(TÜRK DİLİ
SÖZCÜK / KÖK / EK
Kelime,
anlamı veya görevi bulunan ve tek başına kullanılabilen ses veya sesler
topluluğudur. Kelimeler anlamlı veya görevli dil birlikleridir. Kelimelerin
genellikle anlamları vardır . dışarıda bir varlığı, bir nesneyi bir hareketi
karşılarlar. Kelimeyi okuduğumuz veya duyduğumuz zaman o varlık veya hareket
gözümüzün önünde canlanır: kitap, daktilo, koyun, kuzu, cetvel, koşmak ,
yazmak...
Ancak,
anlamı bulunmayan kelimeler de vardır: gibi, ile , ve , için , fakat, ama,
kadar vb. Bunların anlamları yoktur ve hiç bir varlığı veya hareketi karşılamazlar.
Cümlede anlamlı kelimelerle birlikte kullanılırlar. Onların manalarına yeni
ifadeler katarlar: aslan gibi, onun için gelmiştim, sabaha kadar ağladı
örneklerinde olduğu gibi.
Kelimeden
küçük ses birlikleri olan sesler, heceler, ekler ve bazı kökler tek başlarına
kullanılamadıkları halde kelimeler tek başlarına kullanılırlar.
Kelimeler
yapı bakımından ses veya ses topluluklarıdır. Tek sesli kelimelerin sayısı
azdır. Türkçede tek sesli sadece iki kelime vardır: a, o (a birader, o kişi
örneklerinde olduğu gibi .) Bunlara “e” ünlemini de dahil edebiliriz: e
kardeşim!.
1-
Kökler,
kelimelerin anlamlı parçalarıdır. Meselâ bakış kelimesinde bak köktür. Bakma işinin anlamı
bak kökü üzerindedir. Buradan bakma işi anlamını çıkarıyoruz.
2-
Kökler,
kelimelerin parçalanamayan kısımlarıdır. Meselâ bak kökü daha fazla parçalanamaz. Parçalanırsa bakmakla ilgili
anlamı ortadan kalkar.
3-
Kökler
varlıkların ve hareketlerin yalın karşılıklarıdır. Onları bir zaman, şahsa
bağlamazlar, soyut olarak ifade ederler.
4-
Kökler,
kelimelerin çekirdekleridir. Meselâ gözlemek, gözlem, gözcü, gözcülük, gözlük
kelimeleri hep göz kökünden
türetilmiştir.
GÖZ= gözlemek, gözlem, gözcü,
gözcülük, gözetmen, gözlük, gözlükçü, gözlükçülük, gözlü, gözsüz.....
5-
Her
varlık veya hareket için dilde bir kök yoktur. Birbirine yakın varlık veya
kavramlar aynı kök etrafında yapılan kelimelerle karşılanır. Meselâ ver kökünden vergi, verim, verimli,
verecek, verimlilik gibi.
6-
Kökler
eskiden beri var olan ve sonradan yapılamayan dil birlikleridir. Yeniden kök
yapılamaz. Ancak yabancı dillerden yeni kökler alınabilir. Radyo-cu, radyo
culuk vb.
7-
Dilde
iki çeşit kök vardır: isim kökleri, fiil kökleri. Çünkü kâinatta iki çeşit
varlıktan söz edebiliriz:
A- Nesne
B- Hareket
İnsan, hayvan, bitki, dağ,
orman, taş, toprak, duygu, akıl, hastalık vb. nesnelerdir. Bunların gelmesi,
gitmesi, yanması, büyümesi, tükenmesi vs. Hareketlerdir. İşte nesneler
isimlerle, hareketlerle fiillerle karşılanmaktadır.
1-
Eklerin
tek başına anlamı yoktur. Kelimelerin görevli parçalarıdır. Meselâ babam,
odunluk, tatlı kelimelerindeki –m,-luk, -lı eklerinin tek başına anlamı yoktur.
2-
Ekler
tek başlarına kullanılamazlar, ancak köke eklenerek kullanılış sahasına
çıkarlar.
3-
Kökler
kelimede kendisine uyulan, ekler ise köke uyan unsurlardır. Bu sebeple eklerin
büyük bir kısmı çok şekillidir. Çok şekillilik bakımından ekler dilimizde ya bir
şekilli , ya iki şekilli ya dört şekilli ya da sekiz şekillidir:
Bir şekilli: -m (masa-m),
İki şekilli: -an, -en (koşan, gelen),
Dört şekilli: -ıp, -ip, -up, -üp (alıp,
verip, koşup, görüp),
Sekiz şekilli: -dı, -di,
-du,-dü,-ti,-tı,-tu,-tü (yazdı, geldi, durdu, gördü, attı, gitti, sustu,
düştü),
4-
Ekler
fazla uzun olmazlar. Tek ses halinde olabildiği gibi iki heceli de olabilirler.
Üç heceli eklerimiz azdır: sarı-mtırak gibi.
5-
Türkçede
ekler ya eskiden beri ek olarak vardır ya da iki ek veya kelimenin
ekleşmesinden meydana gelmişlerdir. Meselâ gelmeli kelimesindeki –meli eki –me
ve –li eklerinin birleşmesinden meydana gelmiştir.
6-
Dilde
iki türlü ek vardır:
A. Yapım
ekleri: Kökün veya
kelimenin anlamında değişiklik yapan eklerdir. Bunlar eklendikleri kökten yeni
bir kelime meydana getirirler. Meselâ Türk kelimesinden –çe ekiyle Türkçe
kelimesi yapılmıştır. Türk bir milletin
adı, Türkçe o milletin dilinin adıdır. Dört çeşit yapım eki vardır:
1.
İsimden isim yapma ekleri: İsim kök veya gövdelerinden yeni
isimler yapan eklerdir: yıl-lık, köy-lü, balık-çı, kuzu-cuk, ev-cil vb.
2.
İsimden fiil yapma ekleri: Isim kök veya gövdelerinden fiil
türeten eklerdir: gece-le-mek, duru-l-mak, tür-e-mek, boz-ar-mak vb.
3.
Fiilden isim yapma ekleri: Fiil kök veya gövdelerinden isim
türeten eklerdir: aç-mak, gel-me, düş-üş, geç-im, düş-kün, sırıt-kan vb.
4.
Fiilden fiil yapma ekleri: Fiil kök veya gövdelerinden fiil yapan
eklerdir: al-ın-mak, gül-üş-mek, yat-ır-mak vb.
B.
Çekim
ekleri: Kökün veya
kelimenin anlamında değişiklik yapmayıp kelimeleri kullanılış sahasına
sokan eklerdir. Çekim ekleri anlama etki
etmezler, köke ve kelimeye yeni bir anlam katmazlar. Fakat bir ifade katarlar.
Bu ifade öteki kelimelerle münasebet ifadesidir. “Ev-den geldim.” Cümlesindeki
–den eki münasebet ifadesidir ve evin anlamını değiştirmemektedir.
1.
Çoğul
eki: İsimlerin çokluk
şekillerini ifade eder: -lar, -ler: kitap-lar, çocuk-lar, araba-lar, ev-ler,
gece-ler, sergi-ler vb....
2. Iyelik ekleri: “İye” Türkçede “sahip” anlamına gelir. İyelik ekleri ismin karşıladığı nesnenin bir kişiye veya nesneye ait olduğunu gösteren çekim ekidir. Bunlar nesneyi nesneye, yani ismi isme bağlayan eklerdir. İyelik ekleri altı şahsa göre çekimlenebilmektedir: yani getirildikleri isimlerin ben, sen, o ,biz, siz, onlar şeklindeki sahipliklerini ifade ederler.
Baba-m defteri-m
Baba-n defter-in
Baba-sı defter-i
Baba-mız defter-imiz
Baba-nız defter-iniz
Baba-ları defter-leri
3.
Hal
ekleri: Bu ekler ismi
bazen isme, bazen fiile bazen de edata bağlar:
Okul-a gitti. Evden gelmiş. (fiile
bağlamış)
Kitab-ın kapağı bahçe-nin yolu (isme bağlamış)
Orman-a karşı sen-in kadar (edata bağlamış)
Türkçedeki isim hal ekleri şunlardır:
a. Yalın hal: İsmin başka bir kelimeye bağlı olmadığını gösteren haldir. Tekil, çoğul ve iyelik şekli yalın haldir: okul, baba-sı, yollar.. okul teklik yalın hali, yollar çoğul yalın hali, babası iyelik yalın halidir. Demek ki, yalın hal isimlerin hal eki getirilebilen şekilleridir.
b.
İlgi
hali:
(-ın, -in, -un, -ün, -nın, -nin, -nun, -nün)
Çocuğ-un defter-in
Evler-in anne-nin
Yol-un masa-nın
Yokuş-un akıl-ın
Onlar-ın uykusu-nun
c.
Yükleme
hali: (-ı, -i, -u, -ü)
Kapı-yı taşlar-ı
Babam-ı göz-ü
Yol-u sözlerim-i
ç. Yönelme hali: (-a, -e)
okul-a bakkal-a
dağlar-a biz-e
d.
Bulunma
hali: (-da, -de, -ta, -te)
Ev-de çocuk-ta
Tepeler-de akıl-da
e.
Ayrılma
hali:
(-dan, -den, -tan, -ten)
Karşı-dan soy-dan
Biz-den türk-ten
Çiçek-ten bilenler-den
f.
Beraberlik hali: (-la, -le)
Gönül-le kalbimle
Araba-y-la ekmek-le
g.
Eşitlik
hali: (-ca, -ce, -ça, -çe)
İnsan-ca on-ca
Ben-ce ardın-ca
h.
Direktif
hali:
(-ra, -re, -arı, -eri)
Son-ra iç-eri
Dış-arı il-eri
4.
Soru
eki: ( mı, mi, mu, mü)
Okul mu çocuk
mu
Öğrenciler mi rüya mı
TÜRKÇEDE YENİ KAVRAMLARI KARŞILAMA YOLLARI
Türkçede yeni varlıkları ve
kavramları karşılamak için birkaç yol vardır. İhtiyaç hasıl olduğunda bu
yollardan birine baş vurulmaktadır.
A. KELİME
TÜRETMEK
Türkçenin en tabii, en işlek, en
geniş yeni kelime kazanma yoludur. Kelime türetmek köklerden yapım ekleri ile
görevden yapmak demektir. Eklemeli bir dil olan Türkçenin çok zengin bir kelime
yapma mekanizması vardır. Türkçenin her tipte pek çok olan yapım ekleri ile
sayısız kelimeler yapılabilir. Türkçenin bu imkânı her zaman açıktır. Ancak bu
imkânın iyi, doğru ve yerli yerinde kullanılması gerekir. Bu husustaki ölçü
yeni yapılan kelimede hiç bir sunilik bulunmaması, hissedilmemesidir. Böyle bir
kelimeyi ilk defa elbette bir şahıs yapmış ve dile sürmüştür. Fakat kaidelere
ve şartlara öyle uygun yapılmıştır ki, herkes onun yeni değil eskiden beri
var olan bir kelime olduğunu zanneder. Demek ki, yeni kelimenin sağlam olması
için dilde yadırganmaması, yapma hissini uyandırmaması, tereddütler
yaratmaması, itiraz ve isyan sesleri doğurmaması gerekir. Dil, onu sanki
kendiliğinden ortaya çıkarmış gibi olmalıdır.
Türemiş kelimeler, bir kelime kökü
ile bir veya birkaç yapım ekinden meydana gelir. Çekim sırasında yeni kelimeler
meydana getirilirken, kök asla değişmez. Kelime kökünden önce, başka dillerde
olduğu gibi ön ekler getirilmez. Dilimizde kelime türetmesi ancak köklerin
sonuna birtakım ekler getirilmek suretiyle yapılabilir.
Kelime kökleri isim veya fiil
olduğuna göre, türetme ekleri isme ilave edilenler ve fiile getirilenler olmak
üzere iki büyük bölüme ayrılırlar. Sonra bunlar, meydana getirdikleri kelimenin
isim veya fiil oluşlarına göre de ikiye bölünürler. Böylece kelime yapma
ekleri;
a.
isimden
isim yapma ekleri
b.
isimden
fiil yapma ekleri
c.
fiilden
isim yapma ekleri
d.
fiileden
fiil yapma ekleri
olarak dört gruba ayrılır.
Ekler ayrıca, işlek (canlı), az
işlek ve işlek olmayan olmak üzere üçe ayrılırlar. Bir dilde yeni kelimeler
ancak canlı eklerle meydana getirilebilirler. Bu durum dil ilminin değişmez
prensibidir. Bazen az işlek bir ekin canlılık kazandığı görülebilir. Fakat bu
nadir bir haldir ve şahısların eseri değildir. Halkın bilmeden fark etmeden
yaptığı, dil kanunlarına uygun olarak kendiliğinden meydana gelen bir
keyfiyettir.
Yeni teşkil edilen kelimeler dil kurallarına uygun oldukları yani canlı eklerle ve ekin fonksiyonu ile manasına aykırı olmadan meydana getirildikleri takdirde doğrudurlar.
B. KELİME
GRUBU YAPMAK
Dilde yeni kavramları karşılamanın
bir yolu da kelime grubu yapmaktır. Bu yol, dilde var olan kelimelerden bir
terkip yaparak yeni ihtiyaçları karşılama yoludur. Bu yol, dilin yeni
kavramları karşılamada kullandığı çok tabii ve güzel bir yoldur. Ancak bunda
varlığı veya kavramı tek kelime ile değil, birden fazla kelime ile ifade etme
durumu vardır. Tabii her nesne de böyle iki kelime ile karşılanmaya uygun
olmayabilir. Onun için kelime grubu yapma yolu, imkânları geniş olmayan bir
yoldur:
Demiryolu bilirkişi uçaksavar gecekondu su
yılanı
Başkent olağanüstü bilgisayar sivrisinek ses uyumu
C. YABANCI
KELİME ALMAK
Yabancı kelime almak yeni bir
nesnenin veya kavramın, geldiği yerden ismini de beraber almak demektir. Alınan
yabancı kelime ya dilde karşılığı hiç
olmayan kelimedir ya da dilde karşılığı olan fazladan bir kelimedir.
Birinci halde, yeni bir nesne veya
kavramla karşılaşılır. Dilde onun kelimesi yoktur. Bu durumda ilk tabii yol
onun ismini de beraber almaktır:
Ayet gazel cami otomobil radyo telefon
Televizyon motor banka posta telekom
Özellikle eşyaların beraberinde
getirdiği kelimelerin dile süratle girme ve yayılma gücü vardır. Eğer adını
önceden hazırlamamış ve o adla girişi sağlamamışsanız, eşyanın kendi kelimesini
beraber getirmesine engel olamazsınız. Zaten hazırlıklı olmak da kolay
değildir. Yenilik ve kelime çok defa
dili ansızın bastırır.
İkinci olarak dilde, karşılığı
mevcut olsa da yine fazladan kelime girebilir. Böyle kelimelerde çeşitli
etkenler rol oynar. Bunların başlıcaları çeşit ve değişiklik arzusu, özenme,
taklit, nüans, kısalık, yaygınlık, kibarlık ve tesadüf olarak sıralanabilir.
Fakat hepsinin ortak bir sebebi vardır ki o da kültür ilişkileri, dil
alış-verişleridir. Kültür ve medeniyet tesirlerinden kaçmak mümkün değildir.
Şüphesiz en iyisi bir dilin kendi kaynağından beslenmesidir. Ancak dile yabancı
kelime girmiş diye yakınmaya da lüzum yoktur. Yabancı kelime almak değil,
yabancı gramer kuralı almak tehlikelidir.
Esasen yüzde yüz saf dil yoktur.
Dillerde yabancı asıllı kelimeler daima bulunur. Ayrıca dil o kelimeleri kendi yapısına uydurur:
Hendese-geometri teşekkür-mersi yemiş-meyve
Siyaset-politika teminat-garanti iktisat-ekonomi
Türkiye Türkçesi için cumhuriyetten
sonra Arapça ve Farsçadan kelime alma yolu tamamıyla kapanmıştır. Buna karşılık
bugün batıdan gelen kelimelere karşı açıktır.
Yabancı kelime almak son derece
kolay bir yoldur. Onun için de bu kestirme yolun önüne kolay kolay
geçilememektedir. İstense de istenmese de her dile bu yolla pek çok kelime
girmektedir. Hele günümüzdeki iletişim teknolojisi bunu iyice artırmış
bulunmaktadır.
Ç. KELİME
DİRİLTMEK VE DERLEMEK
Dilde yeni kelime için
başvurulabilecek iki kaynak daha vardır. Bunlardan biri, eski yazı dili
devreleri, diğeri yaşayan şiveler, ağızlardır.
Eski yazı dilinin unutulmuş
kelimeleri tekrar dile kazandırılabilir:
Kamu subay yargı nitelik tartışmak görkem
Savcı tanık köken nicelik arıtmak sonuç
Diğer taraftan kültür dilinde
bulunmayan fakat ağızlarda yaşayan bazı kelimeler de yazı diline alınabilir:
aylak onarmak deprenmek asalak yitirmek
doruk yozlaşmak denetlemek alan güleç
Ancak bu diriltme ve derleme yolu
sanıldığı kadar kolay bir yol değildir. Eski kelimeler çok defa ölmüşlerdir.
Ayrıca metinlerden çıkarılan şekilleri, eski devrin fonetik değerini taşır. Böylece bugünkü dil için işlenmiş sayılmazlar. Bu sebeple onların diriltilmesi çok
güçtür, büyük gayret ister. Bu, bütün millete yeniden kelime öğretmek demektir.
Ağızlardan edebî dile kelime
geçirmek de öyle pek kütle halinde ve kolay olmamaktadır. Çünkü bir ağızda bir
şekil, başka bir ağızda başka bir şekil vardır. Ayrıca yazı dili kelimeleri
gibi her bölge için geçerli olacak uygun ve fazla kelime bulmak da kolay
değildir. Ve bu da bütün milletin yeniden kelime öğrenmesi demektir.
Kısacası her iki kaynaktan faydalanmak da ancak sınırlı bir ölçüde mümkündür. Fakat dil inkılabı ile Türkçemize her iki kaynaktan bir hayli kelime kazandırıldığını da unutmamak gerekir. Gerçi sadeleştirme çalışmaları sırasındaki ihtiyaç dolayısıyla netice alınması mümkün olmuştur.
Vurgu en kısa tarifi ile kuvvetli
söylenmedir. Kelimelerde ses bütünlükleri olarak heceler vardır. Bu topluluklar
arka arkaya söylenerek kelimeler ve dili ortaya çıkarırlar. Demek ki
kelimelerin telaffuzu hecelerin arka arkaya söylenmesidir.
İşte bu söylenişte her hecenin
üzerine aynı kuvvetle basılmaz. Kelimeler ve cümleler dalgalı, inişli çıkışlı
bir seyir takip eder. Bu dalgalar, bu iniş çıkışlar ise bazı hecelerin
diğerlerinden daha kuvvetli söylenmesi ile olur.
Kelimede kuvvetli söylenen hece
üzerindeki baskıya vurgu adı verilir. Vurgulu hece, üzerine basılan, üzerine
vurulan hece demektir.
Türkçe yumuşak vurgulu, hafif dalgalı
bir dildir. Türkçenin vurguları bu sebeple çok dikkat ister.
Vurguyu
bulma usulü:
Türkçe kelimelerde vurgunun hangi
hecede olduğunu anlamak için bir usul vardır. O usul şudur: kelimenin her
seferinde bir hecesi mübalağalı bir şekilde kuvvetle söylenir. Hangisi
yadırganmazsa vurgu o hece üzerinde demektir. Mesela yumurta kelimesini alınız.
Göreceksiniz ki ta hecesini kuvvetlendirerek söylemek kulağa aykırı
gelmemektedir. Şu halde vurgu son hecededir.
Türkçe
kelimelerde vurgu durumu şöyledir:
1. Türkçede kelime ne olursa olsun,
bütün hitaplarda vurgu daima ilk hecede bulunur: arkadaş, dağlar, kumandan,
Atatürk gibi seslenmelerde vurgu daima ilk hecede bulunur ve kuvvetlidir.
Kelimenin asıl normal vurgusu sonda da olsa hitapta mutlaka başa alınır: Örümcek.
2. Türkçede orta hece ve heceler
vurgusuzdur.
3. Türkçede vurgu esas itibarıyla ya
son hecede veya ilk hecede bulunur. Vurgu
son hecede ise başta, ilk hecede ise sonda ikinci derecede bir vurgu
bulunur.
4. Türkçede umumi olarak,
kelimelerin en büyük kısmında vurgu son hecededir: yatırım, açık, çekingen
kelimelerinde vurgu sondadır.
5. Buna mukabil yer adlarında,
bütün coğrafi isimlerde vurgu ilk hecede olur: Ankara, Kurtuluş, İsveç, Avrupa
gibi kelimelerde vurgu ilk hecededir.
6. Yalnız –istan eki ile biten
coğrafi isimlerde vurgu yine sona alınır: Özbekistan, Türkmenistan, Bulgaristan
gibi kelimelerde vurgu son hecededir.
7. Sonu –ya ile biten yer adlarında
vurgu sondan bir evvelki hecede bulunur: Sakarya, Mudanya, Almanya. Sonu a ve e
ile biten yer adları da böyle istisnalar görülür: İngiltere, Ukrayna gibi
kelimelerde vurgu sondan bir önceki hecededir.
8. Türkçede henüz tam benimsenmiş,
üzerinde az zaman geçmiş yabancı isimlerde ve kelimelerde vurgu ilk hecede
bulunur: Hitler, banka, radyo, posta gibi kelimelerde vurgu ilk hecededir.
9. Türkçede çok yerleşmiş yabancı
asıllı isimlerde vurgu son hecede bulunur: İsmail, Ömer, Mehmet gibi.
10. Türkçede bazı ekler vurgusuzdur ve vurguyu önlerindeki heceye atarlar. Mesela uyuma, insanca, kalkmadan kelimelerinde vurgu ma, ca, madan eklerinde önceki hecededir.
YAPIM EKLERİ
İsimden isim yapma ekleri, isim kök ve gövdelerine getirilerek onlardan yeni
isimler yapan eklerdir.
Bu eklerle yapılmış isimlerin manaları bir önceki ismin manasına çok yakından
bağlı olur. Genellikle getirildiği isimle ilgili yer, meslek, topluluk, vasıf,
bağlılık, aitlik vb. isimleri gibi kelimeler yaparlar.
1. –lık,-lik,-luk,-lük
a. Yer isimleri yapar. Bu isimler nesnenin mekanını veya çok bulunduğu
yeri ifade ederler: taş-lık, orman-lık, boş-luk, kömür-lük, koru-luk, gül-lük,
ekin-lik gibi.
b. Alet isimleri yapar. Bunlar nesne ile ilgili bir alet bir eşya ifade
ederler: baş-lık, göz-lük, söz-lük, gece-lik, korku-luk gibi.
c. Topluluk isimleri yapar. Bu isimler yapıldıkları isimlerle ilgili bir
topluluk, bir bütünlük ifade ederler: genç-lik(gençlerin bütünü), türk-lük
(türklerin topluluğu, bütünü) gibi.
d. Vasıf isimleri, yani sıfat yapar: gün-lük, yıl-lık, hediye-lik,
kira-lık, kış-lık, adım-lık gibi.
e. Soyut isim yapar: güzel-lik, iki-lik, müdür-lük, temiz-lik gibi.
Bu ekin bir özelliği de bazen çekim eklerinden sonra gelerek isim yapmasıdır:
gün-de-lik, on-da-lık gibi.
2. –cı,-ci,-cu,-cü,-çı,-çi,-çu,-çü
Bu eklerin başlıca fonksiyonu meslek ve uğraşma isimleri yapmaktır (Osmanlıcada
başlangıçta c’li ve yuvarlak şekilleri yoktu.): av-cı, eski-ci, yol-cu, göz-cü,
aş-çı, bek-çi, ok-çu, süt-çü gibi.
3. –lı,-li,-lu,-lü
Esas fonksiyonu sıfat olarak kullanılan vasıf isimleri yapmaktır. Kısaca ek ve
sahiplik ya da bağlılık ifade eder.
Sahiplik görevinde bir kendinde bulundurma ifadesi belirtilir: baş-lık,
kilit-li, su-lu, ölüm-lü gibi.
Bağlılık fonkisyonunda da bir mensup olma ifadesi göze çarpar: Ankara-lı,
lise-li, köy-lü gibi.
4. –sız,-siz,-suz,-süz
Bu ek –lı,-li,-lu,-lü ekinin olumsuzudur. Onun için menfi isim eki veya menfi
sıfat eki adı ile de anılır: taş-sız, iş-siz, su-suz, görgü-süz gibi.
Bu ek nadir olarak bir çekil eki olan iyelik ekinden sonra da
kullanilabilir: annem-siz, babam-sız gibi.
5. -ki
Bu ek aitlik eki adını alır. Başlıca fonkisyonu içinde blunma, bağlılık, ve
aitlik ifade etmektir. Bu fonkisyonla sıfat ve zamir yapar: şimdi-ki, karşı-ki,
sonra-ki, öte-ki, beri-ki, evvel-ki, dün-kü, gece-ki gibi.
İkinci kullanışı –da,-de,-ta,-te, çekim ekinden sonraki kullanılışıdır:
bende-ki, yerde-ki, aşağıda-ki, sende-ki, evde-ki, üniversitede-ki, gibi.
Üçüncü kullanışı –ın,-in,-un,-ün,-nın,-nin,-nun,-nün çekilm ekinden sonra
getirilmesidir: benim-ki, yolcunun-ki, adamın-ki, evin-ki, arkadaşımın-ki gibi.
Bu ekin bazı örneklerde –kü şekli de görülür: dün-kü, bugün-kü, gönülün-kü
gibi.
6.-cık,-cik,-cuk,-cük
Bu ek Türkçenin çok işlek küçültme ve sevgi ekidir. Bu iki fonksiyon bazen bir
arada, bazen da tek başına görünür: baba-cık, dudak-cık, kısa-cık, Mehmet-cik,
göl-cük, tosun-cuk gibi.
Bu
ek bazı kelimelerde kendisinden önce gelen ünsüzü düşürür: ufa-cık (ufak-cık),
küçü-cük (küçük-cük) gibi.
Bu ek bazen da önüne bir vokal
alır: bir-i-cik, az-ı-cık gibi.
Bu ekin bir özel kullanılışı da -ca, -ce,
-ça, -çe çekim ekinden sonra gelmesidir: usul-ca-cık, yavaş-ça-cık, ufa-cı-cık
gibi.
Bu ekin özellikle sevgi fonksiyonu çok
işlek durumdadır. Bu fonksiyonuyla en çok iyelik eki getirilerek pek geniş
ölçüde kullanılır: anne-ciğ-i-m, kardeş-ciğ-i-m, Ahmet-ciğ-i-m gibi.
7.
–cak, cek
Bu
da ikinci bir sevgi ve küçültme ekidir: kuzu-cak, yumur-cak, demin-cek,
sevdi-cek gibi.
8.
–cığaz, -ciğez, -cuğaz, -cüğez
Bu ek
küçültme ve sevgiden başka zavallılık da ifade eder. Acıma, şefkat ve merhamet
gösterir: bey-ci-ğez, yavru-cuğaz, kız-cığaz gibi.
9.
–cağız, -ceğiz
Küçültme
ve sevginin dışında acıma da ifade eder. Yalnız bu acıma ekinin zavallılık
fonksiyonu daha kuvvetlidir: kız-cağız, hayvan-cağız, ev-ceğiz, köy-ceğiz gibi.
Bu
ekin bir de şu-n-cağız, o-n-cağız gibi kullanışları vardır.
10.
–ca, -ce, -ça, -çe
Bu
ek aslında çekim ekidir: insan-ca, yavaş-ça örneklerinde olduğu gibi.
Ancak
sonradan klişeleşerek veya fonksiyon değiştirerek yapım eki hâline gelmiştir.
Yapım eki olarak fonksiyonu dil isimleri yapmaktır: Alman-ca, İngiliz-ce,
Türk-çe, Arap-ça gibi.
Bu
ek bazen da klişeleşmiş olarak, kalıplaşmış olarak ayrı isimler yapar: ala-ca,
kara-ca, ak-ça gibi.
Böyle
klişeleşmiş şekli bilhassa yer isimlerinde çok görülür: Sütlü-ce,
Kanlı-ca, Çamlı-ca, Derin-ce, Yeni-ce gibi.
11.
–daş, -taş
Başlıca
fonksiyonları eşlik, ortaklık ve mensubiyet, bağlılık ifade etmektir:
ırk-taş, arka-daş, din-daş, soy-daş, meslek-taş, sır-daş, ülkü-daş gibi.
12.
–ncı, -nci, -ncu, -ncü
Sayı
isimleri yapmakta kullanılır. Fonksiyonu asıl sayı isimlerinden sıra, derece
ifade eden sayı isimleri yapmaktır: bir-i-nci, iki-nci, yüz-ü-ncü gibi.
Sayılar
dışında yine sıra ifade eden bir iki kelimede de bu ek görülebilir: kaç-ı-ncı,
orta-nca, son-u-ncu gibi.
13.
–ar, -er, -şar, -şer
Fonksiyonu
asıl sayı isimlerinden dağıtma, bölme, ayırma sayı isimleri yapmaktır: bir-er,
dörd-er, elli-şer gibi.
14.
–z
Sayı
ismi yapan eklerden biridir. Daha çok birden ona kadar olan sayılar arasında
kullanılır. Fonksiyonu yakınlık, eşlik ifade eden topluluk isimleri yapmaktır:
iki-z, dörd-ü-z, yedi-z gibi.
15.
–sı, -si, -su, -sü
Bir
iki kelimede görülür. Benzerlik, gibilik ifade eder: çocuk-su, kadın-sı gibi.
16.
–msı, -msi, -msu, -msü
Bu
ek de benzerlik ve gibilik ifade eden bir ektir. Bilhassa renk ve tat
isimlerinde çok kullanılır: ağac-ı-msı, ekşi-msi, mor-u-msu, acı-msı gibi.
17.
–mtrak
Bu
ek de benzerlik ve gibilik ifade eden eklerden biridir: acı-mtrak,
beyaz-ı-mtrak gibi.
18.
–rak, -rek
Bu
ek karşılaştırma ekidir. “Daha çok” ifadesi taşır. Bir iki kelimede kalmıştır:
ufa-rak (ufak-rak), küçü-rek (küçük-rek), yeğ-rek (daha iyi) gibi.
19.
–lı (-li, -lu, -lü) ........-lı ((-li, -lu, -lü)
Çift
kullanışlı bir ektir. Bu arada bulunma ifade eder. Kısacası “ve” mânâsına
gelir: iri-li, ufak-lı, gece-li, gündüz-lü, ana-lı, baba-lı, sağ-lı, sol-lu
gibi.
20.
–layın, -leyin
Bu
ek eskiden gibilik, eşitlik ifade eden bir çekim eki idi. Bugün birkaç vakit
isminde görülür: sabah-leyin, gece-leyin, akşam-leyin gibi.
21.
–cılayın, -cileyin
Bu
ek de eskiden bir eşitlik çekim eki idi. Bugün bir yapım eki gibi klişeleşip
kalmıştır. Bazı zamirlerde görülür: ben-cileyin, sen-cileyin, bu-n-cılayın
gibi.
22.
–an, -en
Bu
ek işlek değildir. Ancak bir iki kelimede görülür: oğul-an (oğlan), er-en,
kız-an gibi.
23.
–kek
Bu
da işlek olmayan bir ektir. Belki sadece er-kek kelimesinde vardır.
24.
–kan
İşlek
olmayan bir ektir: baş-kan kelimesinde vardır.
25.
–ç
İşlek
değildir, ana-ç, ata-ç, baba-ç kelimelerinde vardır. Kuvvetlendirme fonksiyonu
mevcuttur.
26.
–ka, -ge
İşlek
olmayan bir ektir. Kökün dışındaki mânâsını ifade eder. Yani bir dışındalık
fonksiyonu vardır. Aynı mânâya gelen iki kelimede görülür: baş-ka, öz-ge.
27.-
cıl, cil, -cul, -cül, -çıl, -çil, -çul, -çül
Sadece
üç beş örnek görülür. Benzetme ve mübalâğa ifadesi taşır: ev-cil, ben-cil,
balık-çıl, tavşan-cıl, ölüm-cül, kır-çıl, ak-çıl, insan-cıl, av-cıl gibi.
28.
–dırık, -dirik, -duruk, -dürük
Birkaç
kelimede görülür. Âlet isimleri yapar: boyun-duruk, çiğin-dirik (omuzluk),
eğin-dirik (sırt örtüsü, şal) gibi.
29.
–man, -men
Mübalâğa
ve benzerlik ifade eder. Üç beş kelimede görülür: ak-lan, koca-man, kara-man,
küçü-men (küçük-men) gibi.
30.
–aç, -eç
Benzetme
ve ilgi ifadesi taşır: top-aç, kır-aç, boz-aç (boza çalan, boz renginde)
kelimelerde olduğu gibi.
31.
–şın, -şin
Renk
isimlerinde görülür. Yakınlık, benzerlik ifade eder: sarı-şın, kara-şın,
gök-şin gibi.
32.
–ak, -ek
İşlek
değildir. Bir iki kelimede görülür. Benzerlik ifade eder: top-ak, sol-ak,
ben-ek gibi.
33.
–k(a), -k(e)
İşlek
değildir. Benzerlik ifade eder: top-u-k, bala-k, bebe-k gibi.
34.
–z
İlgi,
benzerlik ifade eder: top-u-z gibi.
35.-t
Denklik
ifade eder: yaş-ı-t, eş-i-t gibi.
36.
–tı, -ti, -tu, -tü
Yalnız
tabiat taklidi kelimelerde kullanılan işlek bir ektir: parıl-tı, zangır-tı,
gürül-tü, fokur-tu, kütür-tü gibi.
37.
–az, -ez
İlgi
ifade eder: ay-az kelimesinde vardır.