Ana Sayfa
DİLİMİZİ KORUYALIM, ONA SAHİP ÇIKALIM
TÜRK DİLİ SEVDALILARININ BULUŞMA YERİ
Cevap Gönder
Ystanbullu Gelin
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 26 Eyl 2005
Bildiriler: 408
Şehir: KAYSERİ
Alıntıyla Cevap Gönder
YSTANBULLU GELYN
Sonbaharda rüzgaryn sesi, önüne katty?y kuru yapraklaryn sesiyle bir ba?ka hüzünlü çykyyordu. Gecenin yssyzly?ynda rüzgar, sanki sürekli raks eden deniz dalgalary gibi hy?yrtylyydy. Genç adamyn baky?lary, yürekleri delecek gibi uzaklardaki kaderini ararken yanyndaki genç kadyn ise kafese tykylmy? keklik gibi ürkek ve çaresizdi.
Genç adam:
-Kader böyleymi?, kaderde yine asker olmak varmy? dedi.
Genç kadynyn yslanan gözleri derin okyanuslarda hynca hynç fyrtynalara tutulmu?, gemisini vah?i okyanusa kaptyrmak üzere olan bir kaptanyn gözleri gibiydi. Yarynlaryn korkusu ve endi?esi bütün vücudunu titretiyordu ama o yine de ayakta durmayy beceriyordu.
Erke?ine syrtyndan symsyky sarylyverdi. Ne olurdu ki ?u bedenleri birle?se ve e?inin gö?üs kafesinden içeri girseydi. O zaman ondan ayrylmak zorunda kalmazdy. Ölecekse onunla birlikte ölürdü, yaralanacaksa onunla beraber yaralanyrdy. Sonra yüre?inin ortasynda bir büyük syzy çykty ortaya ve geldi tam karnyna oturdu. Ya çocuklar? Çocuklara ben yalnyz ba?yma nasyl bakaca?ym, hem anneleri hem babalary olmak kolay mydyr?
Tam o syrada genç adam söze girdi:
-Ykimizi de zorlu bir kader bekliyor. Belki, ben bu sava?ta ölür giderim. Beni ölüm korkutmuyor, sizlerden ayrylmak korkutuyor. Yki çocuk ve sen, o zaman hayata kar?y yalnyz kalacaksyn. Senin i?in çok zor olacak, bunu biliyorsun.
Genç kadynyn dudaklary kymyldady ve o fysylty halinde konu?tu:
-Sus, artyk sus!
Sustular, sabaha dek göz göze baktylar ve ellerini birbirine kenetleyip byrakmadylar. Ruhlar aleminde o gün bütün yakary?lar Tanry’ya do?ru hyzla gidiyordu. Ruhlar, acy içinde ba?ry?yyordu.
-Tanrym yardym et!
-Tanrym yardym et!
Aradan birkaç ay geçti ve sava? çok ?iddetlendi. Bu kez ruhlaryn çy?lyklary yine güçlendi:
-Tanrym bu sava?y durdur!
-Tanrym bu sava?y durdur!
-Tanrym, kocamy geri gönder!
-Tanrym, çocu?umu bana ba?y?la!
Ruhlar acy içinde feryat ederken hayat en acymasyz kyly?yna bürünmü?, insano?lunu çemberinden nasyl geçirece?inin hesabyny yapyyordu.
Elfide, iki o?lancy?ynyn verdi?i sabyrla ayakta kalmayy ba?aryyordu. E?inin ölüm ka?ydyny aldy?ynda nasyl bu kadar dirayetli olabilmi?ti? Nasyl ba?yny dik tutup e?rilmeden, bükülmeden yürüyebilmi?ti? Aslynda ne kadar büyük çynarlaryn devrildi?ini kim, nasyl bilecekti? Da?lardan, uçurumlardan yuvarlansan ne çykar? Derin denizlerde bo?ulsan ne olur ki?
?imdi iki çocu?u büyütmek gerek… Ama tarla yok, ekmek yok, a? yok, yok yok. Bu evin idaresi nasyl olacak? Bu çocuklaryn karny nasyl doyacak?
En çetin günlerin birinde çocuklaryny doyuramamanyn kahrolmu?lu?u içindeyken kuyu suyuyla ?i?irdi?i midesinin üstüne uzanmy?ty ki birden sanki odanyn içinde e?inin ruhunun gezindi?ini hissetti.
-Osman, sen misin, diyecek oldu ama bu nasyl bir hal ise konu?amyyordu i?te. Aman oydu, Osman’dy bu, sicim byyykly, badem gözlü Osman’yydy bu. Dönmü?tü Osman, ölmemi?ti i?te.
Osman, heybetlice durmu?tu evin orta yerine:
-Son gece sana ne dedim ceylanym, unuttun mu? E?er çok syky?yrsan Yylanly Ma?araya gir, tandyryn içindeki külleri kary?tyr demedim mi? Ne çabuk unuttun ahu gözlüm?
Elfide, kan ter içinde uyandy. Elleri ayaklary tir tir titriyordu. Bir besmele çekti, hemen çocuklaryn yanyna ko?tu. Ykisi de oynuyordu. Bir oh çekti, hemen kuyudan su çekip abdestini tazeledi, namazyny kyldy.
Namazdan sonra dua için ellerini havaya kaldyrmy?ty ki duasy bir anda yarym kaldy. Sanki rüyamda Osman’y my gördüm diye dü?ündü, yoksa Osman’yn ruhu gerçekten çykyp gelmi? miydi? Sonra Osman’yn anlattyklary da neydi öyle? Syky?ty?yn zamanlarda Yylanly Ma?araya gir, tandyrdaki külleri kary?tyr dememi? miydi?
Kalkty, namazly?yny dürdü ve yerine koydu. Ynce bir dal gibi dimdik yürüdü. Ma?araya dua okuyarak girdi, okudu?u dualary sa?yna soluna üfledi. Ma?aradaki tandyryn kapa?yny açty ve bir süre küllere bakty. Sonra sa? elini dirse?ine kadar syvayyp bembeyaz ellerini küllerin içerisine daldyrdy. Bir, iki, üç kez daldyrdy ama eline bir ?ey gelmedi. Kendi kendine en sonunda aklyny da oynattyn kyzym diye geçirdi. Umutsuzca tandyra bakyyordu ki sanki bir parlak nesnenin ucunu mu görmü?tü, hemen tandyry e?elemeye ba?lady ki evet, i?te oradaydy. Küllerin içi altynla, mecidiyeyle, kuru?larla doluydu. Büyük bir sevinçle kucaklady hepsini, ellerine yüzüne sürdü onlary. Sonra hyçkyryk nöbetine tutulmu? gibi a?lamaya ba?lady:
-Ben bunlary ne yapayym Osman’ym. Sen yanymda olsaydyn da her gün kuyu suyuyla karnymy ?i?irip aç dursaydym.
Elfide, Üsküdar do?umlu, Ystanbullu bir ailenin kyzyydy. O yüzden ona Ystanbullu Gelin lakabyny takmy?lardy. Anadolu ?ehirlerinde Ystanbullu olmak önemliydi. Ystanbul kyzlary görgülüydü. Yemek yemesini, çatal byçak kullanmasyny bilirler, güzel konu?urlar ve Osmanly adabyyla hareket ederlerdi. O yüzden Ystanbul’dan Anadolu’ya gelin almak öyle kolay i?lerden de?ildi. Ama Elfide, insanlaryn gözünün önünde olmak istemiyordu. Hele Ystanbullu Gelin olmayy hiç istemiyordu. Ystanbullu Gelin de Anadolu halkynyn lisanyna göre konu?uyor, onlar gibi efsaneler, masallar uyduruyordu. ?imdi de Yylanly Ma?arada yatyr oldu?unu söylüyor ve mahallenin çocuklaryny ma?araya girmemeleri konusunda uyaryyordu. Hatta bir gün ma?araya uzun bir ta? dikmi?, ta?yn ba? kysmyny ye?il bir örtüyle sarmalamy?ty. Ya?lylar bu yatyry ve mezaryny hatyrlayamadylar ama mübarek yatyryn ne zaman ve nasyl ortaya çykaca?yny kim bilebilir ki? Onlar ba?kadyr, hem de akyl syr ermez o mübareklere.
Ystanbullu Gelin, paraya syky?ty?y zaman ma?araya giriyor ve ihtiyacy kadaryny tandyrdan alyyor ve külleri tekrar tandyra basyyordu. Yylanly ma?aranyn yylan hikayeleri, yatyr hikayeleri o kadar ço?almy?ty ki bunlar yeterli güvenlik önlemi sayylabilirdi.
Bir gün lafazan kom?usunun getirdi?i bir haberle yine sarsyldy. Kom?u gelini, hararetle anlatyyordu Ystanbullu geline:
-Asker kaçaklary bu tarafa gelmi? duydun mu? Dullary, e?i askerde olan gelinleri tutup da?a kaçyryyorlarmy?. Ne olacak anam böyle, ümmet-i Muhamedin yrzy, namusu diye soracak bir Allah’yn kulu yok.
Ystanbullu Gelin, yüre?ine yyldyrym dü?mü? gibi hoplady.
Ruhlar yine gökyüzünde bulu?tular, ellerini semaya kaldyryp:
-Tanrym duy sesimizi, Tanrym duy sesimizi.
-Beni çolu?uma çocu?uma ba?y?la Tanrym.
Evin her tarafyny sa?lamla?tyrmak lazym. Asker kaçaklaryndan korunmak lazym. Hastalykly bir hal alan bu iç konu?malar gün boyu tekrarlanyp dururken evin kapylaryny, pencerelerini elden geçirmi?ti güya. Lakin bunun ne kadar fayda verece?ini kimse bilemezdi.
Günlerden bir gün, büyük o?lancy?y Necati’nin di?indeki çürük a?ryyynca mahallede o güne kadar görmedi?i bir adamla kar?yla?ty. Bu adamyn ady Syhhiyeci Tevit Efendi idi. Sarayyn syhhiyelerinden olan bu zat, emekli olup memleketine yyllar sonra geri gelmi?ti. Emeklili?inde de bo? durmuyor, yumurta, bu?day, arpa gibi ?eylerin kar?yly?ynda halkyn derdine deva olmaya çaly?yyordu. Ho?, gerçi para pul vermeseler ne çykardy. Tevit Efendi, hastalara bakmakla görevliydi. Çünkü, mahallede halkyn sa?ly?yyla ilgilenecek yegane kimse oydu. Tevit Efendi, kimi zaman çyban patlatyyor, kimi zaman da di? çekiyordu. Kimi zaman da Tevit Efendi’yi ara ki bulasyn. Tazysyny alyp yanyna, günlerce da?da ta?ta geziyor, av avlyyor, ku? ku?luyor, öldürdü?ü tilkilerin derisini de pazarda satyp üç be? kuru? kazanyyordu. Tevit Efendi, bunca ya?yna ra?men hiç evlenmemi?ti. Belki kendi istememi?, belki de evlenmeye vakit bulamamy?ty.
Ystanbullu Gelin, dü?ündü ki e?er Tevit Efendi’yi evlenmeye razy edersem hiç olmazsa çoluk çocu?umu ve kendimi e?kyya ?irretinden korurum. Bunu için i?güzar kom?u gelinini devreye sokup Tevit Efendi ile bulu?mayy ba?ardy. Tevit Efendi olany biteni anlamy?ty:
Tevit Efendi:
-Bak kyzym, ben ya?landym. Hem bu vakte kadar da hiç evlenmedim. Sen kendi ya?yna uygun bir adam bulsan olmaz my?
Ystanbullu Gelin:
-Yok efendi olmaz, bana sen münasipsin dedi.
Tevit Efendi:
-Bak gelin hanym, benim emekli maa?ym var diye heves ediyorsan, harp çykty çykaly devlet emeklilere be? kuru? para göndermiyor, haberin ola.
Ystanbullu Gelin, diretti:
-Yok efendi, ben senden para pul beklemiyorum, parany pulunu ben tedarik ederim.
Tevit Efendi:
-Madem öyle istiyorsun. Bu ya?ly Tevit de dünya evine girmeden gitmesin öbür dünyaya dedi ve teklifi kabul etti. Tevit’in evi yoktu zaten, kaldy?y viranhaneden ayrylyp Ystanbullu Gelin’in evine yerle?ti.
Dü?ünsüz derneksiz evlendikleri günün ilk gecesinde, çyranyn isli y?yltysynda konu?tular.
Ystanbullu Gelin:
-Bak Tevit Efendi, sen saray görmü? bir adamsyn. Sen sakyn ola benden kary koca hayaty beklemeyesin. Senden iste?im, evimin koruna?y ol. Gölgenle bize huzur ver. Çocuklaryma meslek ö?ret, onlary i? sahibi et. Kendilerini kurtarsynlar.
Tevit Efendi gülümsedi:
-Yyi de ben bu i?i neyle yapaca?ym? Elde yok avuçta yok.
Ystanbullu Gelin:
-Ben sana para bulaca?ym dedi.
Tevit Efendi sordu:
-Nasyl bulacaksyn gelin?
Ystanbullu Gelin, esrarengiz bir havaya bürünerek:
-Sen yylanlary bilirsin Tevit Efendi. Ben daha çok bilirim. Sen bir yylanyn a?zyndaki altyny ellerinle çekip alabilir misin? Ben alyrym dedi.
Tevit Efendi, ürkek baky?larla kadynyn gözlerine bakty. Yçinden bu bir efsuncu olmaly diye dü?ündü. Sonra aman bana ne dedi, bana ?u son günlerimde rahat edece?im parayy versin de, ister büyücü olsun, isterse efsuncu olsun.
Tevit Efendi’nin ne zaman ba?y dara dü?se Ystanbullu Gelin, Yylanly Ma?aranyn yylanlaryyla cebelle?ip duruyor, onlaryn a?zyndan kapty?y altyn liralary, mecidiyeleri, kuru?lary Tevit Efendi’nin cebine atyveriyordu.
Tevit Efendi de her seferinde:
-Vallahi yaman kadynsyn. O yylanlaryn yanyna her babayi?it varamaz, sen bu altynlary onlaryn a?zyndan alyveriyorsun diyor ve parayy cebine koyup harcamanyn keyfini sürüyordu.
Çocuklary Ybrahim ve Necati, Tevit Efendi sayesinde kasaplyk ö?rendiler. Daha sonra annelerinin verdi?i sermaye ile ortak kasap dükkany açtylar. Babalarynyn askere giderken yok pahasyna elden çykartty?y dükkany, maly, mülkü yeniden aldylar.
Tevit Efendi, yazyda yabanda av avlarken sessizce ayryldy dünyamyzdan.
Sava? yyllary bitmi?ti. Gazilerin memleketlerine dönü?ü daha büyük acylara sebep oluyordu. Ystanbullu Gelin, sava? yyllarynda büyüttü?ü iki o?lunu evlendirmi? barklandyrmy? mutlu bir hayat sürerken o?lancyklary evin avlusunda anacyklary ile ?akala?yp duruyorlardy:
-Anacy?ym seni Ystanbul’a götürelim, orada akrabalaryny bulursun, orada senin soy kütü?ünü de çykartyryz.
-Anne senin hiç karde?in yok muydu? Annen baban, onlary hiç merak etmedin mi, gibi sorulara Ystanbullu Gelin’in cany sykylyyor ve “Öf bunaltmayyn beni” diyerek yine sorulary cevapsyz byrakyyordu. O syrada kapy çalyndy ve içeriye omuzlary çökmü?, yykylmy? bir gazi girdi. Bir süre bakynca bu askeri tanydylar. Osman’la beraber Yunan Harbine gidenlerden, mahallenin esnaflaryndan Yusuf’tu. Daha Yusuf’a ho? geldin diyemeden, gazi kapynyn yanyna çöküverdi. Yki elini ba?yna koyup a?lyyordu ve a?larken de:
- Biz Yunan’y bunun için mi denize döktük? Biz Yunan’y bunun için mi denize döktük diyordu. Kimimizin dükkanyny almy?lar, kimimizin evi yok. Benim için öldü ka?ydy çykartmy?lar, hanymymy alyp ba?ka yere gelin etmi?ler. Çocuklarym ortada yok. Anam ortada yok.
Ystanbullu Gelin, yazmasynyn ucuyla gözya?laryny silerken çocuklaryna döndü ve:
-Artyk buralarda duramayaca?ym ben çocuklar, beni Ystanbul’a götürün dedi.

_________________
Ne mutlu Türkçe konuşana
Kullanıcı kimliğini gösterS.Burhanettin AKBAŞ tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönderE-mek gönderKullanıcının web sitesini ziyaret etMSNM
Koliba (Kulübe)
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 26 Eyl 2005
Bildiriler: 408
Şehir: KAYSERİ
Alıntıyla Cevap Gönder
KOLYBA
Karaa?aç’ta artyk sonbahar rüzgârlary a?açlardaki son yapraklary da dökmü?tü. Böyle olunca rüzgâr, bazen bir deniz dalgasy gibi yapraklary bir oradan bir buraya savurup dururken ben, ilk defa gördü?üm Selimiye Camiini, Meriç Köprüsünü hafyzama nak?etmekle me?guldüm.

Genç bir ö?retmen olarak çykty?ym uzun yolculukta Kayseri gibi bir Selçuklu ?ehrinden Osmanly’nyn görkemli eserleriyle dolu Edirne’deydim. Hava so?uktu ve Balkanlardan gelen ?iddetli rüzgârlaryn u?ultusu altynda bir dolmu?un penceresinden seyretti?im uzun minareli camilerin neden birbirine bu kadar yakyn yapylmy? oldu?unu dü?ünüyordum. Bir de kaderimin beni sürükledi?i bu serhat ?ehrinde nelerin beni bekledi?ini bilmiyordum.

1987 yylynyn Aralyk ayynda so?uk bir Pazar günüydü. Okulumun pansiyonuna yerle?ti?imde ürkek baky?larla beni izleyen insanlara ben de ürkekçe bakyyor olmalyydym ki ö?renciler, beni hafyzalaryna kaydedercesine bakyyorlardy.

Pazartesi, benim okulda ilk günüm oldu. Gür bir sesle söyledi?imiz Ystiklal Mar?y’ndan sonra okul müdürü beni odasyna davet etti. Okulu anlatty, Edirne’den ve Karaa?aç’tan bahsetti. Benimle ilgili bazy sorular sorduktan sonra:

-Hocam, dersinize geç kalmayyn. ?u anda dersiniz ba?lady dedi. Yüre?imin kafesinde durmayan ve sürekli çyrpynan ku?un varly?yny daha da hissettim. Ö?retmenlik hayatymyn ilk günüydü ve ben kendimi bir bo? koridorun önünde buldum. 6-C synyfy yazan kapynyn önünde durdu?umda o güne kadar bildi?im her ?eyi unutmu?tum. Synyfa girdi?imde herkes aya?a kalkmy?ty ve hepsi de bir ressam itinasy ile yüzüme bakyyordu. ?ükürler olsun ki ?u ba?kan vardy. Her ?eyi çekip çevirdi. Yoklamayy yapty, defteri önüme koydu. Ymzaladym ve synyfa baktym. Ö?rencilerime ne anlataca?ymy bulmu?tum. Kendimden bahsettim. Konu?maya devam ettikçe güvenim yerine geliyordu. Onlara adlaryny sordum, kaç karde?ler, nereliler…

Synyfymdaki çocuklaryn hepsi de Baty Trakya’dan gelmi?lerdi. ?a?kynly?ym daha da artty. Sonradan ö?rendim ki Türkiye ve Yunanistan arasynda yapylan bir anla?ma gere?i Baty Trakya’dan Türk çocuklary bizim okulumuza geliyorlardy. Okul müdürümüz, benim gelece?imi önceden bildi?i için bunlaryn synyf ö?retmeni olarak beni görevlendirmi?ti.

Ben, Türk Dünyasy ile öteden beri ilgili bir insanym, çocuklarla hemen muhabbet ba?y kurup onlarla kayna?manyn yollaryny aryyordum. Onlaryn büyüklerinden duyduklary masallary, halk hikayelerini, efsanelerini, fykralaryny ö?renmek istiyordum. Kysa zamanda muhabbet faslynda önemli mesafeler almy?tym ama bir eksiklik vardy. Yskeçe’den gelen iki ö?rencimle münasebet kuramyyordum. Tabiri caizse ben konu?uyordum ama onlar iki cümleyi bir araya getirip bana bir ?ey söylemiyorlardy. Bunlar iki karde?tiler. Birinin ady Salih Peçenek, di?erinin ady ise Ekrem Peçenek’ti. Boylary küçüktü, sary?ynly?yn akty?y yüzlerinde masmavi gözler o kadar ürkek bakyyorlardy ki onlarla konu?maya çaly?ty?ym zaman sanki çocuklara eziyet ediyormu?um hissine kapylyyordum.

Onlary arkada?laryyla top oynarken seyrediyordum, hiçbir sykyntylary gözükmüyordu. Onlarla konu?uyorlar, zaman zaman arkada?laryna kyzyyorlar, seviniyorlar, üzülüyorlar, her ?ey tamamdy ama bana gelince neden konu?muyorlardy?

Gümülcineli çocuklardan Süleyman’y yanyma ça?yrdym ve durumu anlattym. Süleyman oldukça giri?ken ve ara?tyrmacy bir ruh haline sahipti.

-Ö?retmenim, okula ilk ba?lady?ymyzda biz de öyleydik ama zamanla aly?tyk. Onlar, Yskeçe’nin da?lyk köylerinden geldiler. Orada ilkokul yoktur. Sadece Kur’an Kursuna gittiler. Burada ise ortaokula ba?ladylar, ?imdi her ?ey onlara çok zor geliyor. Dersleri hep zayyftyr. Derslerde hiç konu?mazlar.

-Öyleyse Süleyman, onlarla beni konu?turmanyn bir yolunu bulmalyyyz. Onlaryn bu sorunlaryny ben çözmek istiyorum dedim.

-Biraz zor ama ben, size yardymcy olaca?ym dedi ve gitti.

Trakya’da ya?an karlaryn tipiye döndü?ünü ve Meriç nehrinin dondu?unu görmenin ?a?kynly?yny ya?ady?ym günlerde Süleyman’yn anlattyklary ile Salih ve Ekrem Peçenek karde?ler hakkynda çok ?ey ö?renmeye ba?lamy?tym.

Bir gün dersin sonlaryna do?ru ilk denememi yaptym.

-Çocuklar dedim, ben do?du?um yeri çok özledim. Annemi, babamy, arkada?larymy, çocuklu?umun geçti?i o güzel yerleri ?imdi çok aryyorum. Küçükken keçi yayardym kyrlarda. Keçilerin pe?i syra giderken zamanyn nasyl geçti?ini unuturdum. Sonra susady?ym zamanlarda derenin yanyndaki kulübeye gider, oradaki çe?meden kana kana su içerdim. Hele o derede yykandy?ym zaman ne keyif alyrdym, unutamam.

Ben, hikayemi süsleyip uzaklara do?ru bakarken synyfta Ekrem’in sesini duydum. Ekrem Peçenek ayaktaydy:

-Sen, Ketenlik’tensin ö?retmenim?
-Ne oldu Ekrem dedim, Ketenlik dedi?in neresidir? Yoksa do?du?un köyden mi bahsediyorsun?
Bu syrada Salih de kalkmy?ty aya?a:
-Koliba’yy sen bilir misin ö?retmenim?
Yöresel konu?malarynda kulübe yerine “koliba” diyorlardy.
-Salih evladym, yoksa sizin köyde de bir kulübe mi var dedim.

Ekrem ve Salih karde?lerin dillerinin ba?y çözülmü?tü. Özlemle yanan bu küçücük yavrular, heyecanla köylerini, çocukluklaryny, akrabalaryny, keçilerini, köpeklerini anlattylar bana. Koliba, aramyzdaki tylsymly kelime oldu. Ne zaman onlaryn konu?mayacaklary endi?esini ta?ysam, bir koliba lafy atyp ortaya, onlary konu?turdum. Çünkü, bu kulübe, Ketenlik’teki çocuklaryn çocukluk hatyralarynyn ya?andy?y özel bir yer olmalyydy.

?ubat tatili hemencecik geliyordu. Ben daha okuma yazma problemi ile u?ra?yrken, bitirmem gereken müfredata uymam imkansyzdy. Onlara ilkokullaryn okudu?u hikaye kitaplaryny okutuyordum ve okuduklary hikayeleri bana anlatyyorlardy.

Artyk, ilk yary yylyn son derslerini yapyyorduk. Karne notlaryny merak ediyorlardy ama bir taraftan da ezik bir merak edi?ti bu. Derslerinin ço?u zayyfty. Ortalamalaryny açyklady?ymda hepsi de ?a?kyndy. Çünkü, hepsi de Türkçe dersinden geçer not almy?lardy.

Ö?rencilerden biri:
-Ö?retmenim, Salih ile Ekrem’in bütün dersleri zayyfty. ?imdi sadece sizin dersinizden iyi not aldylar dedi.
Gülümsedim:
-Sizler benim verdi?im bütün ödevleri yaptynyz, hepiniz bu mükafaty hak ettiniz dedim. Salih ile Ekrem’e gelince… Evet, onlar biraz geriden geldiler. Çünkü, ilkokul yerine Kur’an Kursunu bitirmi?ler. Ama onlaryn öyle güzel bir sesi var ki, ezberden mevlit okuyorlar, bunu biliyor muydunuz dedim. Çocuklar ?a?yrdylar. Asyl ?a?kynly?y ise maharetlerini nasyl bildi?imi dü?ünen bu iki karde? ya?yyordu. Bir taraftan da gururlary ok?anmy?ty. Yste?im üzerine bu son derste mevlitten parçalar okudular. Synyf, onlary çylgynca alky?lady.

Onlary güçlü kanatlarynyn altyna almy? bir kartal gibi hissediyordum kendimi. ?imdi ise yavrularym, özlemle yanyp tutu?tuklary evlerine gideceklerdi.

Haftasonu Yunanistan’dan büyük bir otobüs geldi, okulun kapysyna durdu. Çantalaryny, valizlerini hazyrlayan ö?rencilerim otobüsün yanynda toplanmaya ba?ladylar. Ben de yanlaryndaydym ve kysa sürede birbirimize gönülden ba?lany?ymyza ?a?yyor ve ?imdiden onlary özlüyordum. Annelerine, babalaryna, akrabalaryna, köylerindeki herkese selam söylemelerini istedim. Gelirken de mutlaka birer masal ö?renip geleceklerdi. Ödevleri de buydu. O syrada bir büyük erkek sesinin bana seslendi?ini duydum:

-Demek köydeki herkese selam söylüyorsun, hepsini tanyr mysyn?
Yunanly ?oför, güleç yüzle bana bakyyordu ve tertemiz bir Türkçeyle konu?maya devam etti:
-Masal dinleme ça?yny çoktan geçmi?sin be hoca, ne yapacaksyn bu kadar masaly?
Bu samimi sözleri söyleyen ki?iye yöneldim.
-Siz, Türkçeyi nasyl böyle konu?abiliyorsunuz dedim.
?i?man, orta boylu ve güleç yüzlü adamyn Anadolu’daki ?oförlerden pek farky yoktu.
-Adym Stavros dedi. Bizim evimizde hep Türkçe konu?ulur be hoca, babam Konya’dan gelmi? Yunanistan’a mübadelede. Rumcayy bilmezdi anam da babam da… Hep Yunanistan’daki mekteplerde sonradan ö?rendiler Rumca’yy.
?a?kyndym. Kitaplarda okudu?um her ?ey sanki canlanmy? ve kar?yma dikilmi?lerdi.
-Yoksa siz, Anadolu’dan göçen Karamanlylardan mysynyz dedim.
O da evet anlamynda ba?yny bir o yana, bir bu yana sallady. Trakyaly Türkler gibi o da evet anlamynda yapyyordu bunu. Anadolu’da biz, olumlu cevap verirken ba?ymyzy a?a?y yukary sallarken, burada ba? iyi yana sallanyrdy. Artyk ö?renmi?tim bunlary.

Stavros’un hikayesi uzundu belki ama bana anlatamadan vakit doldu.
-Yavrularymy sa? sa?lim yerlerine ula?tyryn, yolunuz açyk olsun dedim. Onlara el salladym, ku? cyvyltysy gibi sesler çykaryyorlardy. Hiçbiri otobüsün koltu?una oturamyyordu, pyr pyr seslerini duyuyordum. Sanki kanat açyp uçtular, gittiler.

Günler çabuk geçti. Bu sefer, uzun yollardan daha çabuk gelmi?tim. Özledi?im çocuklaryma ?ubat tatilinden sonra kavu?tum. 6-C’nin ilk dersindeyim. Ekrem aya?a kalkty ve yanyma geldi. Elinde bir mektup vardy:
-Ö?retmenim, bu mektubu dedem size yazdy.
Mektubu açtym ve oldukça mü?külatly bir yazyyy okumaya çaly?tym.
“Türkçe Ö?retmeni Burhanettin Beye,
Bu iki yavrunun hem anasyyym, hem de babasyyym. Ben, onlaryn dedesi Osman’ym. Onlary ben büyüttüm. Buraya geldiklerinden beri hep senin lafyny ederler. Sen de bir köy çocu?uymu?sun. Özlermi?sin memleketini. Yaz tatilini beklemeyin, önümüz bahar… Bir gün hep birlikte çykagelin buraya. Koliba’nyn yanynda bir yemek yiyelim, oturalym, konu?alym. Sen de bizim bir evladymyz oldun. Çocuklara bir iki masal ö?rettim ama vakit dardy. Sen buraya gelirsen sana bütün masallary anlatyrym.

Haydi, gözlerinden öperim.
Osman Peçenek
Ketenlik Köyü / Yskeçe

Y?te hayat böyle demek ki… Bilmedi?im diyarlara gittim, rüyalarymda görmedi?im güzellikleri ya?adym. Salih’i, Ekrem’i, Süleyman’y, bütün Baty Trakyaly çocuklary di?er synyflaryn seviyesine çykarttym ve hepsi de diplomalaryny aldylar. Onlar gitti, yenileri geldi. Ama ben Koliba’ya gidemedim. Ketenlik’teki dostlarymy dünya gözüyle göremedim.

Yurdun bir ba?ka güzelli?ine kanat çyrparken aklym onlarda kaldy. Yüre?imin bir parçasyny da onlarla birlikte byraktym. ?iddetli ky?lar gördüm, ulu ulu minareler, çiçek çiçek baharlar gördüm. Geçmi?i gördüm, gelece?i gördüm. En önemlisi de aydan parlak yüzler, birbirinden güzel insanlar gördüm.

_________________
Ne mutlu Türkçe konuşana
Kullanıcı kimliğini gösterS.Burhanettin AKBAŞ tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönderE-mek gönderKullanıcının web sitesini ziyaret etMSNM
Sarymsak ile So?an
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 26 Eyl 2005
Bildiriler: 408
Şehir: KAYSERİ
Alıntıyla Cevap Gönder
SARIMSAK YLE SO?AN
Bir gün padi?ah, hizmetkarlaryyla ormanda gezintiye çykmy?ty. Uzun bir yürüyü? yapmy?ty ki uzaktan bir dumanyn ince ince gö?e do?ru yükseldi?ini gördü. Atyny, dumanyn geldi?i tarafa sürdü.
Ormancy bir aile kyr gezintisinden sonra yemek pi?irmekteydiler. Bir oca?yn ba?ynda sekiz ki?iydiler. Büyükanne, büyükbaba, anne ve baba, dört de çocuk vardy. Bir et yeme?i pi?iriyorlardy.
Padi?ah, kendini tanytmadan onlaryn yanyna vardy. Gelenin giyimi ku?amy güzeldi ve ormancy ailesi, bunun bir bey oldu?unu sandylar. Onun yeme?e davet ettiler.
Misafire ayry bir tabakta yemek verdiler. Kendileri ise büyük bir güveçte yemeklerini yediler.
Padi?ah, yeme?i çabucak yedi. Buna pek ?a?yrdy. Halbuki padi?ah yeme?i yava? yava? yemeyi tercih ederdi. Önce bunu açyk havada yürüyü? yapmasyna ba?lady. Sonra ormancy ailesinden büyükbabaya sordu:
- Söyle bakalym dede, sen tecrübeli bir ki?isin. Bu yemek, neden bu kadar lezzetli olmu?? Ben bu yeme?i niye bu kadar çabucak yedim?
Ak sakally dede gülümsedi. Misafire:
-Biz et yeme?inin içine çok fazla sarymsak kataryz. Sarymsak, yeme?in lezzetini artyryr, dedi.
Sonra çantasyndan sarymsaklary çykardy ve bir mendile sardy:
-Al bunu, hanymyna götür. Yemeklerine do?rasyn. Sana lezzetli yemekler yapsyn.
Padi?ah, büyük bir memnuniyetle mendili aldy. Onlara altyn vermek için kesesini çykardy?ynda ormancy ihtiyar elini tuttu.
-Biz misafirlerimize hiçbir ?ey satmayyz. Yeme?imizi bizimle payla?an ki?i, bize onur verir. Siz de onur verdiniz dedi.
Padi?ah:
-Öyleyse sarymsa?yn bedelini ödeyeyim dedi.
Yhtiyar ormancy:
-Onun bedeline sizin servetiniz yetmez, o yüzden bunu dü?ünmemelisiniz dedi.
Padi?ah, sarymsa?a bakyp gülümsedi. Sonra ormanda a?açlaryn arasynda kendisini izleyen gözleri hatyrlady. Atyna bindi, ormancy ailesiyle vedala?ty. Kar?y korulu?a atyny sürdü. Padi?ahy merakla bekleyen yardymcylary, a?açlaryn arasynda gizlenmi?lerdi.
Padi?ah, gelince a?çyya seslendi:
-Al bunu, bundan sonra yemeklerime bolca katacaksyn.
A?çy mendili açynca içinde sarymsak oldu?unu gördü. Padi?ahy mutlu eden bu muydu? Küçücük, di? di? sarymsaklar…
***
A?çy, bu birkaç sarymsa?y hemen tüketti. Padi?ah, gerçekten bol sarymsakly yemekleri seviyordu.
A?çy, hemen atyna binip çevre köyleri dola?ty. Ne kadar sarymsak varsa hepsini satyn aldy. Saraya döndü.
Ne var ki, o sarymsaklar da günün birinde tükendi. Daha uzak köylere gitmeliydi. Gece atyny hazyrlady ve sabaha do?ru yola çykty. Uzak köylerde daha fazla sarymsak oldu?unu duymu?tu.
Uzak köylerde bir köylüyle kar?yla?ty. Adam, tarlasynda sadece sarymsak yeti?tiriyordu. Köylünün bütün sarymsaklaryny satyn aldy. Köylü çok sevindi. Hemen köye geldi. Cebindeki altynlary köylülere gösterdi
. Köylüler sordular:
-Bu kadar altyny nereden buldun?
Köylü:
-Sarymsaklarymy bir adama sattym diye cevaplady.
Köylüler, bu kadar sarymsa?y alan adamy çok merak ettiler. Fakat o, atyna binip gitmi?ti.
Köylüyü kyskanan kom?usu, sarymsaklary alan esrarengiz adamy çok merak ediyordu. Kyskanç kom?u, sarymsak üreten adamla syk syk konu?maya ba?lady. Bir gün bu esrarengiz adamyn kim oldu?unu ö?rendi. Bu adam padi?ahyn a?çysyydy ve sarymsaklary satyn alyp saraya götürmü?tü.
Kyskanç köylü de so?an yeti?tiriyordu. Aklyna güzel bir fikir geldi. “So?an da sarymsak gibi yeme?e lezzet katar, ben de so?anlarymy saraya götürmeliyim” dedi. Arabasyny hazyrlady ve içine so?an doldurdu ve yola çykty.
Saraya vardy?ynda saraydaki görevliler ne istedi?ini sordular. Uyanyk köylü, padi?aha bir arma?an getirdi?ini söyledi. Padi?aha köylünün geldi?ini haber verdiler. Padi?ah meraklandy. Çünkü, saraya köyden insanlar pek syk gelmezlerdi.
So?ancyyy huzuruna kabul etti. Köylü, avuçlaryndaki so?anlary padi?aha uzatty.
- Bunlar so?andyr padi?ahym. Bunlardan yeme?inize bolca katarsanyz, yeme?iniz çok lezzetli olur.
Padi?ah gülümsedi. Köylüye yeme?i birlikte yiyelim dedi. A?çyyy ça?yrdy, so?anlary alyp güzel bir yemek yapmasyny söyledi.
A?çy, bol so?anly güzel bir yemek yapty. Birlikte yediler. Köylüyü ak?am sarayda misafir ettiler.
Sabah olunca a?çy padi?ahyn yanyna geldi.
-Sultanym, bu köylü arabasyyla çokça so?an getirmi?. ?imdi bunlary almazsak ona ayyp olur.
Padi?ah, ormancynyn sözlerini hatyrlady.
-Ama bunun bedelini ödemek için benim servetim yetmez. So?an kadar kyymetli ne olabilir ki bu köylüyü memnun edebilelim?
Sorunun cevabyny kendisi buldu.
-Tamam, geçenlerde sen bir köylüden çok fazla sarymsak almy?tyn. So?an kadar de?erli olan ?ey, ancak sarymsak olabilir. So?anlary al, köylüye de bedel olarak sarymsaklary ver.
A?çy gülümsedi.
-Padi?ahym, köylüler sarymsaklaryny saraydan de?il köydeki kom?ularyndan alyrlar. Köylü, saraya sarymsak için de?il altyn için geldi, dedi.
Padi?ah da gülümsedi:
-Biliyorum a?çyba?y, bunlary biliyorum. Elbette altyn için geldi. Öyle bir ?ey yap ki köylü, önce sarymsaklary görüp üzülsün, sonra altynlary görüp sevinsin dedi.
A?çy, bir küçük torba diktirdi. Torbanyn altyna so?anlaryn bedeli olan altyny koydu. Üstüne de sarymsaklary koydu.
Köylünün yanyna geldi.
- Padi?ahym so?anlary çok sevdi. Sana so?an kadar de?erli olan bir ?ey hediye ediyor. Ama bu torbayy köyünde açmalysyn. Bunu özellikle rica etti.
Köylü, torbayy sevinerek aldy. Köyünün yolunu tuttu. Evine geldi?inde heyecanlyydy. Hanymyny ve çocuklaryny yanyna ça?yrdy. Torbayy açty. Torbadaki sarymsaklary görünce çok üzüldü. ?a?kynly?yndan bir ?ey söyleyemez oldu.
Hanymy, kocasynyn bu haline üzüldü. Ona yardymcy olmasy için kom?uya haber yollady. Kom?u geldi ve torbada kendisinin tarlasyndan çykan sarymsaklary görünce gülümsedi.
-Kyskanç kom?um, üzülme. Padi?ahlar, sarymsaklary satyn alyrlar, asla bah?i? olarak vermezler.
Torbayy aldy ve odanyn ortasyna bo?altty. Torbanyn dibindeki altynlar etrafa yayyldy. Köylü, altynlary görünce çok sevindi. Kom?usuna saryldy:
-Nasyl dü?ünemedim, evet padi?ahlar bah?i? olarak asla sarymsak vermezler.

_________________
Ne mutlu Türkçe konuşana
Kullanıcı kimliğini gösterS.Burhanettin AKBAŞ tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönderE-mek gönderKullanıcının web sitesini ziyaret etMSNM
Yazgyya Bozgu Olmaz
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 26 Eyl 2005
Bildiriler: 408
Şehir: KAYSERİ
Alıntıyla Cevap Gönder
YAZGIYA BOZGU OLMAZ
1. Bölüm
BITLI
Bytly, A?caly köyünde ufacyk boylu bir kadyn... Ona herkes Bytly diyor. Bu laf onun lakaby my, yoksa ady my kimsenin bildi?i yok. Boyu böyle ufak oldu?u için mi bu ady takmy?lar, bilinmez. Kara, kuru, i?baz, ?ahbaz bir hanym... Bir tandyr yaksa, pi?irdi?i ekmeklerin yarysy köyün çocuklaryna, gençlerine, konu kom?uya gidiyor. Allah’yn takdiri i?te, bir de kocasy var ki, devasa bir ?ey... Bytly’nyn iki, üç katy var. Sanyrsyn çam yarmasy bir zebella... Adyna da Palamut diyorlar. Asyl ady Necip ama köy yerinde yi?it namyyla anylyr ya hani... Bu da öyle... Palamut a?a?y, Palamut yukary... Köylü asyl adyny unutmu? bile... Lakin bu adam, dev cüssesine ra?men öyle yufka yürekli, öyle nazik bir ruh haline sahip ki, vur syrtyna ekme?ini al elinden. Daha bir kimseye “öf” demi? can de?il.
Bytly’nyn bir de kyz karde?i var, adyna Çil Faky diyorlar. Bytly’dan biraz daha uzunca... Bu iki karde?e dedeleri Hacy Ybrahim Kur’an’y ezberletmi? daha küçük ya?ta... Bunlar kadyn meclislerinde gürül gürül Kur’an okur, ilahi söylerler...
Ye?ildir sanca?y, nurdan alemi
Ady güzel, kendi güzel Muhammet
Y?te böyle ilahilere ba?ladylar my, köyün kadynlary mümkün mü gözya?laryny tutsunlar, yazmalaryna ?ypyr ?ypyr gözya?lary akytmasynlar?
-Bülbül gibi nasyl da ?akyyorlar, le?
-Sus bacym da dinleyek hele...
***
Bir gece Bytly’nyn evinin kapysy çalyndy. Ay karanlyk bir geceydi. Sessizdi. Köyün köpeklerinin arada bir kopardy?y ses fyrtynasy dy?ynda bir Allah’yn kulunun olmady?y bir günde kimdi bu kapyyy çalan...
-Palamut, Palamut!... Kapyda biri var!
-Bismillah de hele, kim acep?
Palamut, yatty?y yerden bir do?ruldu, boyu tavany yalady, aya?a kalkty.
-Hayyrdyr in?allah... Köyde ölen mi var acaba?
-Hafize Hala hastaydy, o ölmesin?
-Töbe de gyz a?zyny hayra aç!
Palamut, çyrayy yakty, kapynyn yanyna sokuldu.
-Kim o, diye seslendi. Kapyda cylyz bir ses vardy, ne oldu?unu anlayamady.
-Ulan bizim za?ary my bo?dular ne, inilti gibi bir ?ey geliyor.
Kapyyy hafifçe aralady ki, korku dolu gözlerle, titreyen dört ki?i onlara bakyyor. Palamut’un nutku durdu. Neden sonra “Bytlyyyy!” diye seslenebildi: “Gel hele bak!” Bytly, kapyya gelince, bu sefer ?a?yrma syrasy Bytly’daydy. Toparlandy biraz, “Tanry misafiri, buyrun!” diyebildi, ikisi çocuk, bir kadyn ve bir erke?i içeri aldylar. Gelenler, Ekrek köyünden kaçyp gelmi? bir aileydi. Askerlerden ve atlylardan nasyl kaçtyklary bilinmez, lakin tir tir titriyorlardy.
Artin A?a, Ekrek köyünün ileri gelenlerindendi. Malyna, davaryna güç yetmezdi. Koca bir evi vardy. Ayny zamanda synykçyydy. Kolu kyrylan, bile?i incinen, Artin A?anyn yanyna gelirdi. Hanymy Gülizar da yyldyz falyna bakardy. Herkesin gelece?ini yyldyz falyndan okur ama kimselerden bir ?ey kabul etmezdi. Biri kyz, biri o?lan iki geli?kin çocuklary vardy. Kyzyn ady Suna, o?lanyn ady Sefer’di. Ykisi de güzel çocuklardy Allah için. Y?te Bytly’yy Sary Öküz süstü?ünde, Artin A?a kyry?yny çyky?yny iyi etmi?ti. Zaten minicik kemikleri vardy Bytly’nyn. Artin A?a, önce sycak suyun buharyna kemikleri iyice tutmu?, kemiklerinin üzerinden kaynar sular dökmü?, sonra un ufak olmu? kemikleri birer birer yerine dizmi?ti. Yumurta akyyla güzel bir pansuman yapmy? ve kolunu, aya?yny sarmy?ty. Yaralaryna ise türlü otlardan bitkilerden yapty?y macunu sürmü?, bir aya varmadan Bytly aya?a kalkmy?ty bile.
Artin A?a, titrek sesiyle heyecanly heyecanly konu?uyordu:
-Elinizi aya?ynyzy öpeyim kom?ular, bizi askerlere teslim etmeyin, atlylara vermeyin bizi.
Suskun baky?lar, susmaktan öte bir ?ey yapmyyordu.
Artin A?a:
-Allah ryzasy için, Allah ryzasy için Bytly Bacy, Palamut A?a bizi dy?ary byrakmayyn, saklayyn burada...
Yalvarmalar bir yarym saat sürdü. Kar?y taraftan çyt yok. Artin A?a da sustu kaldy. Gülizar, iki çocu?unu ba?ryna basmy? sedirin dibinde oturuyor. Çyranyn cylyz y?y?ynda gölgeler yüzlere vurmu?, mahzunluk alabildi?ine a?yrla?yyordu.
Askerler... Atlylar... Zamanty Beyleri... Artin A?a.... Gülizar... Yki tane bebe... Allah’ym sen yardym et bize diye dua eden Bytly Bacy’nyn içindeki ses ve Bytly’nyn kararyny bekleyen Palamut’un ba?yny yere yykan bo? baky?lary...
Bytly, bir anda kararly kararly kalkty. Duvardaki takadan Kur’an’y eline aldy ve Artin A?a’ya dönerek:
-Elhamdülillah Müslümanyz Artin A?a! Ben sizin tyrna?ynyza ta? de?sin istemem. Sizden gördü?üm iyili?i de ne ben unuturum, ne de ümmet-i Muhammed unutur. Ben size bir çare buldum ama i?imiz zor.
Bir anda hepsinin yüzleri ferlendi, baky?laryna bir umut do?du.
-Nedir bacym, ne söylüyorsun?
-Bak ?imdi, buradan ?imdi bir yerlere gidilmez. Her taraf atlydan geçilmez oldu.
Gözleri karardy hepsinin. Mal üle?iyorlar. Sizin mallarynyzy karylaryna kyzlaryna çeyiz yapacaklar, süs yapacaklar. Onlara arazi çykty, ev çykty. Bak sizi ben ahyrda saklayaca?ym. Ahyryn içinde bir bölme var, yarysy kapaly. Oraya hazyrlarymyzy koyaryz, ?imdiden tezi yok, orayy bo?altaca?yz. Güzelce etrafyny kapataca?ym. Tepesinde küçücük bir pencere var. Yaryn oradaki camy isle karartyrym. Orada kalyrsynyz. Artyk yeme?i içmeyi Allah ne verdiyse bölü?ürüz.
-Allah senden razy olsun bacym, Allah razy olsun, bunu unutmayaca?yz!
Dualaryn ardy arkasy kesilmiyordu. Bytly, kocasyna döndü:
-Bak Palamut, sakyn a?zyndan kimseye bir ?ey kaçyrmayasyn tamam my?
Bunlardan yalnyzca bacym Çil Faky’nyn haberi olacak, ba?ka kimseye bir ?ey söylemek yok!
Ba?yny sallady koca adam. Küçük bir çocu?un itaatiyle oturdu yerinde.
Sabah oldu, ak?am oldu... Gündüz oldu, gece oldu... Zaman geldi, zaman geçti... Bytly tam üç sene saklady ahyrda misafirlerini. Gün yüzü görmediler. Kar ya?dy bilmediler, çiçek açty koklamadylar. Hastalandylar, Bytly onlara ot toplady yedirdi. Karynlary acykty, Bytly onlara bazlamalar, bulgur pilavy pi?irdi yedirdi. Geceleri, küçük Suna’nyn kestane rengi saçlaryny, kemikten tara?y suya batyra batyra tarady. Çocu?u olmady?y için ady kysyra çykmy?ty. Çocuk zevkini tatty, onun saçlaryny tarayyp ok?arken.... Arada bir Gülizar’a takyldy:
-Bu kyzy bana ver, ben ye?enim Recep’le evlendireyim onu. ?unun gözlerine, yüzüne, boyuna posuna bak Ady gibi Suna bu kyz... deyip imrendi durdu.
Gülizar akylly kadyndy. Bytly’nyn elinin dara dü?tü?ünü her sezi?inde gizliden gizliye ona çil altynlardan verdi.
-Belli etme bacym, ?ehirde filan sarrafa var, ona bozdur, ondan laf çykmaz. Yhtiyacyny gör gel.
Bytly, ?ehirde sarrafa her gidi?inde bozdurdu çil altyny. Kendine, Gülizar’a basmalar, pazenler biçtirdi.
Bir gün, sarraf onu lafa byrakty.
-Hele bacym biraz acele etme!
-Ne var, hayrola?
-Hayyrdyr bacym bir ?ey yok. Bu altynlary aldy?yn ki?iye de söyle, senin de haberin olsun. Artyk tehlike geçti. Tehcir durduruldu. Korkmasyna gerek yok. Buyursun ?ehre de gelsin, bekleriz.
-Olur söylerim dedi ama Bytly’nyn kafasy kary?ty. Anlamady bir ?ey... Lakin olany biteni anlatty Gülizar’a...
Ölçtüler, biçtiler, kafa kafaya verdiler, bir hal çaresi buldular. Bir ak?am vakti, köyün muhtaryna haber verdiler. Köye misafir gelmi?ti. Y?te o gün Bytly, üç yyldyr ahyrda bakty?y misafirlerini evine ta?ydy. Köyün ileri gelenleri ve muhtar eve geldiler, Artin A?a ile sarma? dola? oldular.
-Vay efendim, ho? gelmi?sin, ne zaman geldin, nasyl geldin?
Sorular soruldu, cevaplar alyndy, hal hatyr ve düzmece hikayelerle köylüye birçok ?ey anlatyldy. Köylüler, Bytly’nyn evine yemek ta?ydy, misafirleri a?yrladylar. Artin A?a neler olup bitti?ini sordu köylülere. Aldy?y cevaplary elini çenesine atarak dinledi, sustu, yine dinledi.
-Ekre?e gidece?in mi? Diye sordu bir ses.
-Evet dedi Artin A?a, yaryn gidece?im.
Herkes sus pus olmu?tu.
Muhtar:
-Gel gitme, kendini sykyntyya atma, köyde kimseler kalmady.
-Olsun be a?am gidip bir göreyim.
O gece, zor geçti. Ayny zamanda sancyly. Yaryn ne olacakty, bilinir mi hiç? Bu belirsizlik sabahyn ilk aydynly?yna kadar sürdü. Sabah olunca ev sahiplerini ?a?kyna çeviren bir ?ey oldu.
Üç yyl bir ahyr odasynda kalan aile günün ilk y?yklary ile dy?ary çykty ve bahary yeni yakalayan danalaryn oradan oraya ko?masy gibi, ko?maya ba?ladylar. Çocuklar, otlary kokluyorlar, yatyp yuvarlanyyorlar, evin bahçesindeki yalnyz a?aca sarylyyorlar, öpüyorlar, yüzlerini sürüyorlardy. Koyunun kuzusuna kavu?masy gibi mele?iyorlardy, kokla?yyorlardy. Yüzleri bembeyazdy. Gözleri kysykty, saatlerce oyna?tylar tabiatla...
Sabah kahvaltysynyn ardyndan Artin A?a ile Palamut atlara binip Ekrek’in yolunu tuttular. Ekrek’te kimseler yoktu. Terkedilmi? bir köy, sessizli?i yalnyzca bir kuyunun kenaryndaki a?acyn üstünde cyvyldayan onlarca ku? bozuyordu. Bir köpek yavrusu, onlara do?ru kuyru?unu sallayarak geldi. Arkasyndan anasynyn ?öyle bir yavrusuna bakyp aldyry?syz gidi?ini izlediler. Artin A?a, her eve u?rady, her tarafy gezdi. Tepenin üstünde kurulu kiliseye vardy, yarysy yykylmy?ty. Orada dua etti.
-Hadi gidelim garda? dedi.
Palamut’la yola koyuldular. Ak?am karanly?ynda A?caly’ya ula?tylar.
Bir gün sonra e?yalary toplandy, iki ata yüklediler.
Artin A?a vedala?yrken ev sahiplerini kar?ysyna aldy:
-Bak Bytly Bacy, Palamut karde?im! Sen benim dünya ahret bacymsyn, sen de benim dünya ahret karda?ymsyn. E?er bir gün bir ?eye ihtiyacynyz olur da beni aramazsanyz gücenirim. Ben sizden helallik istemiyorum çünkü, sizin hakkynyzy öde?emem. ?imdi Kayseri’ye gidiyorum, oradan da Ystanbul’a gidece?im. Size devamly mektup yazaca?ym, haberle?ece?im. ?imdilik kalyn sa?lycakla...
Bytly ile Gülizar, birbirlerine kenetlenmi?ler, a?la?yyorlar, ayrylmyyorlar bir türlü... Çocuklaryn gözya?lary yanaklaryna akmy?.
-Bacym, bacym! Sesleri a?yt havasynda çy?ly?a dönü?üyor.
Nihayet yolcular gözleri arkada yollaryna devam ederken Bytly’nyn dudaklary yine dua okuyor, gözlerinin ya?lary çenesinden kuru, tozlu topra?a damlyyor. Elinde bir tas su, arkalaryndan su döküyor yollara. Palamut, sessiz sakin bakyyor ufka, yüre?inde bir syzy ama o gözya?laryny gönlünden ba?ka bir yere akytmaz ki...

_________________
Ne mutlu Türkçe konuşana
Kullanıcı kimliğini gösterS.Burhanettin AKBAŞ tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönderE-mek gönderKullanıcının web sitesini ziyaret etMSNM
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 26 Eyl 2005
Bildiriler: 408
Şehir: KAYSERİ
Alıntıyla Cevap Gönder
2. Bölüm
RECEP VE BABASI TECYR ALY

O yyllarda Kayserili ustalar çok me?hur. Hepsi de i?inin ehli. Kimi nakka?, kimi hattat, kimi ta? ustasy, kimisi bina ustasy, kimisi ah?ap ustasy. A?yrnas’tan, Bürüngüz’den, Gesi’den, Germir’den, Endürlük’ten, Ystefana’dan, Dimitri’den kalkyp Ystanbul’a gitmek yüzyyllaryn aly?kanly?y... Y?leri sa?lam, yürekleri pek. Sözleri senet. Kazanacaklar ve ky? bastyrmadan köylerine dönecekler. Lakin Ystanbul’a yerle?enleri de var. Uzun ayrylyklar, hep o ayrylyklar ne ederse ediyor. Kimisi bir sevda u?runda kalyyor Ystanbul’da, kimisi devlet kapysyna kapylanyp kalyyor payitahtta. Sinan gibi bir büyük ustanyn ayak izlerinden giden bu insanlara hürmet de büyük.
-Kayserili ustalar yapty bu ?adyrvany.
-Bizim kona?y da onlar tamir etti.
-Bu sandyk tyknaz bir Kayserili ustanyn elinden çykty.
Daha neler söyleniyor neler... Y?ler iyi... Kazançlary evlerine ryzyk oluyor. Vuslat günü gelmek bilmiyor ama elden ne gelir. Analar, babalar, yavuklular, arkada?lar özleniyor, yad ediliyor. Mektuplar yazylyyor varaklara, sevda türküleri söyleniyor inceden ince. Kayseri bir uzun yol, mektuplar üç ayda buluyor sylanyn yollaryny. Ama türküler her zaman dillerde.

Yarim Ystanbul’u mesken mi tuttun,
Gördün güzelleri beni unuttun,
Sylaya gelmeye yemin mi ettin.
Gayry dayanacak özüm kalmady,
Mektuba yazacak sözüm kalmady.
Yarim sen gideli yedi yyl oldu,
Dikti?in fidanlar meyveye geldi,
Seninle gidenler sylaya döndü.
Gayry dayanacak özüm kalmady,
Gençlik elden uçtu gitti,
Gelmene lüzum kalmady.

Recep, Çil Faky ile Tecir Ali’nin tek o?lu. Kara ya?yz, geli?mi? bir o?lan i?te. O da babasy gibi bina tutturur. O da aly?my?, aly?tyrylmy? gurbet ellere.
Recep, Bytly’dan dinledi?i masallarla büyümü?. ?imdi kary?tyryyor artyk, Bytly’nyn anlattyklarynyn hangisi gerçekti, hangisi masal diye. Koynunda ta?ydy?y bir mektupla Ystanbul yollaryna dü?mü?ler ve orada bir in?aatyn boya ve syva i?lerini almy?lar baba ve o?ul. Eski bir handa konaklayyp bekar hayaty ya?arlar. Pisli?in içinde temiz olmak için u?ra?yp dururlar handa. Köy yerindeki dereler olsa da bir çimseler olmaz my? Nasyl yunup da arynyrlardy o zaman. ?imdi ise koyunlarynda ta?ydyklary üç kuru? para içip kyvranyp dururlar.
Recep’in aklyna bir ak?am vakti koynundaki mektup gelir. Yava?ça çykaryp bakar mektuba. Bytly’nyn masallaryndaki gibi bir devlet ku?u mu saklydyr acaba bu mektubun içinde diye ümitli olmak için yeterince sebebi vardyr genç adamyn.
-Baba, diye seslenir. Babasy olanca katyly?y ile:
-Ne var, ne oldu?
-Bytly’nyn yazdyrdy?y ?u mektubu ne zaman verece?iz diyorum.
Tecir Ali, bu soruyu duymaktan artyk sykylmy?tyr.
-Verece?iz o?lum ?üphen mi var? Y?ten güçten kafamyzy kaldyrabiliyor muyuz?
-Baba, vallahi koynumda ta?ymaktan mektup ?ekilden ?ekle girdi. Versek de ?u emanetten kurtulsak.
-Yyi iyi... Cuma günü ö?leden sonra i?i byrakalym da gidelim bakalym. ?u Bytly’nyn i?leri... Ystanbul’a mektup yazdyryyor, neymi? arkada?y varmy?. Hah, gülüyüm bari. Yüzümüze bakacaklar my bakalym.
Recep, sevindi ama sevincini belli etmedi. Görgüsünü böyle görmü?tü çünkü. Babanyn yanynda gülümsemek bile töreye aykyry de?il mi? Babalar konu?ur, çocuklar dinler, babalar yumu? buyurur, evlatlar o emirleri yerine getirir.
Anadolu’da bir ba?ka adet daha vardyr, saymacalar, sayy?macalar... Çocukluktan ö?renir Anadolu insany saymacayy. Önce çocuk oyunlarynda ba?ar saymacaya, sayy?macaya. Sonra yolu gurbete dü?er, gurbette geçen günlerini sayar. Askere gider, askerde geçen günlerini, sylasyna dönece?i zamany sayar. Recep de saydy durdu cumayy. Derler ki günleri saydy?yn zaman günler geçmek bilmezmi?.
Cuma günü Cuma namazyny kyldyktan sonra ?i?li’ye geldiler. Adresi sora sora bir kona?yn önünde durdular. Yki gariban olsa olsa bu kona?yn hizmetçisi olur, misafiri olacak de?il ya! Tecir Ali, etrafyna bakynyrken, kona?yn ah?ap i?çili?ine hayrandy. Yine de ezilmi?li?ini buram buram hissetmekten kendini alamady.
-Bire o?lum, ne diye aldyn bizi buralara getirdin, biz burada laf i?itirsek kary?mam ha!
-Tamam baba tamam, meraklanma.
Kona?yn kapysyny açan bahçyvan, bu iki ki?iyi ?öyle bir süzdükten sonra:
-Hem?erim yanly? gelmi? olmayasynyz dedi.
Tecir Ali:
-?u mektuptaki adiresi bir oku bakalym, yanly? my gelmi?iz, do?ru mu gelmi?iz.
Bahçyvan, mektubu aldy ve okudu.
-Do?ru gelmi?siniz. Gene de sizi içeri alamam. Kapyda bekleyeceksiniz, dedi.
On dakika geçti, gelen yok. Yirmi dakika oldu kimseler yok. Yarym saat geçti, yine kapyyy aralayyp da in misin cin misin diyen bir Allah’yn kulu çykmady dy?ary.
Tecir Ali:
-Haydi o?lum, biz emaneti teslim ettik. Artyk onlar ne yaparlarsa yapsynlar. Bizi bu kapydan içeri salmazlar, anla?yldy. Yürü gidelim, deyip o?lunu katty önüne, yürümeye ba?ladylar. Soka?yn ba?yny dolandylar ki arkalaryndan nefes nefese kalmy? bahçyvanyn kendilerine seslendi?ini duydular.
-Hem?erim, hem?erim! Nereye gidiyorsunuz? Bey, sizi görmek istiyor. Hele dönün geri.
?a?kyn ?akyn baktylar bahçyvana. Bahçyvan onlaryn kendinden geçmi? halini görüp ikisinin koluna yapy?ty ve yönlerini çevirip kona?a do?ru yürüttü onlary.
Kona?yn bahçesinde rengarenk çiçeklerin arasyndan geçtiler. Yç kapyya geldiklerinde Tecir Ali, bahçyvana döndü:
-Bak hem?erim, biz buraya kötülü?e gelmedik. Emaneti verdik tamam my?
Bahçyvan:
-Tamam hem?erim, ben de mektubunuzu beye ilettim. Okudu ve sizi görmek istiyor. Korkmayyn.
Bahçyvan ikisinin koluna girdi, adeta sürükleyerek onlary kona?yn içerisine soktu. Kona?yn bahçesi gerçekten görülmeye de?er bir yerdi. Küçük patika yolun etrafy rengârenk çiçeklerle süslüydü. Bahçedeki eyvanyn çatkysy çok nefis bir ah?ap örgüydü ve etrafyny asmalar sarmy?ty. Kona?yn ah?ap kapysy da nadir bulunacak bir i?çilik örne?i olarak Anadolu mimarisinin karelerle süslenmi? yapysyna uygundu. Yki katly kona?yn giri? katyndan üst kata dolanan ah?ap merdivende buldular kendilerini. Yüksek tavanly büyük odaya girdiklerinde tavanda rengârenk bir renk cümbü?ü sergileyen güne? burslu tavan örgüsü dikkatlerini çekti. Belli ki sanatkâr bir adam bu kona?y özenerek yapmy?ty. Odada büyük koltuklaryn yer aldy?y modern bir dö?engi varken pencere kenarlaryna eski usul bir sedir konmu?tu. Tam kar?ylaryndaki büyük aynanyn yanynda orta ya?ly, kyrçyl saçly, güler yüzlü bir adam kendilerine bakyyordu.
Adam:
-Ho? geldiniz, dedi.
-Ho? gördük, dediler ama yeniçeri oca?ynyn iki kapykulu askeri gibi kapynyn a?zynda duruyorlardy.
Adam:
-Buyurun, oturun, sizinle konu?mak istiyorum dedi.
Onlar koltuklara itibar etmeden do?ruca sedire yöneldiler ve sedirin ucuna emaneten oturdular.
Adam, uzak yoldan geldiniz, yorgunsunuzdur, dedi.
Tecir Ali:
-Yeni gelmedik, burada çaly?yyoruz, bu benim o?lany yenemedim, ille de mektubu verelim diye tutturdu. Biz de geldik, dedi.
Adam, kar?ysyndakilerin saf ve samimi halini hemencecik ke?fetmi?ti.
-Burada ne i? yapyyorsunuz, dedi.
Tecir Ali:
-Vallaha bizim baba zanaatymyz boya syva i?leridir. Yazyn geliriz, güzün gideriz.
Adam ba?yny sallady:
-Bilirim, bilirim. Ama ille de memlekete, ky?a yeti?eceksiniz de?il mi? Yazyn parayy biriktirip ky?yn memlekette harcayacaksynyz. Bu yyllardyr hep ayny, hiç de?i?medi.
-Hee beyim, bak sen daha iyi biliyorsun bak.
Adam:
-Böyle sizli bizli konu?maya gerek yok. Benim adym Artin. Ben de Ekrekliyim. Hem?eriyiz. Beni bilebildin mi?
Tecir Ali:
-Hee adyny duyardyk ama suretini hiç görmediydim.
Bu syrada bir hizmetçi kadyn içeri girdi. Artin, misafirlerine:
-Karnynyz aç my, size ne yemek yaptyrayym dedi.
Tecir Ali:
-Yok yok vallaha olmaz. Biz daha yeni yedik, karnymyz toktur.
Aslynda karynlary açty. Ystanbul’u tepeleye tepeleye gelmi?lerdi.
Artin:
-Tamam tamam yemin içmene gerek yok. O zaman size ne ikram edeyim, ne içeriniz?
Tecir Ali, dudaklarynyn kurumu?lu?u ve iç yangysy ile:
-Bir ayran olursa içerdik.
Artin, hizmetçiye ba?yny sallady. Hizmetçi dy?ary çykty.
Artin:
-Bytly nasyl, ya Palamut iyiler mi?
Tecir Ali:
-Eh iyiler, hep ya?lanyyok zati. O da biz de yava? yava? elden ayaktan çykyyok. Ne edecen hayat böyle. Düzenini kuran böyle kurmu?.
Artin:
-Ben Bytly’yy ve Palamut’u hayatym boyunca unutamam. Onlar çok iyi insanlar.
Tecir Ali:
-Hayyrdyr bey, Bytly’nyn sana ne faydasy olacak ki, o garibanyn biri...
Artin:
-Belki bir gün söylerim. Sizlerin ady neydi, sormadym yahu.
Tecir Ali:
-Bana A?caly köyünden Tecir Ali derler, bu da o?lum Recep...
Artin:
-Hah tamam ?imdi daha iyi anladym. Sen Çil Faky’nyn kocasysyn, bu da Bytly’nyn bahsetti?i küçük Recep.... Ma?allah ?imdi kocaman delikanly olmu?. Sen nasylsyn o?lum?
Recep, sözün nihayet kendisine geldi?ine sevinmi?ti.
-Sa? olun beyim iyiyim. Beni siz nereden biliyorsunuz ki...
Artin, gülümsedi:
-Dedim ya uzun hikaye... Bytly, benim kyzyn saçlaryny tararken hep seni söyler dururdu. Bu kyzy, ye?enim Recep’e alsam derdi. Bytly’nyn çocu?u olmady?y için seni çok severdi, bizim çocuklary da öyle... Suna’nyn saatlerce saçlaryny o tahta tarakla tarar dururdu, vay Bytly vay...
Recep’e bu konu?madan bir cesaret gelmi?ti:
-Amca, siz ne i? yaparsynyz?
Artin:
-Genellikle ticaret diyelim, alyrym ve satarym kysaca. Bina i?ine sizin gibi ben de meraklyyym, bunu bilesiniz.
Tecir Ali:
-Belli belli... Bu konaktan her ?ey belli oluyor zaten dedi.
Bu syrada hizmetçi içeri girdi ve “Hazyr efendim” dedi.
Artin:
-Hadi buyurun beraber a? yiyece?iz, ayranymyzy da yeme?in yanynda içeriz dedi.
Misafirler mahcup bir tavyrla süzüldüler; ama bir taraftan da açlyklary ileri bir safhaya gelmi?ti.
Artin :
-Haydi buyurun diyerek, onlara öncülük etti ve kona?yn bahçesine indiler ve eyvana konmu? bir masada saraylara yaky?yr bir sofra hazyrlanmy? oldu?unu gördüler. Tam yeme?in ba?yna oturmu?, ?undan my ba?lasak bundan my ba?lasak diye içlerinden geçirirken eyvanda bir kadyn belirdi ve onlara “Ho? geldiniz” dedi. Kadynyn ba?ynda güzel bir ba? örtüsü vardy. Yüzü bunca ya?yna ra?men ay parçasy gibi parlyyor ve yüzü de güne? gibi ysytyyordu insanlary.
Misafirler, “Ho? gördük” dediler.
Artin:
-Bak Gülizar, burada kimler var? Taa Kayseri’den gelmi?ler. Bytly’nyn akrabalary. Bytly da sana bir mektup yazmy?. Mektup burada oku bakalym.
Kadyn, bir tela?la mektubu aldy bir çyrpyda okudu. Mektubu öpüyor, kokluyor, ba?ryna basyyordu. Hiç adeti olmady?y üzere erkek misafirlerin yanyna geldi ve onlara:
-Bacym ne yapyyor, sa?ly?y syhhati yerinde mi? Ya Palamut A?a, o nasyldyr? Yyidir in?allah?
Tecir Ali:
-Eh ne olsun, o da ihtiyarlady artyk. Palamut ile geçinir giderler i?te. Yyiler ?ükürler olsun iyiler. Ya sizler nasylsynyz bacym, iyi misiniz?
Gülizar:
-Yyiyiz karde?im, te?ekkür ederiz.
Gülizar, sofranyn kenaryna oturdu kaldy. Zaman zaman onlaryn sohbetine katyldy. Onlarla beraber güldü. Zaman oldu ki ba?örtüsünün kenaryna gözya?laryny döktü. Mazi, onun yüre?inin dayanaca?y bir ?eye benzemiyordu. Yürek yangysy, gönül co?kusuna dönü?üyordu.
Misafirler, yemekten sonra ayaklanyp da gidecek olduklarynda hemen aya?a fyrlady.
-Vallahi de billahi de savmam sizi. Siz memleketten buraya kadar gelmi?siniz de hemen göndermek olur mu? Burada misafir kalyn.
Tecir Ali:
-Yemin içme bacym, i?imiz var gücümüz var. Ne olur bize müsaade edin.
Artin:
-Üzülme Gülizar, ben onlaryn çaly?tyklary yeri de kaldyklary hany da ö?rendim, onlary yine alyr getiririm sana.
O zaman Gülizar, ysrar etmez oldu. Boynunu büktü. Kenara çekildi.
Yki misafir karmakary?yk duygularla çyktylar dy?ary. Kafalaryndan neler neler geçiyordu ama birbirlerine bir kelime dahi etmediler. Zaten Recep, babasyna ne diyebilirdi ki... Babalar ile o?ullaryn bu tür yarenlik ettikleri nerede görülmü?, nerede duyulmu?.

_________________
Ne mutlu Türkçe konuşana
Kullanıcı kimliğini gösterS.Burhanettin AKBAŞ tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönderE-mek gönderKullanıcının web sitesini ziyaret etMSNM
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 26 Eyl 2005
Bildiriler: 408
Şehir: KAYSERİ
Alıntıyla Cevap Gönder
3. Bölüm
VE RECEP... VE SUNA... VE SEFER... VE SERKYS ...

Ynsano?lu’nun kaderi nerede, nasyl yazylmy?tyr, kim bilebilir ki... Recep de bilemezdi. Babasy Tecir Ali ile gurbet gezen Recep, içine do?an bir y?y?y ke?fetmi?ti. Kaderi, bu mektupla de?i?ecekti.
Bytly, mektubunda Artin’e, Recep’i yanyna almasyny ve yeti?tirmesini, kendi o?lundan onu ayyrmamasyny istemi?ti. Tecir Ali’yi ikna etmek deveye hendek atlatmaktan zordu. Tecir Ali, yüre?inin yarysyny Ystanbul’da byrakarak sylanyn yollaryna dü?tü?ünde kyrgyndy, yalnyzdy, üzgündü. Ylk defa ne söylese de o?luna söz geçirememi?ti.
Ulular, yazgyya bozgu olmaz demi?ler. Recep, ilk defa bir ak?am yeme?inde konakta gördü Suna’yy. Uzun kumral saçlary beline kadar uzanan bir dünya güzeline hayran olmamasy mümkün de?ildi. O gün, bakmaya kyyamady?y ama sürekli görmek istedi?i güne? do?mu?tu gözlerinin içine.
Artin’in yanynda i?e ba?layan Recep, Artin’in bir dedi?ini iki etmiyor, etliye sütlüye kary?myyor; ama i?i de, çevreyi de yava? yava? ö?reniyordu. En büyük zevki kona?a davet edilece?i günleri iple çekmek oluyor, hele kona?a ait bir i? olsun, adeta uçarak o i?in üstesinden geliyordu.
Artin’in i?lerini yürüten aslynda o?lu Sefer ve orta?y Serkis’ti. Sefer, babasynyn sevgiyle yakla?ty?y Recep’e destek vermeye çaly?yrken, ortaklary Serkis ise, önceleri pek bir anlam veremedi?i ve nereden çykty?y belli olamayan bu davetsiz misafire kayytsyz kalyrken zamanla ondan ho?lanmady?yny belli eden bir so?ukluk güdüyordu.
Recep ise, Serkis ile Suna’nyn sanki bir ni?anly imi? gibi zaman zaman bir araya geli?lerini hazmedemiyordu. Kimselere soramady?y bu durum zamanla büyük bir yürek acysyna dönü?mü?tü.
Bir ak?am yeme?inde konakta Serkis’le Suna yine yan yana oturdular. Sefer ile Recep ise onlaryn kar?ysyndaydy. Recep o gün Suna ile sürekli konu?maya çaly?arak Serkis’in kyskançly?yna sebep oluyordu; ama yine de Serkis sessizli?ini bozmuyordu.
Recep:
-Suna’nyn bu uzun saçlary sevmesinde acaba Bytly’nyn saatlerce o tahta taraklarla u?ra?masynyn payy var mydyr?
Suna, hafif gülümsedi. Recep’in sürekli ilgisini kendisine yöneltmesi onun da dikkatini çekiyordu. Bu saf çocuk, mutlaka kendisinden ho?lanyyor olmalyydy.
Gülizar ise, sürekli Recep’e ilgi göstererek Suna’nyn da Recep’e yakynla?masynda rol oynady?yny bilmiyordu.
Gülizar:
-Olmaz olur mu o?lum. Bytly, onun annesi gibiydi. Onu ne severdi, bir bilsen.
Serkis, ilk defa söze kary?ty ve yüre?inin buruklu?unu belli eden bir tavyrla:
-Ben anlamyyorum, sürekli bilmedi?im insanlardan konu?uyorsunuz. Ne diyorsunuz, kimden bahsediyorsunuz, gerçekten bilmiyorum. Recep, Sula’ya sürekli olarak Suna diyor ve siz bir ?ey söylemiyorsunuz. (Suna’ya dönerek) Senin adyn Sula my, yoksa Suna mydyr kuzum, nedir?
Suna, bir an sustu, Recep’e bakty, sonra annesine bakty; ama söze giren Artin oldu:
-Haklysyn Serkis, senin bilmedi?in zamanlaryn hatyralary konu?uluyor ve sen birço?unu anlamyyorsun. Sefer’in ady benim babamyn adydyr, onu o yüzden koydum. Suna ise Gülizar’yn annesinin adydyr. Allah rahmet eylesin, çok iyi bir kadyndy ve bizde de eme?i çok fazladyr. O yüzden kyzymyzyn adyny da Suna koyduk. Fakat, resmiyette Suna geçmesine ra?men kyzym kendisini tanytyrken hep Sula demeye ba?lady. Önceleri bu bizi rahatsyz etti ama ne yaparsak yapalym, onu bu huyundan vazgeçiremedik.
Recep, hemen söze kary?ty:
-Suna çok güzel bir isimdir. Sula ady, o güzellikten eser byrakmyyor. Neden böyle bir ?ey yaptynyz, anlayamadym.
Suna, ba?yny öne e?di ve yapaca?y açyklamanyn önemini anlamy? gibi ciddi bir tavyr takyndy:
-Sanyrym, bu ismin Türkler arasynda yaygyn olmasy beni böyle bir ?eye yöneltti. Ysmimim buralarda aly?ylan isimlerden biri olmamasyny sa?lamaya çaly?tym galiba.
Serkis:
-Gayet de iyi dü?ünmü?sün. Sonra sizin ailede Türkçe isim almasy epeyce yaygynmy? bir zamanlar. Baksana Sefer’in ady da Türkçedir.
Artin:
-Haklysyn ama biraz önce bu isimlerin büyüklerimizin adlary oldu?unu sanyrym açyklamy?tym dedi.
Recep, bekledi?i fyrsaty yakalamy? gibiydi. Yçinden bir ses böyle yaparsa sanki Suna ile Serkis arasynda anlamlandyramady?y ba?y koparabilece?ini söylüyordu.
Recep:
-Suna, çok güzel bir Türkçe isimdir. Hem senin haline de o kadar uygun dü?mü? ki... Sen de Suna ba?ly bir kyz olmu?sun.
Bu sözlerin ne manaya geldi?i açykty ve Serkis’in hiç ho?una gitmedi. Tam müsaade isteyip gitmeyi dü?ünüyordu ki, Gülizar eline defini aldy, Artin de cümbü?ünü, ba?ladylar türkü söylemeye:

Ye?il ipek dikene sunam oy
Yare dizlik dikene…
Mevlam da sabyrlar versin sunam oy
Gizli sevda çekene
Elinde ?amdan
Bakyyor camdan
Geçiyor yoldan
Zarif de hanym
Gidiyom elinizden sunam oy
Kurtulam dilinizden
Ye?il ba? ördek olsam sunam oy
Su içmem gölünüzden
Elinde ?amdan
Bakyyor camdan
Geçiyor yoldan
Zarif de hanym

Serkis, bu türküden di?erleri kadar mutlu olmasa da bu me?kleri eskiden beri sabyrla dinlemeye aly?yk oldu?u için yine ayny sabry gösterdi. Sonra da me?kin sonunu beklemeyece?ini anlady ve müsaade isteyip konaktan ayryldy.

_________________
Ne mutlu Türkçe konuşana
Kullanıcı kimliğini gösterS.Burhanettin AKBAŞ tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönderE-mek gönderKullanıcının web sitesini ziyaret etMSNM
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 26 Eyl 2005
Bildiriler: 408
Şehir: KAYSERİ
Alıntıyla Cevap Gönder
4. Bölüm
YAYLA ÇOÇU?U ÇETYN CEVYZDYR

Artin, kyrla?my? saçlaryny siyah saçlarynyn arasyna katarak gençli?indeki gibi ya?lamayy severdi. Çevresine verdi?i güven yyllaryn ürünüydü. Bu otoriter ve sa?lam tavyr, servetinin arkasyndaki en önemli güçtü. Recep, bu kara ya?yz delikanly onun dikkatini günden güne daha da çekiyordu. Çevresindeki dostlary zaman zaman Artin’e Recep konusunda takylyrlardy:
-Bu Türk çocu?una çok güveniyorsun, bari dinini de düzelt de aramyza onu da alalym, diye yary ciddi yary ?aka sözler sarf ettiklerinde, Artin, elini çenesine atyp:
-Yahu, bir ki?i de eksik kalsyn. Böyle yayla çocuklary çetin olur. Onun gibi gençleri incitmek tarifi imkansyz zararlara sebebiyet verir. E?er, onu bu noktada zorlarsam, onu bana emanet eden insanlary da incitmi? olurum, dedi.
Recep ile Artin arasynda veya di?er aile fertleri arasynda din farklyly?y hiç önemsenmedi ve ortaya getirilmedi. Recep’in günden güne sa?lamla?an i? ahlaky ve çevresi, Serkis’i rahatsyz ediyordu. Serkis, iç hesapla?masyny yaparken kendisine hiçbir zaman alternatif olamayacak vasyfsyz bir ki?inin syrf tam çözemedi?i aile hatyralaryndan dolayy bu kadar öne çykarylmasyny ve günden güne de daha fazla yetki ile donatylmasyny, en önemlisi de aile ortamyna bu kadar rahat sokulmasyny hazmedemiyordu.
Serkis, Bursa’daki bir kysym i?lerin takibi için Recep’i Bursa’ya göndermeyi önerdi?inde Artin’in kesin tavryny gördü?ü zaman da ayny ?a?kynly?y ya?amy?ty. Artin, Nuh diyor, peygamber demiyordu.
-Bu çocuk Ystanbul’da kalacak!
Serkis, her zamanki so?ukkanlyly?yny korumaya çaly?my?ty ama artyk bir taraftan da Recep’e yönelik kozlaryny oynamaya karar vermi?ti.
Bu kez de babasyndan ziyade i?leri birlikte yürüttü?ü Sefer’e açylmaya karar verdi ve ona Recep’ten duydu?u rahatsyzly?y anlatty. Öyle bir çerçeve çizdi ki Sefer’e, sanki i?in içinde hiç kyskançlyk yokmu? da sadece bir i? adamynyn i?ine duydu?u güven ortamyny temin için endi?eleri varmy? gibi takdim etti her ?eyi.
-Bak Sefer, ilk zamanlarda sadece bir memur gibi dü?ündü?üm ki?i, zamanla i?lerin tam ortasyna oturmaya ba?lady. Artyk ?irket syrlaryna vakyf olacak duruma geldi. Sizin bu ki?iye duydu?unuz güvene anlayy? gösteriyorum ama ben sizin orta?ynyzym ve sizin en gerekli vakitlerinizde yanynyzda oldum. Ben bu ki?inin bu derecede yetkilendirilmesine kar?yyym ve bunun bilinmesini istiyorum.
Sefer, Serkis kadar kurnaz olmasa da ihtiyatly ve yumu?ak bir insandy. Kolay kolay tavyr belirlemezdi. Babasy, onun için “uzun bekleyi?lerin adamy” diyordu. Serkis’e:
-Aslynda beni de?er verdi?im iki ki?inin de birbiriyle iyi olmalary mutlu eder. Mademki sen bu i?ten mutlu de?ilsin, öyleyse bu i?i babamla çözmelisin. Çünkü, benim bu konuda devreye girmem senin için de Recep için de yaralayycy olabilir. En güzeli dedi?im gibi, babamla görü?melisin bu i?i.
Sefer, bu i?ten çabucak syyrylyverirken o günden sonra sessiz bir gözlemi de ba?latmy? oldu. Aslynda Serkis’in do?rudan do?ruya babasyna ula?mayaca?yny biliyordu. Yakyn bir gelecekte ?irkette bir krizin çykabilece?ini de hesaplamaya ba?lady. Çünkü, Serkis’in Recep için kesin bir tavyr belirleyerek onu uzakla?tyrmak istemesi, annesi ve babasy üzerinde ?üphesiz ki büyük bir yykym yaratacak ve ili?kiler bamba?ka bir hal alacakty. Bunun sonu nereye varyrdy, ?imdiden kim bilebilirdi. Sonucu ne olursa olsun ?irket namyna kötü olaca?y kesindi. Serkis, Ystanbul piyasasynyn vazgeçilmez ki?ilerinden biri oldu?u gibi, onun ?irketten çekilmesi ?irketin küçülmesi demekti ve günden güne daralan piyasada ?irketin yok olmasy manasyna gelece?i gibi, özellikle dy? piyasa i?lerini çok iyi bilen Serkis’in, Türkiye’de ihracat yapabilen ender insanlardan biri oldu?u da bir gerçekti.
Serkis, bir kez daha bir planlama yaparak Suna ile adeta gizli bir ni?an yapylmy? tavyrlaryndan vazgeçerek i?i resmiyete dökmeye karar verdi. Çünkü, Recep’in tavyrlaryndan Suna’ya kar?y bir ilgi duydu?unu sezinliyor, Serkis ile Suna’nyn yan yana geldikleri zaman Recep’te olu?an tavry gözlemliyordu. Öyleyse bu delikanlyyy yykmanyn yolu belli olmu?tu. Suna’yy elde etmek ve burnu sürtülen gencin bu yykymla gitmesini sa?lamak istiyordu.
Önce Suna’ya açmaya karar verdi. Onu, bir hafta sonu alarak Çamlyca taraflaryna götürdü. Elinden tuttu ve yüzüne en dostane tavryny bürünerek meramyny anlatty:
- Bugüne kadar i?ten güçten bazy ?eylere zaman ayyramadym. Bundan da pi?manlyk duyuyorum. Sana olan sevgimin günden güne artty?ynyn farkyndayym ve artyk geç kalmak da istemiyorum. Lütfen, bu i?in adyny koyalym ve resmiyete dökelim.
Suna, kendini bir i? görü?mesinde zanneden adama hemen cevap verdi:
-Serkis, bu bir evlenme teklifi midir?
Serkis, duraklady bir an ve:
-Evet, evet, öyle... dedi.
Suna, hayatynyn en önemli teklifini böylece alyrken çok daha heyecanlanaca?yny zannediyordu. Daha romantik, daha güzel ve daha heyecanly bir bekleyi? olmalyydy bu. Suna, zihnini toparlady bir an. Önceden beri Serkis’le birlikte olu?u, a?k üzerine kurulmamy?ty ki... Onlaryn arasynda dola?an sevgi sözcü?ü aslynda “mantyk” kelimesini kar?ylar gibiydi. Babasynyn bekar bir orta?y vardy ve ailesi bu bekar ortaya ondan ya?ça hayli küçük olan kyzlaryny uygun görmü?lerdi. Suna, bu noktada bir a?kyn parçasy my olaca?yny, yoksa bir ?irketin parçasy my pek anlayamyyordu. Bu mantykly ve mantykly oldu?u kadar da ba?aryly olan adam, ?imdi Suna’nyn ailesinin de çok arzu etti?i bir ?eyi gerçekle?tiriyor ve evlenme teklif ediyordu. Acaba Suna, bu teklifi duyunca niçin onun boynuna sarylmamy?ty? Y?te beklenen buydu. Ama olmuyordu. Olmuyordu i?te. Evdekiler bu tekliften çok mutlu olacaklardy. Onlaryn mutlulu?u acaba Suna’nyn hayal kyrykly?yndan daha my önemliydi.
Bu dalgyn hal ve dü?üncelere yönelen Suna’yy bir ses kendine getirdi:
-Suna, bu sözlerime sevinmedin galiba!
Suna, Serkis kadar mantykly konu?maya karar verdi:
-Sevindim tabii ki... Annem ve babam da mutlaka çok sevinecekler. Peki onlara bu konuyu ne zaman açmayy dü?ünüyorsun?
-En kysa zamanda... En kysa zamanda...
Sonra Serkis, bir kysym hayallerini açty Suna’ya. Y? konularyndan bahsederken daha heyecanlyydy.
-Son birkaç yyldyr Amerika’ya ihracat yapty?ymyzy biliyor muydun? Amerikaly dostlarymla daha büyük bir plany gerçekle?tirmeye çaly?yyorum. E?er bunda muvaffak olursam, i?lerimizin büyük bölümünü oraya ta?yyabiliriz. Büyük bir ihtimalle de Amerika’ya yerle?memiz gerekiyor. Bu durum seni heyecanlandyrmyyor mu?
-Mutlaka, mutlaka heyecanlanyyorum ama bugünlük bu kadar heyecan yeter, artyk üst üste gelen ?eyleri kaldyrmakta zorlanyyorum.
-Haklysyn, çok haklysyn dedi Serkis. Suna’nyn yüre?indeki bo?lu?un farkyna varmamy?ty. Suna’nyn kendisinin teklifine ne cevap verdi?ini bile hatyrlamady. Onun kendisine evet diyece?inden ve ailesinin de olumlu karar vereceklerinden emindi. Bu güvenle bo?azyn sularyna bakty. Bir i?i daha ba?aryyla sonuçlandyrmak üzereydi.
Halbuki Recep ne kadar farklyydy. Belki tam bir e?itimi yoktu., belki sözcükleri de çok seçilmi? ?eyler de?ildi. Lakin, Suna’nyn yüzüne bakty?y zaman sanki kutsal kitaplarda yer alan meleklerden birini görmü? gibi kendinden geçiyordu. Bir genç kyzyn yüzüne bu kadar syk bakmanyn onu incitece?ini dü?ünüp sonra da kyzarmaya çaly?an yanaklary bunu ba?aramyyor ve daha da kararyyordu. Suna’nyn yanynda ya çok heyecanly ya da çok peltek oluyordu. Dilinin sürçtü?ünün farkyna varmadan konu?uyor ve onun bu hali de hane halkyny güldürüyordu.
Acaba bu evlilik teklifini Recep yapsaydy, nasyl davranyrdy diye dü?ündü Suna. Gülümsedi. Her halde önce kyrk tane çamy devirir, yine meramyny anlatamazdy. Suna’nyn bembeyaz yüzüne bakyp da donakalmamasy mümkün de?ildi. Sanki tarih kitaplaryndan çykyp gelmi? olan bu adam, sanyrym bu i?i Ystanbul’u fethetmi? gibi büyük bir heyecana yayarak yapar ve bu büyük karma?adan mutlaka zafer naralary çykardy.
Recep, ak?am yeme?ine davetli oldu?unu ve kona?a gidece?ini duydu?unda yüre?inde ate?lenen kyvylcymlaryn ne büyük hüsrana dönü?ece?ini bilemezdi. Zaten yemekte Serkis’in bulunmasy içine bir ?üphe dü?ürmü?tü ve ama, Artin’in büyük bir keyifle Suna ile Serkis’in sözlerinin kesildi?ini ve yakynda ni?anlanacaklaryny söylemesi onu derin bir ?oka sürükledi. Ylk defa, i?tahla yedi?i yemekler bo?azyna dü?üm dü?üm dizildi. Ylk defa, bakmaya kyyamady?y Suna’nyn ay parçasy yüzüne acyyla baktyktan sonra, sanki ba?ka bir aleme uçtu gitti. Ne söylenen sözleri tam i?itebildi, ne de onlara do?ru dürüst cevap verebildi. Yeme?ini yiyemedi?ini gören Gülizar’yn :
-Hasta mysyn, sorusunda mazeretini de bulmu? oldu. Evet, hastaydy ve erken ayrylmasy gerekiyordu. Mutlulu?unu ifade edecek bir söz dahi söylemeden bir gölge gibi uzakla?my?ty.
Recep’in evden erken ayryly?y Serkis’e önemli bir fyrsaty yakalatty ve ailenin mutlu tablosundan cesaret alarak Recep hakkyndaki dü?üncelerini dile getirdi. Yine bütün senaryoyu i? güvenli?i esasyna oturttu ve ?irket için Recep’in gerekli donanyma sahip olmady?yny, ona yapylacak en büyük iyili?in ya köyüne dönmesi ya da ba?ka bir i? kolunda çaly?masy oldu?unu söyleyiverdi.
Artin’in yüzündeki gerginlik parça parça ço?alyrken bir tarafta uzun zamandyr bekledikleri saadet tablosunun bozulmamasynyn gerekti?ini dü?ünerek içine sindiremedi?i bu emrivakiye kar?y daha itidalli olmaya karar verdi:
-Evladym, Recep iyi çocuktur biliyorsun. Hatta sen onu Bursa’daki i?e göndermeyi dü?ünüyordun. Bugün niçin bu kadar sert bir tavyr belirledin anlayamadym. Recep’i ne kadar çok sevdi?imi bildi?iniz halde beni böyle zor bir duruma attynyz anlayamadym.
Artin, gerçekten üzülmü?tü. Serkis, bir an bu i?in zorlu?unu anlady ama artyk Recep’in i?ini bitirmek hususunda da kararly olmak istiyordu.
-Bence bu konuda yapylacak en iyi i? Recep’i ?irket i?lerinden ayyryp ba?ka bir i?e yöneltmektir. Ona yeni i?inde yardymcy olabiliriz. Lakin, gerçek ?u ki benimle beraber olmasy artyk çok zor.
Artin A?a, boynunu bükmü?tü ki imdadyna Sefer yeti?ti.
-Baba, sanyrym bu i?e bir çözüm bulabilirim. Gebze’de satyly?a çykardy?ymyz bir atölyeyi ve çiftli?i, Recep’e verelim. Recep, orayy çaly?tyrsyn ve borcunu da peyderpey ödesin. Böylece Recep’i de küstürmemi? oluruz, hem de i? güç sahibi yapmy? oluruz.
Artin A?a, acele etmiyordu ve dü?ünüyordu. Bu syrada beklenmedik bir durum oldu ve Suna ilk defa i? konularynda söz aldy ve Serkis’le aykyry dü?tü:
- Ben, ?u an Recep’le ilgili ba?latylan tarty?mayy çok anlamsyz ve yersiz buluyorum. Recep’in durumunu bildi?iniz halde babamyn yanynda bu tarty?mayy ba?latmanyzy ve amacynyzyn ne oldu?unu anlamy? de?ilim.
Bu sözler havadaki ya?mur sykyntysy gibi, ?im?ek çakmasy, gök gürlemesi gibiydi. Herkesi ister istemez sessizli?e bürürken Artin, bu kez kyzyn istikbaline yönelik duydu?u endi?e ile cevap verdi:
-Bence Sefer’in teklifi çok olumluydu. Recep’e böyle bir imkan vermek daha yararly olacaktyr. Serkis ile Sefer, hatta ben ona yardymcy oluruz, merak etmeyin.
Bu sözler dahi Serkis’i rahatlatmady. Onun Suna’nyn sözlerinden dolayy aldy?y yara konu?maya itiyordu:
- Ben de daha düne kadar bilmedi?iniz bir insany, bugün benim yerime koymanyzy ve hatta onu benden de öte bir yere getirmenizi anlamy? de?ilim hanym efendi dedi.
Hem Artin’in hem de Gülizar’yn önünde yapylan bu tarty?ma geleneklerin dy?yna çykmak anlamyna geliyordu. Y?inden çykylmasy zorla?an bu durum krize dönü?ürken Artin, acilen müdahale etmesi gerekti?ini anlady:
-Benim ikinizden de bir ricam var. Recep konusunu bana byrakmanyzy ve kendi aranyzdaki bir meseleye dönü?türmemenizi rica ediyorum.
Bu sözler üzerine Serkis:
-Pekala... Lakin Suna’nyn bana bir özür borcu oldu?unu da söylemek zorundayym, dedi.
Bu sözlerden sonra Suna, o güne kadar hiç olmamy? bir ?eyi daha yaparak yemek masasyndan kalkty ve hyzla odasyna do?ru yöneldi.
Onun bu gidi?i ya?mur öncesi sessizli?i gibi ortamy sessizli?e bo?arken Gülizar, ana yüre?inin yumu?akly?y ile Serkis’e Ekrek köyünden nasyl kaçtyklaryny ve A?caly köyünde Recep’in halasy Bytly’ya nasyl sy?yndyklaryny, iki yyl Bytly’nyn ahyrynda tek göz bir yerde kaldyklaryny gözya?lary dökerek anlatty. Gülizar:
-E?er Bytly olmasaydy, o yolculu?a ne biz dayanabilirdik, ne de çocuklar dayanabilirdi. Belki de Sefer ile Gülizar yolda hastalyktan ya da e?kyya saldyrysyndan ölebilirlerdi. Y?te Recep, bize o insanlaryn bir emanetidir. Bunu anlamany bekliyorum senden. Senin de?erini bu durum hiçbir zaman azaltmaz, sen benim öz evladym Sefer’den farkly de?ilsin. Bunu da böylece bilmeni isterim.
Bu sözler dahi Serkis’in keyfini düzeltmeye yetmedi ve o ak?am Serkis için bir zafer ak?amy olacakken bir hüzün ve hayal kyrykly?yna dönü?üverdi.
Artin’in durumu düzletmek için yapty?y çabalar hemen devreye girdi. Recep ile Serkis’i birbiriyle görü?türmeden Recep’in nakli sa?landy ve Serkis’in hayatyndan Recep bir anda çykaryverildi.
Recep, etrafynda bir ?eyler döndü?ünü sezinlemesine ra?men hiçbir zaman net cevaplar duyamady ve gönlü kyryk, Serkis’e ma?lup olmanyn acysyndan da öte, Suna’yy kaybetmi? olmanyn getirdi?i yykymy ya?amaya ba?lady. Artin, Recep’in üzüntüsünü hep Serkis’in davrany?laryna ba?lyyor, onun derin bir a?k acysy çekiyor olabilece?i ihtimalini aklyna getirmiyordu.
Artin, dirayetli bir aile reisi oldu?unu da göstermi?, bir taraftan Serkis ile so?uklu?a müsaade etmezken öbür taraftan Recep’e de külliyetli bir maddi yardymda bulunarak byrakyn atölyenin ve çiftli?in parasyny almayy, adeta onun da ba?aryly olmasy için bütün çevresini ve parasyny koymu?tu.

_________________
Ne mutlu Türkçe konuşana
Kullanıcı kimliğini gösterS.Burhanettin AKBAŞ tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönderE-mek gönderKullanıcının web sitesini ziyaret etMSNM
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 26 Eyl 2005
Bildiriler: 408
Şehir: KAYSERİ
Alıntıyla Cevap Gönder
5. Bölüm
KARTALLAR YÜKSEK UÇAR

Recep, Serkis ile Suna’nyn ni?an törenlerine de katylmady. Recep’in ya?ady?y bu hadiselerden sonra kendisini tamamen i?ine verdi?i, Suna’yy kaybetmi? olmanyn getirdi?i hüznü yüre?ine atty?y ve günden güne durgunla?ty?y görülüyordu. Öte yandan Artin’in kendisi için olu?turmaya çaly?ty?y çevreye iyice sahiplendi. Artyk Gebze’deki çiftlik o bölgenin ileri gelenlerinin oturma yerlerinden biri olmu?tu. Artin’in kendisine aktardy?y külliyetli miktardaki yardymy har vurup savurmadan i?ine yatyrdy ve i?lerini hayli ilerletti.
Artin, Gebze’de bir ba?ary öyküsü yazyldy?yny çok iyi biliyordu ama orta?y ve ayny zamanda damat namzedi olan Serkis’i üzmemek için Recep’in faaliyetlerini ?imdilik syr gibi saklyyordu.
Recep, bir taraftan konakta geçen günlerini, Suna’ya söyledi?i her sözü an be an ya?yyor, o hatyrayy yüre?inde bütün sycakly?y ile tutarken, Suna ile Serkis’in evlili?ini dü?ündükçe kahrolmaktan geri durmuyordu.
Bir gün çiftlikte iki misafirin kendisini bekledi?ini söylediler. Misafirleri kar?ylady?y zaman bu iki ?ahsy daha önce hiç görmedi?ini fark etti. Sessizce gösterilen yere oturan bu iki ?ahys, kendilerini maliyede görevli iki ki?i olarak tanyttylar. Recep ?a?yrmy?ty. Maliye görevlilerinin çiftlik evine gelmeleri adetten de?ildi. Oldukça tecrübeli olduklary anla?ylan iki ki?i bazy bilgileri teyit etmek için Recep’ten yardym istiyorlardy. Ystedikleri bilgiler ise genellikle Ystanbul’daki ?irketle ilgiliydi. Kendisiyle ilgili de eften püften sorular soruyorlardy.
Recep:
-Arkada?lar, Ystanbul’daki ?irketle benim ilgim kalmady. ?u an Gebze’deyim ve bu i?in ba?yndayym. Neden Ystanbul’a gidip de sormuyorsunuz bütün bunlary, anlamadym do?rusu dedi.
Yçlerinden çam yarmasy gibi iri yary olany pat diye bir soru sordu:
-Siz bir vatansever misiniz, syr saklar mysynyz? Devletinize küçük de olsa bir yardym da bulunmaz mysynyz?
Recep yine ?a?yrdy ama tereddütsüz:
-Elbette bir vatanseverim ve elbette devletime yardymda bulunmaktan onur duyarym. Benden istedi?iniz tam olarak nedir?
-Bakyn ?imdi söyleyeceklerim çok önemlidir. E?er sizden bekledi?imiz gibi bir yardym alamazsak, duyaca?ynyz bu sözler sizin de ba?ynyzy belaya sokabilir.
Recep:
-Buyurun söyleyin, buraya kadar mühim bir mesele ile kar?y kar?yya bulundu?umuzu çok iyi anladym, dedi.
Adam:
-Pekala öyleyse... Ystanbul’da çaly?ty?ynyz firmanyn ba?yndaki Serkis ile ilgili ciddi bilgiler var elimizde. Bu adam yurt dy?yna tarihi eser kaçyryyor. Türkiye’den Amerika’ya ihraç etti?i mallaryn arasynda ülkemize ait antik e?yalar var. Gönderdi?i mallaryn parasy da Türkiye’deki hesaplaryna geçmiyor. Büyük ihtimalle Amerika’daki bir bankadaki hesaba yatyrylyyor. Artin ile o?lu Sefer’in bu i?in içinde olup olmadyklaryny tam bilemiyoruz. Biz bu konuda sizden bazy yardymlar talep edece?iz.
Recep:
-Bakynyz Artin ile Sefer’in bu i?in içinde olabileceklerine ihtimal yoktur.
-Neden?
-Çünkü onlar Türkçe’den ba?ka dil bilmezler ve ikisi de memleketlerini seven adamlardyr. Yurt dy?y ba?lantylaryny ve ihracat i?ini yapan ise Serkis’tir. Serkis’in yabacy dili vardyr ve Amerikaly dostlary ile konu?ur, görü?ür ve o i?leri o halleder. Artin A?a, tam bir halk adamydyr. Tipik bir Anadolu insany, ta?ra adamydyr. Topra?a sa?lam basar. Ondan ve o?lu Sefer’den açykçasy herhangi bir yamukluk beklemem.
-Pekala, bu sözlerinize itimat edelim ama öncelikle Serkis’in i?lerini çözmemize yardymcy olmalysynyz.
-Nasyl yapaca?ym bunu. Serkis benden zerre kadar ho?lanmaz.
-Bakyn ?öyle... Bir adamymyzyn ?irketin içine girmesini sa?layacaksynyz ve Serkis’e ait nerede, hangi mal varly?y var? Bu sevkiyaty hangi usulle yapyyor? Türkiye’den toplady?y mallary nerede saklyyor. Yani artyk Serkis’in ipini çekme vakti geldi.
Recep:
-Hay hay... Serkis’in ipini çekelim ama bu i?ten Artin’in ve ailesinin de zarar görmemesi lazym gelir. Buna nasyl bir yol önereceksiniz?
-Bunun için herhangi bir yol öneremeyiz. E?er bu i?e bula?my?larsa asla kendilerini kurtaramazlar. Zaten Serkis’in orta?y olarak ?irketlere el konuldu?u zaman büyük zarar görecekler, bunu söylemek zorundayyz.
Recep, ?irkette i?e ba?lamasy dü?ünülen istihbarat elemanyny eline bir mektup vererek Sefer’e gönderdi ve ?irkette çaly?masyny sa?lady.
Recep, o görü?meden sonra i?in içinden tereya?yndan kyl çeker gibi syyyrmayy dü?ündü?ü Artin için bir plan hazyrlady ve bunu uygulamaya koydu. Piyasadan büyük miktarlarda para toplamaya ba?layan Recep, Artin’in çevresini ve kredisini sonuna kadar kullanmaya ba?lady. Hatta bir kysym borçlary alyrken Artin’i kefil yapmy?ty ve kysa vadeli toplanan paralar alacaklylara ödenmedi. Ylk zamanlarda Artin durumun ciddiyetini anlamamy?ty ama sonradan bu i?in çizmeyi çoktan a?ty?yny fark etti ama i? i?ten geçmi?ti. Ba?ta konak olmak üzere Artin’in mal varly?yna haciz i?lemleri ba?latylmy?ty ki Serkis onlaryn imdadyna yeti?ti. Piyasadaki borçlaryny temizlemek için ?irketteki hisselerini devralmayy teklif etmi?ti. Artin çaresizlik içinde bu i?i kabul ederken Sefer ise yykylmy?ty adeta. Ortak olarak bulundu?u ?irkette bundan sonra Serkis’in bir elemany durumuna dü?mü?tü.
Artin ile Sefer, kaybedilen paranyn hikayesini biliyor, ailenin di?er fertleri bilmiyordu. Ailenin Ystanbul’daki bütün mal varly?y Serkis’in eline geçmi? bulunuyordu.
Baba ve o?ul, Recep’in ya i?i bilmemekten ya har vurup harman savurmaktan ya da en kötüsü kendilerine kazyk atmak maksadyyla bu i?i tezgahlady?yny sanyyorlardy ve ikisi Gebze’nin yollaryna dü?tüler. Amaçlary Recep’e a?yr sözler söylemekti. Y?in ne oldu?unu anlamaya çaly?makty.
Artin, ellerine sarylan Recep’e elini öptürmedi. Sefer de çok so?uk davranyyordu.
Artin:
-O?lum, kyrk yyllyk eme?imi heba ettin. Anadan atadan kalan neyim varsa hepsi senin yüzünden gitti. O?lum, biz bu kadar my kötüyüz, bizden bu kadar my nefret ederdin de bizi bu hallere dü?ürdün?
Recep, boynunu bükmü?tü, cevap veremiyordu. Bu kez Sefer hiddetlendi:
-Yahu sana ?u çiftli?i ve atölyeyi çevir dedik. Bu kadar parayy toplayyp da ne yaptyn? Ortada görünen bir ?ey de yok. Yedin mi, yedirdin mi, çaldyrdyn my, bilmek istiyorum.
Recep, derin bir nefes aldy:
-Haklysyn, hem de çok haklysyn. Sizin gibi insanlary bu duruma dü?ürmemeliydim. Böyle bir durumda kendimi affedemiyorum. Ne deseniz haklysynyz.
Sefer:
-Bak Recep, bana hikaye anlatma. Ne olduysa onu anlat. Sen paralary ne yaptyn ondan haber ver.
Recep:
-Duruyor, hepsi de duruyor dedi.
Artin ile Sefer, sanki a?yzlaryndaki dili yutmu?lardy. Ykisi bir “Neee!” diye öyle bir feryat ettiler ki çiftlik evi bir anda inledi.
Sefer:
-Sen aklyny my yedin karde?im, bizi borca batyrdyn, koskoca ?irketlerimiz kelepir fiyatyna gitti. Oturdu?umuz kona?y icradan zor kurtardyk. Bu mu senin adaletin, bu mu senin insanly?yn?
Recep:
-Peki, insanlyk dedi?in ?ey, Serkis gibi ?irketlerin gerçek de?erini byrakyn, kelepir sayylacak fiyatlar ödeyip ?irketlerin üzerine konmak mydyr?
Sefer:
-Serkis’in hesabyny sana verecek de?ilim.
Artin bir anda uyandy. Sefer’e dönüp:
-Dur, dur diye ba?yrdy. Bu çocuk bir ?ey anlatmaya çaly?yyor, ortalykta dönen bir ?ey var. Bunu anlamalyyyz.
Recep:
-Evet amca, siz beni anladynyz. Ortalykta bir ?ey dönüyor. Belki itibarynyzy sarstym ama ?imdi anlataca?ym hikayeyi dostlarynyza anlatyrsanyz belki onlar bana hak verirler ve sizin de itibarynyzy iade ederler. Gerçi borçlarynyzyn tamamy ?irketler elinizden çykynca ödenmi? oldu ama o ?irketler günün birinde yine sizin olacak ve bu kyzgyn adam da (Sefer’i göstererek) onlaryn ba?yna geçecek.
Artin:
-Anlat o?lum, bildiklerini bir bir anlat.
Recep:
-Amca, ?u anda Serkis’in Çekmece’deki ba? evine ve ?i?li’deki deposuna baskyn düzenleniyor. Serkis, tarihi eser kaçakçysy imi?. Amerika’daki Ermenilere Türkiye’deki tarihi eserleri pazarlyyormu?. Para da Amerika’da Serkis’in hesabyna yatyyormu?. ?u anda Ystanbul’daki bütün ?irketlere el kondu. Yhracat yapyyorum diyerek kaçyrdy?y tarihi e?yalaryn hesabyny Serkis verecek ve ?irketler de bu hadiseden sonra muhtemel ki iflas edecekler. Serkis’i yakalarlarsa çok sevinece?im, korkarym ki o, böyle durumlara da bir hazyrlyk yapmy?tyr ve yurt dy?yna kaçmasy yüksek bir ihtimaldir.
Artin’in yüzü bembeyaz olmu?tu. ?a?kynly?yndan küçük dilini yutmu?, hiçbir ?ey diyemiyordu. Sefer ise adeta çöküp kaldy. Pek ba?aryly bulmady?y bu genç, onlary büyük bir beladan kurtarmak için elinden gelen çabayy harcamy?ty.
Recep devam etti:
-?u anda sizi bekleyen ve ?u kapynyn ardynda oturan bir devlet görevlisi var. O, size her ?eyi anlatacak ve sizden de bazy bilgiler alacak. ?u da bu çiftlikte yaptyrdy?ynyz o muazzam kasanyn anahtarydyr. O kasada, sizin namynyza toplady?ym paranyn tamamy duruyor. Anahtary da burada.
Anahtary Artin’in avucuna koyduktan sonra kapyya yöneldi ve içeriye uzun boylu, çam yarmasy gibi adamy davet etti.
-Beyefendi her ?eyi size anlatacak. Buyurun.
Adam, kar?ylaryna oturdu ve ikisine dönerek:
-Önce ?unu söylemeliyim ki, çok iyi bir dostunuz var. Bu dost, sizin tyrna?ynyza zarar gelmemesi için her ?eyi yapty. Ylk defa bir i?te bu kadar kollanan ve üzerine titrenen insanlar olarak sizleri gördüm. Recep Bey’in ve sizlerin arasyndaki dostlu?u kyskandym do?rusu. ?imdi gelelim Serkis meselesine...
Serkis’le ilgili yapylan çaly?malary bir bir anlatty ve onlara bazy bilgileri teyit ettirdi. Özellikle Sefer’in ?irket i?lerine vakyf olmasy elde edilen bilgilerin do?rulanmasyna yardymcy oldu.
Devlet görevlisi i?lerini tamamlayynca Artin aya?a kalkty ve Recep’i alnyndan öptü:
-Afferim o?lum, yanyltmadyn beni.
Sefer ise, syrtyny syvazlady. Kasadaki paralary paketleyip arabanyn arkasyna yerle?tirdiler ve birlikte Ystanbul’a döndüler.
Ystanbul’a döndüklerinde Ystanbul çalkalanyyordu. Serkis’in tarihi eser kaçakçyly?yndan arandy?y haberi her tarafa yayylmy?ty ve polis anonslary, gazetelerin ek baskylary, radyo haberleri hep ondan bahsediyordu.
Kona?a geldiklerinde konakta büyük tela? hakimdi. Suna, babasynyn boynuna sarylmy? a?lyyordu.
-Baba, Serkis, tarihi eser kaçyryyormu?, ba? evinde birçok tarihi eser bulmu?lar. Serkis de yurt dy?yna kaçmy? baba...
Artin, Suna’yy teselli edecek bir söz söyleyemedi. Sadece kyzyna saryldy. Suna, daha sonra karde?i Sefer’e saryldy ve syrada Recep vardy. Recep’i görünce ne yapaca?yny ?a?yryp içeri kaçty.
Artin, içeride ailesini bir araya toplayyp onlary teselli etmeye çaly?ty:
- Bakynyz bilmeniz gereken önemli ?eyler var. Serkis, bizim i? orta?ymyzdy ama son zamanlarda benim borçlarym yüzünden ?irketimizin hisselerini kelepir fiyatyna almy?ty. Kyzymyza talip oldu ve biz de onu benimsedik. Lakin bugün çok iyi tanydy?ymyzy dü?ündü?ümüz bir insanyn kanun dy?y yollarla, tarihi eser kaçakçyly?y yaparak para kazandy?yny ö?rendik. Bu durum, daha önceki sarsyntylara benzemeyecek ve bizi daha fazla sarsacaktyr. Lakin, güçlü olmalyyyz. Serkis, yurt dy?yna kaçty?yna göre, onun bu hesaby vermeye niyeti olmady?y açyktyr. Öyleyse Serkis bize yapacak bir ?ey byrakmamy?tyr.
Suna:
-Baba, nasyl bu kadar so?ukkanly olabiliyorsunuz çözebilmi? de?ilim.
Artin:
-Neden olmayym kyzym. Serkis, benim damadym olacakty neredeyse ama daha düne kadar öldüm fiyatyna benim hisselerimi acymasyzca elimden alyrken o oldukça so?ukkanlyydy. Ben de onun kadar so?ukkanly olmak zorundayym.
Gülizar, kaygylyydy:
-Yani Artin, ?imdi bizim elimizde avucumuzda ne varsa gitti mi diyorsun?
Artin:
-Tam öyle sayylmaz. Biz, ?irketleri Serkis’e satyp borçlarymyzy kapattyk ama ?u an elimizde yeterince paramyz var. Sa? olsun Recep’e devretti?imiz Gebze’deki çiftlik ve atölyeyi oldukça büyüttü ve koca bir fabrika haline getirdi. Bu dar günümüzde de bize ortakly?ymyzyn kar?yly?y olarak hatyry sayylyr bir para getirdi.
Gülizar, Recep’e minnet dolu baktyktan sonra :
-O?lum görüyorsun ya ba?ymyza gelen i?leri diyerek hüzünlendi.
Recep:
-Evet teyze, ben de duyunca çok üzüldüm. Ama yapacak bir ?ey yok, hayata yeniden tutunmak lazymdyr.
Gülizar:
-Do?ru söylüyorsun o?lum, do?ru söylüyorsun.
Artin:
-Küçük odayy hazyrlayyn, Recep bundan sonra bu evde kalacak. Küçük oda onun odasy olacak dedi.
Gülizar, hizmetçileri ça?yryp talimatlar verdi.
Ak?am, hep beraber sofraya oturdular ve bu kez Suna ile Recep yan yana oturmu?lardy.
Recep, Serkis hadisesine pek girmek istemiyor ve olayy yeni duymu? gibi davranyyordu. Yemekteki sohbette bir an geldi ki Suna, Serkis’in kendisine ileride Amerika’ya yerle?ebileceklerini söyledi?ini ifade edince Recep hemen söze katyldy:
-Belki de Serkis, seni bir adamy ile aldyryp Amerika’ya götürmek isteyecektir, dedi.
Bu söz üzerine Gülizar:
-Böyle bir ?eye cesaret edebilir mi ki diye söylendi.
Recep:
-Aman teyzeci?im, bakynyz nelere cesaret etmi? adam, buna my cesaret edemeyecek. Belki de ?imdi, kendisi Limni adasyna geçti, birazdan birkaç adamyny gönderip senin de Limni adasyna gelmeni isteyecektir. Ystanbul gibi bir yerden kaçmak zor de?il ki...
Bu sözler daha yeni bitmi?ti ki hizmetçi iki erke?in Suna’yy görmek istediklerini söyledi?inde hepsi bir sofradan kalkyp kapyya çyktylar. Kapyda iki Rum balykçy vardy ve ellerindeki mektubu Suna’ya vereceklerini söylediler. Artin A?a ba?yyla i?aret edince Suna gidip mektubu aldy. Okudu. Mektup Serkis’tendi ve onun balykçylarla birlikte gelmesini ve kendisini Rumlara ait bir adaya götüreceklerini ve Yunanistan’dan da Amerika’ya gideceklerini yazyyordu. Suna, Artin’e döndü ve:
-Baba, Yunan adasyna kaçmy?, benim de ballykçylarla onun yanyna gitmemi istiyor dedi.
Artin, çok ilginç bir adamdy:
-Onun ne dedi?i önemli de?il kyzym, sen ne diyorsun dedi.
Suna, bir mektuba bakty, bir de çevresindeki insanlara. Recep, ba?yny yere yykty ve onunla göz göze gelmek istemiyordu.
Suna:
-Hayyr baba gidemem diyerek konaktan içeri ko?maya ba?lady.
Balykçylar da ba?laryny önlerine e?ip kapydan gittiler.
O gün, bitmek bilmeyen bir gündü. Dostlaryndan arayyp soranlar, ziyarete gelenler, emniyet te?kilatynyn birçok kademesinden insanlaryn olayyn mahiyetine katky sa?lamak için sorduklary sorular derken gün bitmek bilmiyordu. Recep, bahçede Suna ile ba? ba?a kalacak bir any yakalamak istiyordu ki o fyrsaty gecenin geç vakti buldu.
Recep:
-Bizim oralarda bir söz vardyr: Yazgyya bozgu olmaz derler. Yani insanyn kaderi de?i?mez. Yi?idin alnyna yazylan gelir.
Suna:
-Sen ilginç bir adamsyn Recep, çok de?i?ik konu?uyorsun. Ben bu sözleri hiç duymadym.
Recep:
-Aslynda bizim oralarda biraz daha ya?asaydyn, bunlaryn hepsini duyacaktyn.
Suna cevap vermedi. Sadece bahçede a?açlaryn hy?yrtysyny dinledi. Recep:
-Ynsany güzel yapan nedir biliyor musun? Ynsany güzel yapan a?ktyr. Dünya a?k üzerinedir, sevgi üzerinedir. Bir güzele duyulan yürek yangysy, o güzelin e?lenece?i en büyük kö?ktür.
Suna:
-Bu bilgeli?ine hayran kaldym do?rusu. Lakin seni bu kadar etkileyen biri oldu?u kesin. Artyk bilgece sözler söylemeye ba?lamy?syn, dedi.
Recep:
-Aslynda bilgelik de?il. Çekti?im büyük acylaryn bir yansymasy. Bu sözleri söyleyip seni böyle zamansyz bir vakit üzmek istemem. Lakin kendimde ba? edemedi?im bir konu?mak arzusu var.
Suna:
-Benimle artyk kekelemeden konu?tu?una göre...
Recep, ba?yny kaldyryp Suna’nyn yüzüne bakty:
-Benim sözlerimin bir önemi yok. Yçimdeki kor, günün birinde beni yakacak. Bilmelisin ki sen Serkis’le evlenseydin ya da ?u balykçylarla gitseydin, artyk benim ruhumun da külleri savrulacakty.
Recep sustu, Suna da sessizli?e büründü.
Recep:
-Artyk ben bu yükü ta?yyamyyorum. Babana ve ailene duydu?um minnet, bugüne kadar her ?eyin önüne geçmi?ti. Bugün artyk söylemek zorundayym. Benim sensiz ya?amam mümkün de?ildir. Seni görmeden ya?ady?ym her gün azaplarymy ço?altyr oldu.
Suna:
-Aslynda biliyorum, senin baky?laryndan biliyorum birçok ?eyi. Ne var ki sence böyle bir ?ey olabilir mi?
Recep, beklemedi?i bir cevapla kar?yla?ynca duraklady.
-Bunun cevaby bende de?il ki... E?er yüre?inde benim bir yerim varsa, beni gördü?ünde yüre?in çarpyyorsa, içine bir ate? dü?üyorsa bunun cevaby evettir. Ben, bütün bunlary ya?yyorum. Ama sen yüre?im bo? diyorsan...
Recep konu?masyna devam edemedi:
Suna:
-Pekala... Ayny heyecany ben de duyuyorum. Lakin, dinlerimiz ayry, inançlarymyz farkly... Bunlary nasyl bertaraf edebilirsin. Bunlar kolay ?eyler midir?
Recep gülümsedi.
-Kur’an’a bak, Yncil’e bak
Dört kitabyn dördü de hak
Hakir görüp yrk ayyrmak
Hakikatte yüz karasy
Bizde iki gönül bir olursa samanlyk seyran olur derler. Gönlü bir olan insanlar, ne tür zorlukla kar?yla?yrlarsa kar?yla?synlar onu yüreklerinde eritirler. Sen benimle var mysyn, onu söyle? Yyi günümde kötü günümde... gerekirse bir dilim ekme?e razy mysyn?
Suna:
-Evet, sonuna kadar evet. Ben bu heyecany hiç ya?amadym yarabbim diyerek Recep’in boynuna saryldy.
Kona?yn penceresinde bir kadyn ve bir erkek bahçede gölge gibi takip ettikleri iki gencin sevdasyny gözleri ya?ly izliyorlardy. Kadyn:
-Bytly’nyn dedi?i çykty. Bu kyzy ye?enim Recep’e alaca?ym diyordu ya... Bak, neler oluyor hayatta...

_________________
Ne mutlu Türkçe konuşana
Kullanıcı kimliğini gösterS.Burhanettin AKBAŞ tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönderE-mek gönderKullanıcının web sitesini ziyaret etMSNM
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 26 Eyl 2005
Bildiriler: 408
Şehir: KAYSERİ
Alıntıyla Cevap Gönder
6. Bölüm
SUNA’LI GÜNLER

Recep’in Suna’ly günleri ba?lamy?ty. Konaktan bir türlü ayrylmak istemiyordu. Her gün de?i?ik mazeretler uydurarak konakta Suna ile kalmak arzusu duyuyordu. Ev halky da onlaryn birlikteli?ine anlayy? gösteriyordu ama bu i?in de adyny koymak zamany gelmi?ti. Nihayet Recep, Allah’yn emri peygamberin kavliyle Suna’yy kendisine istemi?, onlar da kendi aralarynda söz kesmi?lerdi.
Suna ile Recep’in sözünün kesildi?ini duyan Ermeni kom?ulardan ilk tepkiler gelmeye ba?lamy?ty. Artin’e ve Gülizar’a laf soku?turmayy ihmal etmeyen kom?ulary bazen yary ?aka yary ciddi takylyrlarken bir gün papaz efendi, Artin’i kenara çekmi? ciddi ciddi bu i?in mahzurlaryny anlatmy?ty. Serkis’in i? çevresindeki arkada?laryndan ve akrabalaryndan gelen tepkiler de Sefer’i bulmaya ba?lamy?ty.
Artin’in bu i?e buldu?u çözüm ise daha kolaydy. Bir an evvel ni?an ve dü?ünleri yapylmaly diyordu. O zaman artyk i? i?ten geçmi? olur, zamanla bu olayy unutur giderler diye dü?ünüyordu.
Kendi aralarynda yaptyklary ni?andan sonra dü?ünün ady kondu ve mütevazy bir dü?ünle dünya evine girmeleri kararla?tyryldy. Dü?ün öncesi en önemli hadise Bytly’nyn Ystanbul’a dü?ün için geli?i oldu. Gülizar ile Bytly’nyn kar?yla?masy koyunun kuzuya kavu?u?u gibiydi ve çykardyklary çy?lyklar, sesler kulaklardan gidecek gibi de?ildi.
Uzun yyllar görmedi?i Suna’yy ba?ryna basan Bytly, tahta tara?yny da yanynda getirip Suna’nyn saçlaryny kat kat açarak tarady. Artin ve Gülizar bu manzara kar?ysynda gözya?laryna bo?uldular. Palamut, köyden gelememi?ti. Onun bakmasy gereken hayvanlar vardy. Tecir Ali ile Çil Faky ise, daha neyin ne oldu?unu anlayamamy? memleket garipleri gibi bakynyyorlardy. Çil Faky, her zamanki gibi a?zyndan duayy eksik byrakmayarak sürekli dua ediyordu. Bu konak, böyle mütevazyly?y hiçbir zaman görmemi?ti: ama bu onlaryn takyndy?y bir tavyr de?il, bir hayat biçimiydi.
Dü?ünden birkaç gün önce davetsiz gelen bir misafirleri daha vardy. Bu kez, orta ya?yn üzerinde, saçlary kyrla?my? bir emniyet görevlisiydi gelen.
Aile fertlerini toplady ve hepsine özürlendi:
-Vakitsiz geldi?imi biliyorum, dü?üne çok yakla?tynyz. Lakin çok acil bir durum olmasa buraya gelmezdim.
Önce Serkis’le ilgili birkaç bilgi vermek istiyorum. Serkis, ?u an Amerika’da bulunuyor. Serkis’in sadece bir tarihi eser kaçakçysy de?il, ayny zamanda bir istihbarat elemany oldu?u ve Türkiye ile ilgili bilgileri bazy ülkelere de satty?y anla?yldy. Serkis’i ilgili ülkelerden istedik ama yakyn zamanda onunla ilgili olumlu bir geli?me olaca?yny zannetmiyorum.
Bu arada kendisine ikram edilen kahveden bir yudum daha aldy ve cebinden sigarasyny çykaryp yakty.
-Serkis’in ailesiyle ilgili bir bilgi daha iletmek istiyorum. Serkis’in babasy da zamanynda Ta?nak örgütünde ele ba?y olarak görev yapmy? ve Yngiliz devleti hesabyna çaly?an bir ajanmy?. Tutuklanmy?, yedi yyl kürek cezasyna mahkum olmu?. Ysmi Andon Rü?tuni... Bu ismi daha önce duymu? muydunuz?
Hiçbiri duymamy?ty.
Adam,devam ediyordu:
-Gördü?ünüz gibi bunlarda sizin için acil olan hiçbir ?ey yok. Lakin ?imdi söyleyeceklerim önemli. Serkis, buradaki bazy dostlaryna dü?ün öncesi Recep’e ve Suna’ya, veya aileden bazy fertlere zarar verilmesi hususunda talimat göndermi?. ?imdi o adamlaryn pe?indeyiz. ?imdi sizden ricam, kona?y gözetim altynda tutmamyza ra?men olabilecek aksaklyklara mani olmanyz, aile fertleri olarak ne yapaca?ynyzy, nerelere gidece?inizi önceden bize bildirmenizdir. Bu konuda sizlerden yardym istiyorum.
Artin:
-Hay hay beyefendi, büyük bir memnuniyetle... dedikten sonra Sefer söze girdi:
-Ben bir ?ey sormak istiyorum. Biz Serkis’le ortaklyk yapmy? insanlaryz. Onun bu tür faaliyetlerin içerisinde olabilece?ine dair en ufak bir ihtimal yoktu. Bugün ortaya çykan ?eylerle sanki o Serkis tam uyu?muyor gibi.
-Haklysyn, ama düne kadar onun tarihi eser kaçyrdy?yna da inanmayabilirdiniz, bugün inanyyorsunuz. Serkis, gizli bir örgüt üyesi ve Ystanbul’da ajanlyk i?i dy?ynda örgütledi?i bir ba?ka yapylanma daha var. Serkis, kendi çapynda Ta?nak örgütünü canlandyrmaya çaly?yyor ve kyrka yakyn üyesi bulunan bir örgütü de idare ediyordu. Ba? evinde ve bazy depolarda sadece tarihi eser çykmady?yny hemen ifade etmeliyim. Bazy silahlar ve bomba yapymynda kullanylan malzemeleri de bulduk.
Serkis çok disiplinli bir adam, bugüne kadar ilk defa bir zafiyet gösteriyor ve kendi arkada?laryny da tehlikeye atyyor. Bu önemli bir zafiyettir. Lakin, bunlar adi i?ler görecek ki?iler de de?iller. Dy?arydan kona?a gelecek her malzemeyi kontrol edece?iz. Çünkü, bunlar bomba imal etmeyi de beceriyorlar. Yani durum sandy?ynyzdan daha ciddi...
Dü?ün hazyrlyklary bir anda kabusa dönü?mü?tü. Polis, uçan ku?u kontrol ediyor, kona?a kontrolsüz hiçbir ?eyi almyyordu.
Bytly ise bütün bunlara aldyrmadan kendini dü?üne kaptyrmy? ve kyna gecesinin hazyrlyklaryny yapyyordu. Köyden getirdi?i defle türküler söylüyor, özel olarak hazyrlady?y kynayy Suna’nyn ellerine ayaklaryna yakyyordu.
Bytly’nyn zaten küçük olan boyu ihtiyarlayynca daha da küçülmü? ve adeta minik bir çocu?u andyryr olmu?tu. Y?te bu ufacyk kadyn, Suna’nyn hayatyny etkiledi?i gibi, hayatta kar?ylyksyz sevmek ve vermek gibi bir ilkeyi de benimsemi?ti. Suna ise hayatynda ilk defa Anadolu insanynyn sycakly?yny yakalyyordu.
Bytly, onca ya?yna ra?men yorulmak bilmeyen bir kadyndy. Konakta, kona?yn hanymlarynyn, hizmetçiler dy?ynda mutfa?a girip yemek hazyrlady?y zamanlar olmu?tur ama Bytly, daha geldi?i ilk günden mutfa?y boylamy? ve mantylar, baklavalar açmaya ba?lamy?ty.
Recep ise kypyr kypyrdy. Birkaç sene içerisinde ya?adyklaryny dü?ünüyor ve ya?adyklaryna inanamyyordu. Bir misafir olarak geldi?i ve hayran kaldy?y kona?a ?imdi damat oluyordu. Suna’yy ilk gördü?ü günü hatyrlyyor ve yeniden heyecanlanyyordu. Onu Serkis’in yanynda otururken ne kadar kyskanmy?ty. Bytly’nyn A?caly’daki ahyr odasynda çizdi?i hayat çizgisi yyllar sonra gerçek oluyordu.
Kona?yn bahçesinde yaptyklary telli duvakly, davullu zurnaly dü?ünle Recep ile Suna dünya evine girdiler. Bir masal gibi ba?layan hayatlary böyle büyük bir mutlulu?a sahne olurken hayat, bütün acylary ve gerçekleriyle devam ediyordu.
Artin ailesinin çevresi bu hadiseyi unutmady ve Artin’in çevresi günden güne daralmaya ba?lady. Ba?ly olduklary kilise, papazyn a?yry tutumu nedeniyle ady konulmamy? bir aforozu gerçekle?tirerek Artin’i dy?ladylar. Eski arkada?lary, zamanla onun çevresinden bir bir ayrylmaya ba?ladylar.
Sefer, bir süre sonra Serkis’in yasa dy?y faaliyetleri sebebiyle iflas eden ?irketlerini bir bir aldy ve yönetimine geçti. Onun da daha sonra bir Türk kyzyyla evlenmesi, Ermeni dostlaryny etrafyndan uzakla?tyrdy. Aile, Ermeni dostlaryny bir bir kaybederken Ystanbul büyük yerdi. Y?leri yine günden güne büyüdü. Ba?ka çevrelerden yeni insanlarla i? yapmaya devam ettiler.

_________________
Ne mutlu Türkçe konuşana
Kullanıcı kimliğini gösterS.Burhanettin AKBAŞ tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönderE-mek gönderKullanıcının web sitesini ziyaret etMSNM
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 26 Eyl 2005
Bildiriler: 408
Şehir: KAYSERİ
Alıntıyla Cevap Gönder
7.BÖLÜM
AYDO?DU YLE GÜNDO?DU

Bytly, köyde Cennet Deresine baka baka uzun yaz gecesinin hep bu vakitlerde çykan serin rüzgaryna do?ru dönmü?, biricik Recep’inin mürüvvetini dü?ünürken kendinden geçmi?ti.
Bytly, rüyasynda büyük bir ordunun Zamanty ovasyny geçerek köyün yakynlaryna geldi?ini gördü. Bir komutan, ordusunun ba?yndaydy. Uzun boylu, yaky?ykly bir adamdy. Bytly da di?er insanlar gibi orduyu seyretmek üzere yola dizildi. Komutan, Bytly’nyn yanyndan geçerken bir anda durdu.
-Sen dedi, sen benimle gelmek ister misin? Çok uzak bir diyara seferim var ona göre kararyny ver.
Bytly’nyn kalbi o kadar ?iddetli çarpmaya ba?lady ki ne diyece?ini bilemedi.
-Ben seninle nasyl geleyim, benim atym yok dedi.
Komutan:
-Doru aty getirin buraya diye seslendi.
Bir at getirdiler ki ma?allah... Boyu Bytly’nyn boyunun iki katy... Yki asker, Bytly’yy yerinde duramayan doru ata bindirdiler. Bytly, hem korkuyu hem de sevinci ayny anda ya?yyordu.
Uçsuz bucaksyz vadilerde, ovalarda, koyaklarda ku?lar gibi sekti. Irmaklary geçti, da?laryn yücelerine bakty. Her ?ey o kadar güzeldi ki... hayaty boyunca özledi?i gibi diyardan diyara gidiyordu. Lakin, bu yolculu?un sonunda hiç ummady?y bir ?ey oldu. Bir düzlü?e indiklerinde büyük bir ordunun kar?ylarynda onlary bekledi?ini gördüler. O ana kadar ?en ?akrak yola devam eden askerler, bir anda kylyçlaryny çektiler, kargylaryny ellerine aldylar. Baky?larynda öfke vardy. Atlar, acy çekerek ki?nerken sanki ovanyn biraz sonra kan gölüne dönece?ini haber veriyorlardy.
Havada kartallar döne döne uçarken, Bytly bir tepede acy içinde kyvranyyordu. Meydandan öyle bir toz bulutu yükseldi ki, Bytly, hiçbir ?ey göremez oldu. Biraz sonra sert bir rüzgar çykyp meydan açylmaya ba?layynca nice koçyi?itlerin yere serildi?ini gördü. Gencecik insanlardy bunlar. Sevgililerinin seve seve doyamady?y, analarynyn babalarynyn saçlarynyn bir teline dahi kyyamady?y gencecik insanlar birbirlerine acymasyzca kylyç savuruyordu. Meydandan pis bir koku yükseldi, havadaki kara ku?lara kadar ula?ty. Nice yi?itler cansyz yere serilmi?ti ki bir aralyk yanynda uzun boylu komutany gördü. Komutan, ba?yrarak:
-Belki bu sava?ta ölece?im, dün gece rüya gördüm. Rüyamda iki tane ay do?du. Biri bir dizimde parlady, öteki di?er dizimde... Bu rüya, ne demektir? Benim zaferimin habercisi midir?
Bytly, komutanyn yüzüne bakty:
-iki tane o?lun dünyaya gelmi? komutan, gözün aydyn olsun, dedi.
Komutan:
-Sen bunu nereden biliyorsun, benim e?imin hamile oldu?unu sen nereden biliyorsun, diye ba?yrdy.
Bytly:
-Ben, hamile oldu?unu nereden bileyim. Sadece rüyanyn kar?yly?yny söylüyorum. Bu rüya, Allah’tandyr, rahmanidir. ?eytanyn i?i de?il.
Komutan, sevindi, öyle bir nara atty ki, bu narayy duyan askerleri yeniden toparlanyp komutanyn hücum emri verdi?ini sanarak saldyrdylar. Nice yi?itlerin kellesini koparyrken onlar da ayny naradan atmaya ba?ladylar. Dü?man püskürtülmü?tü ve zafer kazanylmy?ty. Komutan, sava? meydanynda gezinirken Bytly da onun yanyndaydy.
-Yaralanmy?syn komutan, neden syhhiyeleri ça?yrmyyorsun?
Komutan:
-Syhhiyeler öldüler, ben kendi yaramy iyile?tiririm, dedi.
Bytly:
-Senin yaralaryna ot basaca?ym, ?imdi kar?yki yamaçlarda gördü?üm otlary toplayaca?ym, dedi.
Bytly, yedi türlü ot toplayyp yedi dua ile onlary kary?tyrdy, macun yapty. Komutanyn yaralaryna bu macunu sürerken komutan:
-Bu otlar, beni iyile?tirecek mi diye sordu.
Bytly:
-?ifayy Allah verir, otlar ve ben sadece vesile olurum dedi.
Komutan gülümsedi.
-Yyi ki seni yanyma almy?ym, senden ho?nut kaldym, dedi.
Bytly’nyn gözlerinden iki damla ya? süzüldü ve macunun içine dü?tü.
Komutan:
-Hele hele... Seni üzecek ne yaptym?
Bytly, yutkundu:
-Bu kadar genç birbirini hynca hynç öldürdü. Bu gençlerin kabahati neydi? Gencecik insanlaryn böyle ölümü reva mydyr?
Komutan:
-?imdi anladym seni. Herkes askerlerin sava?mayy sevdi?ini sanyr. Ben, sava?tan nefret ederim. Lakin, bir ku? yuvasyna yavrularyny kapmak için bir yylan geldi?inde anne ku?, nasyl ki yavrulary için her ?eyi göze alyrsa, ben de vatanym için, o anne ku?un yapty?yny yaparym. Farkynda de?ilsin belki, bu askerler öldüler ama halkymyz ya?ayacak.
Bytly gülümsedi:
-Evet, birilerinin ya?amasy için birilerinin ölmesi gerekli diyorsun.
Komutan, birden rüyasyny hatyrlady:
-Benim iki çocu?umun oldu?unu söyledin.
Bytly:
-Evet, bir dizine ay do?mu?, bir dizine de gün do?mu? senin.
Komutan tekrarlady:
-Bir dizime ay do?mu? ve bir dizime gün do?mu?.
Bytly da tekrarlady:
-Ay do?mu? ve gün do?mu?.
Komutan sevinçle aya?a kalkty:
-Öyleyse birinin ady Aydo?mu? olsun, di?erinin ady da Gündo?mu?.
Bytly, kafasyny kaldyrdy ve meydandaki alycy ku?lara bakty. Hepsi yi?itlerin ba?yna ü?ü?üp bir parça et koparabilmek için yere inip inip kalkyyorlardy.
Bytly, komutana dönüp:
-Askerlerine söyle, ?u alycy ku?lary kovalasynlar. ?u alycy ku?lary kovalasynlar...
Y?te bu syrada bir elin kendini silkelemesi ile Bytly uyandy. Yanyba?ynda Palamut duruyordu:
-Uyansana kadyn, rüya my görüyorsun ne, sayyklayyp duruyorsun diyordu.
Bytly, derin bir iç çekti. Uzaklara bakty, sanki uzaklarda birilerini aryyor gibiydi.
-Hayrolsun, bir rüya gördüm.
Palamut yanyna oturdu:
-Hayyrdyr in?allah, ne gördün bakalym?
Bytly’nyn yüre?inde bir kasavet vardy sanki...
-Bak beni iyi dinle... Ben senden razyyym bunu bilmeni isterim. Yaryn Hakkyn divanyna vardy?ymda da bunu aynen söyleyece?im. Sen de bana hakkyny helal et dedi.
Palamut, bir an bo?lu?a dü?mü? gibi gecenin karanly?yna dü?tü.
-Hayyrdyr, bir yere mi gidiyorsun dedi.
Bytly:
-Galiba benim vaktim tamam. Rüyamda alycy ku?lary gördüm, ölüm ku?u yakynda gelecek beni alyp götürecek. Sakyn üzülme, nasyl olsa yakyn zamanda yine beraber olaca?yz. ?imdi sana çok önemli bir ?ey söyleyece?im. ?imdi sen Ystanbul’a gideceksin. Rüyamda Recep’ime benzer bir komutan gördüm. Recep’imin ba?ynda bir bela var. Recep’im yaralanacak, ona yeti? ve yardym et Palamut olmaz my, ona yardym et. Gelinim Suna da hamiledir. Onun da iki erkek evlady olacak. Birinin adyny Aydo?mu?, birinin adyny Gündo?mu? koyacaklar, unutma tamam my?
Palamut, iri parmakly ellerini Bytly’nyn küçük ve kuru eline uzatty. Kupkuru eller birbirine birle?ti?inde artyk konu?malaryna da gerek kalmamy?ty. Onlaryn yüre?i birbirleriyle konu?madan da anla?abilirdi.

_________________
Ne mutlu Türkçe konuşana
Kullanıcı kimliğini gösterS.Burhanettin AKBAŞ tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönderE-mek gönderKullanıcının web sitesini ziyaret etMSNM
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 26 Eyl 2005
Bildiriler: 408
Şehir: KAYSERİ
Alıntıyla Cevap Gönder
8.Bölüm
KADYR MEVLAM SENDEN BYR DYLE?YM VAR

Sabah tan yelleri eserken bir bereketli toprak selvisi gibi uzun Palamut, sabah namazyny kylmy? ve yol ayrymyna do?ru yürümeye ba?lamy?ty. Syrtyna aldy?y heybesinde birkaç ekmek, süzme yo?urt ve tulum peyniri vardy. Yol ayrymyna geldi?inde o yaz syca?ynyn kavurucu bu?usunda uzaktan gelen bir kamyona el edip kamyona bindi ve Kayseri’ye geldi.
Elinde avucunda bulunan son parasy ancak bir ki?ilik bir tren biletine yetti ve Ystanbul’a do?ru yola çykty.
Palamut, askerli?ini Ystanbul’da yapmy?ty ama Ystanbul’u bilmezdi. Üç yyl süren askerli?i boyunca ky?lasyndan dy?ary çykty?y nadirdi. Çar?y izinlerini kullanmazdy. Her gün karavanadan yer, vazife icaby dy?ary çykarylyrsa o da dy?ary çykmy? olurdu. Hatta arkada?larynyn yerine nöbet yazdyryr, di?erleri Ystanbul’u gezerken o ky?lada huzur bulurdu. Çünkü o kalabalyktan ürkerdi. Sanki, bütün kötülükler bu kalabalyklardan gelirmi? gibi bir hisse kapylyrdy. Sonra zaten parasy da olmazdy garibin. Ki olsa ne olacak? O, para ile kendisine bir ?ey almy? can de?ildi.
Palamut, Ystanbul’a geldi?inde Ystanbul’un daha da büyümü? oldu?unu görerek yine ürktü. Denizi de çok korkunç, kendisi de çok korkunç ve gürültülüydü. Ynsany her an yutabilecek bir canavaryn eline teslim olmu?tu.
Bir adama elindeki ka?yt parçasyny uzatyp adresi sordu:
-Bak hem?erim, ?uradan arabaya bin...
Palamut:
-Ben arabaya binmem, sen yolunu tarif et bana...
Adam:
-Yahu hem?erim, buradan yolunu nasyl tarif ederim, yürünerek gidilecek yer de?il ki...
Palamut:
-Olsun, sen tarif et!
Palamut, Ystanbul’u adym adym yürüyerek sayysy belirsiz adamlara adresi göstererek gecenin bir yarysy kona?yn önüne çykmy?ty. Bitkindi. Açty ve peri?andy. Kona?yn kapysyny uzun uzun vurdu.
Hizmetçi, Artin’e iri yary bir adamyn kapyda oldu?unu söyledi. Hizmetçinin korkmu? halinden dolayy Artin de korkuya kapylyp silahyny yanyna aldy ve kapyya geldi. Kapynyn mazgalyndan dy?ary bakynca, aman yarabbim, masallardan çykmy? gibi Palamut kapyda duruyor. Hemen kapyyy açtyrdy, içeri aldy. Palamut, kendisine söylenenleri duyamyyordu ve sendeleyerek bahçede yürüdükten sonra eyvanyn kenaryna gelince hy? diye yy?ylyverdi.
Büyük bir endi?eyle su getirdiler, ellerini kollaryny ovaladylar. Palamut’un aç ve peri?an halini görüp hemen mutfakta ne varsa yemek hazyrlandy ve önüne kondu.
Palamut, Recep nerede diye syk syk soruyor, ba?ka bir ?ey demiyordu. Gözünün önündeki Recep’i tanyyamyyordu.
-Buradayym emmi, buradayym i?te diye seslenen Recep’in ellerini syky syky tutuyordu:
-O?lum, Bytly bir rüya gördü. Sonra beni buraya yollady. Recep’imin ba?y belaya girecek diyor. Recep’im tedbirli olsun diyor. Dü?manlaryn var, sana saldyracaklar.
Heyecanly heyecanly konu?an Palamut’a :
-Tamam emmi, sakin ol, diye seslenen Recep’in sesine aldyrmadan o devam ediyordu.
-Tedbiri elden byrakma o?lum, tedbiri elden byrakma.
Palamut, o gün bütün ysrarlara ra?men eyvanda açyk havada yatty.
Aile bu davetsiz misafirin kalkyp köyünden Ystanbul’daki eve geli?ini ve söylediklerini ince ince dü?ünüp huzursuz oldular. Artin, Recep’e silahyny yanyna almasyny söylerken, di?er taraftan adamlary gelmeden soka?a çykmamasyny tembihleyerek odalaryna çekildiler.
Sabah Palamut erkenden kalkmy?ty. Bahçedeki musluktan abdest aldy ve sabah namazyny kyldy. Artin yanyna geldi?inde çimenlerin üzerinde onu dua ederken buldu. Duasyny sabyrla bekledi ve bitti?ini görünce “Allah kabul etsin” dedi.
Palamut, ba?yny sallady ve “Allah rahmet eylesin” dedi.
Artin irkildi, “Kim öldü, niçin böyle söyledin?” dedi.
Palamut:
-Sabaha kar?y rüyamda gördüm. Bytly öldü. Alycy ku?lar geldiler ve onu alyp gö?e do?ru götürdüler, dedi.
Artin, bu garip adamyn uzun çenesine, adeta etrafyna bakmayan gözlerine bakakalmy?ty.
Palamut:
-Ben böyle alycy ku?u ilk defa gördüm. Alycy ku?lar kara olur, bunlar bembeyazdy dedi.
Sonra Artin’e dönüp:
-Bunlary çocuklara söyleme, onlaryn keyifleri kaçmasyn dedi.
Artin:
-Olur söylemem dedi ve dü?üncelere dalyp gitti, gözya?lary içine akyp gitti.
Palamut, heybesinden kurutulmu? yo?urt çykardy ve bahçe suyuyla kary?tyrdy. Yapty?y ayranyn içerisine kurutulmu? ekmekleri do?rady ve tahta ka?y?y ile yemeye ba?lady. Ne söyledilerse kar olmady. “Ben onlary yemem” diye tutturan inatçy ihtiyar, yeme?ini yiyip bir kö?eye oturup beklemeye ba?lady.
Aile fertleri kahvaltysyny yaparken Palamut’un gözleri Suna’ya takylmy?ty. Suna da ?a?kyn baky?larla ihtiyary izliyordu.
Gülizar:
-Suna’yy ta çocukken görmü?tün Palamut A?a, dü?üne de gelemedin, tanyyamadyn my?
Palamut:
-Yok bildim, a?zy burnunda gelinin, ikiz do?uracak dedi.
Aile fertleri ?a?yrdylar. Geçen ay gittikleri doktor, ikiz olma ihtimalinin yüksek oldu?unu söylemi?ti. Bu sözü de ihtiyardan duyunca daha da ?a?yrdylar.
Artin:
-Bunu nasyl anladyn, diye sordu.
Palamut:
-Ben bilmem, Allah bilir tabii ki... Ykiz do?aca?yny Bytly söyledi.
Bu sözle beraber herkesin yüre?i efil efil esmeye ba?lamy?ty. Ola?anüstü günlerin ba?lady?yny hepsi de fark ediyor ve Allah’tan hayyrlar getirmesini diliyorlardy.
Artin, Recep’e silahyny verdi?i gibi, birkaç adamy gelmeden de i?e yollamady. Yhtiyaryn Recep’le gitme ysraryna mani olana kadar hal geldi ba?laryna.
Recep ayrylaly bir saat olmu? ya da olmamy?ty ki Recep’in ?i?li’de Bomonti sapa?yndaki i?yerinin yakynlaryna pusu kuran iki ki?iyle çaty?maya girdi?i, pusu kuran adamlaryn öldü?ü, Recep’in adamlaryndan ikisinin de öldü?ü ve Recep’in de a?yr yaraly oldu?u haberi gelmi?ti. Ev, gözya?laryna bo?ulurken hemen hastaneye ko?tular. Recep, yo?un bakymdaydy ve yanyna kimseyi almyyorlardy ve hayati tehlike vardy.
Yhtiyar adam, gece gündüz Suna ile beraber hastanede kaldy. Sabahlara kadar dualar okudu ve e?ilip e?ilip Recep’in kula?yna bir ?eyler fysyldady.
Suna’ya dönüp:
-Allah büyüktür kyzym, onu çocuklaryna ve sana ba?y?layacak, Allah büyük kyzym diyordu.
Recep bir gün gece yarysy gözlerini hafifçe aralady?ynda kar?ysyndaki iri yary ihtiyary bulutlaryn arasyndan seçebildi. Yhtiyar, Recep’e do?ru e?ildi:
-Bir dizine bir ay do?du, di?erine de gün do?du de?il mi?
Recep hafifçe ba?yny sallady.
Yhtiyar:
-Yki o?lun olacak, Allah seni onlara ba?y?lady. Birinin ady Aydo?mu?, öbürünün ady da Gündo?mu? olacak, dedi.
Yhtiyar, Recep’in gözleri kapanyrken alnyndan öpüp geri dönmü?tü ki kar?ysynda kendisini hayret dolu baky?larla izleyen Suna’yy gördü.
Kapydan çykmak üzere olan ihtiyara Suna “Gitme!” diye seslendi.
Yhtiyar, kupkuru elleriyle Suna’nyn aydynlyk yüzünü avuçlady. Ona hafifçe gülümsedi.
“Bytly beni bekliyor” dedi ve kapyyy yava?ça açyp dy?ary çykty.

_________________
Ne mutlu Türkçe konuşana
Kullanıcı kimliğini gösterS.Burhanettin AKBAŞ tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönderE-mek gönderKullanıcının web sitesini ziyaret etMSNM
Sihirli Mini Etekler
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 26 Eyl 2005
Bildiriler: 408
Şehir: KAYSERİ
Alıntıyla Cevap Gönder
Sihirli Mini Etekler

Genel müdürün sekreteri, her zamanki rahatly?y içinde masasynda telefonlara cevap verirken “Genel Müdürüm me?guller, ?u anda telefon ba?layamam” diyerek telefonu büyük bir keyifle kapatyyordu. Sonra aynasyny çykaryp yeni boyatty?y sary saçlaryna bakty. Güzelli?i yine zirveye vurmu?tu, bu saç biçimi ona ne kadar yaky?my?ty. Genel müdürü bile sabah fark etmi? ve “Kyyyzzz, bu ne güzellik böyle!” dememi? miydi? Ama bu güzelli?i çekemeyenler de vardy. Vardy ama onlara ancak çatlayyp patlamak dü?erdi. Aynaya bakan güzeli rüyasyndan daire ba?kanlaryndan birinin sözleri uyandyrdy.

-Sevgi Hanym, genel müdürüm yerinde mi?

Sekreter:

-?ey, ?ükrü Bey, yerindeler ama, ?ey do?rusu, sizi odasyna alamam.

?ükrü Bey:

- Yçeride misafir mi var? Bak bu da önemli, genel müdürle görü?mem lazym.

Sekreter, gizli bir ?ey söyler gibi ?ükrü Bey’e yakla?ty ve:

-Yaa ?ükrü Beyci?im, misafir falan yok. Y?e yeni alynan bayan var ya… Y?te içeride o var. Yki saat oldu çykmyyor ki çyksyn.

?ükrü Bey, a?zynyn dolusunca ?a?yrdy:

-Haydaaaaaa…… Yine mi o kadyn yahu… Genel müdürüm bir haftadyr mesaisini bu bayana harcyyor, daha i?e yeni girmi? birisiyle bir haftadyr ne konu?uyor olabilir ki…

Sekreter:

-Vallahi ben de bilmiyorum ?ükrü Beyci?im, ne telefon ba?latyyor, ne de personelin giri?ine izin var.

?ükrü Bey, bu kez daha makul ?a?yrdy:

-Allah Allah…

Biraz duraklady ve dü?ündükten sonra:

-Ben içeri girece?im.

Sekreter, iki elini açarak kapyya kol kanat gerdi:

-Olmaz, olamaz… Bana azar i?ittireceksiniz. Genel müdürümün talimaty kesindir.

?ükrü Bey, biraz daha sakindi.

-Sevgi Hanym, oturun lütfen ?uraya… Size bir ?ey soraca?ym.

Sevgi Hanym, önemli bir vazifeyi almy? gibi kyryta kyryta masasyna kuruldu ve bacak bacak üstüne atyp:

-Buyrun ?ükrü Beyci?im sorun bakalym dedi.

-Bu yeni giren bayanyn bir haftadyr, ak?am geç saatlere kadar genel müdürle mesaiye kaldy?y söyleniyor, bu do?ru mudur?

Sevgi Hanym, ?uh bir gülü?le kar?ylady soruyu ve elleriyle sary saçlaryny ?öyle bir havalandyrdy:

-?ükrü Beyci?im, genel müdürümüz yeni i?e girmi? olan personeline elinden gelen yardymy yapyyor, bunda ne sakynca olabilir ki…


?ükrü Bey:

-Do?ruymu? demek… Ne sakyncasy olacak Sevgi Hanym, yok tabii ki… Lakin bu kurumda o i?i yapacak dünya kadar adam var. Genel müdür mesaisini niye böyle bir i?e harcyyor ki…

Sevgi Hanym, cevap vermedi. Soruyu duymamy? gibi yapty.

?ükrü Bey, kendi kendisiyle konu?uyormu? gibiydi:

-Bir haftadyr genel müdürü görmeye çaly?yyorum göremiyorum, bu adama ne oldu böyle yahu. Anlamyyorum ki…

?ükrü Bey, elindeki dosyaya bakty. Sayfalary rastgele çevirdi, biraz daha kurcalady:

-?u dosyayy iki gün içinde yeti?tirmemi söylemi?ti. Aradan bir hafta geçti, hala arayyp sormuyor. Onu da geçtim, ayny kurumun içindeyiz ama kendisine ula?amyyorum. Yok yok bu adama bir ?eyler oldu. Sevgi Hanym, genel müdür hastalandy my?

Sevgi Hanym, bu sözü duyar duymaz abartyly bir ?ekilde masaya i?aret parma?yyla vurmaya ba?lady.

-Allah korusun, Allah korusun. Genel müdürümüz turp gibidir ?ükrü Bey, a?zynyzdan yel alsyn.

?ükrü Bey:

-Sakin olun Sevgi Hanym, niyetimiz kötü de?ildir. Sadece bir soru sordum.

O syrada kapy açyldy. Genel müdür, sanki uzaklardan gelen çok önemli misafirlerine yapty?y gibi kapyyy açmy? ve yeni gelen bayan personeli u?urluyordu. Yeni gelen bayanyn üzerinde gö?üs dekoltesi fazlaca cömert bir gömlek ve oldukça kysa bir mini ete?i vardy. Yncecik bir kyzdy ve Türkçeyi tatlandyra tatlandyra bal ?erbeti kyvamynda konu?uyordu.

-Ay genel müdürüüüüm, çok tatlysynyz, çok ?eker insansynyz.

Genel müdür:

-Jale Hanymcy?ym, lütfen soracaklaryny bana sor, ba?ka kimseye sormana gerek yok. Kyrylyrym valla…

?eker kyz Candy tadyndaki Jale Hanym, genel müdürünün çenesinin altyna girmi?, adeta a?zynyn içine dü?ecekken, ba?ka bir odaya geçtiklerini ve o odada da ba?kalarynyn oldu?unu fark etti:

-Aslynda soracaklarym bitmemi?ti ama sizin vaktinizi çok aldym.

Genel müdür:

-Tamam sizin odanyza geçelim, zaten ?uracykta oda verdim size. Orada devam ederiz dedi.

Birlikte sekerek, kelebekler misali uçarak Jale Hanym için verilen genel müdürün odasynyn yanyndaki odaya geçtiler.

Genel müdür, ?ükrü Beyi fark etmemi?ti bile. Sihirli mini ete?in pe?isyra kelebekler gibi uçup gitmi?ti. ?ükrü Beyin a?zy açyk kalmy? ve gözlerine inanamamy?ty. Bu manzarayy gören Sevgi Hanym da ?ükrü Beye bir ?eyler söylemek istiyordu ama söyleyecek söz bulamyyordu.

?ükrü Bey, açyk kapyyy süzmü?tü. Aslynda kapyyy falan gördü?ü yoktu, dalyp gitmi?ti. Bir ara myryldandy:

-Büyü yapmy?lar, kesin büyü yapmy?lar dedi.

?ükrü Bey, dy?ary çykarken sekreter ?a?kyn ?a?kyn onu izledi. ?ükrü Bey, koridorda ilerlerken kar?ydan gelen Hasan Bey’i fark etti ama konu?amady. Hasan Bey ise onun önüne dikilivermi?ti:

-?ükrü Bey azizim, genel müdür, yeni gelen bayanyn odasyndaymy?, oraya girdim. Bir ?ey söyleyecektim ki genel müdür, “sonra anlatyrsynyz” deyip beni odadan kovdu adeta. Ne diyorsunuz bu i?e?

?ükrü Bey, gülümsedi.

-Ben de bir ?ey diyecek hal oldu?unu mu sanyyorsunuz?

Hasan Bey:

-Azizim, bu i?e birlikte çare bulalym. Bir haftadyr bu bayanla görü?me yapmasy do?ru de?il. Sonra genel müdürlük katynda oda vermi?. Yahu bu ne biçim personel ki genel müdürün odasynyn yanynda oda veriliyor kendisine.

?ükrü Bey:

-Ben kendimi hala toplayamadym, gel benim odaya gidelim. Orada konu?uruz.

Hasan Bey, ?ükrü Bey’in koluna girdi ve iki yüksek yönetici dertle?erek yürüdüler.

Hasan Bey:

-Azizim, devletin kurumunda böyle giyim olur mu? Bu bayan mini etek giymi? ve genel müdürün kar?ysyna oturmu?. Mini etek iyice yukary syyrylynca tövbe tövbe… Genel müdürün de sanki bütün vidalar gev?emi?, sanki a?zynyn içine girecekmi? gibi oturuyor ve kendinden geçiyor. Bu adama ne oldu azizim? Böyle bir adam de?ildi. (Sonra dü?ündü) Aslynda böyle biriydi de biz mi bilmiyorduk yoksa.

?ükrü Bey, Hasan Bey’in syrtyna dokundu:

-Bo? ver ?imdi bunlary… Genel müdürü bir ?ekilde i?inin ba?yna döndürmeliyiz.

Hasan Bey:

-Peki nasyl?

?ükrü Bey:

-Ben buldum galiba…

Birlikte bir odaya yöneldiler. Burasy Aysun Hanymyn odasyydy. Endi?elerini Aysun Hanyma anlattylar ve ondan bu yeni gelen Jale Hanymla konu?masyny istediler. Amaçlary Jale Hanymy uyaryp genel müdürden uzak durmasyny sa?lamakty.

Ö?le yeme?inde Aysun Hanym vazifesini yapyp Jale Hanymyn masasyna oturdu, havadan sudan hanym hanyma sohbeti ba?latty:

-Nasylsyn canym, aly?tyn my yeni i?ine.

-Aly?tym sayylyr Aysun Hanym, burada sa? olsunlar genel müdürüm çok ilgi gösteriyor. Ba?aryly olmam için çok u?ra? veriyor.

Aysun Hanym, tok sözlü biriydi:

-Ayol, burasy yyllaryn kurumu… Oturmu? bir yapy var. Sen ne i? yapacaksyn ki ba?aryly olman için genel müdür bu kadar u?ra? veriyor?

Jale Hanym, bu tok sözlülü?e ?a?yrmy?ty ama bir taraftan da övünmenin zamany gelmi?ti.

-Genel müdürüm söz verdi, ben müdür olarak göreve ba?lyyorum.

Aysun Hanym, elini çenesine atty:

-Kyzym bir haftalyk memurdan müdür olur mu? Burada yyllardyr bu i?te çaly?an insanlar var. Sonra sen böyle bir i?te çaly?madyn ki…

Jale, büyük bir gururla çevresine bakty.

-Genel müdürüm bana güveniyor ve ba?aryly olaca?yma inanyyor, yetmez mi?

Aysun Hanym, ba?yny sallady.

-Sen yeterlili?i almy?syn aferin kyz. Bunu nasyl ba?ardyn? Bildi?in kadaryyla akraba de?ilsiniz de?il mi?

-Hayyr de?iliz ama genel müdürüm sanki bir baba gibi benim için. Bana baba ?efkati gösteriyor. Çok ?eker bir adam.

Aysun Hanym:

-O yüzden mi bir haftadyr saatlerce görü?üyorsunuz?

-Ay bunda ne var abla?… Genel müdürüm i?in bütün ayryntylaryny bizzat kendisi anlatyyor bana.

Aysun Hanym:

-Kyzym aklyny ba?yna al. Bu kurumda böyle bir ?ey görülmedi. Genel müdürlerin mesailerini harcayacaklary önemli i?leri olur. Adama ne yaptyysan yapmy?yn i?te. Bir an önce adamy rahat byraksan iyi olur. Bir haftadyr senin dy?ynda kimseyle görü?müyor.

Jale pi?kin pi?kin güldü ve gururla konu?tu:

-Çekemiyorsunuz de?il mi dedi.

Aysun hanymyn bu pi?kinli?e byrakaca?y pabuç yoktu:

-Kyzym, ayryca giyimine dikkat et. Burasy devletin kurumu. Buraya mini etekle gelme. Bir de yyrtmaç falan her yerin gözüküyor.

Aysun Hanym, masaya do?ru genel müdürün geldi?ini ve son sözlerini duydu?unu fark etmemi?ti.

Genel müdür:

-Aysuuuuun, a?zyna biber sürerim senin. Kyzca?yza neler söylüyorsun. Haydi ?imdi kalk masadan da bizi yalnyz byrak demi?ti demesine ama Aysun Hanymyn ba?yndan kaynar sular dökülmü?tü. Genel müdürün kendisini küçük dü?ürmesini hazmedememi?ti. Ynanylacak gibi de?ildi. Adam büyülenmi? olmalyydy. Bu sözler ba?ka nasyl izah edilebilirdi.

Aysun Hanym, Hasan ve ?ükrü Beylerin masasynyn yanynda durdu. Olany biteni anlattyktan sonra:

-Beni bir daha bu i?e bula?tyrmayyn olmaz my dedi.

Yemek yemeden çykty gitti.

Yki arkada? yemek masasynda donmu? bir vaziyette oturup kalmy?lardy. ?imdi ne olacakty?

Hasan Bey:

-En iyisi genel müdür yardymcysyny devreye sokmak dedi.

?ükrü Bey, ümitsizdi:

-Canym bilmez misin, yalakanyn tekidir o. Genel müdür ne derse a?zynyn içine bakar. Genel müdürü siyaha beyaz desin, o da yemin içer ki vallahi beyaz diye. Ondan bir i? çykmaz.

Hasan Bey:

-Ba?ka çare yok. Bu i?i bana byrak, gerekeni ben yaparym dedi.

Hasan Bey, genel müdür yardymcysyna durumu anlatmy?ty ama ?ükrü Bey’in dedi?i gibi aldyry?syzlyk hat safhadaydy ve ilgisizce dinlemi?ti Hasan Bey’i. Jale Hanyma verilecek müdürlük konusunu o da bilmiyordu ve bu i?e sycak bakmayaca?yny Hasan Bey’e hissettirdi.

Hasan Bey, bir umut deyip ayryldy odadan.



Nihayet daire amirleri ile yapylacak olan toplantynyn günü gelmi?ti. Bütün daire amirleri toplantyya ilk kez belki de bu kadar memnun olmu?lardy. Genel müdür odaya girince hepsi de aya?a kalkmy?ty ama bu kez yine dillerini yutmak üzereydiler. Çünkü genel müdür odaya Jale Hanymla birlikte girmi?ti. Jale Hanymyn üzerinde askyly bir badi vardy ve gö?üsleri ortada gibiydi. Yine sihirli mini etekleriyle inanylmaz bir dekolte sergiliyordu ve genel müdürün yanyna oturmu?tu.

Genel müdür daire amirlerinin ?a?kyn baky?lary arasynda Jale Hanymyn sandalyesini çekerek onu oturtmu?tu ve kendi sandalyesine otururken bir Yngiliz asilzadesinin havasyny ta?yyordu. Yngilizce bilmedi?i halde Yngilizlerin aksanyna benzetmeye çaly?ty?y Türkçesiyle konu?maya ba?layacakty ki ?a?kyn ?a?kyn bakan yüzleri fark etti. Daire amirleri “pes do?rusu” der gibi bakyyorlardy.

Genel müdür ukala ukala espri yapty:

-Ne bakyyorsunuz ayol, hiç mi güzel bir kyz görmediniz?

Kimseleri güldürmeyen bu espri, tam tersine salonun havasyny biraz daha so?uttu. Genel müdür, pe?in pe?in sürdürdü konu?masyny:

-Jale Hanymy müdür olarak atadym, haberiniz olsun, dedi. Sonra genel müdür yardymcyna dönerek:

-Sence de en uygunu Jale Hanym de?il mi Serooolll, diye sordu.

Serol, adeta yerinden fyrlayacakmy? gibi irkildikten sonra:

-Evet genel müdürüm, Jale Hanym biçilmi? kaftan, ben kararynyzy çok olumlu buldum dedi.

Salondakiler, tiyatro gösterisine gitmi? seyirciler gibi oyunu izliyorlar ama gördüklerinden ho?nut olamyyorlardy.

Hasan Bey’in sesi salonun havasynda çakan ilk ?im?ekti ve gök gürültüsü gibi yankylandy:

-Ben ayny fikirde de?ilim dedi Hasan Bey… Ayny birimde ben yyllardyr üst yönetici olarak çaly?yyorum. E?er bir müdürlük makamy tahsis edilmi? ve makam doldurulacaksa buraya benim atanmam uygun olurdu. Daha bir hafta on gün önce göreve ba?lamy? ve bu alanda hiçbir tecrübesi olmayan birine böyle bir görev verilemez, verilmemeliydi dedi.

Genel müdür ?a?kynly?yny atyp konu?tu:

-Bak Hasan, senin tahsilin üniversite mezunudur, Jale hanym yüksek lisansyny yapmy?. Bunu bilmiyordun de?il mi?

Hasan Bey, hazyrlyklyydy:

-Efendim, Jale Hanymyn yüksek lisans e?itiminin ?u anda görev yapty?y alanla bir ilgisi yoktur. Bense kendi alanymla ilgili 20 yyllyk bir uzman ki?iyim. Buradaki arkada?larym bilirler ki benim kadar alanyna ve i?ine vakyf bu ülkede birkaç ki?i sayylabilir, bu kurumda da tek ki?iyim.

Genel müdür pi?kin adamdy:

-Uzatma istersen dedi. Jale Hanyma yardymcy olacaksyn. Tecrübelerini ona aktaracaksyn. Senden bunu istiyorum dedi.

Tarty?mayy ba?lamadan bitiren genel müdür, di?er gündem maddelerini de ele almadan toplantyyy Hyzyr hyzyyla bitirip sihirli mini eteklerin pe?i syra gitti. Herkes çok iyi anlady ki artyk önlerinde ciddi bir engel vardy. Sihirli mini etekler…

_________________
Ne mutlu Türkçe konuşana
Kullanıcı kimliğini gösterS.Burhanettin AKBAŞ tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönderE-mek gönderKullanıcının web sitesini ziyaret etMSNM
Hatyralar Yolumu Kesti
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 26 Eyl 2005
Bildiriler: 408
Şehir: KAYSERİ
Alıntıyla Cevap Gönder
Hatyralar Yolumu Kesti

Ranzanyn üzerine uzanmy?ty ve ayaklary yere de?iyordu. Koluyla ve dirse?iyle destek verdi?i vücudu eski püskü pencereye yan durmu?tu. Pencereden syzan y?yk, yüzünü iyice beyazla?tyrdy?y için yüzünü görmek için daha dikkatli bakmam gerekiyordu. Yüzüne baktykça o solgun yüzdeki derinlikleri ke?fediyordum. Hatta bir zamanlar jilet gibi saçlary olan bir adamyn saçlaryndaki ahenksizli?i ?imdi fark ediyorum. Konu?urken bir isteksizlik var. Dalyp dalyp giden bir göz, sürekli derinlikleri kovalyyor. Sanki mapushanenin duvary yokmu? da o istedi?i vakit bir yerlere bakar ve görürmü? gibiydi. Sigarasynyn dumany pencere önündeki y?ykta sürekli yeni ?ekiller olu?tururken hâlâ bu ucuz sigarayy içti?ini fark ettim. Bir zamanlar pembe olan yanaklarynda ve alnynda ciddi bir sary renk peyda olmu?tu. Yçimden ke?ke eski foto?raflaryndan birini getirip baksaydym, ne kadar de?i?ti?ini daha iyi anlardym diye geçiriyordum ki birden sustu?unu ve yüzüme bakty?yny fark ettim:
-Ynsan hayatta hep yalnyzmy? biliyor musun, dedi.
Sustu, ben sürekli susuyordum zaten. Bana hiçbir ?ey sormamy?ty. Hayatymyzyn nasyl de?i?ti?ini çok iyi biliyordu. O, suçluysa hepimiz suçluyduk aslynda. Kader i?te, bizi yskalady, onu yakalady. Sonra da inanylmaz bir yalnyzlyk… Aslynda hepimiz arkada?larymyzy ziyaret etmek istiyorduk ama bilemiyorum bize ne olmu?tu? Belki biraz korktuk önceleri… Hepimiz sanki gizli bir elin bizi takip etti?ini sanyyorduk. Bir gün kapyyy çalacaklardy, bir gün ?u kö?ede bizi çevirecekler ve suçlarymyzy yüzümüze haykyracaklardy. Olmady i?te… Biz i?imize gücümüze baktyk, çoluk çocuk okuttuk, dükkan sahibi olduk, hatta market aldyk ama onlar içeride kaldylar. Çocuklary, aileleri neler yapty, bilemiyorum ki… Babasyz büyüyen çocuklar, eve ekmek götürmek zorunda kalan, e?in dostun yardymyyla hem evdekilere hem mapustakine bakmak zorunda kalan anneler… Bilemiyorum, bilemiyorum, dü?ündükçe ruhuma kasavet ve hüzün çöküyor, içim daralyyor. Ama buradayym i?te… Yyllar sonra da olsa geldim. Bak geldim.
Neden bana kyzmyyor, hatta yüzüme usturupluca küfretmiyor, ke?ke etse… Bilgece bir havada, derinliklere bakarak konu?uyor. Y?lerin nasyl, kaç dükkan aldyn, kimlere rü?vet ödedin, hangi i?i nasyl kopardyn diye sorsa ya…
-Bir insanyn son nefesinde dönüp hayata bakty?y an nasyldyr acaba? Bazylary bir film karesinden bahsediyor ama sanmam. Belki bu?ulu bir foto?raf gibi olabilir. Zaman belki de budur, bir sisli foto?raf karesine baky?ymyz kadardyr.
?imdi de böyle diyor bana. Yüzüme bakyyor ama beni görmeden anlatyyor bunlary. Bu adam deli dolu biriydi, hayaty dolu dolu ya?ardy. Ne olmu? böyle, Nirvana’ya my yükselmi?, yoksa bir tür delilik mi? ?imdi “kafayy yemi?”, “syyyrmy?” demek geliyor içimden ama utanyyorum. Hatyralar yolumu kesiyor.
- Bu dünyada adalet arama bo?una. E?itlik diyenlere gülüp geç. Hayatyn adaleti malda de?il candadyr. Rabbim herkese bir can vermi?. O cany da diledi?i bir vakit alyr. Bu dünyaya güvenmek yanly?, çok yanly?. Altymyzda kocaman bir mâ?ma tabakasy, fokur fokur kaynyyor. Üstümüzde hava dedi?imiz bir bo?luk var. Ortasynda bizler evler, saraylar kurup gururlanyyoruz. Neyimize güveniyoruz anlamyyorum.

Artyk tahammül gücüm zayyflyyor:
-Byrak bunlary karde?im de çoluk çocuk nasyl onlardan haber ver, dedim.
So?uk bir du? etkisi yapty sözlerim. Lakin gözleri yine de?i?medi, kar?yki duvary delip geçti, çocuklarynyn yanyna dü?tü.
-Gelirler gelirler diye kymyldady dudaklary.
-Onu sormuyorum, elbette gelirler de… Neler yapyyorlar, durumlary nasyl diye sorumu tekrarladym.
Do?ruldu, sigarasyny arady ve yava? yava? sigarasyny buldu. Aya?a kalkty, pencerenin yanynda durdu. O vakit ne kadar zayyflady?yny fark ettim. Pantolonunu yyrtarcasyna zorlayan bacaklary gitmi?ti, ?imdi pantolon bir iskeletin üzerinde duruyor gibiydi.
Zaman kazanmy?ty, mutedil bir cevap verdi:
- Yyiler iyiler dedi.
Ke?ke demeseydi. Bugüne kadar onlary niye arayyp sormadyn deseydi. Açlar my, susuzlar my haberin var my deseydi. Hatta senin gibi arkada? olmaz olsun deseydi. Bugüne kadar sen neredeydin deseydi. Demedi, demedi.
- Çok uzun bir ceza aldyn dostum, böyle bir suça bu kadar ceza verilir mi? Ama yakynda af varmy? galiba, bir laf ortalykta dola?yp duruyor, dedim. Bu sözleri söylemekle vicdanym biraz olsun rahatlamy?ty.
Ylk defa bana bakyp gülümsedi ama içten de?ildi. Eski gülümsemesi hiç de?ildi. Bu adam gülümsedi?i zaman benim yüre?imdeki en küçük hücreye bile mutluluk akardy. Öyle candan, öyle içten gülerdi ki…
-“Rabbim isterse sular büklüm büklüm burulur” dedi, devamyny getirmedi. Devamyny ben içimden myryldandym sanki: “Syrtyna Sakarya’nyn Türk Tarihi vurulur”
Devamy neydi, devamy diye zihnimi tyrmaladym durdum. Üstadyn bu ?iirini biz o zamanlar ezberden okurduk. Eyvah, unutmu?um, unutmu?um i?te…
Sohbetin pek tady tuzu yoktu. Ama yine de yyllar sonra da olsa arkada?ymy görmek güzeldi. Onu ko?u?unda ziyaret edebilmek için hapishane müdürüne güzel hediyeler yollamy?tym ve onu daha da uzun ziyaret edebilirdim ama gitme arzusu duydum.
-Eee dostum, ayrylyk vakti geldi dedim. Ama yine gelece?im merak etme dedim ve omuzlaryndan tuttum. Halbuki biz onunla saryldyk my “garda?” der, birbirimizi ba?rymyza basardyk. Kemiklerimizin gücü birbirine kary?yrdy.
-Sa? ol dedi, çok sa? ol. Elbette görü?ece?iz, görü?memek mümkün mü, dedi. Yüzüne bakakaldym. Gidemiyordum.
Kolumdan tuttu, beni yava? yava? ko?u?tan dy?ary çykardy.
-Hepimiz bir gün bulu?aca?yz. Bundan kim ?üphe duyabilir dedi.
A?lamak geliyordu içimden a?layamyyordum. Vicdanymy rahatlatmak için gelmi?tim ama içimdeki yara daha da kanyyordu. Müdür Bey’in ysrarla oturma teklifine ben de ysrarla mazeretler uydurarak kendimi dy?ary attym.
-Acaba ben içeride olsam, o dy?aryda olsa neler olurdu diye dü?ünüyordum. O da benim gibi böyle vefasyz my olurdu, yoksa… Bilemiyorum ki… Hatyralar yolumu kesti i?te, ne yapaca?ymy, ne söyleyece?imi, nereye gidece?imi bilemiyorum i?te.
Arabama bindim, içine sanki bir koruna?a girmi? gibi sy?yndym. Ne kadar zaman geçti bilmiyorum, daha rahat nefes almak arabanyn camyny açtym. Syk syk nefes alyp veriyordum. Birden Müdür Beyin arabanyn yanynda oldu?unu fark ettim.
-Buyrun gelin, mahkumlaryn ufak çaply bir e?lencesi var. Ba?lama sesini duymuyor musunuz? Haydi gelin dedi ve beni arabadan indirdi. Küçük bir yemekhanedeydik ve müdür beyle ön tarafta oturduk. Bir kara ya?yz adam, ba?yny kaldyrmadan ba?lama çalyyordu ve çaldy?y ?eyi hatyrladym: “Çyrpynyrdy Karadeniz bakyp Türkün bayra?yna, ah ölmeden bir görseydim dü?ebilsem topra?yna”… Y?te yykyldy?ym anlardan biri daha… Bu, bizim türkümüz diyecek oldum ki, arkada?ym sahneye çykty ve türkünün devamyna gümbür gümbür sesiyle “Sakarya Türküsü” ?iirini ezberden okumaya ba?lamaz my? Bende bet beniz kül gibi oldu. Gözya?laryma hakim olamyyordum. A?ladym, a?ladym. Müdür Bey sormady niye a?lyyorsun diye, sadece bir mendil uzatty. Belli ki benim gibi vefasyzlara o da aly?ykty. Ben hayaty dy?aryda ya?anyyor, orada ö?reniliyor sanyyordum. Buradaki hayat daha bir ba?ka… Burada çok daha ba?ka… Burada da çok ?ey ö?reniliyormu?. Hem de çok ?ey…

_________________
Ne mutlu Türkçe konuşana
Kullanıcı kimliğini gösterS.Burhanettin AKBAŞ tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönderE-mek gönderKullanıcının web sitesini ziyaret etMSNM
Haydar! Haydar!
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 26 Eyl 2005
Bildiriler: 408
Şehir: KAYSERİ
Alıntıyla Cevap Gönder
HAYDAR!... HAYDAR!…

A?ustos syca?y iyice bastyrmy?ty. Geceleri uyumak mümkün de?ildi, terin suyun içinde bata çyka sabahlady?ymyz günlerdi. Büyük anam yine yalnyz ba?yna damda yatmy? ve belli ki bizim kadar terin suyun içine batmamy?ty.
Ben evin küçük penceresinin önündeki sedire oturdum ve ot yasty?yna elimi uzattym ve ba?ymy yary sersem koydum.
Büyük anam:
-Galhdyn my gözüne gurban oldu?um diye seslendi.
Ben de :
-He ana diye ses verdim.
Tekrar yüzümü ot yasty?yn üzerinde duran ellerime yaslayyp gözlerimi kapadym. Bir süre sonra burnuma topraktan serin serin kokular geldi. Kafamy hafifçe kaldyrdym ki, büyük anam bir elinde ibrik bir elinde ot süpürgesi ile damy suluyor. Suyu ot süpürgesinin üzerine tutup süpürgeyle suyu serpeliyor ki topra?yn yüzeyine su iyice yayylsyn.
Bütün bunlary benim için yapyyor ama bende hayyr yok, peri?anym. Sabaha kadar bir o yana bir bu yana dönmü?üm. Sineklerden, sivrisineklerden uyumak ne mümkün…
Büyük anam:
-Gadasyny aldy?ym, hadi bir su dökün de kendine gel!
-Ana, hiçbir ?eyi canym istemiyor … uyuyamyyom ana…
Büyük anam:
-Ah sen de benim gibi damda yatsan, uyun amma istemiyon ki…
-Ana ben damda ne yatamam, yylan gelir, syçan gelir, ben sinekten, sivrisinekten yyldym zaten.
Büyük anam güldü. Onun ?öyle bir Osmanly alaycyly?yyla her ?eyi arkaya atan bir hareketi vardy. Bu hareketin beni güldürdü?ünü bilirdi.
- Hahhayt, yylan neymi? çyyan neymi? benim yi?it o?luma. Sivrisinek adamy yer, çünkü kanyn taze, benimki gibi bayat my? Bah, sabaha kadar yattym bir tane sinek u?ramady yanyma…
Büyükanamyn derisi öyle kararmy? ve incelmi?ti ki bakynca ?a?yryyordum. Sanki bütün kemikler ve damarlar ulu orta gözüküyordu. Sivrisinek ysyrsa ne yapacak, eminim kemi?e rastlar ve sinek kendini heder ederdi.
-Galh da a?yny yi…Hadi hadi…
-Yok ana canym bir ?ey istemiyor ki…
-Galh hadi, a? yimiyen yi?it olur mu, galh…
-Ana niye çay demlemedin, ben sabah sabah a? yemek istemiyoom ki…
Anam üzülmü?tü, kolu kanady kenara dü?tü. Aslynda çay içecek de halim yoktu ama onun çay sevmedi?ini bildi?im için ben de çay dü?künlü?ü peyda etmi?tim. Her zaman türlü türlü a? yapan anam nedense çay içmemi istemezdi. O, so?uk ky? günlerinde da? otlarynyn yapraklaryndan bir ?eyler yapar içerdi, bense o cyvyl cyvyl kokulu içece?e yana?maz hep çay isterdim. Anamyn da parasy olmady?yndan çay alamazdy, azycyk parayy da çaya vermeye kyyamazdy.. Çay, çok para tutuyordu çünkü. Nedense anamy üzmek ho?uma gidiyordu. Ona naz yapmak, söylediklerinin aksine gitmek geliyordu içimden.
Dama çyktym, damda plastik bidonlaryn içine su doldurdu?unu gördüm. Kyzgyn güne?te su iyice ysynyr, ate? parçasy gibi olurdu. Yaz günü suyu yly?tyrmak da bir bela oldu?u için bu suda yykanmak hiç i?ime gelmezdi. Zavally büyük anam da yykansyn diye gözümün içine bakar dururdu. Suyu hiç görmemi? gibi oradan uzakla?tym. Anamyn arkamdan bakty?yny biliyordum ama geriye dönüp de hiç bakmadym.
Anamyn a?y da suyu da oracykta kalakaldy. Damyn arka tarafynda gölgede samanlar vardy. Gözüme ku? tüyü yatak gibi görünüyordu. Onlaryn üzerine attym kendimi. Önceleri samanyn serinli?i ile bir parça daha syzmy?ym. Bir ara samanlaryn içinde ate? yanyyor sandym. Gün dönmü?, güne? samanlara vurmu? ve yine terin suyun içinde kalmy?tym. Homurdana homurdana eve do?ru dönecektim ki anamy kar?yki harman yerinde bulgur savururken gördüm. Allah Allah bu sycakta ba?ynda e?arby, uzun entarisi ile benim ya?ly büyük anam bulgur savuruyordu. Yanyna ayaklarymy sürüyerek vardym.
-Be anaca?zym, bu sycakta bulgur savrulur mu? Yel de yok, aklyn ba?ynda my dedim.
Önce beni duymamy? gibi i?ine devam etti. Kalburu daldyryyor ve rüzgaryn yönünü bulmaya çaly?yyordu ama ortada rüzgar falan yoktu.
-Ana, ortada yel yok ki, bo?a savutturup durma dedim.
O syrada anam elinde kalbur, gö?e do?ru ba?yny kaldyryp ba?yrmaya ba?lady:
-Haydar! Haydar!
?a?yrdym oracykta kalakaldym. Etrafa bakyyorum ne gelen var ne giden?
Anamyn sesleni?i ve benim ?a?kynly?ym biraz olsun geçince:
-Anaaaa! Haydar kim, niye Haydar diye sesleniyon, dedim.
Anam yüzüme üzüntüyle bakty. Yakyn akrabalardan birini bilememi?im gibi garip bir soru sormu?tum galiba.
Büyük anam:
-Haydar-y Kerrar o?lum dedi.
-Haydar-y Kerrar my, o da kim ana? Bir garip konu?maya ba?ladyn dedim.
Anam yine ba?yny sallady, gö?sünü içine çekti.
-O?lum sen Allah’yn aslanyny bilmiyor musun? Zülfikaryny alyp eline küffara kar?y döne döne harp etmedi mi?
Eh az buçuk bir ?eyler duymu?tum ama aklym eriyordu ki Hz.Ali buralarda bir yerde olamazdy.
-Tamam anam, gurban oldu?um, hepsi iyi ho? da, sen ne diye ?imdi “Haydar, Haydar” diye ba?yryyorsun, onu anlamadym dedim.
-Yel için o?lum, yel için…
Benim ya?ly anam Hz.Ali’nin yel göndermesi için ba?yryyormu? me?er. Dudaklarymy büktüm, döndüm, bir iki adym atmy?tym ki, rüzgar, terli saçlarymy ve kulaklarymy yalady. Allah Allah… Anama döndüm, keyifli keyifli bulgurlary savurmaya ba?lamy? bile. Bu bir mucize olmalyydy, ama nasyl bir mucize anlamak mümkün de?il.
Artyk anamyn bu sözüne hep dikkat eder oldum. Anam bunalyp da pencerenin önüne oturdu?unda, damda sycaktan bunaldy?ynda yazmasyny çözüp kafasyny iki yana sallaya sallaya hu?u halinde “Haydar, Haydar” diye sesleniyordu. Her seferinde de bazen az bazen çok bir esinti hissederdik. Haydar, oralarda bir yerlerde büyük anamy bekliyor olmalyydy. Bunun ba?ka açyklamasy nasyl olacakty ki…
Ak?am, cylyz y?ykta yyldyzlara baka baka büyük anamla oturmu? konu?uyorduk, kaç defa anlatty?yny unuttu?um hikayesini yine anlatyyordu.
-O?lum, A?caly’dan sa?menler bu tarafta dizili… Hepsi de mavzelli… Bünyan’dan bir sa?men alayy gelmi? ki hepsi de atly, onlar da dizili… Beni evimden aldylar hop atyn üstüne bindirdiler. Ali Deden de o zamanlar ne yaky?ykly bir bilsen… O da binmi? bir atyn üzerine ki… gözler görmedik delianny… Sarykaya’yy geçtik, u?rumuza bir çoban geldi. Aslan gibi bir koçu almy? getirmi?. E?er koçu tutup atyn üzerine atarsam, koç bana hedaye olacak. Yok kaldyramazsam, çobana bah?i?i verilecek. O?lum, iki elimle koça bir yapy?tym.
(Anam burada yine ya?ma?yny iki yana açty.) Haydar, Haydar deyip öyle bir yüklendim ki hop diyi atyn üzerine koydum. Çoban ba?lady a?lamaya… Hacy Ybram babam bey adamdy. Koçu çobana verdi?i gibi bir de bah?i?ledi. Çoban, sevindi gitti.
Allah Allah… Bu hikayeyi bu kadar çok dinledi?im halde bu “Haydar, Haydar” bölümüne neden dikkat etmemi?im. Büyük anam kollaryna güç istedi?i zaman da ayny ?ekilde ba?yrmy?. Anamyn hayatynda bu sözün çok önemli yeri vardy. Bunu iyice kavramy?tym.
Gece anam damda yatmaya ikna etmeye çaly?yyordu, ben de tyrsmy? bir kö?ede duruyor, lafy de?i?meye u?ra?yyordum.
-Anaa, Hz.Ali neden Allah’yn aslanyymy?.
-O?lum, o öyle bir yi?itti ki, ondaki güç kimsede yoktu. Gözünün gördü?ü hiçbir ?eyden korkmazdy.
-Gerçek mi ana bu?...
-Tabii o?lum…
-Sen gece yatmadan ?imdi “Haydar Haydar” diyip yatarsan hemen uyur musun?
-O?lum, gece yatarken Rabbime sy?ynyrym. Peygamberimiz için, bütün peygamberler için, Hz. Ali Efendimiz için, bütün evliya için, gelmi? geçmi? için dua ederim. Anama babama okurum. Sonra Rabbim bir esinti verir, o esintiyle uyur giderim.
-Tamam da ana ben niye uyuyamyyorum?
-O?lum, sen su ysytyyorum yykanmyyorsun. Abdestsiz yere basmak iyi olmaz. O su senin içini de dy?yny da temizleyecek. Gece de korkma… Rabbine sy?yn… Rabbimden büyük koruyucu var mydyr? Dua oku… Korktu?un için de?il ha… Büyüklerini hatyrla ve onlary duasyz byrakma… Onlar senin yanyba?ynda biterler.
?a?yrmy?tym yine… Anam neler anlatyyordu böyle. Meraklanmy?tym.
-Öyle o?lum… Ben rüyamda hepsini görürüm. Rüyama gelirler. Peygamberimiz gelir, Hz. Ali Efendimiz gelir, büyüklerimiz gelir, hatta geçen gün annen de baban da geldiler.
Yçim cyz etmi?ti. Oracykta yy?ylmy? kalmy?tym. Anamyn babamyn yüzünü, ellerini, anamyn saçlaryny, evin içinde salyny?yny, babamyn attan ini?ini bir bir hatyrladym. Yçim doldu doldu bo?aldy.
Büyük anam zavally, ba?ymy eline almy?, beni teselli ediyordu:
-Üzülme o?lum, üzülme… Bu gece hepsi de rüyana gelecek… Sen dediklerimi unutma dedi.
O gece ben anamyn yanynda damda yattym. Anamyn dedi?i gibi peygamberimize, bütün enbiyaya, evliyaya, gelmi? geçmi?e dua ettim. En son anama, babama ve dedeme syra gelmi?ti ki bir uzun yol gördüm. Yolun üstünde insanlardan geçilmiyordu. Ak sakally dedeler, nineler bana bakyp gülümsediler. Elinde kocaman bir asa olan adam bana el sallady. Ben de onlara salladym. O kadar insanyn arasyndan kuzunun koklaya koklaya koyunu buldu?u gibi anamyn kokusunu aldym. Kuca?yny açmy? beni bekliyordu. Cennet kokusu gibi misk-i amber gibiydi, kollaryna atyldym. Sonra babam ile dedemin saçlaryny ok?adyklaryny gördüm. Onlara uzandym, elden ele, elden ele sevgiyle gezdirdiler beni kollarynda.
O kadar güzel bir rüyaydy ki… Sabah ezany ile gözümü hafif araladym ki büyükanamyn namaza durmu? halini gördüm. Yçim öyle huzurluydu ki tekrar uyumu?um.
Sabah kalkty?ymda büyük anam yoktu evde. Hazyrlady?y a? hâlâ sycakty, sabah çorbasyny içtim. Damda duran plastik bidondaki su ysynmy?ty. Onu alyp ça?yn içinde sycak demeden yykandym. Üstüme daha da bir ferahlyk gelmi?ti.
Biraz sonra büyük anam kapyda göründü. Koltu?unun altynda bir ?eyler vardy.
-Ana neredeydin dedim.
-?öyle bir gezindim dedi.
-Koltu?unun altyndaki ney ana dedim.
Aldyry?syz:
-Bir ?ey de?il dedi.
Keyfim yerindeydi.
-Ne olur ana, bana bir ?ey mi aldyn, göster, göster diye ysrar ediyorum.
O da gönülsüz, ysraryma aldyrmyyor bile. Artyk canyna tak ettirmi? olmalyyym ki:
-Tamam otur ?uraya dedi.
Oturdum.
Paketi açty, içinde bembeyaz bir bez, ba?ka bir ?ey yoktu.
-Bu nedir ana dedim.
-Beyaz bir bez i?te… Benim kefenim. Kom?uya tembihlediydim kasabadan al diye, o da almy? i?te…
Benim nutkum yine durdu. Yçime koskocaman bir ta? oturdu sanki…
-Ana dedim saryldym. Beni byrakyp gitme…
Anam:
-Gitti?im falan yok, orasyny Allah bilir, amma artyk benim hazyrlykly olmam lazym dedi.
Yçimdeki yangyn hiç sönmedi. Hayattaki tek tutar dalym da beni byrakmaya hazyrlanyyordu.
-Ana söz veriyorum, sana kar?y gelmeyece?im, a?ymy bugünkü gibi yerim, her gün yykanyrym da…
Anamyn gözleri nemlendi, o da ötelere do?ru bakty kaldy. Bu baky?y hiç unutmadym, unutamam da… Bir ku? gelip beni de götürecek derdi. Bütün ku?laryn dü?many oldum. Beni özledi?inde duany oku, rüyanda beni göreceksin derdi. Rüyamda hep gördüm onu. Ne zaman bunalsam, içim alev alev yansa, ben de onun gibi ba?yryr oldum: “Haydar, Haydar!”

_________________
Ne mutlu Türkçe konuşana
Kullanıcı kimliğini gösterS.Burhanettin AKBAŞ tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönderE-mek gönderKullanıcının web sitesini ziyaret etMSNM
SENEM
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 26 Eyl 2005
Bildiriler: 408
Şehir: KAYSERİ
Alıntıyla Cevap Gönder
SENEM
Âşık devrini sürer çağında,
Bülbüller ötüşür çimen bağında,
Ben yürürüm ayrılığın dağında,
Senem can! Merhamet kılsan ne olur?
Aşık Garip

Eski bir söylenceden adını alan Senem, babasının kendisine bu ismi neden koyduğunu öğrendiğinde bir genç kız sayılırdı artık. Babası Şahsenem bağlarındaki bülbül seslerine aşıktı, şair ruhluydu. Yüreği Aşık Garip’in yüreği gibi atıyordu sanki. İlk kızı dünyaya geldiğinde onun adını, onun sevincini Senem adıyla yaşatmaya karar vermişti.
Kızını hep Senem diye bağrına basmıştı, Senem’im diye koklamıştı onu. Senem’in saçlarında dağ havasının kokusunu almıştı. Kekiklerin, dağ sümbüllerinin, navruzların, çiğdemlerin kokusuydu bu. Senem, babasına tarifsiz güzellikleri yüreğinin derinliklerinden sunarken her çocuk gibi farkında olmadan yapmıştı bunu. Bu çocukta bir derinlik vardı, babası tarif etmekte zorlanırdı ama yine de kalbinin derinliklerinde sanki bir sırrı saklayan gizemli insanın duruşunun olduğunu düşünürdü.
Senem, birçok kız evladı gibi babasının gölgesinde huzurlu bir mutluluk yaşarken anne diye ağlayan çocukların aksine fidan bir dal gibi uzanan babasının boyuna hasretti hep. Baba ve kızın arasındaki bu aşırı bağlılık Senem’in adında mı gizliydi, yoksa babası Senem’e bu adı verirken kızının da kader çizgisine farkında olmadan bir “yazı” mı yazmıştı?
Sessiz sakin geçen bir çocukluğun içine hüzün ne zaman karışmıştı bilinmez. Bu hüzünle beraber gelen “öteler” el kadar çocuğun yüreğini nasıl kaplamıştı? Senem’in daha çocukken, oyun çağında oynadığı oyunlarda bir başkalık vardı. Erkeklere ve kız çocuklarına ait bütün oyunları oynayan Senem, bir gün uzak diyarlara ait düşler kurarken buldu kendini.
-Ay dede, Ay dede ! Söyle nereye, söyle nereye?
-Ötelere Senem, ötelere!
-Beni de götür Ay Dede, beni de…
-Haydi Senem gel benimle, gel benimle…
Senem, Aydede’nin elini uzatmasıyla bir bulutun üstüne binip güzel atlar ülkesine, yemyeşil vadilere büyülü bir el sayesinde ulaştı. Al atlara, kır atlara, dor atlara bindi. Billur billur ırmaklar gördü, türlü türlü ağaçlar ve yemişler gördü.
-Hoş geldin Senem, hoş geldin!
-Hoş bulduk koca çınar, hoş bulduk.
-Dallarıma salıncak kursana Senem, gökyüzünde yüzsene Senem!
-Dallarını eğsene koca çınar, eğsene dallarını.
-Senem, ne güzel sallanıyorsun, bak neredeyse Turnalarla birlikte uçuyorsun?
-Ben küçüğüm daha koca çınar, turnaları bilmem ki…
Rüyalar gerçeklere, gerçekler rüyalara karıştı gitti. Ağaçlar, kuşlar Senemle konuştular, Ay Dede ve yıldızlar Senem’le görüştüler. Senem, sadece bebekleriyle konuşmadı. Çünkü oyuncaklar cansızdı, konuşamazlardı. Bunu biliyordu Senem.
Senem’in rengi maviydi. Mavi gökyüzünün rengiydi çünkü. Gökte ne var diye soran arkadaşına “gök boncuk” dediğinde aslında göklere çıkıp yeryüzünü kaç defa seyrettiğini de anlatmak isterdi ama anlatamazdı. O, sadece babasına anlatırdı gökyüzünün engin maviliklerindeki serüvenini.
-Gökyüzünde sadece ay yok babacığım. Yıldızlar, yıldızlar var. O kadar çok yıldız var ki babacığım.
-Sen yine gökyüzüne mi baktın Senem?
-Evet babacığım, bir bulutun pamuk gibi yumuşak döşeğine uzandım. Dolaştım göklerde babacığım.
-Peki yıldızları nasıl gördün, gün ışığında yıldızlar gözükmez ki…
-Ama oradaydılar babacığım, oradaydılar işte.
Şefkatli, kocaman eller, baba sevgisinin muhteşemliği ile kucaklardı Senem’in başını. Gizemli bir dünyanın kızı, aslında başka bir dünyada yaşardı, babası bunu bilirdi. Baba yüreği, her çocukta böyle bir dünya var galiba diyerek Senem’in uçsuz bucaksız dünyasına karışmak istemezdi. Aslında o da kızıyla beraber uçup gitmeyi çok isterdi ama ayakları çimenlere dolaşır, bir güç onu tutar da tutardı. Neydi bu güç bilmezdi, anlayamazdı.
Babası bir gün Senem’i gecenin bir yarısında odasında oturur buldu. Pencerenin kenarında sanki ufuk çizgisine bakan Senem, karanlıkta neler görüyor, kiminle konuşuyor diye düşündü. Bir süre Senem’i sessizce izledi. Senem’in nerelerde olduğunu, kiminle konuştuğunu anlayamadı. Sonra Senem’e yaklaştı ve kucağına aldı onu:
-Sen karanlıktan korkmuyor musun Senem?
-Hayır babacığım, karanlıkta da her şeyi görüyorum.
- Hımmm… Peki neler yapıyordun, anlat bakalım?
-Pencereye kocaman kanatları olan bir kuş geldi babacığım.
-Bak sen…
-Evet babacığım, kanatlarını açtı beni bekledi. Binsene Senem, binsene Senem dedi.
-Eeeee…
-Ben de bindim babacığım. Sonra aldı beni götürdü uzaklara, çok uzaklara…
-Peki orada neler gördün?
-Ulu ulu dağları, büyük büyük şehirleri, küçük küçük köyleri gördüm babacığım. Tarlalarda çalışan köylüleri, kırlarda gezen çocukları gördüm.
-Keşke bu kuş, bir gün beni de alıp götürse Senem, seninle birlikte.
-Bilmem ki babacığım, belki seni de götürür.
-Peki Senem, böyle büyük bir kuşun var olduğunu nereden biliyorsun?
-Gördüm babacığım, pencereye geldi.
-Leylek gibi bir şey mi?
-Hayır babacığım Ebabil…
Babanın o anda nefesi sıklaştı. Ne diyeceğini hemen bilemedi. Sonra yavaş yavaş toparladı kendini. Sesi yine de boğuktu babanın.
-Sen Ebabil’i nereden biliyorsun?
-Kendisi söyledi babacığım.
Bir babanın yüreği nasıl dolmuştu anlatılmaz. Kabaran, kabaran ama taşmayan, sahillere çarpıp da rahatlayamayan bir büyük deniz gibiydi artık. Sessiz ve sakin görüntünün içinde ne fırtınalar oldu da kimsenin ruhu duymadı. Sadece donan bakışlar, ağlamak isteyip de ağlayamayan bir yürek, sanki gaipten bir ses duymuş da şoka girmiş bir ruh, oracıkta yığılıvermişti.
Bir sabah Senem’i yoklayan anne sesi ise babanın sesi kadar yakın gelmedi Senem’e.
-Bu tabağı sen mi kırdın Senem?
-Hayır anne, ben kırmadım.
- Yalan söyleme Senem, yalan söyleme.
- Ben yalan söylemem ki…
-Kim kırdı öyleyse?
-Kardeşim kırdı anneciğim.
-Yalancı seni… Küçük bir çocuk tabağı nasıl kırsın?
-Ben gördüm, kırdı işte…
-Yalan söylüyorsun.
Senem yalan söylemeyi bilmezdi ki… Kırılan bir tabak, daha sonra kırılacak başka eşyalar da vardı. Senem, her seferinde “kırmadım anne” diyecekti. Büyüdüğünde ise artık kırdıklarına da kırmadım diyecekti. Senem’e baba ruhu ne kadar yakın gelmişse, anne ruhu da o kadar uzak gelmişti. Senem yalan söylemekle ne zaman suçlansa annesini hatırlayacaktı. Doğrularına “yalan” diyen annesi, daha sonra Senem’in yalanlarına “yalan” diyemeyecekti. Hayaller gerçeklere karıştığı gibi, bu kez de yalanlarla gerçekler birbirine karışıp gidecekti.
Senem, bir derenin kenarına gelmişti. Suları hep gökyüzünden seyretmişti, suya hiç bu kadar yakın olmamıştı. Senem, suyun aksine baktı, kendini gördü. Durdu, gökyüzüne baktı, sonra tekrar dereye baktı, suda gökyüzünü gördü. Her şey o kadar güzeldi ki… Berraklaşan su, kendisini de gökyüzünü de gösteriyordu. Bembeyaz bulutlar suyun içinde Senem’e gülümsüyordu sanki. O sırada bir kurbağa suya daldı. Suyun ahengi bozulmuştu. Ortaya çıkan dalga, sihirli bir dünyayı bozmuştu. Senem, bir anda bağırdı kurbağaya:
-Ne yaptın sen, ne yaptın?
Bir süre suda yüzen kurbağa bir yaprağın üzerine çıktı ve Senem’e:
-Artık hayal kurduğun yeter!
Senem irkildi.
-Ben hayal değilim, gökyüzü hayal değildi, bulutlar hayal değildi.
- Bak burada ne sen varsın, ne de gökyüzü var. Benim küçücük bir dalgamla yok olup gittiniz.
Senem üzüldü yok oluşuna. Derenin kenarında birkaç damla gözyaşını yemlik otunun kenarına bırakmıştı ki Senem, yaşlı bir kaplumbağanın yanında olduğunu gördü.
Kaplumbağa Senem’in haline üzülmüştü:
-Aldırma sen ona, ne dediğini bilmiyor o.
-Sen bir kaplumbağasın.
-Evet benim. Aldırma sen hoppa kurbağanın sözlerine.
-Benim hayal olduğumu, gökyüzünün hayal olduğunu söylüyor.
-Korkma Senem, korkma!
-Korkuyorum.
-Korkma! Gerçekler olmadan hayaller olmaz Senem. Su, ayna gibidir. Aynayı nereye tutarsan orayı gösterir Senem. Su da öyle Senem. Su, neyi görürse onu gösterir.
-Ben bir çocuğum, bir şey anlamıyorum daha.
-Anlayacaksın Senem, şimdi anlayacaksın.
-Nasıl anlayacağım?
-Şu servinin dallarına bak Senem!
-Baktım.
-O ağaç ve dalları var mı Senem?
-Evet, oradalar.
-Şimdi de suya bak Senem, ağacın dalları orada da var mı?
-Evet oradalar.
-İşte Senem, gerçekler ve hayaller böyledir. Gerçekler olmadan hayaller olmaz.
-Olsun, ben yine de küçüğüm. Büyüyünce anlayacağım bazı şeyleri.
-Peki Senem yolun açık olsun. Beni unutma emi!
-Unutmam yaşlı kaplumbağa, unutmam seni.
Bir gün babası, annesine sormuştu.
-Arkadaşı yok mu bu çocuğun?
-Yok gibi.
-Kardeşiyle ilgileniyor ama?
-Evet, kardeşini sever. Onunla oynar.
Senem, kardeşine alışmıştı ve onun bir başka dünyadan çıkıp kendisine can yoldaşı olacağını tam olarak bilmiyordu. Onun hayatına ortak olması burukluk yaratmadı. Nasıl olsa Senem’in yerini kimse tutamazdı ki… Kendinden emindi bu konuda.
Bir gün annesi ile Senem evlerinin önündeydiler. Annesinin kucağında küçük kardeşi de vardı. Nereden çıkageldiyse bilinmez bir ozan peyda olmuştu oracıkta. Ozan annesine seslendi:
-Hanım, bu oynayan kız senin kızındır?
Annesi başını salladı:
-Evet, benim kızımdır.
Ozan, Senem’e döndü.
-Senin adın nedir küçük kız?
Senem, oynadığı yerden başını kaldırdı ve ozanın heybetli yüzüne baktı. Ozanın elinde uzun bir bağlama vardı ve saçı sakalı birbirine karışmıştı.
-Benim adım Senem…
Ozan irkildi.
-Ooo Senemcan, sensin demek ki…
Annesi şaşkındı. Bu deli ozan ne diyordu acaba?
-Senemcan, okula gidecek misin?
Senem, başını salladı.
-Ben okula gidiyorum zaten.
Annesi, Senem’in yalanına hemen müdahale etmişti.
-Hayır Senem, sen okula gitmiyorsun.
-Hayır gidiyorum dedi Senem. Ozan, bu küçücük yüze bir kez daha baktı. Kocaman elleriyle çenesini ve simsiyah gözlerini inceledi.
-Evet, Senemcan doğru söylüyor annesi. Senemcan, okula gidiyor. Bütün kutsal kitapların üzerine yemin ederim ki Senemcan okula gidiyor.
Ozan sakalını sıvazladı ve oracığa bağdaş kurup oturdu. Senem, neler olduğuna aldırmadan oynuyordu toprakta. Ozan:
-Senem, benden bir şey dile... Emin ol ki sen gözünü kırpmadan getiririm onu sana.
Senem, başını kaldırmadan cevap verdi:
-Ben daha küçüğüm, dilek dileyemem ki…
Ozanın göz pınarlarından iki damla yaş kuru toprakla kucaklaştı. Sazını çıkardı ve orada çaldı ve söyledi:
Senemcan Senemcan seni gördüm de şâd oldum
Evvelinden tanırdım, bugün artık yâd oldum
Zamanın ırağından gelip şimdi kâd oldum

Senem, bu ihtiyar adamın sesini uzaklardan tanıdı ama bir anlam veremedi. Yüzü de yabancı değildi sanki. Ama Senem, onu hatırlayamadı. Oturduğu yerden oynamaya devam etti.
Annesi bu deli ozanın anlamsız sözlerine kızdı. Bir küçük çocuğa bu deli ozan ne garip laflar edip gitmişti. Bu muammalı ozanı eşine haber vermedi. Çünkü, onun böyle saçmalıkları ciddiye alacağını bilirdi. Onun da bu ozanınki gibi olmasa da uçarı bir tarafı vardı. Öyle olur olmadık her söz babaya söylenmezdi.
Senem, artık okul yollarındadır. Yıllar süren okul yolu maceraları çok çetin ve sıkıntılı geçmiştir. Yine de gizliden gizliye işleyen itici bir güç en zor zamanlarında onu yalnız bırakmamıştır. Bu gücü gizli kılan şey ise içsel oluşudur. Senem, zamanla okuldan soğumuştur ama bir arayış içerisinde olması gerektiğini düşündüren dürtü, onda hep uzaklara ve ötelere doğru gitme arzusu uyandırmıştır. Geçmiş zamanlardan kalma gizli bir kahramanı araması gerektiği düşüncesi ise daha ortaokul yıllarında belirmeye başlamıştır. Hemen şu sokağın başında belirecek gibi görünen kahramanı belki bir ozan kılığında görünecektir, belki bir şairdir; ama bir resmi yok ki kim olduğunu arayıp bulsun. Buna ancak gönlü karar verecektir, aklı değil.
Aslında Senem’in okul yıllarında ruhunda esmeye başlayan fırtınalardan biri de bu gönül ve akıl çatışmaları olacaktır. Eski zamanların bilgeleri aklı küçümsemezken kesin tavırlarını gönülden yana koyarlarmış ama Senem, öyle zamanda yaşamaktadır ki artık akıl bütün hakimiyetini hayatın her alanına koymuştur ve modernlik aklın hakimiyeti altında yürümektedir.
- Sende bir derinlik var Senem, sebebi nedir?
- Hayır, bende bir derinlik yok.
- Hayır Senem hayır, sen farkında değilsin o zaman?
- Evet, ben daha kendimi keşfetmedim, keşfedemedim. O yüzden bende bir derinlik yoktur.
- Peki Senem, sen ne zaman kendini keşfedeceksin?
- Bilmiyorum, ama ben şu gemiye binip dünyanın dört bir tarafına gitmek istiyorum.
- Hangi gemiye Senem?
- Şu havuzda yüzdürdüğüm gemiyi görmüyor musun?
Senem’e babasının aldığı bir mızıka ile Senem’in hayatına müzik girmişti ve belli belirsiz melodilerle uzun konserlere başlamıştı. Bazen çekilmez bir hal alsa da, küçük kardeşinin ilgisini çekiyor olmalıydı ki bir süre sonra kardeşi mızıka çalmaya heves etmiş ve aralarında kıyasıya bir rekabet başlamıştı. Senem, kardeşinin mızıkaya dudaklarını değdirmesine tahammül edemiyordu. En sonunda mızıkayı saklamaya karar verdi. Artık daha az mızıka çalsa da yine de en sevdiği şey, mızıka çaldıktan sonra arkadaşlarına kendisini alkışlatmasıydı. İşte o zaman konser veren her sanatçı gibi mağrur bakışlar sergiliyor ve hayatının en mutlu anlarını yaşıyordu. Daha sonra hayatına başka müzik aletleri girdiyse de bu mızıkalı konserler unutulacak gibi değildi.
Senem, gizlice konser verdiği bir gün kendisine eşlik eden bir cırcır böceğini keşfetti. Ne zaman elleri mızıkaya uzansa bir cırcır böceği de cır cır ötemeye başlıyordu.
Senem, daha sonraki yıllarda mandolin de çaldı, keman da çaldı ama asla cırcır böceğinin sesini duyamadı.
-Cırcır böceğine ne oldu Senem?
-Bilmiyorum.
-Öldü mü yoksa?
-Bana öldü demeyin. Ben ölümden çok korkarım.
Senem, bir gün toprağı yuvarladı ve tümsek yaptı. Sonra üzerine hafif hafif su dökerek bir çömlekçinin maharetiyle sanki bir Tümülüs gibi ovdu toprağı. Tepesine bir delik deldi, sonra dört farklı yönden delikler delerek içerideki kuru toprağı ağaçtan çöplerle yavaş yavaş dışarı çekmeye başladı. Toprağı dışarı çıkarınca bu kez, eski Türk çadırları gibi bir manzara ortaya çıkmıştı.
-Senem, bu yaptığın nedir?
-Kendime ev yaptım.
-Ama bu ev çok küçük, sonra dört tane kapı yapmışsın. Bir de tepesinde bir delik…
-Olsun, ben içine giriyorum. Sırt üstü yatıyorum. Oradan gökyüzüne bakıyorum. Gökyüzünde sarı bir ışık bana doğru geliyor. Onu tanıyorum.
-Sarı ışık mı dedin? Tanıdık mı dedin? Kimdir Senem, gelen kimdir?
-Adı Hüseyin.
-Hüseyin mi?
-Aman Senem, yaman Senem, neler söylüyorsun?
-Hüseyin benim arkadaşım.
-Biz de görebilir miyiz onu?
-Hayır, o sadece bana görünür. O bir Uzaylı.
-Uzaylı mı?
-Evet, uzaylı.
- Sen Hüseyin’le ne zamandır görüşüyorsun Senem?
- Ben ilkokula başladığım gün geldi. Bana böyle ev yapmamı o söyledi. Ben de yaptım. İşte o günden sonra Hüseyin hep geldi.
-Peki ,Hüseyin senden ne istiyor?
-Hüseyin, kendisiyle sürekli konuşmamı istiyor.
-Peki konuşuyor musun?
-Evet, konuşuyorum. Şu an yanıbaşımda. Ona dertlerimi anlatıyorum, onunla sırlarımı paylaşıyorum. O, benim gerçek dostum. O, anlattıklarımı kimseye anlatmaz. O bana her zaman yol gösterir. Bazen onun söylediklerini tutarım, bazen de tutmam. Ama çok keyifli biridir. Beni tarihin bütün zamanlarına, uzayın bütün mekanlarına götürür. Ona söylerim, savaşları durdurur. Ona söylerim, anasız babasız çocuklara yardım eder. Ona ben her şeyi söylerim.
Senem, bir gün öğretmen olmuştu. Nereden bulduysa buldu, karton mukavvaları küçük küçük kesti ve üzerine mahalleden arkadaşlarını oturttu. Artık sınıfı tamamdı. Kendisi de öğretmen oldu ve bir kireci eline alıp evin tahta kapısına bir şeyler yazmaya başladı. Bu dersler saatler sürüyordu ve çocuklar sıkılsalar da onları bırakmıyordu. Nihayet öğrencilere teneffüs vermişti; ama çocuklar sınıfa dönmemişti.
-Senem, öğretmen olmuşsun?
-Benim adım Senem değil, benim adım Feride…
-Feride mi?
-Evet, ben bir çalıkuşuyum.
-Büyüyünce öğretmen mi olacaksın?
-Ben zaten öğretmenim.
-Afedersin, unutmuşum.

_________________
Ne mutlu Türkçe konuşana
Kullanıcı kimliğini gösterS.Burhanettin AKBAŞ tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönderE-mek gönderKullanıcının web sitesini ziyaret etMSNM
Hikaye Denemeleri
Bu yazışma ortamında yeni konular açamazsınız
Bu yazışma ortamında bildirilere cevap veremezsiniz
Bu yazışma ortamında bildirileri değiştiremezsiniz
Bu yazışma ortamında bildirileri silemezsiniz
Bu yazışma ortamında anketlerde oy kullanamazsınız
Tüm saatler GMT +2 Saat  
2. sayfa (Toplam 2 sayfa)  

  
  
 Cevap Gönder  
Yeni Sayfa 2