Ana Sayfa
DİLİMİZİ KORUYALIM, ONA SAHİP ÇIKALIM
TÜRK DİLİ SEVDALILARININ BULUŞMA YERİ
Cevap Gönder
SORUNLU OLMAK ile SORUMLU OLMAK İLİŞKİSİ
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 17 Eyl 2005
Bildiriler: 605
Şehir: Istanbul
Alıntıyla Cevap Gönder
TDK sözlüğünde;

Sorum: isim Sorumluluk
"Başkalarının okuyacağı bir yazıyı yazarken o yazının bize ne türlü bir sorum yüklediğini hiçbir vakit hatırdan çıkarmamalıyız." - O. V. Kanık

Sorumlu: sıfat Üstüne aldığı veya yaptığı işlerden dolayı hesap vermek zorunda olan, sorumluluk taşıyan (kimse), mesul
"Hekim hastasına ve çevresine karşı sorumludur, mesleğe ancak and içerek girebilir." - A. Erhat

Sorumlu Olmak: Tdk karşılığını vermemiş.

Sorun: 1. isim Araştırılıp öğrenilmesi, düşünülüp çözümlenmesi, bir sonuca bağlanması gereken durum, mesele, problem; "Türkiye'ye gölge oyununun ne zaman ve nasıl girdiği sorunu üzerine çeşitli yorumlar bulunmaktadır." - M. And
2. Sıkıntı veren durum, dert

Sorunlu: sıfat Sorunu olan, meseleli, problemli

Sorunlu Olmak: Tdk karşılığını vermemiş

TDK sorum ve sorun kelimelerini yukarıdaki cümlelerde izah etmiş. Bu kelimeleri genelde hafife alır ve günlük olaylarda sıradanlık içinde kullanırız. Bunun kişi ve toplum hayatındaki sosyal gelişmişliğe ya da geri kalmışlığa ne kadar tesir ettiğinin hiç de farkında değilizdir. Toplumda her bireyin sanı ne olursa olsun bir görevi olduğu hepimizce bilinmektedir. Bu görevi sorumluluk içinde layıkı ile yapmak bir vatandaşlık gereği olduğu unutulmamalıdır. Ancak ne yazık ki, kişiler kendi görevlerini genelde hafife alırken doğrudan görevlerini ve kendilerini ilgilendirmeyen konularda ahkâm kesmekte bir beis görmemektedirler. Bakıldığında her konuda söyleyebilecekleri iddialı bir şeyleri vardır.

Geçmişte okuduğum sorumluluk üzerine yazılmış bir hikayeyi bire bir olmasa da özüne sadık kalarak (anlatmak değil) satırlara dökmek istedim. Aşağıdaki hikaye bireyin sorumluluk algısının toplum açısından ne kadar önemli olduğunu ortaya koymaktadır. Burada ele almamız gereken en önemli husus, bireylerin sorunlu olmalarının ve dolayısı ile sorumluluklarını yerine getirmemelerinin kendileri kadar topluma da zarar verdiğini, felakete sürükleyebileceğinin bilinmesidir.

Hikaye:
Ülkelerden birinde bir tersane varmış. Bu tersanede yapılan gemilerin dayanıklılığı dillere destan, namı her yerde anılırmış. Bu tersanenin yaptığı gemiler sebepsiz şöhret kazanmamış. Tersane yönetimi sık sık çalışanlarına gemilerin sağlam, dayanıklı olabilmeleri için teknik bilgi verirmiş. Bununla beraber çalışanlarının her bireyinden görevlerini layıki ile yerine getirmeleri istenirmiş. Eğitimleri sırasında önemle üzerinde durulan bir husus da akşam mesai bitiminde hiçbir işin yarım bırakılıp bir gün sonraya devredilmemesi yönündeymiş. Şiar; olmazsa olmaz, hatasız üretimmiş. Haliyle bu durumda en ufak bir hata olmayacağı için diğer tersane gemilerine nazaran daha kaliteli olması sağlanmış olunurmuş. Kaliteli gemi üretimi sebebiyle çok gemi siparişi almalarının fiyatları daha da yükselteceği, daha fazla sipariş geleceği, dolayısı ile tersanenin daha çok kazanacağı anlatılırmış. Zaten tersane çalışanlarının ücretleri de bu sebepten dolayı diğer tersanelerde çalışanlara göre daha yüksek ve refah düzeyleri iyiymiş.

Tersanede bir çalışma nihayetinde akşam herkes işini bitirip tersaneden ayrılırken, acelesi olan bir işçi sıkması gerektiği bir cıvatayı tam sıkamayıp gevşek bırakmış. Kendi kendine söylenerek; "- Şimdi acelem var, yarın sabah ilk işim cıvatayı tam sıkar, ondan sonra diğer işlerime bakarım." demiş. Sabah olup işine geldiğinde ise o cıvatayı tam sıkmadığını unutmuş ve diğer işlerine koyulmuş.

Bir zaman sonra gemi kızaktan denize indirilerek yük taşıma işlerinde çalışmaya başlamış. Gemi hem yük altında ve hem de azgın dalgalar altında ilerlerken geminin bütün cıvataları aşırı yük ve gerilim altında bu durumla mücadele ederlermiş. Bu sırada tam sıkılmayan, gevşek kalan cıvata kendisine yük binmediği için bol bol esner, gerinirmiş. Bunu gören yanındaki cıvata; "- Yaa! biz omuzlarımıza binen yükü zor taşırken sen neden bu kadar rahatsın, adeta bizimle alay eder gibisin!" dediğinde ise gevşek olan cıvata; "- Ne yapayım, bana sizinki kadar yük binmiyor" demiş. Gel zaman git zaman yanındaki gevşek cıvatanın da yükünü omuzlanan cıvata her iki yükü de taşıyamayıp, aşırı yük ve yorulmaktan gevşemiş. Gevşeyen, çekmesi gerektiği yükü çekemeyen bu birinci ve ikinci cıvatanın yükü de yanlarındaki cıvatalara binmiş. Bir süre sonra bu cıvatalar da bu aşırı yükün altından kalkamaz olmuşlar ve onlar da gevşemek zorunda kalmışlar. Bu durum zaman içinde gemideki bütün cıvatalara sirayet etmiş. Artık cıvatalar geminin yüküne ve azgın dalgalara karşı direnç gösteremez olmuşlar. Her yönü ile mükemmel olan bu gemi, bir sorunlu çalışanın sorumsuzluğu sonucu gıcırdaya gıcırdaya batmış.

Saygılar.
Kullanıcı kimliğini gösterErtuğrul ÖLCE tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönderKullanıcının web sitesini ziyaret et
SORUNLU OLMAK ile SORUMLU OLMAK İLİŞKİSİ
Bu yazışma ortamında yeni konular açamazsınız
Bu yazışma ortamında bildirilere cevap veremezsiniz
Bu yazışma ortamında bildirileri değiştiremezsiniz
Bu yazışma ortamında bildirileri silemezsiniz
Bu yazışma ortamında anketlerde oy kullanamazsınız
Tüm saatler GMT +2 Saat  
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)  

  
  
 Cevap Gönder  
Yeni Sayfa 2