Ana Sayfa
DİLİMİZİ KORUYALIM, ONA SAHİP ÇIKALIM
TÜRK DİLİ SEVDALILARININ BULUŞMA YERİ
Cevap Gönder
Dili Sevelim Derken...
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 24 Şub 2005
Bildiriler: 12
Alıntıyla Cevap Gönder
1
Dostlar, dil sevdalıları, dil konusundaki gelişme ve tartışmaları yakından takip ediyorum. Ancak görüyorum ki dil konusunda bazı saplantılardan kurtulmadıkça (dilbilimcilerimizin bile) dilimize katkıdan çok zararı oluyor. Üretilen veya önerilen bir çok kelimenin ne kadar soğuk ve sevimsiz olduğunu gördükçe ümidim daha da azalıyor. Bir sonraki bildiri de kendi görüşlerimi dile getireceğim. Umarım bir katkımız olur.
2
Sevgili Ozan AYDIN, şahsında diğer arkadaşlara sesleniyorum. Dili sevelim derken başlıklı bildirimde değindiğim konuya bayağı içerlemiş gibisin. Dil ile olan uğraşım ve dile ilgim ülkemizde dilbilimcilerin üretkenlikten ziyade memur zihniyetiyle çalışan insanlar olduğunu görmemi sağladı. Buna benim üniversite hocalarım da dahildir. Sorarım, şimdiye kadar hangisi böyle halkın benimsediği bir fikir attı ortaya? Muharrem ERGİN'i tenzih ederim ama diğerlerinin ürettiği yada ürettim sandığı kelimelere bakın hiçbirinin elle tutar yanı yok bence. Sabanı başındaki ümmi bir köylü ya da üç yaşındaki bir çocuk (ki bu gerçekten yaşadığım bir olaydır) bu kerli ferli proflardan daha içten ve daha güzel kelimeler türetebilmektedir. Nedeni ise biri ruhuna işlemiş anadilinin ilhamıyla, öteki görevi icabı teknik bir yöntemle çalışmaktadır. İşte bu soğuk ve sevimsiz kelimeler bundan kaynaklanmaktadır.
Benim Türk Dili hakkındaki naçizane görüşüm şudur: Türk Dili iskeleti Türkçeden oluşmuştur; ancak diğer dillerden aldığı ödünç kelimelerle ete kemiğe bürünmüştür. Bugün kelime üretmek için ille de daha önceki kelimelere türetme tekniğini kullanarak türetilmeye çalışılan kelimeler protez birer organ olmaktan öteye gidemeyen ucube kelimeler olmaktan kurtulamamaktadır. Ve en önemlisi halk tarafından benimsenmedikleri için hiç bir zaman toplumun malı olamamaktadır. Mıhçıoğlu'nun bayağı hacimli bir kitabı olan Sözcüklerin Öyküsü adlı kitaptaki kelimeleri bir dilsever olarak incelerseniz dediklerimi daha iyi anlayacak ve yüzlerce soğuk, sevimsiz kelimeyi bir arada bulabileceksiniz. Doğrusu ben Türk Dili adına böyle bir kitabın yazılmamış olmasını tercih ederdim.
Türk Dilinde, ağzımda annemin sütünün tadını vermeyen kelimeler benim için ve azıcık dil sevgisi taşıyan herkes için daima soğuk ve sevimsiz kelimeler olacaktır. Saygılarımla


En son dilbaz tarafından Cmt Mar05, 2005 14:47 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi.
Kullanıcı kimliğini gösterdilbaz tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönder
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 15 Ekm 2004
Bildiriler: 331
Şehir: Bursa
Alıntıyla Cevap Gönder
Sorular…Sorunlar…

1. Saplantı nedir? Dilbilimcilerin saplantısı nedir? Dilbilimcilerin saplantılı olduğu yargısına nasıl vardınız? Hepsiyle tek tek görüştünüz mü? Herhangi bir akıl yürütme sonucunda saplantılı olduğuna karar verdiğiniz dilbilimciler kim? Bu çıkarımları yaparken yol gösterici olarak belirlediğiniz ölçütleriniz bilimsel miydi, yoksa duygusal mıydı? Kanıtlama ve örneklendirme yoluna gitmeksizin dili sevimsizleştiren dilbilimcilerin olduğunu düşünmeniz de tam anlamıyla bir “saplantı” olsa gerek.

2. Örneğin, hukuksal bir sorunu / konuyu bir avukatla; sağlığı ilgilendiren bir konuyu bir doktorla nereye kadar tartışabilirsiniz? Onlar bu işin uzmanlarıdır, her zaman ve her yerde bu işi sizden daha iyi bilirler. Sizin takılıp kaldığınız yerde, yolu açacak olan onlardır. Size düşen, görüşlerinizi sakınmak değildir elbette. Düşüncelerinizi belirtirsiniz; olay ve olguları eleştirirsiniz, sorgularsınız; ama bir noktadan sonra da onların verdiği bilgilere gereksinim duyarsınız. Bir insan her şeyi bilemez; ama her işin de bir bileni vardır.

3. Aynı mantıkla düşünecek olursak, hukukla ilgili bir konuda konuşan bir avukatın önerilerini, kişisel yorum ve çıkarımlarınız sonucunda “saplantılı” bulmak ne kadar gerçekçi bir yaklaşımdır? Siz bir hukukçu değilseniz, bu işi en ayrıntılı ve kapsamlı bilen odur. Bu bağlamda, dil konusunda bilgisine en çok güvenilecek olan kişiler dilbilimcilerdir. Siz görüşlerinizi söylersiniz, söylemelisiniz. Kimse size “Konuşmayın!” demez. Bir yerden sonra da onların bilgisine güvenmek, inanmak ve son sözü söyleme hakkını onlara vermek zorundasınız. Çünkü, bu kişiler dilin kurallarını sizden daha iyi bilirler.

4. Buna göre, dille, dilbilgisiyle, Türkbilimle ilgili bir konuda öncelikle dilbilimcilere danışılmayacak da kime danışılacak? Size ters gelen bir durumu veya örneği dilbilimcilerin yanılgıda olmalarıyla açıklayamaz ; var olan sorunların temeline onları yerleştiremezsiniz.

5. "Soğuk ve sevimsiz sözcük" ne demek? Bunların soğuk ve sevimsiz olduğuna kim karar veriyor? Size göre sevimsizdir, bana göre çok cana yakındır, bir başkasına göre de sıradandır. Böyle göreli bir konuda kesin yargılara varmayı nasıl başardınız?

6. Sözleriniz genellemeler üzerine kuruludur. Bu genellemeler için hangi ölçütleri kullandınız? Bunu yaparken ne gibi yöntem ve ilkeleri göz önünde bulundurdunuz? Birtakım gözlem ve izlenimleri dikkate aldınız mı? Aldıysanız bunların sonuçları nerede?

7. “Bir sözcüğün soğuk ve sevimsiz olduğuna halk / toplum karar verir?” gibi bir yanıt verecekseniz, bu sonuca ulaşmak için geniş katılımlı bir kamuoyu yoklamasının gerekli olduğunu umarım unutmazsınız. Böyle bir çalışma varsa, bunu belirtmeniz gerekir.

8. Toplumbilime göre bir toplumsal olayın asla tek bir sebebi yoktur. Bir toplumsal olayı yönlendiren birden çok devingen (dinamik) vardır. Bu bağlamda, yeni türetilen bir sözcük benimsememişse, bu olay, halkın / toplumun o sözcüğü soğuk ve sevimsiz bulduğu anlamına gelmez. Bunun birçok sebebi olabilir. Yeni türetilen sözcük yeteri kadar tanıtılmamış olabilir, basın-yayında kullanılmamış olabilir, sözcük herhangi bir çağrışım yaptıramamış olabilir… Her şeye karşın yeni türetilen bir sözcüğü “sevimsiz, soğuk” diye tanımlamak çok yanlış bir tutumdur.

9. “Dili seveyim derken” hiçbir sözcük türetmeyen, “yaşayan dil” söyleminin ardına gizlenip bütün yeniliklere karşı olan, önüne gelen her yabancı sözcüğü “dile yerleşmiş” kabul eden kişilerin saplantıları konusunda ne düşünüyorsunuz?

10. Yabancı bir kavram için yeni bir sözcüğün türetilmesi, onun dile yerleşmesi için yeterli değildir. Çaba gerek, emek gerek, özveri gerek, savaşım gerek. Her şeyden önce sizin o sözcüğü sahiplenmeniz gerek. Her şeye karşın dilde tutunamamışsa ona “soğuk ve sevimsiz” damgası vurmamak gerek. “Belki ileride tutunabilir.” diye düşünüp umutlu olmak gerek! Umudu yitirmemek gerek.

11. “Sevimlilik- sevimsizlik” ölçütünüz, “kurallara uygunluk – aykırılık” doğrultusunda ise, bu konuyu en iyi bilecek olanlar dilbilimciler değil mi?

Üstelik öyle örnekler vardır ki, dilin kurallarına uygun olmasına karşın (henüz) benimsenmemiştir: “sesbüyütür (mikrofon), sesyayar (hoparlör)…” gibi. Bunun yanında öyle örnekler vardır ki, türetme mantığı açısından dilin kurallarına aykırı olmasına karşın toplumca benimsenmiştir: “ilginç, ortam…” gibi.

Şimdi siz, hangilerini “sevimsiz ve soğuk” sayacaksınız? Kurallara uygun olmasına karşın (henüz) benimsenmeyen “sesbüyütür” ve “sesyayar” sözcüklerini mi ; yoksa, kurallara uygun olmadığı halde dilin çevrimi içine giren “ilginç” ve “ortam” sözcüklerini mi?

“Toplumun / halkın eğilimleri önemlidir.” derseniz, “sesbüyütür” ve “sesyayar” sözcükleri sevimsiz sayılacak. “Dilin kurallarına uygunluk önemlidir.” derseniz, “ilginç” ve “ortam” sözcükleri sevimsiz sayılacak. Şu durumda “Her ikisi de önemlidir.” diyemezseniz, görüldüğü gibi bu örnekler bu görüşe uygun düşmüyor.
…

Biraz daha açık konuşursanız, ileri sürdüğünüz savlarınızı örneklendirme ve bilimsel kanıtlara dayandırma yoluna giderseniz daha verimli bir tartışma açılacaktır. Yoksa, “size göre” sevimli ve soğuk olan sözcüklere toplumun geneli tarafından da aynı gözle bakıldığını ileri sürmeniz, savlarınızı öznel olmaktan kurtaramayacaktır.

Benim benzer konularla ilgili diğer yazılarımı da okumanızı, tartışmayı daha sonra açmanızı öneririm.

"Bir dil, öz kaynaklarından yararlandığı oranda varsıllaşır."

Saygılar.


Ozan AYDIN

_________________
Türkçem, benim ses bayrağım.
Kullanıcı kimliğini gösterOzan Aydin tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönder
Site Sorumlusu

Kayıt: 29 Ekm 2004
Bildiriler: 1514
Şehir: Frankfurt
Alıntıyla Cevap Gönder
Ozan Bey bu güzel açıklamalarınızdan dolayı size teşekkür ediyorum. Üstelik Anlatım tarzınızdan dolayı da kutluyorum.

Sayın dilbaz'ın yazdıklarını okuduğum zaman çok şaşırmış ama ciddiye almamıştım. Üstelik gülüp geçtim. Bu güne kadar dilimiz.com sitesi ve yazışmalık hakkında böylesi eleştirel bir yaklaşım olmadı. Bu demek değildir ki olmayacak ve olmasın. Elbette olacak. Bunu biz de isteriz. Ne kadar çok eleştiri olursa daha iyiye yönelme şansımız o oranda artacaktır. Doğal olarak bu eleştirilerin, sizin de dediğiniz gibi mantıklı, bilimsel olmasına bağlıdır. Aksi halde ciddiye alınması söz konusu olamaz.
Bunları bildiğimiz halde, sineğin küçüklüğüne rağmen verdiği bulantı yine kendini gösteriyor. Sayın dilbaz için yazdıklarınızın ötesinde söyleyecek söz bulamıyorum. Ama şunu da söylemeden geçemeyeceğim: Eğer çiğere ulaşamadıkları için bu yolu seçenlerdense, buna gerek yok. Biz bu konuda herkese yardıma hazırız. Yeter ki samimi olunsun. Bizde ciğer çok.

Ayrıca sayın dilbaz’ın açıklamalarını merakla bekliyorum. Umarım lafbazlık boyutlarında kalmayacaktır.


Not: Bilmeyenlere duyurulur “birçok” sözcüğü ayrı yazılmaz. Ayrıca “de” ve “-de” yazımında çelişkisi olanları http://www.dilimiz.com/forum/viewtopic.php?t=34 adresine Davet ediyorum.

Saygılarımla

_________________
BİRİMİZ HEPİMİZ, HEPİMİZ DİLİMİZ İÇİN. tm
Kullanıcı kimliğini gösterTahsin MELAN tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönderE-mek gönderKullanıcının web sitesini ziyaret et
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 30 Oca 2005
Bildiriler: 101
Şehir: Ankara
Alıntıyla Cevap Gönder
Söyledi, lafını etti ortadan kayboldu sayın dilbaz efendi. Bu tipleri başka yazışmalıklardan da iyi tanırım. Kendilerini gizleyip ortalık karıştırıcılardır. İki gün sonra başka isimle bu seferde başka yazılar yazar.

Ozan Bey gerçekten çok güzel cevabını vermişsiniz. Aslında değmez ama yine de başkalarına ders olur. Sizin ve Tahsin hocamın söylediklerinden sonra mutlaka yüzü kızarmıştır. Buradaki değerli kişileri böylesine küçümsemenin yanlışlığını anlamıştır.
Kullanıcı kimliğini gösterS.Ekrem tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönder
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 15 Ekm 2004
Bildiriler: 331
Şehir: Bursa
Alıntıyla Cevap Gönder
Düşüncelerime katıldığınız için sağ olun değerli arkadaşlarım. Eksik olmayın.

Amacım, çok yanlış bulduğum bir tutum ve davranış konusunda dilbaz'ı uyarmaktır. Bu ağ sayfasında yararlı işler yapmak istiyorsa bunlara dikkat etmesi gerekir.

Sayın dilbaz,

Özetle şunları söylemek istiyorum: Dilimizi korumak için savaşım veren bir oluşuma girer girmez dilbilimcilerin saplantılı olduğunu söylemek, saplantılı bakış açısının en açık göstergesidir. Böylesine ciddi bir sav ileri sürmek için sözlerinizi çok sağlam kanıtlarla, örneklerle desteklemeniz gerekir. Kaldı ki, temelden yanlış olan bir savın inandırıcı bir kanıtı bulunamaz.

Dilimizi korumak, geliştirmek, varsıllaştırmak için çabalayan birçok dilbilimcinin gösterdiği özveriye kuşkulu bakışların gölgesini düşürmeye kimsenin hakkı yoktur. Bilim adamı da olsa, bir insan yanılgıya düşebilir. Bunu saplantı olarak görmek daha büyük bir yanılgıdır. Eleştirel, sorgulayıcı, denetleyici bir bakış açısına sahip olun; ama önyargılı olmayın.

Dilimize karşı duyarlı olan kişilerin sayısı her geçen gün artsa da bu sayı henüz istenilen düzeye ulaşamamıştır. Bunun yanında, bir de duyarlı insanların çabalarına önyargılı yaklaşmanın hiçbir mantıklı açıklaması olamaz. Özellikle de yabancı sözcüklerin güzel Türkçemizi işgal ettiği bir dönemde "Armudun sapı, üzümün çöpü..." diyerek yeni türetilen sözcüklere kuşkuyla bakmak doğru olmaz. Yeni sözcük, söylenmek istenen kavramı karşılıyorsa, insanların zihninde bir çağrışım uyandırıyorsa güzeldir, sevimsiz de?il!

Bir sözcük türetilir ve siz bunu beğenmezseniz, yapmanız gereken daha iyisini bulmaya çalışmaktır. "Sevimsiz, soğuk" gibi yakıştırmalarda bulunmak ise yalnızca şikayet etmektir, çözüm üretmek değil. "Mortgage" başlıklı tartışmadaki yazıları bir kez okuyun. Orada değişik öneriler sunuldu. Bunlara katılan oldu, katılmayan oldu. Sonuçta bir beyin fırtınası gerçekleştirildi ve sorunun çözümü için epeyce yol alındı. Tersini yapsaydık, sözcük önerilerini beğenmeyip dışlasaydık ne kazanırdık?

Umarım, dildeki bütün yeniliklere kuşkulu gözlerle bakan, yeni türetilen sözcüklere biraz olsun yaşama şansı tanımadan onları dışlayan kişilerden değilsinizdir.

Saygılar.

Ozan AYDIN

_________________
Türkçem, benim ses bayrağım.
Kullanıcı kimliğini gösterOzan Aydin tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönder
Dilbaz'y dövelim mi?....
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 24 Şub 2005
Bildiriler: 12
Alıntıyla Cevap Gönder
Doğrusu bir dil sevdalısı olarak böyle bir sitenin varlığı beni sevindirmişti. Yıllardır kafamda tasarladığım, kendimce saptadığım, arkadaş ortamlarında anlattığım dil ve kelimelerle ilgili konuları internet ortamında daha geniş bir kitleyle paylaşmayı uzun zamandır istiyordum. Bu niyetle girdiğim yazışma ortamında yazıma gelen yorumlar ve verilen cevaplar beni pek şaşırtmadı aslında, ama kullanılan küçümseyici ve suçlayıcı ifadeleri çok aşırı buluyorum. Sizleri daha gerçekçi ve samimi olmaya davet ediyorum.
Bu dili gerçekten seviyor ve bir şeyler yapmaya çalışıyorsanız önce şövenist duygulardan arınmanızı tavsiye ediyorum. Çünkü bilimsel konular ancak objektiflikle bir yere varabilir. Neden uluslarası çapta bilimadamlarımızın sanatçılarımızın, yazarlarımızın olmadığını hiç düşündünüz mü? Düşünceyi içine hapseden dar kalıplardan kurtulmadıkça bu hiç değişmeyecektir.
Bazı arkadaşların yazdığı gibi ben ortaya bir söz atıp kaçan kişlerden değilim. Amacım dilimize faydalı olabilmek ve benim gibi bu konuda kafa yoran insanlara daha gerçekçi bir bakış açısı kazandırmaktır.
Dilbilimcilerimizin taşıdıkları ünvanlara ne denli layık olduklarını da sorgulamak gerektiğine inanıyorum. Dile içinden değil de tepeden bakarak bilim yapan, dilin özüne inmek yerine hazır şablonlarla dil bilimi yapmaya çalışan, hasbelkader bir şeyler üreten bir kaç gerçek dilbilimcinin eserlerini tekrar ederek akademisyen ünvanı alan dilbilimcilerimiz dilimizin içine düştüğü bu hazin durum karşısında ne yapıyorlar acaba?
Dilbaz (Lafbaz!!!) kardeşinizi artık döver misiniz, söver misiniz siz bilirsiniz. Saygılarımla.
Kullanıcı kimliğini gösterdilbaz tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönder
gençyazylym
Misafir

Alıntıyla Cevap Gönder
Kardeşim niye biz seni dövelim, niye biz sana sövelim. Sen de biliyorsun ki burada hiç kimse birbiri ile yüzyüze konuşmuyor. Herkes ortama yazıyor ve cevabını alıyor. Yani burada herkes yazışarak iletişim kuruyor. Eğer yazdığımız yazı gerektiğince açık olmazsa, yanlış anlaşılabilecek bir bildiri yazarsak doğal olarak insanlardan tepki alırız.

Şimdi yazdığın yazıda kendine dil sevdalısı demişsin. Madem ki dil sevdalısısın burada yazılan konuların, üretilen kelimelerin, hangisini gereksiz buluyorsun? Yazında burada üretilen kelimelere "soğuk ve sevimsiz" demişsin. Bu doğru olabilir. Üretilen kelimeler çok soğuk ve sevimsiz olabilir ama bu gereksiz olduğu anlamına gelmez. Unutma ki bir şeyin üzerine düşündükçe daha güzel şeyler ortaya çıkıyor. İnsanlar katıldıkça, birazcık kafasını bu işe verdikçe o sevimsiz ve soğuk kelimelerin yerine daha güzel ve çekici kelimeler gelecektir.

Bak dostum burada kimse seni kırmak istemez. Ama şunu unutma ki buradaki herkes en az senin kadar dil sevdalısı. Dili için bir şeyler yapmaya çalışan insanlar. Ve ben şundan eminim asla boşa çalışmıyorlar.
Kimin olduğunu hatırlayamadım ama güzel bir laf var "Karanlığa küfür edeceğine, bir mumda sen yak" Dostum buraya gelip bir şeyleri beğenmemek o kadar kolay ki anlatamam. Ama asıl iş buraya gelip o beğenmediğin, sevimsiz bulduğun kelimelerin yerine daha güzellerini bulabilmektir.

Saygılar.
Site Sorumlusu

Kayıt: 29 Ekm 2004
Bildiriler: 1514
Şehir: Frankfurt
Alıntıyla Cevap Gönder
Gerilen ortamda ortak noktanın dil sevdası ve Türk dili gönül dostluğu olduğunu görüyorum.

Sayın DİLBAZ sizi anlıyorum ama sözlerinizin biraz aşırılığının sanırım siz de farkındasınız. İlk bildirinizdeki üstü kapalı yaklaşımınız bizi gerçekten hayal kırıklığına uğratmıştı. Yaklaşık bir yıldır burada bir maya tutturma sevdamız var. Üstelik çok seçkin ve bilinçli katılımcılarla düzeyli ve yaratıcı paylaşımlar içerisindeyiz. Sanki siz bunları bir çırpıda silip attınız gibi oldu.

Genellikle site içinde sürtüşme taraftarı değiliz. Bugüne kadar da hiç olmadı diyebilirim. Bir iki çatlak ses çıktı. İlgisizlikten dolayı sesi kesildi. Aslında belki sizin için de aynı yöntem uygulanabilirdi. Ama iyi ki de konuyu deşmişiz. Böylece sanırım sizi daha iyi tanıma fırsatı bulmuş olduk. Siz de olayların farkındasınız. Apar topar giriştiniz. Haliyle burada çok büyük emekleri olan OZAN Bey buna duyarsız kalmadı. Onun yaptığı açıklamaları sadece size yöneltilmiş olarak düşünmeyin. Dil konusunda çelişkiler içinde olan veya çelişkilere zemin hazırlayıcı zihniyetteki kişiler için bir tepki diyebiliriz. Zaman içerisinde göreceksiniz, yeri gelince o sözlerin altına siz de imzanızı atacaksınız. İnanın bunu yaptıracak zihniyette çok kişi var. Umarım onlardan uzak kalmayı başarabiliriz.

Aradığınız ortamı bulduğunuzdan emin olabilirsiniz. Samimiyetimiz inanın sizin tahmin sınırlarınızı zorlayabilir. Burada çıkar gözetmeksizin zamanını ayıran kişilerin samimi olmaması mümkün müdür? Samimiyetsizler zaten görünüp yok olmuştur. Burada daha çok kişi olsun elbette isteriz. Her ses yeni bir yorum ve bakış açısı sağlayacaktır. Ama çatlak sesler çıkacağına, ciddiyetsizlik söz konusu olacağına az ve öz ama gerçek dil dostu olsun biz bunu istiyoruz. Ayrıca şunu da bilmenizi isterim: Buradaki katılımcı dostlarımızın sayıca kat kat fazlasıyla okuyucu, takipçi dostlarımızın varlığı kesindir.

Bu açıklamaları yapmanın gereksizliğini düşünüyordum. Ama yazışmaların havada kalmaması, bazı şeylerin daha da açılması adına yazıyorum. Sonuç olarak sizin samimiyetinize inanıyor ve güveniyoruz. Zaman içerisinde sanırım siz de bizi daha iyi tanıyacaksınız. Paylaşmanın güzelliğini, yeniliklerin heyecanını birlikte yaşamak istiyorsak baştan başlıyor ve size "Aramıza hoş geldiniz.” diyorum.

Saygılarımla
Kullanıcı kimliğini gösterTahsin MELAN tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönderE-mek gönderKullanıcının web sitesini ziyaret et
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 15 Ekm 2004
Bildiriler: 331
Şehir: Bursa
Alıntıyla Cevap Gönder
Tahsin Bey konuyu en güzel biçimde noktalamış. Aslında bu tartışma burada bitmezdi. Çünkü, sayın dilbaz benim sorularıma yanıt vermek yerine kendi düşüncelerini yinelemekle yetinmiş. Üstü kapalı ve kimi hedef aldığı tam belli olmayan sözler söylemiş.

Ben, Tahsin Beyden özür dileyerek birkaç şey söylemek istiyorum. Çünkü, söylemeden geçemeyeceğim.

Sayın Dilbaz,
Bir yerde "Bu dili gerçekten seviyor ve bir şeyler yapmaya çalışıyorsanız önce şövenist duygulardan arınmanızı tavsiye ediyorum." demişsiniz. Kim bu şovenistler? şovenistçe olan davranışlar neler? Bu sözleriniz kimi hedef alıyor?

Bir yerde de “Bu niyetle girdiğim yazışma ortamında yazıma gelen yorumlar ve verilen cevaplar beni pek şaşırtmadı aslında, ama kullanılan küçümseyici ve suçlayıcı ifadeleri çok aşırı buluyorum. Sizleri daha gerçekçi ve samimi olmaya davet ediyorum.” demişsiniz. Sizi şaşırtmayan nedir? Demek ki bir şeyleri bekliyordunuz. Buna “önyargı” diyebilir miyiz? Suçlayıcı ifadeleri çok aşırı bulup da insanlara “şovenist” damgası vurmanın bir mantıklı bir açıklaması var mı? Bu çelişkiyi nasıl açıklamayı düşürdünüz?

Dil bilginleriyle ne derdiniz var anlamış değilim. “Gerçek dil bilginleri” deyince sizin aklınıza yalnızca Muharrem Ergin mi geliyor? Yaşamını Türkçeye adayan Doğan Aksan nerede? Sümercede 300 fazla Türkçe sözcük olduğunu belirleyen Osman Nedim Tuna nerede? “Eski Türkçe” denince ilk akla gelenlerden biri olan Talat Tekin nerede? Vecihe Hatiboğlu, Hasan Eren, Ahmet Bican Erculasun, Hüseyin Namık Orkun, Ahmet Caferoğlu, Ömer Demircan, Berke Vardar, Ahmet Temir, Süer Eker… ve daha nice değerli dil bilginlerimiz…Yazılarıyla insanlarda dil bilinci oluşturan en önemli yazarlardan biri olan Emin Özdemir… Nerede? ( Ben de size Doğan Aksan’ın kitaplarını okumanızı öneririm. Onun içeriği zengin yapıtlarını okuduğunuzda, ufkunuz genişleyecek, olaylara ve olgulara daha farklı açılardan bakacaksınız.)

Diğer bir konu : Memur mantığıyla sözcük türemek de ne demek? Bu sınıflandırmada kimler var? Yeni sözcüklerin hepsi böyle mi türetiliyor? Biz de sözcük türetiyoruz. Biz de mi sözcük türetme memuruyuz? Bu iş, gönül işidir. Başka türlü davrandığınızda verimli olamazsınız. “Ben memurum, işim sözcük türetmektir.” diyen birisi hiçbir şey üretemez. “Gözümü kaparım, sözcüğümü türetirim.” diyenler mi var bu ülkede?

Diğer bir savınız da şu : “Benim Türk Dili hakkındaki naçizane görüşüm şudur: Türk Dili iskeleti Türkçeden oluşmuştur; ancak diğer dillerden aldığı ödünç kelimelerle ete kemiğe bürünmüştür. Bugün kelime üretmek için ille de daha önceki kelimelere türetme tekniğini kullanarak türetilmeye çalışılan kelimeler protez birer organ olmaktan öteye gidemeyen ucube kelimeler olmaktan kurtulamamaktadır.Ve en önemlisi halk tarafından benimsenmedikleri için hiç bir zaman toplumun malı olamamaktadır. (dilbaz)”

Bu ne demek? “Türkçeyi Türkçe yapan şey, ödünç (yabancı) sözcüklerdir. Bunları dışarıda bırakırsanız ortada yalnızca kuru bir iskelet kalır. Türkçenin ete kemiğe bürünmesi için ödünçlemelere gereksinimi vardır.” demek.

Türkçeyi başka dillerin sözcüklerine muhtaçmış gibi gösteren bu sözlerin, bu ortamda dile getirilmesinden dolayı büyük bir şaşkınlık içindeyim. Bu savlarınızı kabul etmek olanaklı mıdır? Bunu kabul ediyorsanız o halde çabalamaya ne gerek var? Bırakalım bütün yabancı sözcükler Türkçeye girsin. Ne diye sözcük türetmek için uğraşıyoruz ki… Mademki Türkçeyi kuru bir iskelet olmaktan kurtaran, ona kan veren, can veren ödünçlemelerdir, açalım kapıları ardına kadar. Gelen girsin!

Bu sözlerinizin iyice düşünülüp de ileri sürülmüş savlar olduğunu sanmıyorum. Çünkü, bu düşünüşün altında yatan gerçek – üzülerek belirtirim ki- kendi dilini küçük görmektir. Özellikle de yeni türetilen sözcükleri “protez bir organ” gibi görmek, bunlara “ucube” demek dil severlikle hiç bağdaşmıyor. ( “ucube” dediğinize göre, sanırım, Yavuz Bülent Bakiler’in yazılarını okuyorsunuz . Çünkü, o beğenmediği her şeye “ucube” diyerek bilimsel(!) değerlendirmeler yapar.)

Üstelik “Çünkü bilimsel konular ancak objektiflikle bir yere varabilir.” demişsiniz. Yeni türetmelere “ucube” demenin neresi bilimsellik ve nesnelliktir? Bilimsel terim dizgesinde (terminolojide) ve dilbilimde “ucube” diye bir kavram var mı? Bu bakış açısının ve yaklaşımın neresi bilimsel?

Türkçe, başka dillere gereksinim duymayacak kadar yetkin ve üretken bir dildir. Bu, “Türkçeye hiçbir yabancı sözcük giremez.” anlamına gelmemektedir. Her dilde olduğu gibi Türkçede de yabancı kökenli sözcükler vardır. Bu, doğal bir durumdur. Elbette ki yabancı sözcükler olacaktır. Bunların sayısı, dilin öz sözcüklerden çok olmadığı sürece herhangi bir sorun yoktur. Ama, bu yabancı kökenli sözcüklerin sayısı dilin temel sözvarlığını tehdit etmeye başlarsa işte o zaman dilin yapısı bozulmaya başlar. Türkçemiz “Osmanlıca” gibi çok ağır bir deneyim geçirdi. O yıllarda yabancı sözcüklerin istilası o denli fazlaydı ki, dilimizin temel söz varlığı bile kuraklaşma tehlikesi geçirdi. Bunun örneklerini diğer yazılarımda bulabilirsiniz.

İstediğiniz, bilimsellik ve nesnellikse bunu önce siz başarmalısınız.

Sözün özü: “Bir sözcüğün Türkçe karşılığı olduğu halde yabancısını kullanmak yabancı dillerin boyunduruğunu kabullenmektir.”

Ozan AYDIN

_________________
Türkçem, benim ses bayrağım.
Kullanıcı kimliğini gösterOzan Aydin tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönder
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 13 Mar 2005
Bildiriler: 64
Şehir: Yzmir
Alıntıyla Cevap Gönder
Sözün özü: “Bir sözcüğün Türkçe karşılığı olduğu halde yabancısını kullanmak yabancı dillerin boyunduruğunu kabullenmektir.”


Ozan AYDIN'ın dediklerine tamamen katılıyorum ve yukarıdaki söz ile her şeyi açıkladığını düşünüyorum.

Yani Türkçe'den bahsederken bile 'şovenist'', ''objektif'' gibi kelimeleri kullanmanın mantığı nedir? Kimin ne kadar dil sevdalısı olduğu bellidir. Burası bir ispat yeri değil dilimizi koruma ve geliştirme merkezidir.
Yanlışım varsa özür dilerim.
Kullanıcı kimliğini gösterSerhan DEMİRTEPE tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönderE-mek gönderMSNM
Dili Sevelim Derken...
Bu yazışma ortamında yeni konular açamazsınız
Bu yazışma ortamında bildirilere cevap veremezsiniz
Bu yazışma ortamında bildirileri değiştiremezsiniz
Bu yazışma ortamında bildirileri silemezsiniz
Bu yazışma ortamında anketlerde oy kullanamazsınız
Tüm saatler GMT +2 Saat  
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)  

  
  
 Cevap Gönder  
Yeni Sayfa 2