Çuvaşça, Yakutça,
Tuvaca, Hakasça, Altayca, Kırgızca, Kazakça vb. gibi Türkçe (Türkiye
Türkçesi) ile akraba ya da kardeş olan ve uzak geçmişteki bir ana
dilden, "Ana Türk Dili"nden türemiş bulunan dillere dünya Türk dilbilimi
çevrelerinde, genellikle, "Türk dilleri" (İng. Turkic languages, Alm.
Türkische Sprachen, Rus. Tyurkskiye yazıki, vb.) adı verilir. Türk
dilbilimi verilerine ve modern dilbiliminde uygulanan ölçütlere göre
Türk dillerinin çoğu için yerinde ve uygun olan bu ad bizde Hacettepe
Üniversitesi'nce de benimsenmiş ve bu diller "Türk yazı dilleri" adıyla
programa girmiştir.[1] Ancak, "Türk dilleri" adı bizde, ya doğru ve
uygun bulunmadığı ya da sakıncalı sayıldığı için, genellikle, kabul
edilmemekte ve. kullanılmamaktadır. Türk Dil Kurumu yayınlarında,
önceleri "Türk lehçeleri" adı benimsenmişken [2], sonraları bu ad
yanında "Türk dilleri" deyimine de yer verildiği görülmektedir.[3]
Ankara Üniversitesi Türk dillerini öteden beri "lehçe" sayar ve "Türk
dilleri" deyiminden kaçınır.[4] İstanbul Üniversitesi ise, daha aşırı
bir tutumla, "lehçe" deyimini yalnız Çuvaşça ve Yakutça gibi
öbürlerinden çok farklı iki Türk dili için kullanmakta, bu diller
dışındaki bütün Türk dillerini "lehçe"nin de altında bir konuşma türü (variety
of speech) saydığı "şive" sözü ile adlandırmaktadır.[5] Bu durumda, Türk
dillerini adlandırmada üç ayrı görüşle karşı karşıyayız demektir:
1. Dünya Türk dilbilimi
çevreleri ile Hacettepe Üniversitesi'nin ve Türk Dil Kurumu'nun görüşü
(dil),
2. Ankara
Üniversitesi'nin görüşü (lehçe),
3. İstanbul
Üniversitesi'nin görüşü (Çuvaşça ile Yakutça lehçe, öbürleri şive).
Acaba bu üç ayrı
görüşten hangisi doğrudur ve dilbilimi verileri ile bağdaşır? Türk
dilleri, gerçekten, akraba fakat ayrı ve bağımsız birer dil midir,
yoksa, bizde genellikle savunulduğu gibi, tek bir dilin lehçeleri, hatta
"şive"leri midir? Başka bir deyişle, bugün, başlı başına bir dil ailesi
oluşturan birçok Türk dilleri mi, yoksa birçok lehçe ve "şive"leri olan
tek bir Türk dili mi vardır? Bu yazıda, Türk dilbilimi verilerinin
ışığında ve modern dilbiliminde kullanılan ölçütleri uygulayarak, bu
sorulan yanıtlamaya ve konuyu aydınlatmaya çalışacağız.
Önce şunu belirtelim ki
İstanbul Üniversitesi'nce ısrarla kullanılan şive sözü dil ya da konuşma
türlerini adlandırmada ve dil sınıflandırmalarında yeri olmayan yanlış
bir deyimdir. Dilbilimi, bilindiği gibi, şu konuşma türlerini tanır:
idyolekt (tek bir kişinin konuşma alışkanlıklarının tümü; birey
diyalekti), ağız (birbirine benzer idyolektler toplamı; Alm. Mundart,
Rus. govor), lehçe ya da diyalekt (birbirine benzer ağızlar toplamı),
dil (birbirine benzer diyalektler toplamı). Küçükten büyüğe doğru
yapılmış bu sıralamada şive'nin yeri olamaz. Çünkü şive sözü Türkçemizde
"lehçe" ya da "diyalekt" anlamında değil, "söyleyiş" (telaffuz) ya da
"konuşma tarzı" anlamında kullanılır: Türkçeyi Amerikan şivesiyle
konuşmak, Karadeniz şivesi, Rum şivesi, vb. gibi. Bu örneklerden de
anlaşıldığı gibi, şive bir dilin yalnızca farklı söylenişini belirleyen
bir deyimdir. Şive'yi şöyle tanımlayabiliriz: "Şive, bir dilin bir bölge
halkına, yabancı bir ulusa ya da ethnic gruba özgü söyleniş biçimidir."
Şive, bu anlamıyla, ancak Fransızca asıllı aksan sözünün karşılığı ve
onun anlamdaşıdır. Bu anlamdaki bir sözün dil ya da konuşma türlerini
adlandırmada ve dil sınıflandırmalarında kullanılamayacağı açıktır.
Şive deyiminin dil
sınıflandırmalarındaki yersizliğini ve yanlışlığını böylece belirttikten
sonra lehçe ya da diyalekt deyimine, Türk dillerinin diyalekt sayılıp
sayılamayacağı sorusuna geçebiliriz. Hemen belirtelim ki dil ile
diyalekt arasındaki ayrımın saptanması dilbiliminin çözülmesi oldukça
güç sorunlarından biridir. Bu iki deyim öteden beri o kadar çok ve
çeşitli anlamlarda kullanılmıştır ki bunların gerçek anlamları ve
aralarındaki ayrım üzerinde genel bir anlaşmaya varmak olanaksız
gibidir. Bununla birlikte, belirli bir dil ya da dil ailesi göz önünde
tutulursa, iki konuşma türünden hangisinin dil, hangisinin de diyalekt
olduğu oldukça belirgin bir biçimde ortaya konabilir.
Dilbiliminde bir
konuşma türünün dil mi yoksa diyalekt mi olduğunu saptamak için
kullanılan biricik dillik (linguistic) ölçüt karşılıklı anlaşılabilirlik
(mutual intelligibility) ölçütüdür. Bu ölçüt, sıradan bir kimsenin dille
ilgili şu yalın yargısına dayanır: "Aynı dili konuşan" insanlar
birbirlerini anlayabilirler, ya da ters olarak, birbirlerini anlamayan
insanlar "ayrı diller" konuşuyorlar demektir. Rastgele seçilmiş ve karşı
karşıya getirilmiş her ikisi de tekdilli (monolingual) iki kişi
düşünelim. Bunların her birinin yalnızca tek bir idyolekti var demektir.
Eğer bu iki kişi günlük konularda hiç güçlük çekmeden anlaşabiliyorlarsa
bunların idyolektlerinin karşılıklı anlaşılabilir olduğu yargısına
varırız. Tersine, eğer bu iki kişi birbirlerini hiç anlamıyor iseler
bunların idyolektleri arasında karşılıklı anlaşılabilirlik yoktur deriz.
Birinci durumda iki kişi aynı dili ya da diyalekti konuşmaktadırlar;
ikinci durumda ise bu iki kişi iki ayrı dili konuşuyorlar demektir.
Doğal olarak, konuşup
anlaşmak için karşı karşıya gelen ya da getirilen iki kişinin
idyolektleri her zaman böyle kesin bir sonuç vermez. Bu iki kişi
birbirlerini arasıra, şu ya da bu derece bir güçlükle anlıyor
olabilirler. O zaman yapılacak iş bu iki kişinin idyolektleri arasındaki
karşılıklı anlaşılabilirlik oranını saptamaktır. Bu oran şöyle saptanır:
Karşı karşıya getirilen iki ayrı dil ya da diyalekt temsilcisine daha
önce kaydedilmiş cümleler dinletilir ve deneklerden anlayabildikleri
cümleleri kendi diyalektlerine ya da bildikleri üçüncü ortak dile
çevirmeleri istenir. Bundan sonra deneklerin anlayabildikleri cümlelerin
ayrı ayrı yüzdesi saptanır. Daha sonra da bunların ortalaması alınarak
iki dil ya da diyalekt arasındaki karşılıklı anlaşılabilirlik oranı
bulunur. Amerikalı dilciler, Amerika yerlilerinin dil ve diyalektlerini
saptamada bu yöntemi kullanmışlar ve başarılı sonuçlar almışlardır.
Örneğin, Orta Algonquian diyalekt temsilcileri arasında yapılan bir
deneyde Kickapoolarla Sauk-Foxlar arasındaki karşılıklı anlaşılabilirlik
oranı % 79, Shawneelerle Kickapoolar arasındaki % 6, Shawneelerle Sauk-Foxlar
arasındaki ise % 2 olarak saptanmıştır.6 Bu sonuçlar, bu konuşma
türlerini bilen herkesin beklentilerini doğrulamıştır. Nitekim, Kickapoo
ile Sauk-Fox tek bir dilin birbirine yakın diyalektleri sayılır; Shawnee
ise ayrı ve bağımsız bir Orta Algonquian dili olarak kabul edilmektedir.
Aynı yöntemi Türk
dilleri ailesinin dil ve diyalektleri arasındaki karşılıklı
anlaşılabilirlik oranını saptamak için de kullanabiliriz. Ancak,
Çuvaşça, Yakutça, Tuvaca, Hakasça, Altayca vb. gibi dillerin
temsilcilerini ya da konuşurlarını Türkiye'de bulmak olanaksız
olduğundan sözlü ve iki yanlı bir deney yapabilecek durumda değiliz.
Bizim, bugün için yapabileceğimiz deney ancak yazılı ve tek yanlı, başka
bir deyişle, öbür Türk dillerinden Türkçeye, bir deney olacaktır.
Ayrıca, bu yazının oylumunu artırmamak için, bu tek yanlı deneyi, her
Türk dil ya da diyalektinden seçilmiş onar cümlelik örneklerle
yapacağız. Deneyimize Türkçeden ve öbür Türk dillerinden çok farklı olan
Çuvaşça ve Yakutça ile başlıyoruz.
I. Çuvaşça-Türkçe deneyi
1. Vírenekensem şkula
kayríš = Öğrenciler okula gittiler.
2. Kíneke sítel šinçe
vırtat = Kitap, masa(nın) üstünde duruyor.
3. Vìl layìh íš tìvat =
O iyi iş yapar.
4. Yìmìka valli
kìrantaş iltím = Kız kardeş(im) için kurşun kalem al- dım.
5. Ìna stena hašaçín
redkollegine suylaríš = Onu duvar gazetesinin yazı kuruluna seçtiler.
6. Mana pír uyìha
otpusk paçíš = Bana bir aylık izin verdiler.
7. Mín akatìn šavna
vıratìn = Ne ekersen onu biçersin.
8. Kíneke vulani usìllì
= Kitap okumak faydalı(dır).
9. Tabak turtnine
siyenlí tešší = Tütün içmenin zararlı olduğunu söylüyorlar.
10. Çul şıvra putat,
mínşín tesen vìl şıvran yıvìr = Taş suda batar, çünkü (harf. "niçin
dersen") o, sudan ağır(dır).
Yukarıdaki Çuvaşça
cümleleri Türk dilbilimi öğrenimi görmemiş, Çuvaşça öğrenmemiş bir
Türk'ün anlayamayacağı açıktır. Türkçe bilmeyen bir Çuvaş'ın da bu
cümlelerin Türkçe karşılıklarını anlayamayacağını kesinlikle ileri
sürebiliriz. O halde, Çuvaşça ile Türkçe arasındaki karşılıklı
anlaşılabilirlik oranı sıfırdır ve bunlar iki ayrı dildir diyeceğiz.
Gerçek de budur. Çuvaşlarla anlaşmak isteyen bir Türk Çuvaşçayı, yabancı
bir dil öğrenir gibi, çalışıp öğrenmek zorundadır. Aynı şekilde,
Türklerle anlaşmak isteyen bir Çuvaş da, çalışıp Türkçeyi öğrenmedikçe,
bu isteğini gerçekleştiremez. Şu var ki Çuvaşça ile Türkçe akraba diller
olduklarından biçimlik (morphological) ve sözdizimlik (syntactic)
yapıları hemen hemen aynıdır. Bu bakımdan, bir Türk Çuvaşçayı, bir Çuvaş
da Türkçeyi, akraba olmayan bir dili öğrenmek için sarfedecekleri
süreden daha kısa bir süre içinde, başka bir deyişle, daha kolay ve
çabuk öğrenebilir.
Burada, Çuvaşça ile
Türkçedeki denktaş (cognate) sözlerin her iki dilin söz dağarcığını
öğrenmede kolaylık sağlayacağı düşüncesi akla gelebilir. Hemen
belirtelim ki bu pek az birkaç söz için doğrudur. Örneğin Çuv. pír = Tü.
bir, Çuv. mana = Tü. bana, vb. gibi. Çuvaşçanın atası olan Ana Çuvaşça
ya da Ana Bulgarca, Ana Türkçeden o kadar eski bir tarihte ayrılmış ve
bu sözler o kadar farklılaşmıştır ki Türk dilbilimi öğrenimi görmemiş
bir Türk ya da Çuvaş bu denktaş sözleri ayırt edemez. İşte birkaç örnek:
Çuv. hír = Tü. kız, Çuv. tìvar = Tü. tuz, Çuv. pìr = Tü. buz, Çuv. çul =
Tü. taş, Çuv. ilt- = Tü. işit-, Çuv. pillík = Tü. beş, Çuv. puš = Tü.
baş, Çuv. ura = Tü. ayak, Çuv. hur- = Tü. koy-, Çuv. šul = Tü. yol, Çuv.
šun- = Tü. yan-, Çuv. šüš = Tü. saç, Çuv. pur = Tü. var, Çuv. par- = Tü.
ver-, Çuv. yun = Tü. kan, Çuv. yur = Tü. kar, Çuv. yul- = Tü. kal-, vb.
gibi. Sesçe birbirlerinden bu denli farklı denktaş sözlerin, özel olarak
öğrenilmedikçe, tanınamayacağı ve ayırt edilemeyeceği açıktır.
Bundan önce yayımlanan
bir yazımda "Türkçe ile Çuvaşça, Yakutça vb. arasındaki fark en az
İngilizce ile Almanca arasındaki fark kadardır, hatta ondan daha
büyüktür" demiştim.7 Bu düşüncemi, yeri gelmişken, burada örneklerle
kanıtlamak isterim. İngilizce ile Almancadaki denktaş sözler, gerçekten,
birbirlerine daha yakındır. İşte birkaç örnek: İng. daughter [dô´tır] =
Alm. Tochter [tóhtır] "kız", İng. ice [ays] = Alm. Eis [ays] "buz", İng.
stone [stôn] = Alm. Stein [ştayn] "taş", İng. hear [hïr] = Alm. hören [höö´rın]
"işitmek", İng. foot [fut] = Alm. Fuß [füs] "ayak", İng. give [giv] =
Alm. geben [gê´bın] "vermek", İng. seven [sevın] = Alm. sieben [zï´bın]
"7", İng. blood [blad] = Alm. Blut "kan",İng. five [fayv] = Alm. fünf
"5", İng. sea [sï] "deniz" = Alm. See [zê] "göl", vb. gibi.
İngilizce-Almanca denktaş sözlerin bu çok daha yakın benzerliklerine
rağmen, hiçbir Hint-Avrupa dilcisi Almancanın İngilizcenin bir diyalekti
olduğunu, ya da bunun tersini, kabul etmez, edemez. Aynı şekilde, hiçbir
gerçek Türk dilbilimcisi de Çuvaşçayı Türkçenin ya da başka bir Türk
dilinin diyalekti sayamaz. Tümtürkçü eğilimlerin bilimde yeri yoktur ve
olmamalıdır.
1970 sayımlarına göre
1.694.000 kişi tarafından konuşulan Çuvaşçanın iki diyalekti vardır:
Anatri (Aşağı) ve Viryal (Yukarı) diyalektleri. Yazı dili Aşağı diyalekt
üzerine kurulmuştur. Yukarı diyalekt yazı dilinden şu farklarla ayrılır:
1) İlk hecede /u/ yerine /o/ bulunması: por "var" (yazı dilinde pur),
porìn- "yaşamak" (yazı dilinde purìn- = Tü. barın-), vb., 2) Ünlü
uyumunun daha yaygın olması: yal-sam "köyler" (yazı dilinde yal-sem),
çol pak "taş gibi" (yazı dilinde çul pek), vb., 3) Sözlük farklar.
II. Yakutça-Türkçe deneyi
1. Olorbuttâğar
ülelêbit orduk = Çalışmak oturmaktan (harf. "oturmaktan çalışmak") daha
iyi(dir).
2. Min ubayım saha
oskuolatığar bâr = Benim ağabeyim Yakut okulundadır.
3. Bihigi at mïnen
barıahpıt = Biz at(a) binip gideceğiz.
4. Haydah oloroğut? =
Nasılsınız? (harf. "Nasıl yaşıyorsunuz?")
5. En olus türgennik
sañarağın = Sen çok hızlı konuşuyorsun.
6. Min sahalì kıratık
öydüübün = Ben Yakutça(yı) biraz anlarım.
7. Bihigi sarsıarda
erde turabıt = Biz sabahleyin erken kalkarız.
8. İti oğo tüün ıtìr =
O çocuk gece(leri) ağlar.
9. Miehe sıttık hâta
uonna holuoha nâda = Bana yastık kılıfı ile galoş gerek.
10. Bu son sieğe olus
kılgas = Bu ceket(in) yen(leri) çok kısa.
Yukarıdaki Yakutça
cümleler ve Türkçe karşılıkları açıkça göstermek- tedir ki Yakutça ile
Türkçe arasında da karşılıklı anlaşılabilirlik yoktur. Bu, at vb. gibi
kimi sözlerin Yakutça ile Türkçede ortak olmasının karşılıklı
anlaşabilmeye yetmeyeceği açıktır. Olor- (otur-), orduk (artık), bâr
(var), bihigi (biz), sıttık (yastık) vb. gibi denktaş sözlerin
Yakutçaları o denli farklıdır ki bunları kestirebilmek olanaksızdır. O
halde Yakutça da bir lehçe ya da diyalekt değil, akraba fakat ayrı ve
bağımsız bir dildir.
Bazı Türk dili
bilginleri, örneğin Nemeth ve Arat, Ana Türkçedeki sözbaşı /y/ foneminin
Yakutçada /s/ye Çuvaşçada da öndamaksıl (palatal) /š/ fonemine
dönüştüğüne bakarak, bu iki dil arasında bir yakınlık olduğunu
savunmuşlardır. Ancak, bu kadarcık bir benzerliğin Yakutça ile Çuvaşça
arasında bir anlaşılabilirlik sağlayamayacağı açıktır. Ana Türkçede /y/
fonemi ile başlayan sözler, Yakutça ile Çuvaşçadaki başka önemli seslik
değişmeler sonucu, birbirlerinden çok farklı bir duruma gelmişlerdir.
Örneğin Çuv. šul = Yak. suol "yol", Çuv. šuk = Yak. suoh "yok", Çuv. šur
= Yak. sâs "ilkbahar" (Tü. yaz), Çuv. šiççí = Yak. sette "7", vb.
Yakutça ile Çuvaşçanın birbirinden ne kadar farklı olduğunu birkaç cümle
karşılaştırması ile daha iyi anlayabiliriz:
Çuv. Mínle purìnatìr? =
Yak. Haydah oloroğut? "Nasılsınız?"
Çuv. Manìn puš ıralat =
Yak. Bahım ıalcar "Başım ağrıyor"
Çuv. Ìšta purìnatìr? =
Yak. Hanna oloroğut? "Nerde oturuyorsu- nuz?"
Çuv. Epí ku kilte
purìnatìp = Yak. Min bu cieğe olorobun "Ben bu evde oturuyorum"
Çuv. Esir ku šınna
píletír-i? = Yak. Ehigi bu kihini bileğit duo? "Siz bu adamı tanır
mısınız?"
Çuv. Epí ku šınna layìh
píletíp = Yak. Min bu kihini üçügeydik bilebin "Ben bu adamı iyi
tanırım".
Yukarıdaki cümlelerden
açıkça görüleceği üzere, Yakutça ile Çuvaşça arasında da karşılıklı
anlaşılabilirlik yoktur.
Yakutça, 1970
sayımlarına göre, 296.000 kişi tarafından konuşulur ve üç diyalekti
vardır: 1) Nam-Aldan diyalekti (hatın "kadın", serïn "serin; serinlik"),
2) Kangal-Vilyuy diyalekti (hotun, sörüün), 3) Dolgan diyalekti (katun,
serüün). Yakutistan'dan uzakta, Taymır'da konuşulan Dolgan diyalekti,
görüldüğü gibi, daha arkaik özellikler gösterir ve Tunguzca sözlerle
doludur. Yakut yazı dili Vilyuy diyalekti üzerine kurulmuştur.
Türk Dili, Cilt XXXVII, Sayı 318, Mart 1978
II
Bu yazı dizisinin
birinci bölümünde Çuvaşça ve Yakutçayı Türkçe ile karşılaştırarak bu
akraba dillerin Türkçeden ve birbirlerinden ne denli farklı olduklarını
belirtmiştik. Dizinin bu bölümünde Türkçeyi öbür Türk dil ve
diyalektleriyle karşılaştıracağız.
III. Tuvaca-Türkçe
deneyi
1. Siler kaynâr bar çor
siler? = Siz nereye gidiyorsunuz?
2. Siler kaynâr-la
çoruksay-dır siler, ınâr bar men = Siz nereye git- mek istiyorsanız (ben
de) oraya gideceğim.
3. Çâşkın hûñdan
kudupkan ışkaş çâp tur = Yağmur bardaktan bo- şanırcasma (harf. "kovadan
dökülüyormuş gibi") yağıyor.
4. Uluğ hünde çılığ
bolur bolza hemelêr bis = Pazar günü (harf. "bü- yük günde") (hava)
sıcak olursa kayıkla gezeceğiz.
5. Sêñ-bile kadı çorup
şıdavastır men, çüğe dêrge ajılım dozulbân = Seninle birlikte gidemem,
çünkü işim bitmedi.
6. Küzêr bolzuñca
çuğâlâr men = İstersen, anlatırım.
7. Ol duğayın bis düün
çuğâlaşkan bis = o(nun) hakkında biz dün ko- nuşmuştuk.
8. Zavottuñ medêzi
şağda-la edipken bolgaş ajılçınnar çana bergen = Fabrikanın düdüğü
çoktan öttü ve işçiler (evlerine) döndü(ler).
9. Ol kiji bolgançok-la
ârıp turgan bolza-da, eki öörenikçi çorân = O, genellikle sık sık
hastalanıyor idiyse de, iyi (bir) öğrenci idi.
10. Büğü deleğeyde
dayın küzêr ulus çok = Bütün dünyada savaş iste- yen (hiçbir) ulus
yok(tur).
Yukarıdaki Tuvaca
cümlelerle bunların Türkçe karşılıklarından açıkça görüleceği üzere
Tuvaca ile Türkçe arasında da karşılıklı anlaşılabilirlik oranı
sıfırdır. Bazı cümlelerde geçen ulus, kiji (kişi), bis (biz), düün (dün)
vb. gibi sesçe ve anlamca aynı ya da birbirine yakın bir-iki sözün
Tuvalarla Türklerin anlaşmalarını sağlayamayacağı açıktır.
Tuva dili ancak Sovyet
devriminden sonra yazı dili olabilmiş Türk diyalektlerindendir. 1959
sayımına göre 100.000 kişi tarafından konuşulan Tuvacanın dört diyalekti
vardır: Orta, Batı, Kuzey-Batı ve Güney Batı diyalektleri. Yazı dili
Orta diyalekt üzerine kurulmuştur. 500-600 kişi tarafından konuşulan ve
bazı Sovyet Türkologlarınca Tofalarskiy Yazık (Tofa dili) diye
adlandırılan Tofaca da Tuva dilinin bir diyalektidir.
IV. Hakasça-Türkçe deneyi
1. Çılığ kün polar típ,
pís niyik tonanıp algabıs = (Hava) ılık (harf. "ılık gün") olur diye,
biz hafif giyindik.
2. Sin çí parçazıñ ma?
= Sen de gidecek misin?
3. Kün sıhhannañ per,
pís pis kilometr irt pargabıs = Güneş doğdu- ğundan (harf. "güneş
çıktıktan") beri, biz beş kilometre yol almışız.
4. Hacan toğıstı tôssañ,
pís sınıhtirga kilerbís = iş bittiği zaman (harf. "ne zaman işi
bitirirsen"), biz denetlemeğe geleceğiz.
5. Ol mağa köp çahşı
nime it salgan = O bana çok iyilik (harf. "iyi şey") etmiştir.
6. Sírerge par kilerge
miníñ mâm çoğıl = Size gelmek için vaktim yok.
7. Min kirek knigalarnı
tap algam = Ben gerek(li) kitapları elde ettim.
8. Anıñ üçün ahça
tölirge ayastığ = Onun için para ödemek yazık (olur).
9. Ol şkolanı am
dâ tôspan = O, okulu henüz bitirmedi.
10. Min sírerzer tañda
kilerbín, nêke = Ben size yarın gelirim, belki.
Bu Hakasça cümlelerin
hiçbirisinin biz Türklerce anlaşılamıyacağı açıktır. Bir Hakasın da bu
cümlelerin Türkçe karşılıklarım anlayamıyacağını kesinlikle
söyleyebiliriz. O halde Hakasça ile Türkçe arasındaki karşılıklı
anlaşılabilirlik oranı da sıfırdır ve Hakasça da bir diyalekt değil,
akraba fakat ayrı ve bağımsız bir dildir. Bazı Türk dili bilginleri, çok
heceli sözlerin sonundaki /g/ fonemini korumuş oldukları için, Tuvaca
ile Hakasçayı bir gruba sokarlar. Bu doğru değildir. Çünkü Tuvaca ile
Hakasça pek çok seslik (phonetic) farklarla birbirlerinden kesin olarak
ayrılır: 1) Eski Türkçe /d/ fonemi Tuvacada korunduğu halde Hakasçada
/z/ye dönüşmüştür: Tuv. adak = Hak. azah ("ayak"), Tuv. bedik = Hak.
pözík "yüksek" (=Tü. büyük); 2) Eski Türkçe önses /ç/ fonemi Tuvacada
/ş/ye, Hakasçada ise /s/ye değişmiştir: Tuv. şap- = Hak. sap- "dövmek",
Tuv. sın = Hak. sın "gerçek"; 3) Eski Türkçe sonses /ş/ fonemi Tuvacada
korunduğu halde Hakasçada /s/ fonemine dönüşmüştür: Tuv. baş = Hak. pas
"baş", Tuv. beş = Hak. pis "5"; 4) Eski Türkçe ünlüler arası /ş/ fonemi
Tuvacada /j/ye, Hakasçada ise /z/ye değişmiştir: Tuv. kiji = Hak. kízí
"kişi", Tuv. ejik = Hak. ízík "kapı" (=Tü. eşik), vb. Bu gibi seslik
farklara biçimlik (morphological) ve sözlük (lexical) farklar da
eklenince Tuvaca ile Hakasça arasındaki karşılıklı anlaşılabilirlik
oranı büyük ölçüde düşmüştür. Aynı anlamdaki birkaç cümle bu iki dil
arasındaki farkı daha iyi gösterecektir:
Tuv. Kandığ amıdırap
çor siler? = Hak. Haydi çurtağlapçazar? "Nasılsınız?"
Tuv. Çüğe ınçâr algırıp
tur sen? = Hak. Noğa idi hıshırçazıñ? "Niye öyle bağırıyorsun?"
Tuv. Men öörenikser men
= Hak. Min ügrenerge hınçam "Ben öğrenmek istiyorum"
Tuv. Kaş harlığ siler?
= Hak. Nince çastığzar? "Kaç yaşındasınız?"
Tuv. Bejen harlığ men =
Hak. İlíg çastığbın "Elli yaşındayım"
Tuv. Kırgan dep
sanattınar eves siler = Hak. Apsah sanala çoğılzar "Yaşlı
sayılmazsınız".
Yukarıdaki cümleler
Hakasçanın Tuvacadan biçimlik ve sözlük bakım- larından da ne denli
farklı olduğunu açıkça göstermektedir.
Hakasça da Sovyet
devriminden sonra yazı dili olmuştur. 1926'da düzenlenen ilk Hakas
alfabesi Kiril asıllı idi. 1929'da bu alfabe Latin alfabesi ile
değiştirildi. 1939'dan sonra ise Hakasça yine Kiril alfabesi ile
yazılmağa başlandı. Kısa aralıklarla yapılan bu alfabe değişiklikleri
Hakasçanın yazı dili olarak gelişmesini biraz geciktirmişse de bugün
Hakas dilinde oldukça zengin bir edebiyat meydana gelmiştir.
1970 sayımına göre.
67.000 kişi tarafından konuşulan Hakasçanın birçok diyalektleri vardır:
Sağay, Kaç, Koybal, Beltir, Kızıl ve Sor. Yazı dili Kaç ve Sağay
diyalektleri üzerine kurulmuştur.
V. Altayca-Türkçe deneyi
1. Avtomobil atka körö
sürekey türgen barıp cat = Otomobil attan (harf. "ata göre") çok daha
hızlı gider.
2. Turanıñ tıştında câş
câp çat = Dışarıda (harf. "evin dışında") yağmur yağıyor.
3. Mege şkolgo
bargalaktang ozo lozuñ biçip alar kerek = Okula gitmeden önce yazı(mı)
yazmam gerek (harf. "Bana okula gitmeden önce yazı yazmak gerek").
4. Añdap kuştap harar
bolzoğor men kojo bararım = Ava gitmek niyetinde iseniz ben (de sizinle)
birlikte gideceğim.
5. Ol onçozınañ ozo
cortop oturdı = O, herkesten önce gitti.
6. Keçe eñirde bis
kinodo bolgonıbıs = Dün akşam biz sinemada idik.
7. Bu biçik cûkta
çıkkan = Bu kitap yakında çıktı.
8. Ol cürüminde köp
cakşı ulus körgön = O, yaşamı boyunca birçok iyi insan görmüş(tür).
9. Nemelerdi turağa
kiydirip salıñ! = Eşyaları eve taşıyın!
10. Nemeler kayırçakka
battı = Eşyalar sandığa sığdı.
Bu Altayca cümleleri
Türk dilbilimi öğrenimi görmemiş bir Türk'ün anlıyamayacağı ortadadır.
Bir Altaylı da bu cümlelerin Türkçe karşılıklarını anlıyamaz. O halde
Altayca ile Türkçe arasındaki anlaşılabilirlik oranı sıfır ya da sıfıra
çok yakındır diyebiliriz.
1970 sayımına göre 56.000 kişi tarafından
konuşulan Altayca, Sovyet devriminden sonra yazı dili olmuştur.
Altaycanın birçok diyalektleri vardır. Bunlar iki grupta toplanabilir:
1) Kuzey diyalektleri (Tuba, Kumandı ve Çalkandı), 2) Güney diyalektleri
(Altay, Telengit ve Teleut). Yazı dili güney diyalektleri üzerine
kurulmuştur.
VI. Kırgızca-Türkçe deneyi
1. Men kün sayın erte
turamın = Ben her gün erken kalkarım.
2. Krovatımdı cıynaymın,
cûnamın = Yatağımı toplarım (ve) yıkanırım.
3. Siler çaşsıñar,
ösösüñör, keleçektin êsi bolosuñar = Sizler genç- siniz, büyüyeceksiniz
(ve) geleceğin sahip(ler)i olacaksınız.
4. Ukpayt dep uşak
aytpa, bilbeyt dep ûru kılba = İşitmez(ler) diye dedi-kodu yapma (harf
"söyleme") bilmez(ler) diye hırsızlık etme (harf "kılma").
5. Al ôru, mına
oşonduktan iştebeyt = O, hasta; işte bu nedenle çalışmıyor.
6. Men emdigiçe erteñ
menenki tamaktı içe elekmin = Ben henüz (harf. "şimdiye değin") kahvaltı
etmedim.
7. Erteden beri tamak
ozana elekmin = Sabahtan beri ağzıma yemek koymadım.
8. Anın oşondoyun men
eçak ele bilçümün = Onun böyle olduğunu ben çoktan beri biliyordum.
9. Aba ırayı özgördü =
Hava (harf. "hava durumu") değişti.
10. Cerdin beti caykı
caşıl ırañdan acırap,kubargan = Yeryüzü(harf.
"yerin yüzü") yazdaki
yeşil rengini yitirip sarardı.
Yukarıdaki Kırgızca
cümleleri Türk dilbilimi öğrenimi görmemiş Türkiyeli bir Türk'ün
anlaması olanaksızdır. Birinci cümledeki men "ben" ve kün "gün" sözleri
anlaşılsa bile kün sayın "her gün", erte "erken" ve turamın "kalkarım"
söz ve söz grupları bilinemiyeceğinden cümle anlaşılmayacaktır. İkinci
cümledeki Rusça asıllı krovat "yatak, karyola" sözü, büyük bir
olasılıkla, Türkçedeki Fransızca asıllı kravat sözü ile karıştırılacak
ve cümledeki öbür iki söz de anlaşılamıyacağından cümleye doğru anlam
verilemiyecektir. Sözü uzatmak gereksiz. Kırgızca Türklerce
anlaşılamıyacak kadar farklıdır. Kırgızlar da, özel olarak çalışıp
öğrenmedikçe, Türkçeyi anlıyamazlar. Bu durumda, Kırgızca bir diyalekt
değil, dildir diyebiliriz. Gerçek de budur.
Kırgızca Türk dilleri
içinde en çok Altaycaya yakındır. Bununla birlikte birçok seslik,
biçimlik ve sözlük farklarla ondan ayrılır. Aşağıdaki birkaç cümle
karşılaştırması Kırgızca ile Altayca arasındaki farkı göstermeğe
yetecektir sanırız:
Alt. Men bojoboy cadım
= Kırg. Menin ubaktım çok "Benim (hiç) vaktim yok"
Alt. Bu ton oğo elbek =
Kırg. Bul içik ağa çong "Bu kürk ona büyük"
Alt. Nemelerdi turağa
kiydirip salıñ = Kırg. Buyumdardı üygö kirgizin "Eşyaları eve taşıyın
(harf. "eve sokun")"
Alt. Bu kerek eki
çıldın turkunına çöyilip cat = Kırg. Bul cumuş eki cılga sozulup ketet
"Bu iş iki yıl sürer"
Alt. Bastırazı cüs
salkoboy tudulgan = Kırg. Bardığı cüz som karacattaldı "Toplam yüz ruble
harcanıldı"
Alt. Mende slerge
kirerge oyum cok = Kırg. Silerdikine kirüügö ubaktım çok "Sizin (eve)
girmek için vaktim yok"
Alt. Kandıy curtap
turarıgar? = Kırg. Kanday turasıñar? "Nasılsınız?"
Kırgızlar çok eski bir
Türk halkıdır. Bununla birlikte Kırgızca ilk kez Sovyet devriminden
sonra yazı dili olmuştur. Kırgızca 1924 ile 1926 yılları arasında Arap
alfabesi, 1928 ile 1940 yıllan arasında da Latin alfabesi ile
yazılmıştır. 1940'tan beri de Kiril alfabesi ile yazılmaktadır.
Kırgızca, 1970 sayımına
göre, 1.452.000 kişi tarafından konuşulur. Üç diyalekti vardır: Kuzey,
Güney-Batı ve Güney-Doğu diyalektleri. Kırgız yazı dili Kuzey diyalekti
üzerine kurulmuştur.
VII. Özbekçe-Türkçe Deneyi
1. U kelgändä edi
kinogä barär edik = O gelmiş olsaydı sinemaya giderdik.
2. İşlägändä körä däm
äliş yahşi = Dinlenmek çalışmaktan daha iyidir.
3. Şudgår ådamlar bilän
tolä edi: birisi häydäyåtir, birisi målä båsäyåtir, båskaläri ketmån
çåpäyåtir = Tarla insanlarla dolu idi: birisi çift sürüyor, birisi
(yeri) tırmıkla temizliyor, başkaları da çapa çapalıyor(lardı).
4. Yer kuyåş ätråfidä
äylänädi = Dünya güneş(in) etrafında döner.
5. Åldin åwkatlängänlär
stoldän turişä yatibdi = Önceden yemek yemiş olanlar masadan
kalkıyorlardı.
6. Papiros çekäsiz mi?
= Sigara içer misiniz (harf. "çeker misiniz")?
7. İkki tåmåni teñ
üçburçäk teñ yånli üçburçäk deb äytilädi = İki kenan eşit üçgen(e)
eşkenar üçgen adı verilir.
8. Ulär bir-biri bilän
gäpirişmäydi = Onlar birbirleri ile konuşmuyorlar.
9. Akämniñ balälärigä
häm men karäymän = Ağabeyimin çocuklarına da ben bakıyorum.
10. Åpäsiniñ
yumuşlärigä karäşä başlädi = Ablasına yardım etmeğe başladı (harf.
"Ablasının işlerine bakmağa başladı").
Özbekçe ile Türkçe
arasındaki karşılıklı anlaşılabilirlik oranı sıfır değilse bile ona
yakın derecede düşüktür. Papiros çekäsiz mi gibi çok kısa bir cümlede
bile anlamı bilinmiyen bir söz o cümlenin anlaşılmasına engel olur.
1970 sayımına göre
9.195.000 kişi tarafından konuşulan Özbekçe Çağataycanın bir devamı
sayılabilir. Özbekçe 1927'ye kadar Arap alfabesiyle, 1927 ile 1938
yılları arasında da Latin alfabesiyle yazılmıştır. 1938 yılından beri
ise yeni Kiril alfabesi ile yazılmaktadır.
Özbekçenin birçok
diyalektleri vardır. Bunlar üç grupta toplanabilir: 1) Kıpçak
diyalektleri, 2) Oğuz diyalektleri, 3) Karluk-Çiğil-Uygur diyalektleri.
Kıpçak ve Oğuz diyalektlerinde 8 ünlü sistemi ve ünlü uyumu korunduğu
halde, Özbek yazı dilinde 6 ünlü vardır ve ünlü uyumu bozulmuştur.
VIII. Uygurca-Türkçe deneyi
1. Adättikigä kariganda
bügün köpräk işliduk = Her zamankine göre bugün daha çok çalıştık.
2. Uniñga kariganda bu
ärzänräk ämäs mu? = Ona bakarak bu daha ucuz değil mi?
3. Pulni poçta arkilik
äwättim = Parayı posta aracılığı ile yolladım.
4. Män här yäkşänbä
küni teatrga baridiğanmän = Ben her pazar günü tiyatroya giderdim.
5. Äjdiha ot çeçip
şirgä karap umtuldi = Ejderha ateş saçarak arslana doğru saldırdı.
6. Çivinlär yorukni
räñni arälamdu? = Sinekler ışığı ve rengi fark eder mi?
7. Bizniñ tehi
ügünüşimiz keräk = Bizim daha öğrenmemiz gerek.
8. Bu kommuna äzaliri
mol hosul alimiz däp ciddiy işlävatidur = Bu komün(ün) üyeleri bol ürün
almak için canla-başla çalışıyorlar.
9. U çoñkur tinivaldi
vä kätmäk üçün asta kozgaldi = O derin-derin esnedi ve gitmek için
yavaşça (yerinden) kalktı.
10. Siz bilän
hoşlaşkini käldim = Sizinle vedalaşmağa geldim.
İşte, Yeni Uygurca 10
cümle ve Türkçe karşılıkları! Bu cümlelerde biz Türklerin kolayca ayırt
edebileceği adät "adet", bügün "bugün", bu, män "ben", här "her", keräk
"gerek" vb. gibi Türkçe karşılıklarına çok yakın bazı sözler var. Ancak,
daha önce de belirttiğim gibi, bir cümlede bir ya da birkaç sözün
bilinmesi o cümlenin tam ve doğru olarak anlaşılmasına yetmez. Cümledeki
bütün sözlerin ve morfemlerin bilinmesi gerekir. Bu da özel olarak
çalışıp öğrenmekle olur. O halde, Yeni Uygurca da bir diyalekt değil,
dildir diyebiliriz.
Uygurca Çin Halk
Cumhuriyeti'nin Sin-kiang eyaleti ile SSCB'nin Kazak, Kırgız, Özbek Ve
Türkmen Cumhuriyetlerinde konuşulur. Çin'deki Uygurların sayısı
3.900.000 kadardır. SSCB'nde ise, 1970 sayımlarına göre, 173.000 Uygur
vardır.
Uygurca da, Özbekçe
gibi, eski Çağatay yazı dilinin devamı sayılır. Çin'deki Uygurlar son
zamanlara kadar düzeltilmiş Arap alfabesini kullanıyorlardı. 1959'da
toplanan Sin-kiang Uygur Bölgesi İkinci Dilbilimciler Kongresinde
Uygurca için Latin asıllı yeni bir alfabe kabul edilmiştir. Çin'deki
Uygurlar dillerini bugün bu yeni alfabe ile yazmaktadırlar. SSCB'ndeki
Uygurlar ise 1930'dan 1946'ya kadar Latin alfabesini kullanmışlar,
1946'da bu alfabeyi Kiril alfabesi ile değiştirmişlerdir.
Uygurcanın pek çok
diyalektleri vardır. Bunlar üç grupta toplanabilir: 1) Kuzey-Batı
diyalekti ya da Orta diyalekt (Bu diyalekt şu ağızlardan oluşur: Turfan,
Kuça, Aksu, Kaşgar, Yarkend, İli, Urumçi, Komul, Karaşar, Korlin), 2)
Doğu ya da Lobnor diyalekti, 3) Güney ya da Hotan diyalekti.
IX. Tatarca-Türkçe deneyi
1. Ana şatlığınnan
yılap cibärdí = Anne sevincinden ağlamağa başladı.
2. Bízníñ bakçada çiyä,
karlığan häm kura cilägí kuwakları üsä = Bizim bahçede vişne, frenk
üzümü ve ahududu ağaçlan yetişir.
3. Bízníñ uram zur uram
= Bizim cadde büyük (bir) cadde(dir).
4. Atlıyk duslar alga
taban! = Yürüyelim, dostlar ileri doğru!
5. Yak-yünínä karanıp
ozın ozın atlıy = Yanına yöresine bakınarak uzun adımlarla yürüyor
(harf. "uzun uzun adımlar atıyor").
6. Anıñ maturlığı miní
tañga kaldırdı = Onun güzelliği beni şaşırttı.
7. Bay bay öçín tırışa,
yarlı yarlığa bulışa = Zengin, zengin için çalışıp çabalar, yoksul (da)
yoksula yardım eder.
8. Yañgırlar yawgalasa
da cir älí dımga tuymadı = Çok yağmur yağmasına rağmen yer henüz neme
doymadı.
9. Ul irtän altı
säğattä tora, zaryadka yasıy, salkın suw bílän yuwına = O, sabah saat
altıda kalkar, jimnastik yapar (ve) soğuk su ile yıkanır.
10. Yıl ahırına bik küp
torak yortlar faydalanuwga tapşırılaçak = Yıl sonuna (kadar) pek çok
yaşama evler(i) istifadeye sunulacak.
Yukarıdaki 10 Tatarca
cümle ile bunların Türkçe karşılıklarından açıkça görüleceği gibi,
Tatarca ile Türkçe arasında pek çok seslik, biçimlik ve sözlük farklar
vardır: yılap "ağlayıp", cir "yer", ul "o", bik "pek", öçín "için", miní
"beni", yün "yön, taraf", bílän "ile", vb.; atlıyk "yürüyelim", atlıy
"yürüyor", tora "kalkar", alga "ileriye", bízníñ "bizim", vb.; çiya
"vişne", karlığan "frenk üzümü", kura cilägí "ahududu", kuwak "«ğaç,
çalı", üs- "büyümek, yetişmek", uram "cadde, sokak", zur "büyük", al
"ön, ileri", taban "... doğru", yak "yan, taraf", karan- "bakınmak",
matur "güzel", tañga kaldır- "hayrette bırakmak, şaşırtmak", bay
"zengin", yarlı "yoksul", dım "nem", irtän "sabah", tor- "kalkmak",
zaryadka "jimnastik", yasa- "yapmak", salkın "soğuk", yuwın- "yıkanmak",
küp "çok", torak yort "yaşama evi, apartman", tapşır- "vermek, tevdi
etmek, sunmak", vb. Görüldüğü gibi, Tatarca ile Türkçe arasında birçok
seslik, biçimlik ve sözlük ayrılıklar vardır. Bir dilin diyalektleri
arasında bu kadar çok ayrılık olmaz. O halde, bizde, Tümtürkçü duygular
ve kaygılarla "Kazan Türkçesi", ya da "Kazan şivesi" diye adlandırılan
Tatarca, Türkçenin bir diyalekti değil fakat ayrı ve bağımsız bir
dildir.
Tatarca, Kıpçak grubu
Türk dillerindendir. Tatar adı Türk dilinin en eski yazılı belgeleri
olan Orhon yazıtlarında geçmektedir: Otuz Tatar, Tokuz Tatar ya da
sadece Tatar. Ancak, Orhon yazıtlarında geçen bu ethnic adlar Türk
boylarının değil, Moğol boylarının adlarıdır. Türkçe konuşan Tatarların
ortaya çıkışı Altın Ordu devleti dönemine rastlar. Bugünkü Tatarlar,
büyük bir olasılıkla, Volga Bulgarlarının Çingiz ordularındaki Türk
(Kıpçak) ve Moğol boyları ile karışmaları sonucu oluşmuş bir Türk
halkıdır.
Geçen yüzyıl ortalarına
kadar yazı dili olarak Çağataycayı kullanan Tatarlar bu dönemde kendi
yerli diyalektleri ile yazmağa başlamışlar ve bugünkü Tatar yazı dilinin
temelini atmışlardır. Tatarca 1927'ye kadar Arap, 1927 ile 1939 yıllan
arasında da Latin alfabesiyle yazılmıştır. 1939'dan başlayarak Tatarca
Kiril asıllı yeni Tatar alfabesi ile yazılmaktadır.
Tatarca, 1970
sayımlarına göre, 5.931.000 kişi tarafından konuşulur. Bu nüfusun %
30'u, merkezi Kazan şehri olan Tatar ÖSSC'nde, % 70'i de SSCB'nin öbür
cumhuriyet ve bölgelerinde yaşamaktadır.
Tatarcanın üç diyalekti
vardır: 1) Orta diyalekt ya da Kazan diyalekti (birçok ağızlan vardır),
2) Batı ya da Mişer diyalekti (Penza, Gorkiy, Ulyanov, Saratov,
Volgograd, Astrakhan ve Kuybışev bölgeleri ile Mordvin, Çuvaş ve Başkurt
ÖSSC'nde konuşulan Tatar ağızları), 3) Doğu ya da Sibirya diyalekti (Bu
diyalekte Tobol, Saz Ayağı, Tümen, Tevriz ve Tara adlarındaki Batı
Sibirya Tatar ağızları girer). Tatar yazı dili Orta diyalekt üzerine
kurulmuştur.
X. Başkurtça-Türkçe deneyi
1. Häzír ük kuzgalayık,
yukha huñlarbız = Hemen şimdi kalkalım, yoksa geç kalacağız.
2. Hin toğrolokto
aytkanda yaratmayhıñ = Sen, gerçek söylenilince, hoşlanmıyorsun.
3. Uynap höylähäñ dä
uylap höylä = Şaka söylesen de düşünüp söyle. 4. Üzíníñ zur
bähíthízlíkkä osrağanın hizä = Kendisinin büyük (bir) bahtsızlığa
uğradığını hissediyor.
5. Bında öyzär taştan
matur itíp halıngandar, tübälärín arış halamdarı mínän yapkandar =
Burada, evler, taştan güzel (bir şekilde) yapılmış; çatılarını (da)
çavdar sapları (harf. "samanları") ile örtmüşler.
6. Yulga irtängí
halkında sığırbız = Yola sabah serinliğinde çıkacağız.
7. Säğät östö huktı =
Saat üçü vurdu.
8. Bawzıñ ozono, hüzziñ
kıskahı yakşı = İpin uzunu, sözün (ise) kısası iyi(dir).
9. Alt alhañ hınap al,
aksa alhañ hanap al = At al(ı)rsan, sınayıp al, para al(ır)san sayıp al.
10. Kistärín min öyzä
bulam = Akşamları ben evde olurum.
Yukarıdaki Başkurtça
cümlelerin hiçbirisinin Türkiyeli Türklerce anlaşılamıyacağı açıktır.
Sägät östö huktı gibi çok kısa ve yalın bir cümleyi anlamak için bile şu
ön bilgiler gereklidir: 1) Arapça sâ'at "saat" sözü, Başkurtçada, ilk
hecedeki uzun /a/ foneminin kısalması, ikinci hece başındaki gırtlak
patlayıcısı ayn'ın /g/ fonemine dönüşmesi ve sözün tümüyle
öndamaksıllaşması (palatalization) sonucu, sägät biçimini almıştır; 2)
Eski Türkçenin ilk hecedeki /ü/ ünlüsü Başkurtçada, kurallı olarak,
zayıf (reduced) ve kısa /ö/ ünlüsüne, söziçi (medial) ve sözsonu (final)
/ç/ fonemi de /s/ye değiştiğinden, Ortak Türkçe üç "3" sözü Başkurtçada
ös biçimini almıştır; 3) Eski Türkçe sözbaşı (initial) /s/ fonemi
Başkurtçada kurallı olarak /h/ye dönüştüğünden, ilk hecedeki /o/ ünlüsü
de yine kurallı olarak /u/ya değiştiğinden, Ortak Türkçe sok- "vurmak"
edimi Başkurtçada huk- biçimini almıştır. İşte, ancak bütün bu bilgiler
bilindikten sonradır ki Sägät östö huktı gibi Başkurtça bir cümle "Saat
üçü vurdu" tarzında anlaşılabilir.
1970 sayımlarına göre
1.240.000 kişi tarafından konuşulan Başkurtça ancak Sovyet devriminden
sonra yazı dili olabilen Türk diyalektlerindendir. Başkurtça 1929'a
kadar Arap, 1929'dan 1939'a kadar Latin alfabesiyle yazılmıştır;
1939'dan başlayarak da Kiril alfabesiyle yazılmaktadır.
Başkurtçanın iki
diyalekti vardır: Doğu ya da Kuvakan diyalekti, Güney ya da Yurmat
diyalekti. Doğu diyalektinin beş ağzı vardır: Ay, Argayaş, Salyut, Miyas
ve Kızıl. Güney diyalektinin ağızları da şunlardır: İk-Sakmar, Orta
ağız, Kara-İdil, Dem, Güney-Batı ağızları. Başkurtçanın Doğu ve Güney
diyalektleri arasında önemli fonemik ve seslik (phonetic) farklar
vardır. Güney diyalektinin Güney-Batı ağızları öteden beri Tatarcanm
etkisi altındadır. Başkurt yazı dili Doğu diyalekti üzerine kurulmuştur.
Ana dilleri Tatarca
olan bazı dilciler, örneğin Saadet Çağatay ve Ahmet Temir, Başkurtçayı
"Kazan Türkçesi" ya da "Kazan Şivesi" diye adlandırdıkları Tatarcanın
bir 'ağız'"ı sayarlar (bkz. S. Çağatay, Türk Lehçeleri Örnekleri II:
Yaşayan Ağız ve Lehçeler, s. 70-72 ve A. Temir, "Kuzey Türkçesi", Türk
Dünyası El Kitabı, s. 297). Bu görüşe katılmak güçtür. Çünkü, Başkurtça,
Tatarca ile aynı alt-gruba (Kıpçak grubunun Tatar-Başkurt alt-grubu)
girmekle birlikte, bazı önemli farklarla ondan ayrılır. Bu farkların
başlıcaları şunlardır:
1) Söz ve ek başındaki
/s/ fonemi Tatarcada korunduğu halde, Başkurtçada /h/ye değişir: Tat.
sarık = Bşk. harık "koyun", Tat. soñ = Bşk. huñ "son, sonra; geç", Tat.
bulsa = Bşk. bulha "olsa", Tat. tuktasın = Bşk. tuktahın "dursun", vb.
2) Ortak Türkçe /ç/
fonemi Tatarcada korunduğu halde, Başkurtçada /s/ye dönüşmüştür: Tat.
çap- = Bşk. sap- "koşmak", Tat. çalgı = Bşk. salgı "orak, tırpan", Tat
öçín = Bşk. ösön "için", Tat. kiç = Bşk. kis "akşam", Tat. çäç = Bşk.
säs "saç" (<< *çäç << saç), vb.
3) Söziçi ve sözsonu
/z/ fonemi Tatarcada korunduğu halde, Başkurtçada ötümlü dişlerarası
sızıcısı (voiced interdental fricative) /z/ye değişmiştir.
4) Söziçi ve sözsonu
/s/ fonemi Tatarcada korunduğu halde, Başkurtçada ötümsüz dişlerarası
sızıcısı (voiceless interdental fricative) /s/ye değişmiştir.
5) Başkurtçada
Tatarcada bulunmayan dudak uyumu vardır: Tat. yoldız = Bşk. yondoz
"yıldız", Tat. yöriy = Bşk. yöröy "yürüyor", Tat. kölímsírä- = Bşk.
kölömhörä- "gülümsemek", Tat. öçín = Bşk. ösön "için" vb.
6) Sözbaşı /y/ fonemi
Tatarcada /ı/ ile /i/den önce kurallı olarak, bazı sözlerde /c/ fonemine
değiştiği halde, Başkurtçada /ı/ ile /i/den önce de korunmuştur: Tat.
cidí = Bşk. yítí "7", Tat. cibär- = Bşk. yíbär- "göndermek", Tat. cılı =
Bşk. yılı "sıcak, ılık", vb.
7) Arapça-Farsça
ödünçlemelerdeki sözbaşı /c/ fonemi Tatarcada korunduğu halde,
Başkurtçada kurallı olarak /y/ye dönüşür: Tat. cawap = Bşk. yawap
"cevap, yanıt", Tat. can = Bşk. yän "yan", Tat. comga = Bşk. yoma
"cuma", vb.
8) {-DA} ve {-DI}
eklerinin başındaki /d/ fonemi Tatarcada korunduğu halde, Başkurtçada
ünlülerden sonra /n/ fonemine dönüşür: Tat. kaladan = Bşk. kalanan
"şehirden", Tat. karadı = Bşk. karanı "baktı" vb.
İşte, bu gibi seslik
farklarla burada sözünü etmiyeceğimiz bazı önemli sözlük (lexical)
farklar Başkurtçayı Tatarcadan ayırır. Bununla birlikte, aşağıdaki cümle
karşılaştırmalarından da anlaşılacağı gibi, Tatarca ile Başkurtça
arasındaki karşılıklı anlaşılabilirlik oranı oldukça yüksektir:
Tat. Miña karadı = Bşk.
Miñä karanı "Bana baktı"
Tat. İdíl kürmiy itík
salmıylar = Bşk. İzíl kürmäy itík sismäyzär "Su(yu) görmeden çizme(yi)
çıkarmazlar"
Tat. Min anı kiçä
oçrattım = Bşk. Min unı kisä osrattım "Ben ona dün rastladım"
Tat. Cılı söyäk
sındırmıy = Bşk. Yılı höyäk hındırmaş "Sıcak kemig(i) kırmaz"
Tat. Sin ni íşliysíñ? =
Bşk. Hin nämä íşläyhíñ? "Sen ne yapıyorsun?"
Görüldüğü gibi,
Başkurtça Tatarcaya yakındır. Ancak, Tatarlarla Başkurtlar arasındaki
ethnic, kültürel ve politik ayrılıklarla Tatarca ile Başkurtçanın ayrı
ayrı birçok diyalektleri bulunduğu gerçeği göz önünde tutulursa
Başkurtçanın Tatarcadan ayrı bir yazı dili olduğu görüşü ağırlık
kazanır. Tatarca ile Başkurtça arasındaki ilişki İsveççe ve Norveççe ile
Danca (Danish) arasındaki ilişkiye benzetilebilir.
Genel Dilbilim Dergisi, Cilt II, Sayı
7-8, 1980
III
XI. Kazakça-Türkçe
Deneyi
1. Sizben
tanıskanıma öte kuwanıştımın = Sizinle tanıştığıma çok sevindim (harf.
"çok kıvançlıyım").
2. Mağan kalanı
aralatıp körsetiñizşi = Bana şehri gezdirip gösteriniz, lütfen.
3. Siz şetel tilderiniñ
kaysısın bilesiz? = Siz yabancı dillerin hangisini biliyorsunuz?
4. Men azdap Nemisşe
bilemin = Ben biraz Almanca biliyorum.
5. Mağan sizdiñ kala
kattı unadı = Sizin şehr(iniz) benim çok hoşuma gitti.
6. Mağan konak üyge
baratın joldı körsetiñizşi = Bana otele giden yolu gösteriniz, lütfen.
7. Tike jüre beriñiz,
sodan soñ oñga burılıñız = Doğru yürüyünüz, ondan son(ra) sağa dönünüz.
8. Halıkaralık hat-habardı
kay jerde kabıldaytının aytıñızşı = Yurtdışı (harf. "uluslararası")
mektupları nerde kabul ettiklerini söyler misiniz, lütfen?
9. Mağan sizdiñ kalanıñ
suwreti bar otkrıtkanı beriñizşi = Bana sizin şehr(iniz)in resmi bulunan
(bir) posta kartı veriniz, lütfen.
10. Mağan jöteldi
basatın däri beriñizşi = Bana öksürüğü kesen (harf. "basan, bastıran")
ilâç veriniz, lütfen.
Yukarıdaki 10 Kazakça
cümleyi Türk dil bilimi öğrenimi görmemiş, Kazakça bilmiyen bir Türkün
anlaması olanaksızdır. Aynı durumda olan, başka bir deyişle Türkçe
bilmiyen, bir Kazak da bu cümlelerin Türkçe karşılıklarını anlıyamaz.
Kazakça ile Türkçe arasında pek çok seslik, biçimlik ve sözlük farklar
vardır. O halde, Kazakça da bir diyalekt değil, akraba fakat ayrı ve
bağımsız bir dildir.
1970 sayımlarına göre
eski S.S.C.B.'de 5,299,000 Kazak vardır. Buna Çin'in Sinkiang eyaletinde
yaşıyan 530,000 Kazakla, Afganistan ve Moğolistan'da yaşıyan Kazakları
da eklersek Kazakların toplam sayısı 6,000,000'u bulur.
Kazakça geçen yüzyılın
ortalarında yazı dili olmuş Türk diyalektlerindendir. 1929'a kadar Arap,
1929'dan 1939'a kadar da Latin alfabesiyle yazılan Kazakça 1940'tan bu
yana Kiril alfabesiyle yazılmaktadır.
Kazakçanın diyalektleri
yoktur, fakat birçok ağzı vardır. Ancak, 1970 sayımına göre 236,000 kişi
tarafından konuşulan ve Sovyet Türkologlarınca ayrı bir dil olarak kabul
edilen Karakalpakça Kazakçaya çok yakındır ve pek-âlâ Kazakçanın bir
diyalekti sayılabilir. Aşağıdaki birkaç cümle karşılaştırması Kazakça
ile Karakalpakçanın birbirine ne denli yakın olduğunu göstermeğe
yetecektir sanırız:
Kzk. Ol, awruw;
sondıktan da ol jumıs istemeydi = Kklp. Ol nawkas, sandıktan da
islemeydi "O, hasta; bunun için de çalışmıyor".
Kzk. Ağaynım, men munı
tüsinbeymin = Kklp. Ağaynim, men bunı tüsinbeymen "Kardeşim, ben bunu
anlamıyorum".
Kzk. Munı istep ülgere
albaspınba dep korkamın = Kklp. Bunı islep ülgere almaspanba dep
korkaman "Bunu çalışıp başaramaz mıyım diye korkuyorum".
Kzk. Hal-jağdayıñz
kalay? = Kklp. Ahwalıñz kalay? "Nasılsınız?"
Kzk. Sen bul tuwralı
estimep pe ediñ? = Kklp. Ya sen bul tuwralı esitpediñ be? "Yoksa sen bu(nun)
hakkında (bir şey) işitmedin mi?"
Kzk. Onı eş zat
kızıktırbaydı = Kklp. Onı heş närse kızıktırmaydı "Onu hiç(bir) şey
ilgilendirmez".
XII. Nogayca-Türkçe Deneyi
1. Men barmasam eken
şalıska hatın harsa eken = Keşke ot biçmeğe ben değil, kadın(ım) gitse!
2. Bulıt aşıldı da kün
tağı kızdırıp basladı = Bulut açıldı ve güneş (ortalığı) ısıtmağa
başladı.
3. Ol isti kutarar üşin
men de baradıkenmen, sen de baradıkensiñ = O işi bitirmek için ben de
gitmeliymişim, sen de gitmeliymişsin.
4. Men barayak ekenmen,
mutıp kaldım = Ben gidecektim, (fakat) unuttum gitti (harf. "unutup
kaldım").
5. Üyken yamgır yavsa,
koy ıkka tartar, eski yelge tartar = Şiddetli (bir) yağmur yağarsa,
koyun rüzgâr tutmayan yere, keçi (de) rüzgâra (karşı) gider (harf.
"çeker").
6. Yuvırkan koydıñ
yüninen etilgen = Yorgan, koyun yününden (harf. "koyunun yününden")
yapılmış(tır).
7. Olar yılkıdı
kaldırıp kaşkan = Onlar atı bırakıp kaçmış(lar).
8. Tegerşikler aylandı
ama avtomobil kozgalmadı = Tekerlekler döndü ama otomobil hareket
etmedi.
9. Eğer keşede yel
toktasa kayık pan kıdıramız = Eğer akşamleyin rüzgâr dinerse kayıkla
gezeriz.
10. Şaşuvdı soñga
kaldıruvşı bir kolhoz da bolmavga kerek = Ekimi sona bırakan bir kolhoz
bile olmamalı!
Yukarıdaki 10 Nogayca
cümlenin Türklerce anlaşılabileceği iddia edilebilir mi? Hatın (kadın),
bulıt (bulut), kün (gün, güneş), kızdırıp, başladı (başladı), yamgır
(yağmur), yel, kayık vb. sesçe ve anlamca aynı ya da çok yakın denktaş
sözler kolayca tamnabilirse de Nogayca cümlelerin tüm olarak anlaşılması
hemen hemen olanaksızdır. Belki 2. cümle bazı Türklerce anlaşılabilir:
Bulıt aşıldı da kün tağı kızdırıp basladı "Bulut açıldı da gün dahi
kızdırmağa başladı". Bu durumda, Nogayca ile Türkçe arasındaki
anlaşılabilirlik oranının % 10 dolayında olduğu söylenebilir. Bu oran da
Nogayca ile Türkçe arasındaki farkın dil farkı olduğunu gösterir.
1970 sayımlarına göre
52,000 kişi tarafından konuşulan Nogayca Sovyet Devriminden sonra yazı
dili olmuş Türk (Kıpçak) diyalektlerindendir. Nogayca 1938'e kadar Latin
alfabesiyle yazılmıştır. O tarihten beri de yeni Kiril alfabesiyle
yazılmaktadır.
Nogaycanın üç diyalekti
vardır: 1) Asıl Nogay diyalekti (cas "genç", bişe "kadın", üyimis
"evimiz", üyiñis "eviniz"; barayak "gidecek", keler "gelir, gelecek",
iygimin "iyiyim", iygisiñ "iyisin", bizim; sözlük farklar), 2) Kara
Nogay diyalekti (yas, bişe, üyimiz, üyiñiz; baracak, keler, iygimin,
iygisiñ, biziñ "bizim"; sözlük farklar), 3) Ak Nogay diyalekti (jas,
pişe, üyimiz, üyiñiz; barıyak, kelir, iygimen, iygisen, biziñ; sözlük
farklar).
XIII. Karaçayca-Balkarca ve Türkçe
Deneyi
1. Ahmat elge deri
bardı = Ahmet köye kadar gitti.
2. Kart Azret bügün
ertdenbla berç koluna cañı çalkını algandı = Yaşlı Azret bu sabah
nasırlı eline yeni orağı almıştı.
3. Sabiyle tamadalarını
aythanlarına tıñılay edile = Çocuklar, büyüklerinin anlattıklarını
dinliyorlardı.
4. Ol kanatlım uçup
barganlay atadı = O, kuşu uçarken vurur.
5. Keçe arası bolgandı,
ol a alkın cuklamaydı = Gece yansı olduğu halde o hâlâ uyumuyor.
6. Ögüz aşırı arığandan
kımıldamay tohtadı = Öküz çok yorulduğundan kımıldamaksızın durdu.
7. Sen boluşmasañ, men
etallık tül edim = Sen yardım etmeseydin, ben (bu işi) başaramıyacaktım.
8. Ol tuwra tebregen
edi, alay a sokurandı = O gidecekti, ama (sonra) fikrini değiştirdi.
9. Men kesimi
cañılganımı añılayma = Ben yanıldığımı anlıyorum.
10. Anı caşawu alkın
allındadı = Onun önünde henüz bütün bir yaşam var (harf. "Onun yaşamı
henüz önündedir").
Yukarıdaki Karaçayca-Balkarca
cümlelerin hiçbirisinin biz Türklerce anlaşılamıyacağı açıktır. Karaçay
ve Balkarlar da bu cümlelerin Türkçe karşılıklarını anlıyamazlar. O
halde, Karaçayca-Balkarca da bir diyalekt değil, fakat ayrı ve bağımsız
bir Türk dilidir.
Karaçayca-Balkarca
ancak Sovyet Devriminden sonra yazı dili olabilmiş Türk
diyalektlerindendir. 1970 sayımlarına göre, SSCB'de 113,000 Karaçay ve
60,000 Balkar vardır. Karaçay-Balkar dili, adından da anlaşılabileceği
üzere, iki diyalektten oluşur: Karaçay ve Balkar (Malkar). Bu iki
diyalekt arasındaki başlıca fark, Karaçaycada sözbaşı /ç/ foneminin
korunması (çaç "saç", çıbçık "kuş"), sözbaşı /y/ foneminin ise /c/ye
dönüşmesi (cer "yer", col "yol"), Balkarcada da /ç/ foneminin ötümsüz
katışık /ts/ye (tsats "saç"), sözbaşı /y/ foneminin ise ötümlü katışık /dz/
ya da /z/ye dönüşmesidir (dzer ya da zer "yer", dzıl ya da zil "yıl").
Yazı dili Karaçay diyalekti üzerine kurulmuştur.
XIV. Kumukça-Türkçe Deneyi
1. Avrumayğan başnı
yavluk bulan baylamas = Ağrımayan başı mendille bağlamaz(lar).
2. İssilik olay güçlü
çü, gatta adam suvdan çıkmağa süymey = Sıcak o kadar şiddetli ki, insan
sudan çıkmak istemiyor.
3. Uçitel aytgan küyde
etip, nasiplik taptım = Öğretmenin dediği gibi yapıp mutlu oldum.
4. Etilgen işni özler
tergep karamak uçun brigadirler avlakga getdiler = Yapılan işi
kendiler(i) denetleyip görmek için ekip başlan tarlaya gittiler.
5. Onuki tüz bolmak
neden görüne dağı? = Onun haklı olduğu nereden belli?
6. Ol yığılma az kaldı
= O, az kalsın düşüyordu.
7. Sen dom otdıhda
bolacakmısan? = Sen dinlenme evine gidecek misin?
8. Cıyın tünegün boldu
= Toplantı dün yapıldı.
9. Ol karkarasın
yelemege bolmay = O, ayakları üzerinde duramaz.
10. Yer, Günnü
aylanasından aylana = Yer, Güneşin çevresinde dolanır.
Yukarıdaki Kumukça
cümleler Türkçeye yakın gibi görünüyorlarsa da anlaşılmaları kolay
değildir. Belki ikinci cümle bazılarınca aşağı-yukarı anlaşılabilir.
Ama, bunun için de şu Kumukça sözlerin bilinmesi gerekir: issilik
"sıcak, sıcaklık", olay "o kadar, öyle", çü "ki", gatta "hattâ", süymey
"sevmez, sevmiyor". On cümleden birinin anlaşılabileceği kabul edilse
bile Kumukça ile Türkçe arasındaki karşılıklı anlaşılabilirlik oranı
yine de % 10 dolayında demektir. Bu ise çok düşük bir orandır ve
Kumukçanın diyalekt değil, dil olduğunu gösterir.
1970 sayımlarına göre
189,000 kişi tarafından konuşulan Kumukça Sovyet Devriminden sonra yazı
dili olmuştur. Kumukça 1929'a kadar Arap, 1929'dan 1938'e kadar da Latin
alfabesiyle yazılmıştır; 1938'den beri ise Kiril alfabesiyle
yazılmaktadır.
Kumukçanın üç diyalekti
vardır: Buynak, Hasavyurt, Kaytak diyalektleri. Yazı dili Buynak-Hasavyurt
diyalektleri üzerine kurulmuştur. Yazı dili ile diyalektler arasında
birçok seslik, biçimlik ve sözlük farklar vardır.
XV. Karayimce-Türkçe Deneyi
1. Sendir otnu suvba,
yamanlıknı dostlukba = Ateşi su ile, düşmanlığı (da) dostluk ile söndür
(harf. "Söndür ateşi su ile, düşmanlığı dostlukla").
2. Ullu edi kerki bu
yarık ketsenin = Bu aydınlık gecenin güzelliği büyüktü (harf. "Büyük idi
güzelliği bu aydınlık gecenin").
3. İsli bağ atstı ez
kabağın = Kokulu bahçe kendi kapısını açtı (harf. "Kokulu bahçe açtı öz
kapısını").
4. Men tanıdım bu
ivtsekni, kayda men estim = Ben (içinde) büyüdüğüm bu evceğizi tanıdım
(harf. "Ben tanıdım bu evciği, ki orada ben büyüdüm").
5. Maya inanır terkrak,
neçik anar = Bana, ona inandığından daha çabuk inanır (harf. "Bana
inanır daha çabuk, nasıl ki ona").
6. Kaytmamen artkarı
sezimden = Ben sözümden dönmem (harf. "Dönmem geri sözümden").
7. Haz konğurov barın
ol oyatır = O, çan gibi herkesi uyandırır (harf. "Çan gibi herkesi o
uyandırır").
8. Terk kiyindi ol
yenil uprahka = Çabucak hafif (bir) elbise giydi (harf. "Çabucak giyindi
o hafif elbiseye").
9. Bolalasız kaytma,
eger kleysiz = İsterseniz, geri dönebilirsiniz (harf. "Dönebilirsiniz,
eğer isterseniz").
10. Kerti, ol astrı
körklü çerayından = Gerçekten, onun yüzü çok güzel (harf. "Doğru, o çok
güzel yüzünden").
Yukarıdaki Karayimce
cümlelerin hiçbirisinin Türklerce anlaşılamıyacağı açıktır. Bu
cümlelerin Türkçe karşılıklarının da Karayimlerce anlaşılamıyacağını
kesinlikle ileri sürebiliriz. O halde, Karayimce ile Türkçe arasında
karşılıklı anlaşılabilirlik oranı sıfır ya da sıfıra yakındır
diyebiliriz. Bu oranın düşük olmasında seslik ve sözlük farklar kadar
sözdizimlik farkların da rolü olduğu açıktır. 1959 sayımlarına göre
SSCB'de 5,900 Karayim yaşamaktadır. Karayimler Litvanya'da, Kırım'da ve
Ukrayna'nın Lutsk ve Halits şehirlerinde bulunurlar.
Karayimcenin iki
diyalekti vardır: Trakay ve Halits. Trakay diyalekti Litvanya'da Trakay
şehrinde yaşıyan Karayimlerin, Halits diyalekti de Ukrayna'nın Halits ve
Lutsk şehirlerinde oturan Karayimlerin diyalektidir. Kınm'da yaşıyan
Karayimlerin diyalekti Kırım Tatarcasınca özümlenmiştir. Trakay ve
Halits diyalektleri arasındaki başlıca farklar şunlardır: l) /ö/ ve /ü/
ünlüleri Trakay diyalektinde korunduğu halde, Halits diyalektinde,
sırasiyle, /e/ ve /i/ ünlülerine dönüşür: Tr. öpkyä "akciğer" = H. epke,
Tr. körklü "güzel" = H. kerkli, Tr. öz "kendi" = H. ez, Tr. yür'ak = H.
yirek "yürek", vb., 2) /ş/ fonemi Trakay diyalektinde korunduğu halde
Halits diyalektinde /s/ye değişir: Tr. taş "taş" = H. tas, Tr. kişi = H.
kisi, Tr. yaşırın = H. yasırın "gizlice", Tr. ülyüş "pay, hisse" = H.
ilis, vb., 3) /ç/ fonemi Trakay diyalektinde korunduğu halde Halits
diyalektinde katışık /ts/ fonemine dönüşür: Tr. üç "3" = H. its, Tr. çaç
"saç" = H. tsats, Tr. küç "güç, kuvvet" = H. kits, vb., 4) id fonemi
Trakay diyalektinde korunduğu halde Halits diyalektinde katışık /dz/
fonemine değişir: Tr. can "can, ruh" = H. dzan "can, yürek", Tr. cins,
"cins" = H. dzıns, Tr. terece, "pencere" = H. teredze, vb.
Karayimler dillerini
İbranî, Latin ve Rus alfabeleri ile yazmışlardır. Büyük çoğunluğu dinî
metinler (çeviriler) olan elyazmaları İbranî alfabesiyledir. Karayimce
bugün yazısı ve edebiyatı olmıyan bir Türk dili durumundadır.
XVI. Türkmence-Türkçe Deneyi
1. Okuvçılar
muğallımmıy daşını gâbap aldılar = Öğrenciler öğretmenin çevresinde
toplandılar.
2. Zala müñe golay âdam
sığyâr = Salona bine yakın insan sığar.
3. Acala pul töläp
gutulıp bilmez = Ölümden para ile kurtulunmaz (harf. "Ecele para ödeyip
kurtulunmaz").
4. Ol bu ädigi gatı
gımmat gördi = O, bu çizmeyi çok pahalı buldu.
5. Parahod tolkunları
bövsüp baryâr = Vapur dalgaları yararak gidiyor.
6. Kâkam-a şindi hem
gelenok = Babam hâlâ gelmedi.
7. Ûkusızlık zerârlı
kelläm ağralıpdır = Uykusuzluk yüzünden başım ağırlaştı.
8. Mekgecöven oñat
idedümegi söyyär = Mısır iyi bakım ister (harf. "Mısır iyi bakımı
sever").
9. Yeñseden yeñles
ığşıldı eşidildi = Arkadan hafif (bir) hışıltı işitildi.
10. Sırkavıñ üsgülevici
barha yığcamlayâr = Hastanın öksürüğü gittikçe şiddetleniyor.
Türkmence, içine
Türkçenin de girdiği, Oğuz (Güney-Batı) grubu Türk dillerindendir.
Azerî'den sonra Türkçeye en yakın olan dil Türkmencedir. Buna rağmen,
yukarıdaki Türkmence cümlelerin hiçbirisi Türklerce anlaşılamaz.
Türkmence bilmiyen bir Türk l. cümleyi belki de "Öğrenciler öğretmenin
taşını kapıp aldılar" diye yanlış anlıyacaktır. Bu Türkmence cümlelerin
Türkçe karşılıklarının da Türkçe bilmiyen Türkmenlerce
anlaşılamıyacağını kesinlikle ileri sürebiliriz. O halde, Türkmence de
bir diyalekt değil, akraba fakat ayrı ve bağımsız bir dildir.
1970 sayımlanna göre
SSCB'de yaşıyan Türkmenlerin sayısı 1,525,000'dir. SSCB'deki
Türkmenlerin büyük çoğunluğu merkezi Aşkabad olan Türkmen Sovyet
Sosyalist Cumhuriyetinde yaşar. Özbek, Tacik, Kazak ve Karakalpak gibi
komşu Sovyet Cumhuriyetleri ile Stavropol bölgesinde de Türkmen
topluluktan vardır. SSCB dışında en büyük Türkmen toplulukları İran ve
Afganistan'da bulunur.
Türkmencenin pek çok
diyalektleri vardır. Bunlar iki büyük grupta toplanabilir: 1) Teke, Sank,
Salır, Göklen, Yomud, Ersarı, vb., 2) Nohur, Anav, Eski, Suhrı, Arabacı,
Kıraç, Çandır, Mukrı, Hatap, Bayat, Çeges vb. Bu iki grup diyalekt
arasındaki başlıca farklar şunlardır: 1) /s/ ve /z/ fonemleri ikinci
grupta korunduğu halde, birinci grupta sırasiyle dişlerarası /q/ ve /d/
fonemlerine dönüşmüştür; 2) /b/ ve /p/ fonemleri birinci grupta
korunduğu halde, ikinci grupta çiftdudak sızıcısı /w/ye değişir: ôwo,
ôwa, owa "köy" (birinci grup ve yazı dili oba); 3) Ünlü ile biten
isimlerin varma-yönelme (dative-directive) hali ikinci grupta büzülmesiz
olduğu halde, birinci grupta (ve yazı dilinde) büzülmelidir: ôwo-y-a
"köye", köçe-y-e "sokağa" (birinci grup ve yazı dili ôbâ, köçä);
4)Şimdiki zaman birinci grupta -yâr/-yär (yazı dili), -yâ/-yä, -ya/-ye,
-yôr/-yô ve -ôr/-ô ile, ikinci grupta ise zarf-fiil eki -î/-i (alî
"alıyor", geli "geliyor", almî "almıyor", gelmi "gelmiyor") ve zarf-fiil
eki -a/-e ya da -ı/-i'ye -dûr/-du/-dır/-dir ve -f'nin eklenmesi iile
kurulur: aladûr/aladu/aladır "alıyor", vb.
Türkmence daha XVIII.
yüzyılda yazı dili olmuştur. Bu yüzyılda yetişen Mahtumkulı (Türkmence
Magtîmgulı) şiirlerini, bilindiği gibi, Türkmen diyalekti ile yazmış ve
bugünkü Türkmen yazı dilinin temellerini atmıştı. Ancak, Türkmencenin
yazı dili olarak gelişmesi Sovyet Devriminden sonra olmuştur. 1928'e
kadar Arap, 1928'den 1939'a kadar da Latin alfabesiyle yazılan Türkmence
1939'dan beri Kiril alfabesiyle yazılmaktadır.
XVII. Azerî-Türkçe Deneyi
1. Aşağıda küçädä maşın
fit çaldı = Aşağıda sokakta otomobil korna çaldı.
2. Pillälärdä säs gopdu,
kimsä täläsirdi = Merdivenlerde (ayak) ses(i) oldu, birisi acele
ediyordu.
3. Kimsä yüyürä-yüyürä
yuharı galhırdı = Birisi koşa koşa yukarı çıkıyordu.
4. Kimi gözläyirsän o
gälmir, kimdän gaçırsan gabağına çıhır = Kimi bekliyorsan o gelmiyor,
kimden kaçıyorsan (o) önüne çıkıyor.
5. Hälä sinnim gırh
olmayıb, amma häştad yaşında gocadanpis gündäyäm = Yaşım daha kırk
değil, ama seksen yaşında ihtiyardan fena haldeyim.
6. Gonaglardan biri
kinoya zäng elädi = Konuklardan biri sinemaya telefon etti.
7. Atam paltarını
çiyninä alıb bayıra çıhdı = Babam ceketini omuzuna alıp sokağa çıktı.
8. Mänim sänä nä
pisliyim keçib ki mänimlä belä danışarsan? = Benim sana ne kötülüğüm
dokundu ki benimle böyle konuşuyorsun?
9. Yay girmämiş,
havalar istilaşir = Yaz gelmediği (halde) havalar ısınıyor.
10. Naharı eşikdä
yiyäcäyik = Öğle yemeğini dışarda yiyeceğiz.
Azerî, Türkçeye en
yakın olan Türk dillerindendir. Bununla birlikte, yukarıdaki cümleler
standard Türkçe konuşan, Doğu Anadolu ağızlarını bilmiyen Türklerce
kolay kolay anlaşılamaz. Azerînin anlaşılmasındaki güçlük daha çok Azerî
ile Türkçe arasındaki sözlük (lexical) farklardan ileri gelir: küçä
"sokak", maşın "otomobil", fit "korna, düdük", pillä "merdiven", täläs-
"acele etmek", yüyür- "koşmak", gözlä- "beklemek", gabag "ön", pis
"fena, kötü", kino "sinema", zäng "zil", zäng elä- "telefon etmek",
paltar "ceket", çiyin "omuz", bayır "sokak, cadde", danış- "konuşmak",
yay "yaz", isti "sıcak", istiläş- "ısınmak", nahar "öğle yemeği", eşik
"dışarı", vb. vb. gibi. Sözlük farklara biçimlik farklar (atanı
"babayı", küçäni "sokağı", çıhır "çıkıyor", gälär "gelir", gälir
"geliyor", gälmir "gelmiyor", vb. gibi) da eklenince Azerî ile Türkçe
arasındaki karşılıklı anlaşılabilirlik oranı önemli ölçüde azalır.
Denilebilir ki "Bu kadar fark Anadolu ve Rumeli ağızları ile yazı
dilimiz arasında da vardır". Doğrudur: örneğin Kars ya da Bitlis ağzı
da, Azerî kadar değilse de ona yakın derecede yazı dilimizden farklıdır.
Ne var ki Kars da, Bitlis de ulusal sınırlarımız içindedir; bu
illerimizdeki konuşma türlerinin birer yazı dili olarak gelişmeleri
düşünülemez. Azerî ise Türkiye sınırları dışında, politik bakımdan
bizden ayrı ve bağımsız başka bir ülkede konuşulmaktadır. Politik ve
kültürel bakımdan bize bağlı olmıyan Azerîler diyalektlerini ayrı bir
yazı dili olarak geliştirmişlerdir. Buna bizim bir diyeceğimiz olamaz.
Burada, yeri gelmişken, bir noktayı vurgulayalım:
Azerî Türkçesi Sovyet
Devriminden sonra yazı dili olmuş değildir. Azerî diyalekti daha XIX.
yüzyıl ortalarında yazı dili olmağa başlamıştır. XIX. yüzyılda
Azerbaycan'ın Ruslar tarafından işgal edilmesinden sonra Fars dili ve
edebiyatının Azerî aydınları üzerindeki etkisi büyük ölçüde azalmıştı.
Azerî tiyatrosunun kurucusu Mirza Fethali Ahundzade (1812-1878)
komedilerini yerli Azerî diyalekti ile yazmış (1850-1855) ve böylece
Azerî yazı dilinin temellerini atmıştı. 1875'te yayımlanmağa başlıyan
Äkinçi gazetesinin de Azerî diyalektinin yazı dili olarak gelişmesinde
büyük rolü olmuştur. Kısaca, 1917'de Sovyet Devrimi patlak verdiği zaman
Azerî Türkçesinin yazı dili olarak en az yarım yüzyıllık bir geleneği
vardı.
Aslında Azerî
diyalektinin yazı dili olarak kullanılması çok daha eskilere, XIV.
yüzyıla gider. Hasanoğlı, Kadı Burhaneddin (1345-1398), Nesimî
(1369-1404), Hataî (1485-1524), Fuzulî (1498-1556), vb. gibi şairler
yapıtlarını Azerî diyalekti ile yazmışlardır. Ancak, klasik öncesi ve
klasik dönemde Azerî diyalekti ile Anadolu Türkçesi arasındaki fark pek
fazla değildi. Modern Azerî yazı dilinin kurulması ile bu fark daha da
artmış ve çeşitlenmiştir.
1970 sayımlarına göre
SSCB'de 4,380,000 Azerî vardır. Bu sayıya İran'ın Azerbaycan ili ile
öbür bölgelerinde yaşıyan Azerîler de katılırsa Azerî yaklaşık olarak
10,000,000'u bulur. İran dışında, Irak ve Türkiye'de Azerîler vardır.
Azerî Türkçesinin dört
diyalekti ya da diyalekt grubu vardır: 1) Doğu diyalekti ve ağızları
grubu (Küba, Baku, Şamahı diyalektleri ile Mugan ve Lenkoran ağızları),
2) Batı grubu (Kazak, Gence ve Karabağ diyalektleri ile Aynım ağzı), 3)
Kuzey grubu (Nuha diyalekti), 4) Güney grubu (Nahcivan, Ordubad ve
Tebriz diyalektleri ile Yerevan ağzı. Bunlardan başka, Gökçay, Agdaş ve
Cebrail gibi yukarıdaki diyalekt grupları arasında geçişi sağlıyan
ağızlar da vardır. Bu diyalektlere Azerbaycan SSC dışında konuşulan
Kerkük ve Erbil diyalektleri ile İran'ın Şiraz bölgesinde konuşulan
Kaşkay ve Eynallu diyalektlerini de katmak gerekir. Afganistan'ın Kabil
şehrinde konuşulmakta olan Afşar diyalekti de unutulmamalıdır.
XVIII. Gagauzca-Türkçe Deneyi
1. Uşak çeketti âlâma =
Çocuk ağlamağa başladı (harf. "Çocuk başladı ağlamağa").
2. Biz gördük, ani
yavaş işlemektän var nicä geri kalalım = Yavaş çalışınca nasıl geri
kalacağımızı gördük (harf. "Biz gördük, hani yavaş çalışmaktan nasıl
geri kalalım").
3. Dädü, haylak
durmasın deyni, girmişti başça brigadasına çiten ärmä = Dedecik, boş
durmamak için, sepet örmek amacıyla bahçecilik ekibine girmişti (harf.
"Dedecik, aylak durmasın diye, girmişti bahçe ekibine sepet örmeğe").
4. Beklärkän gemiyi
gecälär tâ oya geçärdi, nekadar işlärkän = Gemiyi beklerken, geceler,
çalışırken olduğundan daha yavaş geçiyordu.
5. Annader cenk için =
Savaş hakkında anlatıyor.
6. Karannık olducânan,
yabanı çıker dâdan = Karanlık olunca kurt dağdan çıkar.
7. Ama onun
kısmetsizlinä, o yer, ani o ayırmıştı, yannaşıkmış taman bir zengin hem
hodul adamnan = Şanssızlığına bakın ki onun ayırdığı yer zengin ve
kibirli bir adamınkinin tam yanındaymış.
8. Yoktu nicä gitsinnär
= Gidemezlerdi.
9. Tutunduk yeniycä işä,
neçinki yeskiycesinä büün yok nasıl yaşamâ = Bugün eskisi gibi yaşamak
olanaksız olduğundan yeniden işe girdik.
10. Läzımdı göstermä
insana, nekadar tâ islä birerdä işlemä = İnsanlara, birlikte çalışmanın
çok daha iyi olduğunu göstermek gerekiyordu.
Görüldüğü gibi,
Gagauzca Türkçeye çok yakındır. Bununla birlikte, bazı sözlük (uşak
"çocuk", çeket- "başlamak", çiten "sepet", oya "yavaş, ağır", yabanı
"kurt", hodul "kibirli, gururlu", islä "iyi", birerda "birlikte", deyni
"için, diye", sesle- "dinlemek", urok "ders", vb.) ve sözdizimlik (syntactical)
farklar Gagauzca ile Türkçe arasındaki karşılıklı anlaşılabilirliği
önemli ölçüde azaltır. Bununla birlikte Gagauzlar Türkiye sınırları
içinde yaşamış olsalardı, Gagauzca, hiç kuşkusuz, Türkçenin bir
diyalekti sayılırdı. Ne var ki durum böyle değildir.
1970 sayımlarına göre
SSCB'de yaşıyan Gagauzlann sayısı 157,000'dir. Gagauzlann büyük
çoğunluğu Moldav SSC'nin güney bölgesi ile Ukrayna SSC'nin buna bitişik
olan Odessa bölgesinde yaşar. Gagauzlar buraya (Besarabya'ya) XVIII.
yüzyıl sonları ile XIX. yüzyıl başlarında Kuzey-Doğu Bulgaristan'dan
getirilip yerleştirilmişlerdir. Göç ettirilmiyen az sayıda Gagauz
Bulgaristan'daki eski yurtlannda yaşamaktadır. Ayrıca, Kazakistan ile
Orta Asya'da da bazı küçük Gagauz toplulukları (birkaç köy) vardır.
Gagauzca 1957 yılına
kadar bir diyalekt olarak kalmıştır. XX. yüzyıl başlarında (1910-1930
yılları arasında) Kişinev Piskoposluğu tarafından Gagauzlar için Rus ve
Romen alfabeleri ile dinî kitaplar (İncil, Zebur, Kilise tarihi vb.)
yayımlanmıştır. 30 Temmuz 1957'de Moldav SSC Yüksek Sovyeti
Başkanlığının aldığı bir kararla Gagauzca için Kiril asıllı bir alfabe
kabul edilmiştir. Gagauzca şimdi bu alfabe ile yazılmaktadır.
Gagauzcanın iki
diyalekti vardır: 1) Orta (Çadır-Lung ve Komrat) diyalekt, 2) Güney (Vulkaneşt)
diyalekti. Bu iki diyalekt arasında bazı seslik, biçimlik ve sözlük
farklar vardır. Biçimlik farkların en önemlisi şimdiki zamanın Orta
diyalektte -er ile (al-er, ver-er), Güney diyalektinde ise -ıy/-iy eki
ile kurulmasıdır: al-ıy "alıyor", ver-iy "veriyor", vb. gibi. Gagauz
yazı dili orta diyalekt üzerine kurulmuştur. Bu iki diyalekt arasında
sözlük farklar da vardır. İşte bir kaç örnek: Orta diyalekt giysi =
Güney d. çamaşır, Orta d. şişe = Güney d. sırça (pencere camı) vb.
Dipnotlar
1. Hacettepe
Üniversitesi Sosyal ve İdari Bilimler Fakültesi Ders Yılı Güz Sömestri
Katalogu.
2. Bkz. Örneğin Ahmet
Cevat Emre, Türk Lehçelerinin Mukayeseli Grameri, birinci kitap:
Fonetik, T.D.K. Yayınlan D. 28, istanbul 1949.
3. Bkz. örneğin A.
Dilâçar, Dil, Diller, Dilcilik, T.D.K. Yayınları, sayı: 263, Ankara
1968, s. 84-85-86.
4. Bkz. örneğin, Saadet
Çağatay, Türk Lehçeleri Örnekleri II: Yaşayan Ağız ve Lehçeler, Ank.
Univ. Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Yayınlan: 214, Ankara 1972. Bu
eserin giriş bölümünde sayın Çağatay "Yakutların ve Çuvaşların dili
artık lehçe denemeyecek kadar kelime kökünde ve hazinesinde de değişmiş
olduğundan, ikinci bir Türk dili grubu olarak yer almıştır" demekte ve
Çuvaşça ile Yakutçanın lehçe sayılamayacağını kabul etmektedir. Ancak,
aynı cümleden, bu iki dilin bir gruba girdiği anlamı da çıkıyor ki bu
görüşe katılmak olanaksızdır. Çuvaşça ile Yakutça iki ayn Türk dilidir.
Çünkü, birincisi bir r, l dili olduğu ve Ana Bulgarcaya gittiği halde,
ikincisi bir z, ş dilidir ve Ana Türkçeye gider.
5. Bkz. örneğin, Reşid
Rahmeti Arat, "Türk Şivelerinin Tasnifi", Türkiyat Mecmuası, X, İst.
1953, s. 59-139 ve "Türk Milletinin Dili", Türk Dünyası Elkitabı, Türk
Kültürü Araştırma Enstitüsü Yayınlan: 45, seri: I sayı: A5, Ankara 1976,
s. 137.
6. Charles F. Hockett,
A Course in Modern Linguistics, New York 1958, s. 327-328.
7. "Pantürkizm
Ülküsü ve Dilde Birlik iddiası", Türk Dili, sayı: 310, Temmuz 1977, s.
15-18.

Yazışma ortamına
GiRiŞ
için lütfen tıklayın.
Ekran çözünürlüğünüzün 1024 X 768 olması önerilir / web
tasarım:
tahmel