MOĞOLİSTAN’DAKİ TÜRK ANITLARI PROJESİ

Bir Rus'un başkanlığında, bundan yaklaşık 114 yıl önce (1889) bulunan ve bütün dünya ilim çevrelerinin ilgisini çeken Orhun Yazıtları üzerine dünyanın dört bir yanından ilim adamlarının çalıştığını hepimiz bilmeyteyiz. En son olarak da bu eserleri ortaya koyanların torunları olan Türkiye Türkü ilim adamlarıyla dost Moğolistan'ın değerli âlimleri birlikte çalışarak tarihe ışık tutmaya gayret etmektedirler.

Bulunduğu günden itibaren üzerinde en çok çalışılan Türkçe kaynakların başında hiç şüphesiz Köktürk alfabesiyle yazılmış olan Orhun Yazıtları gelmektedir. Tabii ki bunların önemi, Türk tarihi ve kültürü açısından içerisinde bulunan değerli bilgilerden kaynaklanmaktadır. Çünkü burada Türk tarihini, edebiyatını, sanatını, gelenek ve göreneklerini, dinini, ordu teşkilâtını, sosyal hayatını, kısaca Türk milletine ait ne varsa hepsini görmek mümkündür. Bu bakımdan sadece Türkiye Türklerini değil, bütün dünya Türklüğünü ilgilendirmektedir. Elbette ki bu yazıtların önemi sadece Türk tarihi ve kültürüyle sınırlı değildir. Aynı zamanda onların çağdaşı olan Asya kavimlerinin Çin, İran, Soğd. Kore, Tibet, Moğol vs. ile Bizans, Arap gibi milletlerin tarih ve kültürleriyle de ilişkilidir.

İlk defa Köktürkçe yazılı abidelerin varlığından bahseden, 13. yüzyıl İlhanlı tarihçilerinden Târîhi Cihângüşâ adlı eserinde Cüveynî olmuştur. Daha sonra bir botanikçi olan D.Messerschmidt, 1721'de, Yenisey vadisinde yaptığı araştırmalar sırasında, Köktürkçe ile yazılmış taşların varlığından haber veriyordu, fakat onun bu haberi yankı uyandırmamıştı. Ama bilim dünyasının en büyük keşiflerinden biri olan Köktürk Yazıtlarının bulunması ve dünyaya tanıtılması, İsveçli bir subay olan J.F.Strahlanberg sayesinde oldu. Bu yazıtların okunması için dünyada büyük bir yarış başlamış ve ilk önce Danimarkalı büyük dil bilgini Vilhelm Thomsen yazıtları deşifre etmiş­tir. Böylece araştırmacıların eline kıy­meti hiçbir şey ile ölçülemeyecek olan belgeler geçmiş oldu.

KÖL TİGİN ANIT MEZARLIĞI

1992 senesinde Türk İşbirliği ve Kalkınma Ajansı (TİKA) kurulduktan sonra eğitim ve kültür alanlarında bir dizi çalışmalar yapıldı. Bu yıllarda TİKA' nın gerçekleştirmek için hazırladığı bir proje de, Moğolistan ve çevre bölgelerdeki Türk eserlerinin kurtarılmasıyla ilgili idi. Bu projenin temelinde Moğo­listan'da, özellikle Orkun (KoşoÇaydam) ve Nalayh havalisindeki Türk anıtlarının restorasyonu ve korunması yer alıyordu. KoşoÇaydam'da bulunan Bilge Kağan ve Köl Tigin Anıt Mezarlıklarında kazılar yapılacak, yılların tahribatına uğrayan bu kompleksler tamir edilecek, gerekirse yerinde veya bir müzede korunmaya alınacak, bölgede araştırmacıların yararlanabilmesi ve konaklamaları için merkezler inşa edilecekti. Bunlar, hem Köl Tigin ve Bilge Kağan Anıt Mezarlıklarında, hem de Tunyukuk Anıt Alanında yapılacaktı. Ayrıca bu büyük âbidelerin kopyaları alınacak, her biri Türk Cumhuriyetlerinin başkentlerine dikilecekti. Nitekim 1993 yılında tamamlanan bu projeden Türkiye Cumhuriyeti'nin ilgili kurumları haberdar edildi. 1995’te zamanın Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının Moğolistan'ı ziyaret etmesi ve burada iki ülke arasında imzalanan bir mutabakat zaptı ile proje uygulamaya geçmişti. İşte bu anlaşmaya bağlı olarak Türkiye Cumhuriyeti yaklaşık sekiz yıldır bölgede birtakım faaliyetlerde bulunmaktadır. Bu amaçla da zaman zaman Orhun ve Tunyukuk Yazıtlarının bulunduğu Nalayh havalisine ekipler yollanmaktadır.

Daha sonra 1997 senesinde bir bilim heyeti bölgede ilk çalışmaları yaptı. 1998'de de kazı alanlarına Türkiye tarafından birer depo kazı evi inşa edildi. Arkasından 2000 yılına kadar bu işe bir ara verildi, 2000 tarihinde yeniden kazı ve restorasyon faaliyetlerine girişildi. Bu ekibin içerisinde konularında uzman pek çok ilim adamı yer aldı. Moğolistan'da bulundukları sürece anıtların restorasyonu, depo evlere taşınması, harita ve jeofizik çalışmaları başta olmak üzere, çok değerli işler gerçekleştirildi. 2000 yılında olduğu gibi, 2001 kazı dönemi için de bir çalışma grubu tespit edilmiş, bunların faaliyet plânları hazırlanmış ve Moğolistan'a gönderilmişlerdir. UlaanBator'a ulaşan Türk bilim heyeti, ilk önce restorasyon ve harita ekibiyle beraber, 2001 'de ilk defa çalışma grubu içerisinde yer alan bir uzman müzeci Tunyukuk Abidesinde çalışmalarını yürüttü. Bu müze uzmanı daha sonra Orhun bölgesine geldi. Her iki depo binasını da inceleyip, âbideleri ve diğer eserleri yerinde tetkik etti. Gözlemlerini değerlendiren müzeci, yazıtların bulunduğu alanları esas alarak bir plân çizmiş ve depo olarak inşa edilen binaların müzeye dönüştürülmeleri için alt yapılan tamamlamıştır.

KAZIDEPOMÜZE EVİ

İlk çalışmalarını Nalayh'taki Tunyukuk Anıt Mezarlığı etrafında yapan haritacılardan ayrı olarak, restorasyon ekibi anıt mezarlık içerisinde bulunan heykelleri depo binasına taşıdılar. Yapılan bu taşıma işlemiyle beş adet insan heykeli ve yüzeyde bulunan bu eserlere ait olabilecek irili ufaklı parçalar depoya nakledildiler. Bu arada yazılı taşlar ve sanduka mezar üzerinde temizlik işleri gerçekleştirildi. Bilge Tunyukuk Anıt Mezarlığının batısında yer alan balballardan birkaçı da ayağa kaldırıldı. Önümüzdeki yıllarda Tunyukuk Yazıtları bölgesinde kazı çalışmalarına başlanabilmesi için Moğolistan'da kalış süresinin son on gününde jeofizik ve harita ekibi birlikte buraya çalışmak üzere tekrar gönderildi.

TUNYUKUK ANIT MEZARLIĞI

2001 yılı çalışmalarının en önemli ayaklarından birini teşkil eden ve daha önceden üç parça ve yatık durumda bulunan Bilge Kağan Yazıtı'nın ayağa kaldırılması ve birleştirilmesi için bir dizi hazırlık yapıldı. Restorasyon ekibinin istekleri doğrultusunda, taş bir kaide bulunmadığından, çelik bir ayak yaptırılarak Bilge Kağan Yazıtı dik konuma getirilmeye çalışıldı. Yazıtın önce alt tarafındaki ana parça, daha sonra ikinci parça onun üzerine yerleştirildi, adeta Bilge Kağan Yazıtı dikilişinden 1266 yıl sonra yeniden bü­tün ihtişamıyla ayağa kaldırıldı. Bilge Kağan Yazıtının artık dağılmaya yüz tutmuş olan kaplumbağası ikiye parçalanmış durumdayken müzeye taşınarak, üzerinde koruma önlemleri uygulandı. Ayrıca KöI Tigin Yazılı taşının ikiye bölünmüş kaplumbağa kaidesinin birleştirilmesi için müze evine getirildi.. Bilge Kağan Anıl Mezarlığında 2001 yılı kazı çalışmaları bittikten sonra açılan yerler kapatıldı ve kazı alam geniş bir dikenli tel ile çevrildi.

BİLGE KAĞAN YAZITI

2001 yılı programı çalışmalarından birisi de hiç şüphesiz kazı faaliyetleridir. Adı geçen senede. 21 haziran günü itibarıyla derhâl açmalara başlandı. Bu açmalarda arkeolojik buluntu olarak çok değerli malzemelere rastlanıldı. İlk aşamada her şeyden evvel Bilge Kağan Anıt Mezarlığının restorasyonuna yönelik plânlar çıkarılmaya başlanmıştı. Buna bağlı olarak Köl Tigin ve Bilge Kağan Anıtlarının jeofizik ve harita alanları genişletilmiş, âdeta güneydeki taşlı dağdan, kuzeydeki dağlara kadar uzanan sahanın ölçümleri aşağıyukarı yapılmıştır. En azından buradaki kazı çalışmaları bittiğinde toprağın altında ne vardı veya ne unuttuk gibi bir endişe kalmayacaktır.

2001 YILI KAZI ÇALIŞMALARINDAN

Kazı çalışmaları sırasında, değişik açmalardan farklı boyutlarda ve özelliklerde ok uçları, at dizginlerine ait olduğu sanılan halkalar, gem parçaları, elbise kopçaları, kemer iğnesi, çatı kiremitlerini süsleyen desenli kapaklar, bir at kafası ile bir koyun iskeleti çıkarılmıştır ki; Moğol bilim adamları onların buraya dinî tören amacıyla atıldığını ifade etmektedirler. Ayrıca çeşitli keramik parçaları da bulundu.

2001 YILI BULUNTULARINDAN

2001 senesindeki kazı işlemleri esnasında ilginç yapı ve malzemelere de rastlanmıştır. Meselâ bunlardan birisi yazıtın ön tarafındaki bölümde, kaynaklarda belirtilmeyen bir kırık heykel. Ayrıca yine şimdiye kadar Radloff dahil kimsenin bahsetmediği, sunağın kuzey tarafında ve 1,52 metre uzaklıktaki bir lahdin desenli köşe taşlarının çıkması sayılabilir. Bu sanduka mezarın tespiti yapıldığı gibi, estampajları da alındı.

BİLGE KAĞAN'DAKİ SEMBOLİK MEZAR

Bir diğer önemli buluntu da, Bilge Kağan Yazıtından 31 metre doğuda, ikinci ya da üçüncü balbal olduğu sanılan taşın üzerindeki iki tamgadır ki, bundan da daha önce hiçbir eserde bahsedilmemektedir. Yazıtın önünden geçen yolun altında tesadüfen jeofizik çalışmaları sırasında görülmüştür. Bu tamgalı balbalın üzerindeki işaretler, muhtemelen bölgeye Köktürklerden sonra hâkim olan, Uygurlar tarafından kazınmış olmalıdır. Belki de anıt mezarlığa en büyük zararı Uygur ve Kırgız Türkleri vermiş olmalarına rağmen, onların da bu kutsal mekâna hiç sahip olmadıklarını söylemek haksızlık olur,

Sununla beraber, Köl Tigin Yazıtın 23 km. kuzeyinde bir sembolik mezar tespit edildi ve burada da ekibimiz elemanları incelemeler yaptı. Lahit parçalarının üç adet olduğu belirlendi. Maalesef taşlardan birisi kayıp, diğerleri de kırılmış durumdadır. Bu desenli mezar taşların kâğıt kopyaları alınarak müzeye taşıttırılmış ve önümüzdeki yıllarda bunları kalıplarının çıkarttırılarak, kopyaların yerine konmasına karar verilmiştir.

2001 YILINDA AÇILAN ANONİM MEZAR

2001 yılı faaliyetlerimizin kazı ayağının bir diğer önemli buluntusu da, Bilge Kağan'a ait olduğunu sandığımız bir gümüş kutu içindeki eşyalardır ki, bunlar bir hazine kıymetindedir. Mezar yapılırken buraya geyik heykelcikleri, tas kaplar gibi gümüş ve diğer madenlerden yapılma parçalar da konmuştur. Bu hazine sunak ile sunak taşının kuzeyindeki sembolik mezar arasında ve en alt zemine gömülmüş bir şekilde keşfedilmiştir. Daha ön­ceden sanduka mezarın etrafında bir kanunsuz kazı yapıldığı hâlde bu parçaların çalınmaması veya görülmemesi bizim için bir şanstır. Bilge Kağan veya onun bir yakınına ait bu hazine yüzlerce parçadan meydana gelmekledir. Özellikle sandık olarak tahmin edilen nesnenin üzerindeki gümüş süsler binlerce adettir. Moğol bilim adamlarının bildirdiklerine göre, Moğolistan'da rastlanan en önemli buluntudur. Bu parçanın bir eşinin daha ortaya çıkarılmadığı söylenmektedir. Türk tarihinde şimdiye kadar ele geçirilen en mühim buluntuların başında geldiği, bir hakikattir. Altın Elbiseli Adam kalıntılarının ardından böyle bir arkeolojik malzemenin varlığı göz ardı edilemeyecek bir keşiftir. Kağanın tacı ve kemeri de dahil olmak üzere çeşitli süs ve ziynet eşyalarının içerisinde bulunduğu bu eserlerin kıymeti hiçbir şey ile ölçülememektedir. Buluntular iki taraf temsilcilerinin hazırladığı bir tutanak ile Moğolistan Millî Tarih Müzesine teslim edildi.

2001 yılı Moğolistan Türk Anıtları Projesi ekibi âdeta Türk tarihini ve kültürünü yeniden yazdılar. Bu buluntular ve yapılan çalışmalar hakkında daha çok şeylerin söyleneceği, bir gerçektir. Ayrıca daha evvel Radloff'un da bahsettiği üzere anıt mezarlığın yazıt kısmına var­madan önceki giriş alanında Sağda ve solda koç heykelleri de ortaya çıkarıldı, ama maalesef her iki koçun da başları tahrip edilmişti. Barka doğru giden yolun solunda ise yine baş kısmı ve belden aşağısı kırılmış bir erkek heykeline de rastlanıldı. Bunlar 2001 kazı çalışmaları sona erdiği zaman, müzeye taşındı.

ANIT MEZARLIĞIN GİRİŞİNDEKİ KOÇLAR

Kazı çalışmaları sırasında, kaplum­bağanın önündeki bölgede Bilge Kağan Yazıtına ait kırık yazı parçalarına da rastlanıldı. Daha önceden bu yerde bir araştırma yapılmadığından. 2003'te de başka kırık parçaları toplama imkânına sahip olduk. Ayrıca şimdiye kadar Bilge Kağan Yazıtı'nın eksik ve okunamayan yerlerinden birisi de sunak taşı temizlenirken ortaya çıkarıldı. Ekibimiz içerisinde yer alan Türk dili ve edebiyatı uzmanı bir epigraf, Moğolistan'ın çeşitli yerlerindeki Türk dönemi abidelerinin ve eserlerinin daha önceki yıllarda olduğu gibi belgeleme işlemini de gerçekleştirdi.

Orhun havalisi doğudan batıya, kuzeyden güneye eski Türklere; özellikle de Kök Türk dönemine ait yüzlerce buluntuyu ihtiva etmektedir. Vadiyi çevreleyen dağlarda Hun ve Köktürk çağına dair mezarların olabileceği gibi, Kök Türklerin ünlü hükümdarları ve beylerine ait de kurganlara rastlamak mümkündür. Zaten çalışma yapılan saha çepeçevre Köktürk Börülü (Aşina) ailesinin mezarlığı durumundadır. Bu nedenle 2001'de etraftaki bazı kurganların da jeofizik ve haritalama işlemleri yaptırılmıştı.

ORHUN'DAKİ BÜYÜK KURGAN

Bu projeden ayrı olarak yapılması düşünülen KaraBalgasun harabelerinin de yüzey çalışmalarına yönelik ön hazırlıklarda bulunulmuş; jeofizik, harita ve kazı ekibi elemanları çalışacakları alanı yakından tanıma imkânına sahip olmuşlardı.

KARABALGASUN HARABELERİ

Türkiye'nin altı senedir yürüttüğü ve önemli bir eksiklik olan, Orhun bölgesinde bulunan Türk eserlerinin kopyalarının alınması işine de başlandı ve bu amaçla Türkiye'den özel bir alet getirtilerek, dijital ortamda yazıtların kopyalarının alınması işlemi yapıldı. Daha önce müze evine alınan eserlerin böylece yerlerine en azından kopyalarının dikilebilme imkânı doğacaktır ve belki de tarih eski ihtişamıyla yeniden diriltilecektir. Bu proje dünyadaki en kapsamlı yüzey araştırmaları ve kazı çalışmalarından birisidir. Burada yapılan iş Türk ve Moğol tarihiyle kültürüne önemli derecede ışık tutacaktır.

Kazı çalışmalarının 2002 döneminde de yine Türkiye'den giden ekip ile Moğol uzmanlar, Anıt Mezarlığın değişik bölgelerinde mimarî yapının hususiyetlerini be­lirlemeye yönelik kazılar yaptılar.

2003 senesi kazı programı dahilinde temmuz ayında Moğolistan'a gelen Türk ekip, Moğol meslektaşlarımızla birlikte uyum içinde derhâl çalışmalara başladı. Bu çalışmalar sonucunda, günümüzden 1268 yıl önce Bilge Kağan'ın çocukları taralından inşa edilen anıt mezarlığın plânı ortaya çıkarılmış; bu inşaatta kullanılan malzemeler tespit edilmiş ve bu veriler neticesinde yapılacak orijinal kopyanın nasıl olabileceği hususundaki fikirler ortaya konmuştur. Bundan sonraki aşamada öncelikli hedef, Bilge Kağan Anıt Mezarlığının bir benzerini Orhun vadisine inşa etmektir. 

BİLGE KAĞAN ANIT MEZARLIĞININ GİRİŞİ

2003 yılı kazı faaliyetleri her zaman olduğu gibi ancak iki ay gibi kısıtlı bir sürede gerçekleştirildi. Hem Türkiye'den giden hocalar, nem de Moğol meslektaşların zamanlarının daha fazla olmamasının yanı sıra, Moğolistan'ın iklim şartları ancak yaz ayında, o da haziran ortası ile ağustosun yarısına kadar imkân tanımaktadır. Mevsim durumunun anormal Ölçüde tutarsız olması zaman zaman çalışmaların da aksamasına sebep olmaktadır. Şöyle ki, 2003 kazı dönemi boyunca aşağı yukarı iki ay boyunca yağmurların aralıksız sürmesi, soğukların erkenden başlaması gibi durumlar çalışma ortamını olumsuz etkilemiştir. Bütün bunlara rağmen bu faaliyet zamanı da çok verimli geçmektedir.

Şimdi Bilge Kağan Anıl Mezarlığındaki kalıntılara gelecek olursak; 2003 döneminin en önemli buluntularından veya keşiflerinden birisi de; 2001 tarihinde Bilge Kağan'ın hazinelerinin ortaya çıkarılmasından sonra, 1268 yıl öncesine ait Kök Türk devri kültürünü aksettiren resimli bir çatı kiremidine tesadüf edilmesidir. Elbette biz biliyoruz ki. Köl Tigin ve Bilge Kağan yazıtlarının ilgili yerlerinde onların cenaze merasimlerinden bahsedilirken, bir sürü devletten elçiler gelmekle beraber, bu anıt mezarlıkların yapılışları esnasında hususiyetle Türk ve Çinli ustalarla, sanatçıların birlikte çalıştığını kaynaklar bize haber veriyorlar. Adı geçen Türkçe belgelerde ve Çin vesikalarında Köl Tigin ile Bilge Kağan Anıt Mezarlıklarında bu ressamlar ve ustalar bu binaların çeşitli yerlerine savaş ve av sahneleri, belki de Köl Tigin ile Bilge Kağan  kendileriyle, yakınlarını resmetmişler olabilir. Fakat hem Köl Tigin, hem de Bilge Kağan Anıt Mezarlığında şimdiye kadar yapılan kazılarda herhangi bir resimli sahneye tesadüf edilmemiştir, Bunu da şuradan biliyoruz; bu mekânlarda Türklerden önce kazı yapan yabancı heyetlerin raporlarında bu türden bir not görülmüyor. Ama şunu da söylemeliyiz ki. kırmızıbeyaz duvar boyalarına rastlanılıyordu. Bu sebeple 2003 yılı kazı faaliyetlerinde ele geçirilen savaş veya av sahneli resim, gerçek manada Türk kültür tarihi açısından büyük bir önem taşıyor.

ANIT MEZARLIKTA BULUNAN RESİMLİ KİREMİT

Kazı çalışmalarında ortaya çıkarılan yeni buluntular ve özellikle tamgalı balballar zikredilmeye değer. 2003 yılında Bilge Kağan Anıt Mezarlığında ele geçirilen tamgalı balballardan birisi,  NH268 B şeklinde kodlandırılan bir açma bölgesinde 204 cm. uzunlu­ğunda, 37 cm. genişliğinde olarak bulundu. Balbal üzerinde açıkça görülen bir tane tamga mevcuttur. Resimde şekilleri görülen bu tamgaların KöktürkUygur çağlarında sıkça kullanıldığını, hatta bugün çeşitli Türk ve Moğol boylarınca da hâlâ önemi olabileceğini düşünülüyor. Silinmiş veyahut da kırılmış yerdeki tamga daha önce pek çok yazıtta ve balbalda görülen keçi ya da kotuz tamga olabilir. Diğerinin ise ay ve güneşten ibaret olduğunu sanılıyor. Ay ve güneş, Türk konargöçer hayatında olduğu gibi dinî literatüründe de oldukça önemli bir yere sahiptir. Ay ve güneş, konargöçer hayat tarzında vazgeçilmez iki unsurdur. Güneş her gün dünyayı aydınlatan, ısıtan, canlılara hayat veren bir nesne olduğu üzere, ay da göçerlerin gecelerini ısıtan, yollarını aydınlatan bir varlıktır. Dolayısıyla eski Türk hayat biçimi ve anlayışında yeri tartışılmaz.

2003 YILINDA BULUNAN AYGÜNEŞ TAMGA

Bilge Kağan Anıt Mezarlığının kazı çalışmaları esnasında doğu tarafı, güney ucunda NI268 A kodlu açma alanında da, 23 Ağustos 2003 tarihinde iki yeni balbal üzerinde farklı iki tamgayı daha tespit etme imkânına sahip olduk. Arala­rındaki uzaklık 2 m. civarında bulunan kuzeydeki tamganın üzerinde âdeta çift taraflı misineyi andıran bir şekil vardır. Balbalın uzunluğu 1.52 m., eni 40 cm.dir. Tamganın boyu ve eni ise, 12 cm. kadar­dır. Güneyde yer alan balbal üzerinde kazınmış olan tamganın eni 7 cm. uzunluğu 13 cm, olup, balbal da 93 cm, boyunda, 26 cm. genişliğindedir. Bunun üstünde bulunan tamga da bizim şimdiye kadar gördüklerimizden biraz farklılık arz et­mektedir. Aşağıda resimlerini de görece­ğiniz bu tamgalardan ikincisi sanki bir tuğu andırmaktadır. Ancak üç tuğlu bir sancak görünümündedir.

2003 YILINDA BULUNAN TUĞLU TAMGA

Kazı çalışmalarımızın sona ermeden bir önceki günü olan 28,8.2003 günü NG268 Akodlu açma bölgesinde 2 m. boyunda, 32 cm. eninde tamgalı bir balbal ortaya çıkarıldı. Bu da daha önce Moğolistan'da rastlanılan hiçbir tamgaya benzemiyor. Eni 10 cm., boyu 19 cm. kadar olan bu tamga, neredeyse bir çadırın üzerinde duran kelebek motifini hatırlatıyor.

2003 YILINDA BULUNAN KELEBEK MOTİFLİ TAMGA

Moğolistan'daki Türk Anıtları kazı ve restorasyon çalışmaları sırasında, tarafımızın başkanlık ettiği kazı faaliyetlerinde 2001 ve 2003 yılı buluntuları arasındaki balbalların durumu ve daha önce bulu­nanları karşılaştırdığımızda belki şunları söyleyebiliriz: Bilge Kağan ve Köl Tigin Anıt Mezarlıklarının önünde doğuya doğru uzayıp giden balbalların yanı sıra, anıl mezarlıkların dış duvarlarının içinde belirli mesafelerle dizilmiş tamgalı ve tamgasız balballara tesadüf edilmektedir. Birtakım arkadaşlarımda da yaptığımız istişarelere göre, bu balbalların dışındakilerden farklı olması gerekir. Herhalde bunlar Köl Tigin ve Bilge Kağan'ın cena­ze merasimine katılan devletleri ve Türk boylarını ifade ediyor olmalıdır. Tamgalıların Türk kabilelerine, tamgasızların ise yabancılara ait olma ihtimali vardır. Bir başka düşünce de, bu balballar Kök Türk Kağanlığına bağlı olan Türk ve yabancı kavimleri temsil edebilir.

Bunun yanı sıra 2003 yılı kazı döneminde çeşitli madenî eşya ve paralar, özellikle de kurban olarak sunulan hayvan iskeletlerine rastlanılmakla beraber, kazı çalışmalarımızın son günlerinde (28.82003) Giriş Yerinin önünde, sağ tarafta Uygur dönemine ait olduğu sanılan baklava motifli bir küp bulundu.


Yazışma ortamına GiRiŞ  için lütfen tıklayın

 

Ekran çözünürlüğünüzün 1024 X 768 olması önerilir / web tasarım: tahmel