
Bu eklerin sayıları gibi işleklikleri ve kullanış sahaları da çok geniştir.
İçlerinde işleklik ve genişlik bakımından çekim eklerine yakın olanları çoktur.
Bu eklerin bir kısmının belirli fonksiyonları vardır. Bir kısmının ise
fonksiyonları belirsizdir.
Başlıca fiilden isim yapma ekleri şunlardır:
1.
–mak, -mek
Bek bütün fiilden isim yapma eklerinin
başında gelir. İşleklik derecesi en geniş bir ektir. Bütün fiil kök ve gövdelerine
getirilir.
Fonksiyonu hareket ismi yapmaktır. Fiil kök ve gövdelerine getirilerek onları
kullanış sahasına çıkarırlar: aç-mak, yaz-mak, oku-mak, uyu-mak, gör-mek,
bekle-mek, çekil-mek, düşün-mek, sürüklen-mek, ilikle-mek gibi.
Bu ekle yapılan isimler sıfat olarak kullanılamazlar.
Bu ek fiillerin geçici hareket ismini yapar. Bu isimler ancak çok nadir olarak
klişeleşip kalıcı nesne ismi olurlar: ye-mek, çak-mak gibi.
Bu ekin bir özelliği de sonuna iyelik eki almamasıdır: bilmeğ-i-m, gez-meğ-i-n
şekilleri kullanılmaz.
2.-ma, -me
İşleklik sahası bütün fiil kök ve gövdelerini içine alan bir ektir.
Bu ekin fonksiyonu iş isimleri yapmaktır: yaz-ma, oku-ma, git-me, yaklaş-ma, oyalan-ma,
püskürt-me, ezdir-me, açıklan-ma, veriştir-me gibi.
-mak, -mek’te yürüyen canlı bir hareket ifadesi vardır. –ma, -me’de ise
bu hareketle yapılan iş anlatılır: yürümek-yürüme, kapamak-kapama gibi.
Dolayısıyla –ma, -me’de daha belirli bir isim olma vasfı vardır. Bu sebeple
böyle isimler –mak, -mek’lilerden daha fazla kalıcı nesne ismi olmaya
elverişlidirler: dondur-ma, yaz-ma (eser), dol-ma (yiyecek), iç-me nesne
isimleri gibi.
Bu ekle yapılan isimler iş isimlerinden başka, bazen kalıı niteliği dolayısıyla
sıfat olarak da kullanılabilirler: dol-ma kalem, süz-me göz, kar-ma liste.
3.-ış, -iş, -uş, -üş
Bu ek de bundan önceki iki ek gibi en işlek fiilden isim yapma eklerinden
biridir. Bu son ikisi yalnız i-mek fiiline getirilmez. Diğer bütün fiillere
gelirler. Fonksiyonu iş ismi yapmaktır: al-ış, yürü-y-üş, çekil-iş, otur-uş
gibi.
Bu ekle yapılan isimler de sıfat olarak kullanılmazlar.
4.-m
Bu ek kalıcı nesne ismi yapan işlek fiilden isim yapma eklerinin başında gelir.
Fiille ilgili çeşitli nesnelerin ismini yapar: al-ı-m, uçur-u-m, geç-im,
öl-ü-m, biç-i-m gibi.
5.-k (ka), -k (ke)
Bu ek çok işlek bir fiilden isim yapma ekidir. Harekete uğramış olan, o hareketten
doğmuş bulunan veya hareketi yapan çeşitli nesnelerin isimlerini meydana
getirir: aç-ı-k, düş-ü-k, dile-k, yat-ı-k, buruş-u-k, yuvarla-k, ele-k gibi.
6.-ak, -ek
Bu ek de çok işlek bir ektir. Fiilin tesirinde kalan çeşitli nesnelerin
isimlerini yapar. Bir mübâlâğa ifadesi de taşır: at-ak, dön-ek, kaç-ak,
tapın-ak, dayan-ak, ürk-ek gibi.
7.-n
Oldukça işlek bir ektir. Yapanı, olanı ve yapılan ifaden eder: tüt-ü-n,
ek-i-n, gel-i-n gibi.
8.-gı, -gi, -gu, -gü, -kı, -ki, -ku, -kü
Çok işlek bir ektir. Daha çok yapma ifade eden fiillere gelir. Çeşitli
isimler yapar: say-gı, sar-gı, ser-gi, bil-gi, büz-gü, gör-gü, duy-gu, sor-gu,
bıç-kı, bas-kı, iç-ki, kes-ki gibi.
Daha çok tek heceli fiillere getirildiği görülmektedir.
9.-ga, -ge
Örnekleri çok fazla değildir: bil-ge, dal-ga, yon-ga, böl-ge, süpür-ge,
kavur-ga gibi.
10.-gın, -gin, -gun, -gün, -kın, -kin, -kun, -kün
İşlek bir ektir. Esas itibariyle de tek heceli fillere getirilir. Görevinde
bir büyültme, bir aşırılık mânâsı vardır, mübâlâğa ifade eder: dal-gın,
az-gın, dar-gın, yetiş-kin, eriş-kin, küs-kün, alış-kın, bay-gın, gir-gin,
ol-gun, piş-kin, coş-kun, aş-kın, düz-gün, üz-gün gibi.
11.-gan, -gen, -kan, -ken
İşlek bir ektir. Tek heceli fiillere getirilmez. Kuvvetli bir mübâlâğa,
bir aşırılık ifade eder: alın-gan, sıkıl-gan, konuş-kan, somurt-gan, çekin-gen,
giriş-ken gibi.
12.-gıç, -giç, -guç, -güç
İşlek değildir. Birkaç misalde görülür. Bu ekte de büyültme ifadesi vardır:
dal-gıç, bil-giç, başlan-gıç, süz-geç gibi.
13.-gaç, -geç, -kaç, -keç
Bundan önceki ekin bir eşidir: yüz-geç, kıs-kaç, utan-gaç gibi.
14.-ağan, -eğen
Aşırılık, devamlılık, mübâlâğa ifade eder: ol-ağan, gez-eğen gibi.
15.-ıcı, -ici, -ucu, -ücü
Fazlalık, devamlılık anlatır: al-ıcı, ver-ici, uç-ucu, gör-ücü gibi.
16.-ç
Bir aşırılık ifade eder. Yalnız dönüşlü, yani –n’li fiillere getirilir:
kıskan-ç, korkun-ç gibi.
17.-ı, -i, -u, -ü
Çok işlek bir ektir: yaz-ı, dikil-i, ört-ü, kok-u gibi.
18.-a, -e
Bir iki kelimede görülür: yar-a, öt-e, oy-a gibi.
19.-tı, -ti, -tu, -tü
Esas itibariyle n’li fillerin gövdelerine getirilir. Çeşitli isimler yapar:
akın-tı, öden-ti, çökün-tü, kurun-tu gibi.
20.-t
Pek işlek olmayan bir ektir: öğ-ü-t, yoğur-t, um-u-t gibi.
21.-l
Bugün belki bir tek ışı-l kelimesi vardır.
22.-sı, -si, -su, -sü
Bir iki kelimede görülür: yat-sı, sin-si, yas-sı, tüt-sü gibi.
23.-anak, -enek
İşlek olmayan bir ektir: sağ-anak, gel-enek, gör-enek gibi.
24.-amak, -emek
İşlek değildir: kaç-amak, bas-amak gibi kelimeler vardır.
25.-mık, -mik, -muk, -mük
İylek değildir: kıy-mık, il-mik, kus-muk kelimelerinde bu ek vardır.
26.-aç, -eç
İşlek değildir: gül-geç, tık-aç, kelimelerinde bu ek vardır.
27.-em
İşlek değildir: tut-am, bur-am kelimelerinde bu ek vardır.
28.-al, -el
İşlek değildir: Çat-al kelimesinde bu ek vardır.
29.-alak, -elek
Birkaç kelimede görülür: yat-alak, as-alak, çök-elek gibi.
30.-arı, -eri
İşlek değildir: uç-arı, göç-eri gibi bir iki kelimede görülür.
31.-arak, -erek
İşlek değildir: tut-arak kelimesinde bu ek vardır.
32.-amaç, -emeç
işlek değildir: dön-emeç kelimesinde bu ek vardır.
33.-maç, -meç
İşlek değildir: bula-maç, tut-maç gibi kelimelerde görülür.
34.-baç, -beç
İşlek değildir. Ekin b’si fiilin n’sini m’ye çevirir: saklam-baç, dolam-baç
gibi.
35.-sal, -sel
İşlek değildir: uy-sal kelimesinde bu vardır.
36.-man, -men
İşlek değildir: az-man, seç-men, say-man kelimelerinde bu ek vardır.
37.-sak, -sek
İşlek değildir: tut-sak kelimesinde bu ek vardır.
38.-pak, -pek
İşlek değildir: kay-pak kelimesinde bu ek vardır.
39.-van, -ven
İşlek olmayan bir ektir: yay-van kelimesinde görülür.
40.-mur, -mür
İşlek değildir: yağ-mur kelimesinde bu ek vardır.
41.-ca, -ce
İşlek değildir: eğlen-ce, düşün-ce, güven-ce bu ekle yapılmıştır.
42.-cama, -ceme
İşlek değildir: sürün-ceme kelimesinde bu ek vardır.
43,-maca, -mece
İşlek olmayan bir ektir: bul-maca, bil-mece gibi.
Sıfat Fiil (partisip) Ekleri: Yapım ekleri ile çekim ekleri
arasında bir yer işgal ederler. Bazen çekim eki durumundadırlar: gel-en, gid-en
gibi. Fakat kalıcı isim yapınca tam bir fiilden isim yapma eki durumuna
geçerler. Bu sebeple onları da yine isim yapma eklerine ilave etmemiz gerekir.
44.-an, -en
Çok işlektir. Az miktarda kalıcı isim yapar: düz-en, kır-an gibi.
45.-ar, -er
Geçici isim yapmakta işlektir: koş-ar (adım), geç-er (akçe) gibi. Az
miktarda klıcı isim de yapar: gid-er, kes-er gibi.
46.-r
Geçici isim yapmakta çok işlektir: yürü-r, bil-i-r gibi. Kalıcı isim yapması
azdır: gel-i-r, yat-ı-r gibi.
47.-mış, -miş, -muş, -müş
Geçici isim yapmakta çok işlektir: susa-mış, oku-muş gibi. Az miktarda kalıcı
isim yapar: geç-miş, dol-muş, ye-miş gibi.
48.-dı, -di, -du –dü, -tı, -ti, -tu, -tü
Birkaç kalıcı isim yapmıştır: şıpsev-di, külbas-tı, beğen-di gibi.
49.-dık, -dik, -duk, -dük, -tık, -tik, -tuk, -tük
Geçici isim yapmakta işlektir: duyulma-dık, gel-di-ği gibi. Bil-dik, tanı-dık
gibi kalıcı isimler de yapar.
50.-acak, -ecek
Geçici isim yapmakta çok işlektir: açıl-acak, görül-ecek gibi. Bir miktar
kalıcı isim de yapar: yak-acak, giy-ecek gibi.
51.-ası, -esi
Birkaç kelimede görülür: yıkıl-ası, kırıl-ası gibi.
52.-maz, -mez
Geçici isim yapmakta çok işlektir: bit-mez, çık-maz gibi. Bazı kalıcı isimler
de yapar: sol-maz, yıl-maz gibi.
Fiilden fiil yapma ekleri fiil kök ve gövdelerine getirilerek onlardan
fiil yapan eklerdir. Sayıları azdır. İşleklik dereceleri çok geniştir. Bu
eklerin bir vasfı da belirli fonksiyonlarının mevcut bulunmasıdır. Fiilden fiil
yapma ekleri şunlardır:
1.-ma, -me
imek fiili dışındaki bütün fiillere getirilir. Olumlu fiillerden olumsuz filler
yapar: yap-ma, gül-me, de-me gibi.
2.-n
Kendi kendine yapma veya olmak ifade etmektedir. Bazen geçişli bazen da
geçişsiz fiiller yapar: al-ı-n, aç-ı-n, döv-ü-n gibi.
Bu ek n sesi ile biten fiil köklerine getirilmez.
Dönüşlülük eki –n-‘den başka bir de meçhullük ve pasiflik eki –n- vardır.
Dönüşlülük: ara-n (çok arandı). Meçhullük ve pasiflik: ara-n- (her taraf
arandı) gibi.
3.-l
Pasiflik ve meçhullük ifade eder: dur-u-l, gör-ü-l, de-n-i-l gibi.
4.-ş
Ortaklaşma ve oluş ifade eder: vur-u-ş, çek-i-ş, at-ı-ş, dayan-ı-ş, gül-ü-ş,
bekle-ş, gel-iş iyile-ş gibi.
5.-r
Yaptırma ve oldurma ifade eder. ç,s,t,ğ,p,y ile biten tek heceli fiillere
getirilir: göç-ü-r, aş-ı-r, köp-ü-r, yat-ı-r gibi.
6.-t
Çok işlektir: uza-t, dire-t, inci-t, az-ı-t, ak-ı-t gibi.x
7.-dır, -dir, -dur, -dür, -tır, -tir, -tur, -tür
En işlek eklerden biridir: ye-dir, aç-tır, yağ-dır, bul-dur, as-tır, koş-tur
gibi.
8.-ar, -er
İşlek olmayan bir oldurma ekidir: kop-ar, gid-er gibi.
9.-dar, -der
İşlek olmayan bir oldurma ekidir: ön-der, dön-der gibi.
10.-z
İşlek değildir: em-z-ir (emzir) şeklinde görülür.
Katmerli Oldurma Ekleri: En çok dört ek üst üste gelebilir. Daha
fazlası normal değildir: geç-i-r-t, geç-i-r-t-tir, geç-i-r-t-tir-t gibi.
11.-a, -e
İşlek değildir: tık-a fiilinde görülür.
12.-ı, -i, -u, -ü
İşlek olmayan bir ektir: kaz-ı, sür-ü fiillerinde bu ek vardır.
13.-k (a), k (e)
İşlek değildir: gör-ü-k, çiz-i-k-tir fiillerinde bu ek vardır.
14.-p
İşlek değildir: ser-p, kır-p fiillerinde bu ek vardır.
15.-y
İşlek değildir: ko-y, do-y fiillerinde bu ek vardır.
16.-sa, -se
İşlek değildir. Ağızlardaki gör-se-t fiilinde bu ek vardır.
SIFATLAR (önad)
Sıfatlar vasıf isimleridir. Türkçede tek başına sıfat diye bir şey yoktur. Her
sıfat aynı zamanda bir isimdir. Bir vasıf ismi isim gibi de kullanılır, sıfat
gibi de kullanılır. Meselâ ağaç, ev, çiçek gibi kırmızı, büyük, güzel
kelimeleri de birer isimdir. Bir vasıf ismi başka bir ismin önüne gelip onu
nitelerse, sıfat tamlaması yaparsa sıfattır. Tek başına olunca bir isimden
başka bir şey değildir.
Bu sebeple bütün sıfatlar isim gibi kullanılabilirler. Buna karşılık vasıf
ifade eden bir isim de sıfat gibi kullanılabilir.
Gerçekten vasıf ifade etmeyen isimler sıfat olarak kullanılamazlar. Bunların
başında özel isimler gelir. Sonra –mak, -mek, -li, -iş, -iş’li, -gı, -gi’li
fiilden yapılmış isimler de sıfat olamazlar: Ali, gitmek, yürüyüş, görgü, biçki
gibi.
İki çeşit vasıf vardır: bir nesnenin iç vasfı, bir de nesnenin dış vasfı.
Nesnenin iç vasfı kendi bünyesine yapışık olan vasfıdır. Dış vasıf ise nesnenin
kendi bünyesine bağlı olmayan vasfıdır. Mesela beyaz elbise de, bu elbise de
sıfat tamlamasıdır. Beyaz sıfatı da bu sıfatı da elbisenin bir vasfını
göstermektedir. Ancak beyaz, elbisenin ayrılmaz bir parçasıdır, bir iç
vasfıdır. Fakat bu, elbisenin bünyesine yapışık değildir. Elbiseyi uzağa
korsunuz, o elbise olur. Çünkü bu, elbisenin dış vasfıdır.
İşte sıfatlar böyle iç ve dış vasıf ifade etmelerine göre ikiye ayrılırlar:
Niteleme sıfatları, belirtme sıfatları.
A.
NİTELEME SIFATLARI
Niteleme sıfatları (Alm. qualifikatives
beiwort, attributives adjektiv; Fr. adjectif qualificatif; İng. qualificative
adjective) nesnelerin bünyesinde bulunan nitelikleri gösteren kelimelerdir:
beyaz (elbise), aç (hayvan), doğru (söz). Bu örnekler sayısız bir şekilde
artırılabilir.
Örneklerden de görüldüğü gibi niteleme
sıfatları iki çeşittir: nesne vasfı gösteren sıfatlar, hareket vasfı gösteren
sıfatlar.
Nesne sıfatları kalıcıdır: beyaz, eski
gibi.
Hareket sıfatları geçicidir: geçen,
gelecek gibi.
Böyle, şöyle, öyle sözcükleri addan önce gelirse
niteleme önad (sıfat), eylemden önce gelirse belirteç (zarf) olur:
önad (sıfat)
belirteç (zarf)
böyle insan
görmedim.
böyle dedi.
şöyle bir şey aklıma
geldi.
şöyle de söyleyebilir miyiz?
B.
BELİRTME SIFATLARI
Belirtme sıfatları (Alm.bestimmungswort,
bestimmungsbeiwort; Fr. adjectif déterminatif; İng. determinative
adjective) nesnelerin dış vasıflarını belirten sıfatlardır. Nesnelerin
dış belirtileri onların yerleri, sayıları, soru durumları ve belirsizlik halleridir.
İşte belirtme sıfatları da bu belirtme şekillerine göre dörde ayrılırlar:
işaret sıfatları, sayı sıfatları, soru sıfatları, belirsizlik sıfatları.
1. İşaret Sıfatları (gösterme önadları)
İşaret sıfatları (Alm. demonstrativadjektiv; Fr. adjectif démontratif; İng.
demonstrative adjective) nesnelerin yerlerini işaret etmek suretiyle belirten
kelimelerdir. Bunlar tek başlarına işaret zamirleridir: bu, şu, o, ol, şol,
işbu.
bu, şu, o sözcükleri bir adın yerine kullanıldıkları zaman önad değil
adıl (zamir) olurlar:
Bu, benim kitabımdır.
Şu kim?
Bu, şu, o önadları çoğul eki almaz. Ancak, bu önadlardan sonra gelen adlar
çoğul eki alır. Gösterme önadları bu bakımdan da gösterme adıllarından ayrılır:
|
GÖSTERME ÖNADI (SIFATI) |
GÖSTERME ADILI (ZAMİRİ) |
|
Bu kitapları
masaya koy. Şu kitaplar
senin mi? Şu sorulara
cevap ver. |
Bunları masaya
koy. Şunlar senin
mi? Şunlara cevap
ver. |
2.
Sayı Sıfatları (sayı önadları)
Sayı sıfatları (Alm. Zahladjektiv; Fr.
adjectif numéral; İng. numeral adjective) nesneleri sayılarını bildirmek
suretiyle belirten kelimelerdir. Sayı sıfatları beş çeşittir: asıl sayı
sıfatları, sıra sayı sıfatları, üleştirme sayı sıfatları, kesir sayı sıfatları,
topluluk sayı sıfatları.
Asıl sayı sıfatları: bir, yirmi, bin, beş yüz bin, bir
milyon, üç milyar beş yüz milyon gibi.
Sıra sayı sıfatları (Alm. Ordinalzahl;
Fr. adjectif numéral ordinal; İng. ordinal numeral adjective): birinci, doksanıncı, sonuncu, ortanca
gibi.
Üleştirme sayı sıfatları (Alm.
distributive Zahl; Fr. adjectif numéral distributif; İng. distributive numeral
adjective) : birer, on
biner, onar bin gibi.
Kesir sayı sıfatları : üçte bir, yüzde altı, binde yedi gibi.
Topluluk sayı sıfatları (Alm. unbestimmtes
adjektiv; Fr. adjectif indéfini; İng. indefinite adjective): ikiz, üçüz gibi.
3.
Soru Sıfatları (soru önadları)
Soru sıfatları (Alm. Fragewort; Fr.
adjectif interrogative; İng. interrogative adjective) nesneleri soru halinde
belirten sıfatlardır ve şunlardır: kaç, hangi, ne, nasıl, nice, neredeki.
Soru önadları, bazen soru tümcesi yapmaz:
kaç defa uyardım, beni dinlemedi.
kaç yere gittiyse eli boş döndü.
Ne soru önadı, ünlem gibi kullanılır:
Ne insan be !
Ne akıl ama !
Ne soru sıfatıyla kurulmuş bazı cümleler,
aynı zamand olumsuzluk belirtir:
Ne zararı var ? (Hiçbir zararı yok)
Ne yararı var? (Hiçbir yararı yok)
Bazı soru önadları, daha önce de
belirtildiği gibi, adın yerini tutunca soru adılı olur:
|
SORU ÖNADI |
SORU ADILI |
|
Sınıfta kaç
öğrenci var? Hangi
kitapları alıyorsunuz? Ne kadar para
verdiniz? |
Kaçı sınıfta? Hangilerini
alıyorsunuz? Neyin var? |
4.
Belirsizlik Sıfatları (belgisizlik önadları)
Belirsızlik sıfatları (Alm. unbestimmtes
adjektiv; Fr. adjectif indéfini; İng. indefinite adjective), nesneleri belirsiz
olarak bildiren sıfatlardır. Belirsizlik sıfatları nesneleri bilhassa
sayılarını, miktarlarını, hangisi olduğunu belirsiz bir şekilde ifade ederler.
Belirsizlik sıfatı olarak kullanılan başlıca isimler şunlardır: bir, bütün,
başka, bazı, çoğu, çok, falan, filan, falanca, hiç, fazla, az, birçok,
böyle...böyle, hiçbir, birkaç, her.
ZARFLAR
(Belirteç)
Zarflar (Alm. adverbium; Fr. adverbe;
İng. adverb) yer, zaman, hal, nitelik, soru ve miktar isimleridir. Zarflar da
yine başka kelimelerle ilişki halinde sözkonusu olan kelime çeşididir.
Yavaş yürü.
Çok konuşma.
İstanbul'dan dün geldi.
Bugün İzmir'e gidiyor.
Zarf asıl fiilin önüne gelen, fiile etki
eden, fiilin manasını değiştiren kelimedir. İşte fiilin manasını değiştirmekte
kullanılan buna elverişli olan isimler yer, zaman, hal, nitelik, soru ve miktar
isimleridir. Onun için bu isimleri zarf başlığı altında ayrıca ele alıyoruz.
Zarflar fiille ilişkide çekimsiz olan,
çekim eki almayan kelimelerdir. Mesela, iler gitmek sözünde ileri zarftır,
fakat ileriye gitmek sözünde ileriye kelimesi zarf değildir. Doğrudan doğruya
isimdir. Çekim eki almıştır.
Zarfların çeşitleri şunlardır: yer ve yön
zarfları, zaman zarfları, hal zarfları, ölçü zarfları, soru zarfları, niteleme
zarfları, gösterme zarfları.
1. Yer ve Yön Zarfları: Eylemin anlamını, yer ve yön
bakımından etkileyen sözcüğe yer ve yön zarfları (Alm. Ortsadverb; Fr.
adverbe de lieu; İng. adverb of place) denir.
Onu yukarı çıkarınız.
Oynamak için dışarı çıktılar.
İçeri girmeyin.
Aslında önad olan uzak, yakın, sağ,
sol, ön, arka, alt, üst gib sözcükler de iyelik ve ad durumu eklerini
alarak adlaştıkları halde, tümce içinde belirteç tümleci görevini
yüklenirler.
Bu belirteçler şu şekillerde kullanılırlar:
·
İyelik
ekini alırlar:
Sağı anıt, solu türbe
Ortası kare şeklinde... (B. Necatigil)
·
Ad
durumu eklerini alırlar:
Yüz metre ilerden sağa dönün.
İçerden gürültüler geliyordu.
·
İyelik
ve ad durumu eklerini birlikte alırlar:
Ey gece! Kapını üstümüze kapa (A.M.Dıranas)
Allahım, görüyorsun üşümüşüm,
Uzatsan da sıcak kanatlarını
Altına giriversem. (B. Necatigil )
·
Ad
durumu ekleriyle birlikte çoğul eki de alabilirler:
Uzaklarda çok uzaklarda
Sucuların hiç durmayan çıngırakları;
İstanbul'u dinliyorum gözlerim kapalı.
(O. Veli)
2. Zaman Zarfları: Eylemin anlamını zaman kavramıyla
sınırlayan belirtece zaman zarfı (Alm. zeitadverb; Fr. adverbe de temps;
İng. adverb of time). Bunlar zarf olarak kullanılan çeşitli zaman isimleridir:
dün, şimdi, gene, artık, sonra, ilkin, geç erken, biraz çabuk, çabuk, bazen,
gündüz, gece, şimdilik, kışın, yazın, demin, geceleyin, akşamüstü, bazı, önce,
hâlâ, birdenbire, ne çabuk, derken, erkenden, zaman zaman, sabah sabah,
gibi
Geceleyin bir ses böler uykumu
içim ürpermeyle dolar-Nerdesin?
(A.K.Tecer)
Mayıs derken haziran
Derken temmuz derken ağustos derken eylül
Gitti gider 1952. (O. Rıfat)
Zaman zaman buraya da uğrar.
Sabah sabah canımı sıkma.
Çabuk ol.
Biraz çabuk ol.
3. Hal Zarfları: Bunlar, hal ve tavır ifade eden zarflardır.
Hal ve tavır, nasıllık nicelik ifade eden her isim hal zarfı olarak
kullanılabilir. Onun için bunların sayıları hudutsuzdur. Bütün vasıf isimleri,
eşitlik ve instrumental eki almış isimler hep böyle hal zarfı olarak
kullanılabilirler: iyi, yavaş, güzel, kardeşçe, iyicene, durmaksızın, böyle,
şöyle, öyle, nasıl, niçin ve niye gibi.
4. Ölçü Zarfları: Bir eylemin, bir eylemsinin, bir önadın
ya da bir başka belirtecin anlamını azlık çokluk bakımından etkileyen zarfa ölçü
zarfları (Alm. Quantitatsadverb; Fr. adverbe de quantité; İng. adverb of
quantity) denir.
Çok yeme.
Az çalışmışsın.
Daha çok çalışmalısın.
Bu kadar umutsuz olma.
Biraz daha sabret.
Dört tür ölçü belirteci vardır:
·
Eşitlik
belirteci:
Aslında ilgeç olan ve ölçü, benzerlik
ilgisi kuran kadar, denli sözcükleri, bu , şu, o sözcükleriyle
birlikte kullanılınca eşitlik belirten belirteç olur:
Ben de o kadar zenginim.
Sen de bu kadar ver.
Bu kadar yeter.
Kadar ilgeci, bu, şu, o sözcükleriyle birlikte
kullanılınca, aşırılık da belirtir:
Bu kadar güzel bir yer görmedim.
O kadar ileri gitme!
Ki bağlacıyla birlikte kullanılınca da aşırılık belirtir:
O kadar güzel ki..
O kadar korktum ki...
·
Üstünlük
belirteci:
Üstünlük kavramı, karşılaştırma
kavramıyla birlikte daha belirteciyle verilir:
Ben daha zenginim.
Senden daha iyi bir yanıt
beklerdim.
·
En
üstünlük belirteci:
En üstünlük ölçüsü, en sözcüğüyle
verilir:
Sınıfın en şanssız öğrencisi
benim.
Dünyanın en uzun adamı o dur.
·
Aşırılık
belirteci:
Aşırılık derecesi, çok, pek, fazla, epey,
az sözcükleri ve bunların yer aldığı belirteç öbekleriyle sağlanır:
Çok terbiyesiz, çok kaba.
Pek uslu, pek terbiyeli.
Daha çok çalışmanız gerekir.
Pek az zamanımız kaldı.
Çok fazla masraf yapmış.
5. Soru Zarfları: Bir eylemin, bir eylemsinin anlamını soru
yoluyla açıklayan belirtece soru zarfı (Alm. Frageadverb; Fr. Adverbe
interrogatif; İng. interrogative adverb) denir.
Niçin yanıt vermiyorsunuz?
Neden susuyorsun?
Sizi daha ne kadar bekleyeyim?
Buraya nasıl gelmişler?
6. Niteleme Zarfları: Bir eylemin, bir önadın ya da bir bir
başka belirtecin anlamını nitelik bakımından etkileyen sözcüklere niteleme
zarfı (Alm. Adverb der akt und weise; Fr. adverbe de qualité; İng. adverb of
quality) adı verilir.
Böyle konuşmayın.
Öyle yapmayın.
Çok iyi çalışmış.
Ne olursa olsun, kararımdan dönmeyeceğim.
Ne dersen de, sana inanmıyorum.
Sana inanır mıyım hiç? Elbette
inanmam.
Niteleme belirtecinin birçok türü vardır:
·
Nitelik
belirteci: Bu belirteç,
eylemi nitelik, biçim bakımından etkiler; nasıl ve ne biçim sorularına yanıt
verir:
Yalan söylüyorsun.
Bu davranışını iyi karşılamadım.
Her şey güzel olsun isterim.
·
Durum
belirteci: Eylemin
durumunu belirtir:
Haber vermeksizin çıkıp gitmiş
Düşünceni korkmadan söyle.
Artık gücüm kalmadı.
Addan, eylemden ve önaddan kurulu
ikilemeler de durum belirteci olur.
Addan kurulu ikileme:
Dalga dalga hücum edip pişmanlıklar
Unutuşun o tunç kapısını zorlar. (A.M.
Dıranas)
Bingöl dağı çiğdem çiğdem yeşerir.
Belki olur abi hayat içtiği. (C.Külebi)
Önaddan kurulu ikileme:
Bir an ki etraf titredi kırmızı
kırmızı
Bir an ki herkes gördüğü sihirden emin.
(F.H. Dağlarca)
Yansımalardan kurulu ikileme:
Yağmur çisil çisil üstüme yağar.
(C.K. Solok)
·
Pekiştirme
belirteci:
Pekiştirme önadının belirteç olarak
kullanılmasıyla elde edilir:
Eli yüzü simsiyah olmuştu.
Her şeyi silip süpürdü, tertemiz
etti.
·
Küçültme
belirteci: -ca ve -cık
ekleriyle kurulur:
Şimdi bana her şeyi kısaca anlat.
Şuradan güzelce çık git.
Birazcık uyu.
·
Yaklaşıklık
belirteci: Söze, benzerlik,
yakınlık, yaklaşıklık, aşağı yukarılık kavramı verir:
Hemen hemen herkes ordaydı.
Aşağı yukarı buradakilerin hepsini tanıyorum.
Öyle güçlüsün ki
Güçleneceğim.
Öyle yücesin ki yüceleneceğim. (F.H. Dağlarca)
·
Koşul
belirteci: Koşul
belirteci, eğer sözcüğüdür.
Eğer beni öldüreler külüm göğe savuralar
Toprağım anda çağıra bana seni gerek seni
(Yunus Emre)
·
Yineleme
belirteci: Eylemi
yineleme, süreklilik kavramıyla etkiler:
Sakın ihmal etme, yine gel.
Bir daha geç kalırsan seni eve almam.
Bir kez olsun sözümü dinle.
İkide bir sözümü kesme.
·
Kesinlik
belirteci: bu belirteç,
eylemin anlamını kesinlik yönünden etkiler:
Söz verdiyse mutlaka gelir.
Gerçek er geç ortaya çıkar.
Hiç sanmam, öyle ağarsın bir daha tanyeri. (C.S. Tarancı)
Zulmü alkışlayamam, zalimi asla
sevemem;
Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp
sövemem.
Biri ecdadıma saldırdı mı hatta
boğarım.... (M.A. Ersoy)
Kesinlik bildiren diğer kelimeler
şunlardır: Artık, tıpkı, elbette, kesin, muhakkak, vallahi, besbelli, hiç
olmazsa, gerçekten, önünde sonunda, ne olursa olsun...
·
Dilek
belirteci: Eylemin
anlamını dilek, istek belirterek etkiler:
Ne olur, bu akşam bize gel.
Madem davet etti. Keşke gitseydin.
İnşallah. Orhan bizi bekletmez.
·
Olasılık
belirteci:
Sorsaydım söylerdi herhalde
Soramadım (C. Külebi)
Galiba, verdiği sözü unuttu.
·
Üleştirme
belirteci: Üleştirme
önadından kurulu ikileme, üleştirme belirteci gibi kullanılır:
Konuklar birer ikişer geldi.
İkişer ikişer oturunuz.
İstanbul'un üstüne güneş doğdu.
Kapılar açıldı birer ikişer. (O.
Rıfat)
·
Yanıt
belirteci: Sorulara karşılık
olarak kullanılan belirtece, yanıt belirteci denir.
Ör: Bana biraz borç verir misin?
sorusunun yanıtı olan aşağıdaki cümlelerin ilk sözcükleri yanıt belirtecidir.
- Evet, veririm.
- Hayır, veremem.
- Asla vermem.
- Elbette.
- Peki.
- Tabii.
- Şüphesiz.
7. Gösterme Zarfları: Bir eylemin,
bir adın, bir önadın ya da bir başka belirtecin anlamını gösterme yoluyla
sınırlayan sözcüklere gösterme zarfı (Alm. Demonstrativadverb; Fr.
Adverbe démonstratif; İng. demonstrative adverb) denir:
İşte deniz göründü.
Ta nereden geliyorum.
İşte şurada oturuyoruz.
Al sana bir fırsat daha.
"Al sana bir aksilik
daha."
(Anonim)
ZAMİRLER
(Adıllar)
Zamirler (Alm. Pronomem; Fr. Pronom; İng.
pronoun) isim cinsi arasında en değişik kelimelerdir. Bunların diğerlerinden
farkları şu altı nokta etrafında toplanabilir: 1) mana, 2) genişlik, 3) kelime
yapma, 4) iyelik, 5) çekim, 6) edatlara bağlanma.
1. Mana bakımından aradaki fark
zamirlerin aslında tek başlarına, başlı başına ele alındığında manasız
olmalarıdır. Zamirler mesela toprak, kalem gibi bir nesnenin adı değildir.
Kelime olarak bir eşya, bir varlık karşılamazlar. Demek ki zamirler isim değil,
ismin yerini tutan kelimelerdir.
2. Zamirler her şahsın ve her varlığın
yerini tuttukları için kendileri kelime olarak manasız, fakat kapsamları çok
geniş kelimelerdir. Bir “o” zamiri, bir “bu” zamiri binlerde nesneyi temsil
edebilir, onları gösterebilir.
3. Zamirlerin diğer isimlerden bir farkı
da kelime yapımına onlar kadar elverişli olmamalarıdır. Ancak bir ikisi yapım
eki alır: ben-lik, sen-lik, ben-siz, ben-cil gibi.
4. Zamirler iyelik eki almazlar.
5. Zamirlerin diğer isimlerden en büyük
farkı ise çekim sırasında kök değiştirmeleridir: ben-bana, sen-sana gibi.
Türkçe eklemeli bir dildir. Çekim
sırasında kök değişmez. İşte bu konuda zamirler böylece çok büyük bir istisna
teşkil etmektedirler.
6.Zamirler edatlara bağlanırken
diğerlerinden farklı olarak ek alırlar: ben-im, sen-in için gibi.
Bütün bu farklar zamirlerin isim cinsi
içinde çok değişik bir yeri olduğunu göstermektedir. Ama tabii yine de zamirler
isim cinsi içinde kelimelerdir. Çünkü:
1.
Temsil ve işaret suretiyle de olsa, diğer isimler gibi yine nesne karşılarlar.
2.
Zamirler de yine isimler gibi çekilir: ben-den, bu-nu gibi.
3. Kelime gruplarından ve cümlelerde isim
işlemi görürüler, isim fonksiyonu ile kullanılırlar, isim vazifesi görürler.
Zamirlerin çeşitleri şunlardır: şahıs
zamirleri, işaret zamirleri, soru zamirleri, belirsizlik zamirleri, bağlama
zamirleri.
1. Şahıs Zamirleri (kişi adılı) : Bunlar varlıkları
şahıslar halinde temsil eden kelimelerdir. Bütün varlıklar üç şahısta toplanır,
üç şahıs teşkil eder: konuşan, dinleyen, adı geçen. Bunlara dil bilgisinde
birinci şahıs, ikinci şahıs, üçüncü şahıs adı verilir.
Şahıslar teklik de olabilir, çokluk da.
Böylece teklik ve çokluk olarak üçerden altı şahıs var demektir. Bunları
karşılaşan altına tane de zamir vardır:
Teklik
1. şahıs
Konuşan
Ben
2. şahıs
Dinleyen
Sen
3. şahıs
Adı
geçen
O
Çokluk
1.
şahıs
Konuşanlar
Biz
2. şahıs
Dinleyenler
Siz
3. şahıs Adı
geçenler Onlar
Zamirler çekim sırasında kök
değiştirdikleri için çekimlerini de gözden geçirmekte fayda vardır.
1.
şahıs zamirlerinin genitifi şöyledir:
benim
senin
onun
bizim
sizin
onların
2.
şahıs zamirlerinin akkuzatifi şöyledir:
beni
seni
onu
bizi
sizi
onları
3.
şahıs zamirlerinin datifi şöyledir:
bana
sana
ona
bize
size
onlara
4.
şahıs zamirlerinin lokatifi şöyledir:
bende
sende
onda
bizde
sizde
onlarda
5.
şahıs zamirlerinin ablatif hali şöyledir:
benden
senden
ondan
bizden
sizden
onlardan
6.
şahıs zamirlerinin eşitlik hali bugün şöyledir:
bence
sence
onca
bizce
sizce
onlarca
Şahıs zamirleri isimlerden farklı olarak
bugün ile, için, gibi, kadar edatlarına genitif şeklinde bağlanır.
|
ile |
benimle (benim
ile) bizimle
|
seninle sizinle |
onunla onlarla |
|
gibi |
benim gibi bizim
gibi |
senin gibi sizin gibi |
onun gibi onlar
gibi |
|
için |
benim
için bizim için |
senin için sizin için |
onun için onlar için |
|
kadar |
benim
kadar
bizim kadar |
senin
kadar sizin
kadar |
onun kadar onlar
kadar |
Şahıs zamirlerinin ikinci tipi durumunda
dönüşlülük zamirleri (Alm. Reflexivpronomem, rückbezüğliches fürwort; Fr.
Pronom réfléchi; İng. reflexive pronoun) bulunur. Dönüşlülük zamirleri kendi
kelimesinin iyelik şekillerinden ibarettir.
Bu kendi kitabın mı?
Ben sana kendi kalemimi vereceğim.
|
İYELİK EKİ |
BELİRTME
DURUMU EKİ |
YÖNELME
DURUMU EKİ |
KALMA
DURUMU EKİ |
ÇIKMA
DURUMU EKİ |
|
kendi-m |
kendim-i |
kendim-e |
kendim-de |
kendim-den |
|
kendi-n |
kendin-i |
kendin-e |
kendin-de |
kendin-den |
|
kendi-si |
kendisi-ni |
kendisi-ne |
kendisi-nde |
kendisi-nden |
|
kendi-miz |
kendimiz-i |
kendimiz-e |
kendimiz-de |
kendimiz-den |
|
kendi-niz |
kendiniz-i |
kendiniz-e |
kendiniz-de |
kendiniz-den |
|
kendi-leri |
kendileri-ni |
kendileri-ne |
kendileri-nde |
kendileri-nden |
Kendi sözcüğüyle kurulmuş deyim pek
çoktur. Bazıları şöyledir:
Kendi başına: Kimseye sormadan; kimseden yardım
görmeden.
kendini göstermek: Beğenilecek niteliklerini ortaya koymak.
kendini kendini yemek: Sürekli üzüntü içinde olmak, çaresiz
kalmak.
kendini ateşe atmak: Tehlikeli, sonu kötü olacak işlere
girmek.
2. İşaret Zamirleri
(gösterme adılı) (Alm. Zeigefürwort, demonstrativpronomem; Fr. pronom
démonstratif; İng. demonstrative pronoun): Bunlar işaret etmek,
göstermek suretiyle nesneleri karşılayan kelimelerdir. İşaret zamirleri
şunlardır:
bu
şu
o
bunlar
şunlar
onlar
“bu” yakın, “şu” uzak işaret zamiridir.
Çoklukları da böyledir.
İşaret zamirlerinin çekimleri:
1.
Genitifi şöyledir:
bunun
şunun
onun
bunların
şunların
onların
2.
Akkuzatifi şöyledir:
Bunu
şunu
onu
Bunları
şunları onları
3.
Datifi şöyledir:
Buna
şuna
ona
Bunlara
şunlara
onlara
4.
Lokatifi şöyledir:
Bunda
şunda
onda
Bunlarda
şunlarda
onlarda
5. Ablatifi şöyledir:
bundan şundan ondan
bunlardan
şunlardan
onlardan
6
Eşitlik hali şöyledir
Bunca
şunca
onca
Bunlarca
şunlarca
onlarca
İşaret zamirleri de ile, için, gibi edatlarına genitif eki ile bağlanırlar:
|
ile |
bununla (bunu
ile) bunlarla
|
şununla şunlarla |
onunla onlarla |
|
gibi |
bunun gibi bunlar
gibi |
şunun
gibi şunlar
gibi |
onun gibi onlar gibi |
|
için |
bunun için bunlar için |
şunun için şunlar
için |
onun için onlar için |
|
kadar |
bunun kadar bunlar kadar |
şunun kadar şunlar kadar |
onun kadar onlar kadar |
Şura, bura, ora sözcükleri de birer gösterme adılıdır:
Buraya gel !
Orada ne var?
Gösterme adılı da, her adıl gibi, bir adın, bir ad öbeğinin hatta bazen bir
tümcenin yerini tutar:
Şundan (şu elmadan, üzümden...) bir kilo ver.
Bugün tahtayı silme sırası senindir.
Bunu bilmiyordum.
Bazen böyle, öyle, şöyle sözcükleri de gösterme
adılı gibi kullanılır:
Böyleleri etraflarına zarar verir.
Ben öylelerini çok gördüm.
3. Soru Zamirleri: Bunlar nesneleri soru şeklinde temsil eden, onların
soru şeklindeki karşılıkları olan zamirlerdir. Nesneleri sormak için
kullanılırlar.
İki soru zamiri vardır: kim, ne (kimler, neler)
Kim insanlar için kullanılan soru zamiridir: kim geldi?, kime verdi? Gibi.
Ne insanın dışında kalan canlı, cansız varlıklar için kullanılır: sütü ne
içti?, neyi götürdün? Gibi.
Asıl soru zamiri olan kim ve ne’den başka soru sıfatlarının iyelik şekilleri de
soru zamiri olarak kullanılabilir: hangisi, kaçıncı, kaçıncısı gibi.
-ki ekli soru sıfatları da tek başına soru zamiri olurlar: neredeki, kimdeki,
nedeki gibi. Kiminki ve neyinki’ni de buraya ekleyebiliriz.
YAPI
BAKIMINDAN ADILLAR:
Adıl da yerini tuttuğu ad gibi, yapı bakımından üçe ayrılır:
Yalın
adıl: Yapık eki
almamış adıl, yalın adıldır:
ben, sen, o, biz, siz, onlar
kendi, kim, ne, şu, o, bunlar, şunlar, onlar
Türemiş
adıl: Türemiş
adıllar, bazı sözcüklerin sonuna iyelik ekleri ya da yönetme kavramı veren
-ra (-re) eki getirilerek kurulur:
|
ÖNAD |
TÜREMİŞ ADIL |
|
Hangi |
Hangisi |
|
bir kişi |
biri |
|
bu |
bura |
|
şu |
şura |
|
o |
ora |
|
ne |
nere |
Birleşik
adıl: Doğal olarak,
iki sözcüğün birleşmesiyle oluşur:
kimse (kim+ise)
herkes (her+kes)
İyelik eki alarak adıllaşan önadları da birleşik adıl sayabiliriz:
Öbürü (o+bir+i)
Ötekisi (o+teki+si)
Hiçbiri (hiç+bir+i)
Birbiri (bir+bir+i)
4. Belirsizlik Zamirleri (belgisiz adıllar): Belirsizlik zamirleri (Alm.
unbestimmistes Fürwort, pronomem; Fr. pronom indéfini; İng. indefinite
pronoun), nesneleri belirsiz şekilde temsil eden zamirlerdir: kimse, herkes.
Türkçede bu iş daha çok belirsizlik zamiri gibi kullanılan iyelik
şekilleri ile karşılanır: biri, başkası, hepsi, bazısı, kimi, kimisi,
birisi, hepimiz, birkaçı, birçoğu, herbiri, hiçbiri gibi.
Falan, filan, falanca, filanca, şey, şeyi kelimeleri de tek başlarına
kullanılınca belirsizlik zamiri vazifesi görürler.
-ki sıfat ve zamir yapma eki ile yapılan kelimeler de birer belirsizlik zamiri
gibi kullanılır: öteki, beriki, deminki, dağdaki, alttaki, benimsi, seninki
gibi.
5. Bağlama Zamirleri: İki unsuru, iki kelimeyi bir temsil ifadesi içinde
bağlayan kelimedir: ki.
Ancak “ki” Türkçede daha çok bağlama edatıdır. Tek başına kullanılmaz ve manası
yoktur. Bağlama edası olduğu gibi bağlama zamiri gibi de vazife görmektedir:
Bir eser yazdı ki görmeyin
Bir ses ki hayran kalırsınız
İnsan ki yaşamaya mecburdur elbette çalışacaktır.
“ki” bağlama zamiri olduğu zaman kendisinden önce gelen unsura ve isme işaret
eder ve onun yerini tutar:
Bir yer ki sevenler sevilenlerden eser yok. (Faruk Nafiz)
A. BASİT ÇEKİM
HABER KİPLERİ
Görülen geçmiş zaman
Öğrenilen geçmiş zaman
Gel-di-m
gel-miş-im
Gel-di-n
gel-miş-sin
Gel-di
gel-miş
Gel-dik
gel-miş-iz
Gel-di-niz
gel-miş-siniz
Gel-di-ler
gel-miş-ler
Geniş zaman
Şimdiki zaman
Gel-ir-im
sev-iyor-um
Gel-ir-sin
sev-iyor-sun
Gel-ir
sev-iyor
Gel-ir-iz
sev-iyor-uz
Gel-ir-siniz
sev-iyor-sunuz
Gel-ir-ler
sev-iyor-lar
Gelecek zaman
Bil-ecek-im
bil-ecek-iz
Bil-ecek-sin
bil-ecek-siniz
Bil-ecek
bil-ecek-ler
DİLEK KİPLERİ
Temenni-Şart
İstek
Yaz-sa-m
koş-a-yım
Yazs-a-n
koş-a-sın
Yaz-sa
koş-a
Yaz-sa-k
koş-a-lım
Yaz-sa-nız
koş-a-sınız
Yaz-sa-lar
koş-al-ar
Gereklilik
Emir
Bul-malı-yım
-
Bul-malı-sın
koş
Bul-malı
koş-sun
Bul-malı-yız
-
Bul-malı-sınız
koş-un/koş-unuz
Bul-malı-lar
koş-sunlar
B. BİRLEŞİK ÇEKİM
HİKÂYE
Görülen geçmiş zamanın hikayesi Öğrenilen
geçmiş zaman hikayesi
Sor-du-y-du-m
bil-miş-ti-m
Sor-du-y-du-n bil-miş-ti-n
Sor-du-y-du
bil-miş-ti
Sor-du-y-du-k bil-miş-ti-k
Sor-du-y-du-nuz
bil-miş-ti-niz
Sor-du-y-du-lar
bil-miş-ti-ler
Geniş zamanın hikayesi
şimdiki zamanın hikayesi
Tut-ar-dı-m
giy-iyor-du-m
Tut-ar-dı-n
giy-iyor-du-n
Tut-ar-dı
giy-iyor-du
Tut-ar-dı-k
giy-iyor-du-k
Tut-ar-dı-nız
giy-iyor-du-nuz
Tut-ar-dı-lar
giy-iyor-du-lar
Gelecek zamanın hikayesi
İsteğin hikayesi
Ağla-y-acak-tı-m
geç-e-y-di-m
Ağla-y-acak-tı-n
geç-e-y-di-n
Ağla-y-acak-tı
geç-e-y-di
Ağla-y-acak-tı-k
geç-e-y-di-k
Ağla-y-acak-tı-nız
geç-e-y-di-niz
Ağla-y-acak-tı-lar
geç-e-y-di-ler
Temenni şartın hikayesi
gerekliliğin hikayesi
Dur-sa-y-dı-m otur-malı-y-dı-m
Dur-sa-y-dı-n otur-malı-y-dı-n
Dur-sa-y-dı
otur-malı-y-dı
Dur-sa-y-dı-k otur-malı-y-dı-k
Dur-sa-y-dı-nız
otur-malı-y-dı-nız
Dur-sa-y-dı-lar
otur-malı-y-dı-lar
RİVAYET
Görülen geçmiş zaman rivayeti
(yoktur)
Öğrenilen geçmiş zaman
rivayeti Geniş zaman
rivayeti
Sat-mış-mış-ım
yürü-r-müş-üm
Sat-mış-mış-sın
yürü-r-müş-sün
Sat-mış-mış
yürü-r-müş
Sat-mış-mış-ız yürü-r-müş-üz
Sat-mış-mış-sınız
yürü-r-müş-sünüz
Sat-mış-mış-lar
yürü-r-müş-ler
Şimdiki zaman
rivayeti
gelecek zaman rivayeti
Gör-üyor-muş-um
kır-acak-mış-ım
Gör-üyor-muş-sun
kır-acak-mış-sın
Gör-üyor-muş kır-acak-mış
Gör-üyor-muş-uz
kır-acak-mış-ız
Gör-üyor-muş-sunuz
kır-acak-mış-sınız
Gör-üyor-muş-lar
kır-acak-mış-lar
Temenni şartın
rivayeti
isteğin rivayeti
Dur-sa-y-mış-ım
sal-a-y-mış-ım
Dur-sa-y-mış-sın
sal-a-y-mış-sın
Dur-sa-y-mış
sal-a-y-mış
Dur-sa-y-mış-ız
sal-a-y-mış-ız
Dur-sa-y-mış-sınız
sal-a-y-mış-sınız
Dur-sa-y-mış-lar
sal-a-y-mış-lar
Gerekliliği
rivayeti
Emrin rivayeti
Coş-malı-y-mış-ım
(yoktur)
Coş-malı-y-mış-sın
Coş-malı-y-mış
Coş-malı-y-mış-ız
Coş-malı-y-mış-sınız
Coş-malı-y-mış-lar
ŞART
Görülen geçmin zaman şartı
Gel-di-y-se-m gel-di-y-se-k
Gel-di-y-se-n
gel-di-y-se-niz
Gel-di-y-se
gel-di-y-se-ler
Öğrenilen geçmiş zaman
şartı
Geniş zaman şartı
Korkmuşsam
düşersem
Korkmuşsan
düşersen
Korkmuşsa
düşerse
Korkmuşsak
düşersek
Korkmuşsanız düşerseniz
Korkmuşsalar düşerseler
Şimdiki zaman
şartı
gelecek zaman şartı
Küs-üyor-sa-m
geleceksem
Küs-üyor-sa-n geleceksen
Küs-üyor-sa
gelecekse
Küs-üyor-sa-k geleceksek
Küs-üyor-sa-nız
gelecekseniz
Küs-üyor-sa-lar
gelecekseler
Temenni şartın
şartı isteğin
şartı
Yoktur yoktur
Gerekliliğin
şartı
emrin şartı
Sev-meli-y-se-m
yoktur
Sev-meli-y-se-n
Sev-meli-y-se
Sev-meli-y-se-k
Sev-meli-y-se-niz
Sev-meli-y-se-ler
SIFAT
FİİLLER (PARTİSİPLER)
Partisipler, fiillere partisip ekleri getirmek suretiyle yapılırlar. Partisip
ekleri şunlardır:
1.
–an, -en
Geniş zaman partisipidir: gel-en, yap-an,
başla-y-an gibi.
2.
–r, -ar, -er
Geniş zaman partisipidir: gel-i-r,
geç-er, tut-ar (el) gibi.
3.
–mış, -miş, -muş, -müş
Geçmiş zaman partisipi yapar: yan-mış
(kömür), susa-mış (insan) gibi.
4.
–dık, -dik, -duk, -dük, -tık, -tik, -tuk, -tük
Geçmiş zaman partisipi yapar: bil-dik,
geç-tiğ-i, koş-tuk-ları gibi.
5.
–acak, -ecek
Gelecek zaman partisipidir: veril-ecek,
al-acağ-ı-nız gibi.
6.
–maz, -mez
Olumsuz geçmiş zaman partisipidir:
din-mez (ağrı), bit-mez gibi.
7.
–ası, -esi
Gelecek zaman partisipidir: yıkıl-ası,
geber-esi gibi. Daha çok hiddet ve bedduada kullanıldığı görülür.
8.
–dı, -di, -du, -dü, -tı, -ti, -tu, -tü
Geniş zaman partisipidir. Birkaç kelimede
donup kalmış fiil çekimi durumundadır: şıpsev-di, külbas-tı, beğen-di, de-di,
ko-du, gece-kon-du gibi. Bunların kalıplaşmış fiil şekilleri olduğunu ve
–dı, -di’nin aslında partisip eki olmadığını unutmamalıyız.
9.
–malı, -meli
Gelecek zaman partisipidir. Azeri
ağızlarında canlıdır: de-meli, söz “denecek söz”, öğ-meli güzel “övülecek
güzel” gibi.
ZARF
FİİLLER (GERUNDİUMLAR)
Zarf fiİller (gerundiumlar) hareket hali
ifade eden fiil şekilleridir.
Çekilmeyen fiil şekilleridir. Ne
isim, ne fiil çekim eki alırlar. Kelime münasebetlerinde ve cümlede zarf olarak
kullanılırlar.
Hareket halinden başka bilhassa bazıları
devamlılık, zaman ve sebep gibi zarf fonksiyonlarını da ifade ederler.
Bir vazifesi de birleşik fiil yapmaktır.
Fiil kök ve gövdelerine gerundium ekleri
getirmek suretiyle yapılırlar.
Gerundium ekleri şunlardır:
1.
–a, -e
Bugün bu ek çift kullanılır: koş-a koş-a,
gid-e gid-e gibi.
Tek kullanıldığı zaman birleşik fiil
yapar: çek-e bil, çık-a gel gibi. Yalnız saatlerde “geç-e, kal-a” diye
tek olarak kullanılmaktadır.
2.
–ı, -i, -u, -ü
Yalnız birleşik fiil yapmakta kullanılır:
al-ı ver, çek-i ver, sor-u ver, gör-ü ver gibi.
3.
–ıp, -ip, -up, -üp
Çok işlek bir gerundium ekidir: gel-ip,
uyu-y-up, gör-üp gibi.
4.
–arak, -erek
Çok işlektir: koş-arak, başla-y-arak,
gül-erek gibi.
Gerundiumlar ek almaz. Onun için
gelerek-ten, giderek-ten gibi kullanılışlar yanlıştır.
5.
–ınca, -ince, -unca, -ünce
Çok işlektir. Hareket halinden başka
bilhassa zaman fonksiyonu belirlidir: yap-ınca, gid-ince, oku-y-unca, düş-ünce
gibi.
Devam ve kadarlık görevinde yanına
“kadar” edatı getirilmektedir: yakala-y-ınca-y-a kadar, unut-unca-y-a kadar
gibi.
6.
– alı, -eli
Bir devamlılık gerundiumudur: gel-eli,
otur-alı gibi. “beri” edatı ile çok kullanılır: gideli beri, göreliden beri
gibi.
7.
–madan, -meden
Olumsuz gerundium ekidir. Çok işlektir:
bil-meden, konuş-madan gibi.
8.
–ıcak, -icek
Ağızlarda vardır: al-ıcak, gel-icek gibi.
9.
–uban, -üben
Eskiden kullanılırdı: dur-uban, gel-üben
gibi.
10. –ışın, -işin,
-uşun, -üşün
Anadolu ağızlarında görülür: gel-işin,
başla-y-ışın gibi.
11. –ken
İsim fiilinin gerundium ekidir: i-ken
gibi. Diğer fiillerin sonuna gelip birleşik gerundium yapar: gelir-ken,
yapar-ken gibi.
12. –dıkça, -dikçe,
-dukça, -dükçe, -tıkça, -tikçe, -tukça, -tükçe gibi.
-dık, -dik partisipinin eşitlik şeklidir.
Gerundium gibi kullanılmaktadır: git-tikçe, susa-dıkça, vur-dukça, bil-dikçe
gibi.
13. –anda, -ende
Azeri sahasında görülür: gel-ende,
vur-anda gibi.
14. –dığınan, -diğinen
-ınca, -ince karşılığı olarak ağızlarda
gerundium gibi kullanılır: gel-diğinen, al-dığınan gibi.
Edatların manaları yoktur, sadece gramer
vazifeleri vardır. Tek başlarına bir mana ifade etmezler, fakat diğer
kelimelerle ilişki sırasında manalanırlar.
Edatların göre diğer kelimeler arasında,
isimler ve fiiller arasında ilişki kurmaktır.
Edatlar dilin yardımcı kelimeleridir.
Asıl kelimeler olan isim ve fiillere yardım ederler. Edatlar; kelime yapımına
elverişli değildir ve esas itibariyle dilin eksiz unsurlarıdır.
Edatlar üç çeşittir: ünlem edatlar,
bağlama edatları, son çekim edatları.
A.
ÜNLEM EDATLARI
Bunlar his ve heyecanları; sevinç, keder,
ıztırap, nefret, hayıflanma, coşkunluk v.s. gibi ruh hallerini; tabiat
seslerini, seslenmeleri; tasdik, red, sorma, gösterme gibi beyan şekillerini
ifaden eden edatlardır.
Ünlem edatları cümle içinde geçmedikleri,
tek başlarına kullanıldıkları zaman yazıda sonlarına genellikle ünlem işareti
konur.
Ünlem edatları beşe ayrılır: ünlemler,
seslenme edatları, sorma edatları, gösterme edatları, cevap edatları.
1.Ünlemler: Bunlar his ve heyecanları ifade için
içten koparak gelen edatlarla tabiattaki sesleri taklit eden edatlardır: ah,
ay, vay, aferin, yuh, pat, hop, pişt, aman, haşa, hah gibi.
2. Seslenme Edatları: Bunlar hitap edatlarıdır. Hiçbir
ifadeleri yoktur; a, ay, hey, ya, yahu, be, hey, more gibi.
3. Sorma Edatları: Bunlar sorma ifade eden, soru için
kullanılan edatlardır. Başlıcaları hani, acaba, acep, niçin, nasıl, neden ve
ha, hı gibi ses taklidi sorma edatlarıdır.
4. Gösterme Edatları: Birini, bir şeyi göstermek için
kullanılan işaret edatlarıdır. Başlıca gösterme edatı “işte”dir. Ağızlarda aha,
daha, deha, te, ta ve nah kelimeleri de gösterme edatıdır.
5. Cevap Edatları; Tasdik veya red ifade eden edatlardır:
evet, hayır, yok, değil, peki, hay hay gibi.
B.
BAĞLAMA EDATLARI
Bunlar dil birliklerini, kelimeleri,
kelime gruplarını, cümleleri şekil ve mana bakımından birbirine bağlayan
edatlardır. Başlıca bağlama edatları şunlardır:
1. Sıralama Edatları: Bunlar arka arkaya gelen unsurları “ve”
manasıyla bağlayan ve sıralayan edatlardır: ve, ile, ila.
2. Denkleştirme Edatları: Bunlar birbirine denk olan, birbirinin
yerini tutabilecek olan iki unsuru birbirine bağlayan, birbiriyle karşılaştıran
edatlardır: veya, yahut, veyahut.
3. Karşılaştırma Edatları: Bunlar karşılaştırılan iki veya daha çok
unsuru birbirine bağlayan edatlardır. En az çift kullanılırlar; ya...ya,
ya...ya...ya...ya, hem...hem, ne...ne, da...da (de) gibi.
Bunlara şu grubu da katabiliriz:
bir...bir, ha...ha, gerek...gerek, bazı...bazı, kimi...kimi, kah...kah,
ister...ister gibi.
4.Cümle Başı Edatları: Bunlar cümleleri mana bakımından
birbirine bağlayan edatlardır. Başında bulundukları cümleyi ileri ve geriye
bağlarlar. Fonksiyon bakımından başlı şu gruplara ayrılırlar:
a)
“fakat” ifadesi taşıyanlar: fakat, lakin, ancak, yalnız, ama.
b)
“eğer” ifadesi taşıyanlar: eğer, şayet.
c)
“gerçi” ifadesi taşıyanlar: gerçi, her ne kadar, vakıa.
d)
“çünkü” ifadesi taşıyanlar: çünkü, zira.
e)
“mademki” ifadesi taşıyanlar: mademki, madem.
f)
Netice ve izah ifade edenler: binaenaleyh, öyle ki, oysa, nitekim, halbuki,
belki, hatta, yani, öyleyse gibi.
g)
Benzerlik ifade edenler: adeta, sanki, nasıl ki, güya, nitekim.
h)
Şarta ve dereceye bağlama edatları: tek, yeter ki, meğer ki, velev, velev ki,
ta ki, illa, illa ki.
i)
“aksi halde” ifadesi taşıyanlar: yoksa, aksi halde, aksi takdirde.
j)
Hele edatı: hele, hele gel gibi.
5. Sona Gelen Edatlar: Bunar kelimelerin, unsurların sonuna
gelerek onları önceki veya sonraki unsurlara bağlayan edattır. Aynı zamanda
kuvvetlendirme fonksiyonu da vardır. Şunlardır: dahi, da (de), ise, ki, bile,
değil.
C.
SON ÇEKİM EDATLARI
Bunlar çekim eki vazifesi gören
edatlardır. Sona gelirler. Bu edatlar kullanışlarına göre şöyle
sınıflandırılabilirler:
1. İsimlerin yalın, zamirlerin genitif
hali ile birleşenler: ile, için, gibi, tek, kadar.
2. Yalın hal ile birleşenler: üzere, ara,
sıra diye, içre.
1.
Datif hali ile birleşenler: kadar, taraf, değin, göre, ait, dek, karşı, dair,
nazaran, doğru, rağmen.
2.
Ablatif hali ile birleşenler: dolayı, ötürü, beri, önce, içeri, evvel, geri,
yana, gayri, başka, öte, sonra gibi.
Bu edatları fonksiyonlarına göre de şöyle
sınıflandırabiliriz:
1.Vasıta ve beraberlik edatları: ile,
birle.
2. Sebep edatları: için, üzere, dolayı,
ötürü, diye.
3. Benzerlik edatları: gibi, tek gibi.
4.Başkalık edatları: başka, özge, gayri.
3.
Diğer hal edatları: göre, nazaran, dair, mada.
4.
Miktar edatı: kadar.
5.
Zaman edatları: beri, önce, evvel, böyle, sonra, geri.
6.
Yer ve yön edatları: kadar, değin, dek, karşı, doğru, daha, yana, taraf, sıra,
içeri, içre, üzre, ara, öte.
İşte başlıca son çekim edatları
bunlardır. Bunlara halde, karşılık, mukabil, nisbet, bedel gibi kelimeleri de
ilave edebiliriz.
Bunlara son çekim edatı gibi kullanılan
şu kelimeleri de ekleyebiliriz: hakkında, yüzden, yüzünden, üzerine, yandan,
taraftan, tarafından, bakıma, bakımından, yönden, yönünden, cihetle, suretle,
suretiyle, veçhile, sebeple, sebebiyle, dolayısıyla.
Aşağıdaki parçada geçen edatları
inceleyiniz.
..........
Burada sevmeğe başladığım üç şey var:
Birisi, penceremin altındaki akar çeşme
ki, hiç durmayan sesiyle yalnızlık gecelerimde, adeta bana arkadaşlık ediyor.
İkincisi, küçük Vehbi: Hatice Hanımın
saltanatı zamanında ömrünü sandığın dibinde sırtüstü ceza çekmekle geçiren
çocuk. Ben, bu afacana iyiden iyiye abayı yaktım. Buradaki çocukların hiçbirine
benzemiyor. –k- ları –c- gibi telaffuz ederek öyle serbest, şen bir konuşman
var ki...
Vehbi, bir gün bahçede küçük,parlak
gözlerini süze süze yüzüme bakıyordu:
-
Ne bakıyorsun Vehbi? Dedim.
Hiç çekinmeden:
-
Sen güzel kızmışsın be. Ağama alıvereyim seni. Bizim gelinimiz ol. Ağam, sana
pabuçlar, entariler, taraklar alıverir.
Vehbinin her hali iyi, hoş amma, bir
türlü beni saymıyor.
O kadar ki, azarladığım, yavaşça ince
kulağını çektiğim zaman bile bana ehemmiyet vermiyor. Maamafih, belki de bunun
için onu bu kadar seviyorum.
Vehbi, bu münasebetsizliği de yapınca
kaşlarımı çattım:
- İnsan, hocasına böyle lakırdı söyler
mi? İşitirlerse senin ağzını yırtarlar, dedim.
Çocuk, benim saflığımla eğlenir gibi:
...........
Dağlardan
: dağ-lar-dan
-dağ
: isim kökü
-lar
: çoğul eki
-dan
: isim çekim eki, ayrılma hali
Arasından
: ara-sı-n-dan
-ara
: isim kökü
-sı
: iyelik eki
-n
: yardımcı ses
-dan
: isim çekim eki, ayrılma hali
Bakarlardı
: bak-ar-lar-dı
-bak
: fiil kökü
-ar
: geniş zaman eki
-lar
: çoğul şahıs eki
-dı
: hikaye eki
-bakarlardı
: geniş zaman hikayesi, üçüncü çoğul şahıs
Duyulur
: duy-ul-ur
-duy
: fiil kökü
-ul
: fiilden fiil yapma eki
-ur
: geniş zaman eki, üçüncü tekil şahıs
Türkleştirilmek
: Türk-le-ş-tir-il-mek
-Türk
: isim kökü
-le
: isimden fiil yapma eki
-ş
: fiilden fiil yapma eki
-tir
: fiilden fiil yapma eki
-il
: fiilden fiil yapma eki
-mek
: fiilden isim yapma eki
Çocuklarımıza
: çocuk-lar-ımız-a
-çocuk
: isim kökü
-lar
: çoğul eki
-ımız
: isim çekim eki, iyelik, birinci çoğul şahıs
-a
: isim çekim eki, yönelme hali
Yorgun
gözümün halkalarında : yor-gun göz-üm-ün halka-ları-n-da
-yor
: fiil kökü
-gun
: fiilden isim yapma eki
-göz
: isim kökü
-üm
: isim çekim eki, iyelik, birinci tekil şahıs
-ün
: isim çekim eki, ilgi hali
-halka
: isim kökü
-ları
: iyelik eki, üçüncü çoğul şahıs
-n
: yardımcı ses
-da
: isim çekim eki, bulunma hali
İyileşiyor
: iyi-le-ş-i-yor
-iyi
: isim kökü
-le
: isimden fiil yapma eki
-ş
: fiilden fiil yapma eki
-i
: yardımcı ses
-yor
: şimdiki zaman eki, üçüncü tekil şahıs
Geldikçe
: gel-dikçe
-gel
: fiil kökü
-dikçe
: zarf, fiil eki
İnceleyerek
: ince-le-y-erek
-ince
: isim kökü
-le
: isimden fiil yapma eki
-y
: yardımcı sese
-erek
: zarf, fiil eki
Konuşmacıların
: konuş-ma-cı-lar-ın
-konuş
: fiil kökü
-ma
: fiilden isim yapma eki
-cı
: isimden isim yapma eki
-lar
: çoğul eki
-ın
: isim çeki eki, ilgi hali
Bakabilsek
: bak-a-bil-se-k
-bak
: fiil kökü
-a
: zarf, fiil eki
-bil
: fiil kökü, yeterlilik fiili
-se
: şart eki
-k
: birinci çoğul şahıs eki
Kalacaksın
: kal-acak-sın
-kal
: fiil kökü
-acak
: gelecek zaman eki
-sın
: ikinci tekil şahıs eki
Yavrucuğum
: yavru-cuk-um
-yavru
: isim kökü
-cuk
: isimden isim yapma eki
-um
: iyelik eki, birinci tekil şahıs
Arkadaşlarına
: arka-daş-ları-n-a
-arka
: isim kökü
-daş
: isimden isim yapma eki
-ları
: iyelik eki, üçüncü çoğul şahıs
-n
: yardımcı ses
-a
: isim çekim eki, yönelme hali