Ana Sayfa
DİLİMİZİ KORUYALIM, ONA SAHİP ÇIKALIM
TÜRK DİLİ SEVDALILARININ BULUŞMA YERİ
Cevap Gönder
Mehmet Akif Ersoy'u Anıyoruz
Site Sorumlusu

Kayıt: 29 Ekm 2004
Bildiriler: 1514
Şehir: Frankfurt
Alıntıyla Cevap Gönder
İSTİKLÂL ŞAİRİMİZİ SAYGI VE MİNNETLE ANIYORUZ!

"Şudur cihanda benim en beğendiğim meslek
Sözüm odun gibi olsun; hakikat olsun tek
!"
.
Onu, hayatını, hayat felsefesini ve şiir anlayışını en güzel açıklayan iki mısra. Özü sözü bir, doğruluktan hiç ayrılmayan, haksızlığı hiçbir zaman kabul etmeyen, doğruluk timsâli örnek bir kişi. Sadece söyledikleriyle değil, yaşantısıyla da doğru ve örnek bir insan. Bütün bu vasıfların sahibi İstiklâl şairimiz Mehmet Akif ERSOY.

1873 yılında İstanbul'da doğan Mehmet Âkif'in annesi Emine Şerife Hanım, babası Temiz Tâhir Efendi’dir. İlk tahsiline Emir Buharî Mahalle Mektebi’nde başlayan Âkif, ilk ve orta öğrenimden sonra Mülkiye Mektebi'ne devam eder. Şimdiki karşılığı Veterinerlik Fakültesi olan Halkalı Ziraat ve Baytar Mektebi'ndeki öğrencilik günlerinde Divan edebiyatı etkisinde gazeller, kıtalar, şarkılar yazarak atılır edebiyata. Sebîlü'r-Reşat'ta yayınladığı şiirlerle devrinin en tanınmış şairlerinden biri olur.
Yurdun çeşitli yerlerinde baytarlık ve öğretmenlik yapan Akif, millî mücâdele yıllarynda çeşitli camilerde verdiği vaazlarla ve kaleme aldığı yazılarla halkı bağımsızlık mücâdelemize katılmaya davet eder. Burdur milletvekili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin kurucuları arasında da yer alan Mehmet Akif, Ankara'da bulunduğu yıllarda Türk milletinin kurtuluş destanı olan " İstikâl Marşı"mızı kaleme alır. Bu kutlu şair, kahraman ordumuza ithaf ettiği bu ölümsüz şiiri milletine hediye eder.
Hayatının önemli bir kısmını Mısır'da geçiren Mehmet Akif, 1936'da yurda döndüğünde artık hastalıktan bîzârdır ve yaşamdan çok ölümü arzular.

"Çöz de artık ömrümün kördüğüm olmuş bağını,
Bana çok görme ilâhî bir avuç toprağını!" diyerek 27 Aralık 1936'da ebedî huzura kavuşur.

Kalemini sanatını göstermek yerine milletine hizmete adamış olan bu yüce şair, şiirlerini "Safahat" adlı eserinde toplamıştır. Baştan başa toplumsal tablolardan ibaret olan eserinde "Köse İmam'la, Seyfi Baba'yla, Asım'la" hep doğru ve dürüst insan olmanın yollarını gösterir Mehmet Akif. Bu karakterler ilimle inancı birleştiren, hurafelerden uzak, gözü pek, tam da milletin ihtiyaç duyduğu kişilerdir. Yedi bölümden oluşan Safahat bölüm bölüm incelendiğinde, bir milletin günlüğü olduğu açıkça görülecektir. Her bölümde yazıldığı döneme has ayrı ayrı reçeteler yer alır.
Hep mütevâzı olan şair, şiirlerini "aczinin gözyaşı" olarak tanımlar Safahat'ın ön sözünde:

Bana sor sevgili kârî΄ sana ben söyleyeyim
Ne hüviyyette şu karşımda duran eş'ârım:
Bir yığın söz ki samîmiyyeti ancak hüneri:
Ne tasannu' bilirim çünkü ne sanatkârım.
Şiir için gözyaşı derler, onu bilmem yalnız
Aczimin giryesidir bence bütün âsârım
Oku, şâyet sana bir hisli yürek lazımsa;
Oku, zîra onu yazdım, iki söz yazdımsa.
...

"Bülbül'ü, Çanakkale Destanı'nı, Bir Gece'yi" okuyup da hislenmemek mümkün mü?

Adı "vatan, millet, bayrak, özgürlük ve bağımsızlık" kavramları ile özdeşleşen; bağımsızlık ve hürriyet aşkının en güzel ifadesi olan İstiklâl Marşı' mızı bize armağan eden millî şairimiz Mehmet Akif ERSOY'u ölümünün 69'uncu yılında saygı ve minnetle anıyoruz .

Onu, hayatını, hayat felsefesini ve şiir anlayışını en güzel açıklayan iki dize. Özü sözü bir, haksızlığı hiçbir zaman kabul etmeyen , doğruluk timsâli örnek bir kişi . Sadece söyledikleriyle değil, yaşantısıyla da doğru ve örnek bir insan Bütün bu vasıfların sahibi ölümünden 69. yıl geçen büyük istiklâl şairimiz Mehmet Akif ERSOY.

şiirlerinden bir demet
Kullanıcı kimliğini gösterTahsin MELAN tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönderE-mek gönderKullanıcının web sitesini ziyaret et
Akif'in Mısır'da yaşadığı ev satın alınıyor...
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 23 Mar 2006
Bildiriler: 304
Alıntıyla Cevap Gönder
Mehmet Akif Ersoy Fikir ve Sanat Vakfı, Milli şairimizin Mısır'ın Başkenti Kahire'ye Bağlı Hilvan'da bulunan evinin satın alınarak Türk Kültür Merkezi'ne Dönüştürülmesi İçin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e Mektup Yazdı. Vakıf Başkanı Mehmet Cemal Çiftcigüzeli imzasıyla Gül'e gönderilen mektupta, Ersoy'un 500 Bin Dolar değer biçilen Evinin satın alınarak Türk Kültürevi yapılması önerildi.

Mektubun içeriği:


Halen, Kahire'de TC Büyükelçisi olarak görev yapan Sayın Şafak Göktürk'ün resmen görevlendirdiği MEB Müşaviri Metin Güçlü, gazeteci Metin Turan ile birlikte 2006 yılı Mart ayı içerisinde Mehmet Akif Ersoy'un oturduğu Dr. Mustafa Saffet Caddesi 46-B Hilvan'daki evini araştırdık. Bitişik komşusu Mısır Milli Eğitimi emekli genel müdürlerinden Sayın Nebil Muhittin söz konusu evde Mehmet Akif'in oturduğuna ilişkin çok sayıda emare bulunduğunu, evin halen Sudanlılar'a ait olduğunu ve yazlık olarak kullanıldığını anlattı. Evin satış bedelinin de yabancılar olursa 500 bin dolar kadar edebileceğini belirtti. MEB Kahire Müşaviri Metin Güçlü'nün raporlarında bunlar mevcuttur. Ayrıca Gazeteci Metin Turan da Hilvan'da Akif'in komşularından Azzam ailesinin hayatta kalan son temsilcisi 96 yaşındaki Abdurrahman Azzam (2005) ile yaptığı röportajda evi bizzat göstererek tescil ettirmiştir. Evin ilk sahibi, inşa ettireni de Türk Komutan Rıfkı Paşa'dır. Hemen evin karşısında yine Türk ailelerin bağışladığı sağlık ocağı da bugün için ilkokul olarak kullanılmaktadır. Söz konusu sokak içinde de yine bir başka Türk ailesi adına inşa edilen Yeken Camii yer almaktadır. Mirasçı malı olarak görünen evin satın alınarak, bölgede Türk Kültür Merkezi amaçlı hizmete verilmesinde, halen Mısır'da okuyan 400'ü aşkın Türk öğrenci ile, çeşitli üniversitede 13 Türkçe eğitimi veren fakültelerdeki bölümlerde okuyan yabancı gençler için bir cazibe merkezi olabilecektir. Kahire'nin Giza semtinde eğitim müşavirliğimize bağlı Türkçe kurs düzenleyen merkez ise fiziki mekan darlığı yüzünden kafi değildir. Hele hele Kültür Merkezi olmayan bir ülke düşünüldüğünde de çok acı gelmektedir. Mısır üniversitelerinde Türkçe eğitim gören yabancı öğrenciler için Türkiye'de stajyer sayısının arttırılması, bu ülkede çok sayıda Türk müteşebbislerinin de her geçen gün artarak yatırım yaptığı düşünülürse bu iş yerlerinde Türkçe öğrenen yabancı öğrencilere staj imkanı sağlanması, ülkemiz ve insanımız açısından da, iki ülke ilişkilerinin sağlıklı genç nesillerle büyümesi açısından da Türkiye'yi ve Türkçe'yi daha cazip hale getirebilir sanıyorum. Değişik medeniyetlere sahne olan Mısır'da Emevi, Abbasi, Tolunoğulları, Eyyübiler, Memlükler ve Osmanlı dönemiyle ortak kültürü, sanatı, dili paylaştığımız bölgede eğer gerçekleşirse 'Mehmet Akif Ersoy Türk Kültür Merkezi' önemli bir eksikliği giderecek, genç insanlara yatırım ile de faydalı olmanın mutluluğunu yaşatacak, kalıcılık sağlayacaktır."

www.mehmetakifersoy.com

Şairin Mısır'da çekilen fotoğrafı
Kullanıcı kimliğini gösterMetin YILMAZ tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönderE-mek gönder
Mehmet Akif'en Konuşurken...
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 19 Şub 2005
Bildiriler: 289
Şehir: Yarımca-Körfez/Kocaeli
Alıntıyla Cevap Gönder
Arkadaşlar,

Mehmet Akif Ersoy’u bugünlerde bir kez daha andık. 27 Aralık günü, Şair’in sonsuzluğa geçişinin 72’nci yıldönümüydü.

Ben, bu çok özel şairin yaşamından, yurtseverliğinden, ülke sorunlarıyla ilgilenişlerinden, köksüzlüğe karşı çıkışından, yapıtlarından, ... söz etmeyeceğim. Onun bir başka önemli özelliğini, yüreğinde, yoksullara, çaresizlere, düşkünlere nasıl da koca bir yer ayırmış olduğunu belirtmekle yetineceğim. Ve bu bağlamda, Seyfi Baba şiirini bir kez de sizlerle okuyayacağım.

Seyfi Baba, daha ilkokul yıllarımda tanıştığım bir şiiri Akif’in... Küçük bir bölümünü okuma kitabımıza almışlardı... Nedendir bilmiyorum, Mehmet Akif’ten konuşurken bu şiirinden pek söz edilmiyor. Bu yılki anmalarda da edilmedi; ya da ben görmedim. Oysa, şiirlerinde Osmanlıca’nın kendine özgü müziğini olabildiğince duyumsatmasını bilen Akif, duru Türkçeyi, içinde yaşadığı sıradan halkın dilini de olanca yalınlığıyla, doğallığıyla nasıl ustaca kullanabildiğini / kullanabileceğini bence işte bu şiiriyle ortaya koymuştur.

Akif, Seyfi Babası’nda, hem Osmanlıcayı hem de halkın dilini ustaca harmanlıyor. Okuyalım:


SEYFİ BABA

Geçen akşam eve geldim. Dediler:
- Seyfi Baba
Hastalanmış, yatıyormuş.
- Nesi varmış acaba?
- Bilmeyiz, oğlu haber verdi geçerken bu sabah.
- Keşki ben evde olaydım... Esef ettim, vah vah!

Bir fener yok mu, verin... Nerde sopam? Kız çabuk ol!
Gecikirsem kalırım beklemeyin... Zîra yol
Hem uzun, hem de bataktır...
- Daha âlâ, kalınız;
Teyzeniz geldi, bu akşam değiliz biz yalınız.

Sopa sağ elde, kırık camlı fener sol elde,
Boşanan yağmur iliklerde, çamur taa belde;
Hani, çoktan gömülen kaldırımın, hortlayarak
"Gel" diyen taşları kurtarmasa, insan batacak!
Saksağanlar gibi sektikçe birinden birine,
Boğuyordum müteveffayı bütün aferine...

Sormayın derdimi, bitmez mi o taşlar, giderek,
Düştü artık bize göllerde pekâlâ yüzmek!
Yakamozlar saçarak her tarafından fenerim,
Çifte sandal, yüzüyorduk, o yüzer, ben yüzerim!

Çok mu yüzdük bilemem, toprağı bulduk neyse;
Fenerim başladı etrafını tek tük hisse.
Vakıa ben de yoruldum, o fakat pek yorgun...
Bakıyordum daha mahmurluğu üstünde onun:
Kâh olur, kör gibi çarpar sıvasız bir duvara;
Kâh olur, mürde şuaatı* düşer bir mezara;
Kâh bir sakfı* çökük hanenin altında koşar;
Kâh bir mabed-i fersudenin* üstünden aşar;
Vakt olur pek sapa yerlerde, bakarsın, dolaşır;
Sonra en korkulu eşhasa* çekinmez, sataşır...

Gecenin sütre-i yeldasını* çekmiş, uryan,
Sokulup bir saçağın altına güya uyuyan

Hanuman* yoksulu binlerce sefilan-y beşer*;
Sesi dinmiş yuvalar, hâke serilmiş evler;
Kocasından boşanan bir sürü biçare* karı;
O kopan rabıtanın* darmadaığn yavruları;
Zulmetin* yer yer içinden kabaran mezbeleler*:
Evi sırtında, sokaklarda gezen aileler!

Gece rehzen, sabah olmaz mı bakarsın, sâil*!
Serseri, derbeder, avare, harami, kaatil*...
Böyle kaç manzara gördüyse bizim kör kandil
Bana göstermeli bir kerre... Niçin? Belli değil!

Ya o biçare de rahmet suyu nu? eyleyerek*
Hatm-i enfas edivermez* mi hemen "cız" diyerek!?

O zaman samianın*, lamisenin sevkiyle*
Yürüyen körlere döndüm, o ne dehşetti hele!
Sopam artık bana hem göz, hem ayak, hem eldi...
Ne yalan söyliyeyim kalbime haşyet* geldi.

Hele ya Rabbi şükür, karşıdan üç tane fener
Geçiyor... Sapmayarak doğru yürürlerse eğer,
Giderim arkalarından... Yolu buldum zaten.
Yolu buldum, diyorum, gelmiş iken hâlâ ben!

İşte karşımda bizim yâr-ı kadimin* yurdu.
Bakalım var mı ışık? Yoksa muhakkak uyudu.
Kapının orta yerinden ucu değnekli bir ip
Sarkıtılmış olacak, bir onu bulsam da çekip
Açıversem... İyi amma kapı zaten aralık...
Galiba bir çıkan olmuş... Neme lazım, artık
Girerim ben, diyerek kendimi attım içeri,
Ayağımdan çıkarıp lastiği geçtim ileri.

Sağa döndüm, azıcık gitmeden üç beş basamak
Merdiven geldi ki zorcaydı biraz tırmanmak!
Sola döndüm, odanın eski şayak* perdesini,
Aralarken kulağım duydu fakirin sesini:
- Nerde kaldın? Beni hiç yoklamadın evladım!
Haklısın, bende kabahat ki haber yollamadım.
Bilirim çoktur işin, sonra bizim yol pek uzun...
Hele dinlen azıcık anlaşılan yorgunsun.
Bereket versin ateş koydu demin komşu kadın...
Üşüyorsan eşiver mangalı, eş eş de ısın.

Odanın loşluğu kasvet* veriyor pek, baktım
Şu fener yansa, deyip bir kutu kibrit çaktım.
Hele son kibriti tuttum da yakından yüzüne,
Sürme çekmiş gibi nur* indi mumun kör gözüne!

O zaman nim* açılıp perde-i zulmet*, nagâh*
Gördü bir sahne-i üryan-ı sefalet* ki nigâh,
Şair olsam yine tasviri* olur bence muhal*:
O perişanlığı derpiş* edemez çünkü hayal!

Çekerek dizlerinin üstüne bir eski aba,
Sürünüp mangala yaklaştı bizim Seyfi Baba.
- Ihlamur verdi demin komşu... Bulaydık, şunu, bir...
- Sen otur, ben ararım...
- Olsa içerdik, iyidir...
Aha buldum, aramak istemez oğlum, gitme...

Ben de bir karnı geniş cezve geçirdim elime,
Bağladım kaynatarak vemeye fincan fincan,
Azıcık geldi bizim ihtiyarın benzine kan.

- Şimdi anlat bakalım, neydi senin hastalığın?
Nezle oldun sanırım, çünkü bu kış pek salgın.

- Mehmed Ağ'nın evi akmış. Onu aktarmak için
Dama çıktım, soğuk aldım, oluyor on beş gün.
Ne için var kiremitlerde a sersem desene!
İhtiyarlık mı nedir, şaşkınım oğlum bu sene.
Hadi aktarmayayım... Kim getirir ekmeğimi?
Oturup kör gibi, namerde el açmak iyi mi?
Kim kazanmazsa bu dünyada bir ekmek parası:
Dostunun yüz karası, düşmanının maskarası!
Yoksa, yetmiş beşi geçmiş bir adam iş yapamaz;
Ona ancak yapacak: Beş vakit abdestle namaz.
Hastalandım, bakacak kimseciğim yok; Osman
Gece gündüz koşuyor iş diye; bilmem, ne zaman
Eli ekmek tutacak? İşte, saat belki de üç,
Görüyorsun daha gelmez... Yalınızlık pek güç.
Bazı bir hafta geçer, uğrayan olmaz yanıma;
Kimsesizlik bu sefer tak dedi artık canıma!

- Seni bir terleteyim sımsıkı örtüp bu gece!
Açılırsın, sanırım, terlemiş olsan iyice.

İhtiyar terleyedursun gömülüp yorganına,
Atarak ben de geniş bir kebe mangal yanına,
Başladım uyku taharrisine*, lakin ne gezer!
Sızmışım bir aralık neyse yorulmuş da meğer.

Ortalık açmış, uyandım. Dedim, artık gideyim,
Önce amma şu faki âdemi memnun edeyim.
Bir de baktım ki: Tek onluk bile yokmuş kesede;
Mühürüm boynunu bükmüş duruyormuş sade!
O zaman koptu içimden şu tehassür ebedî:
Ya hamiyyetsiz* olaydım, ya param olsa idi!


_____________________

* Sözcüklerin, söz kümelerinin anlamları:

mürde şuaat: ölü ışıklar
sakf: dam
mabed-i fersude: eskimiş, yıpranmış tapınak
eşhas: kişiler
sütre-i yelda: uzun perde
uryan: (üryan) çıplak
hanuman: ev bark, ocak
sefilan-ı beşer: yoksul, sefalet çeken, sıkıntıda olan, perişan insanlar
biçare: çaresiz
rabıta: bağ
zulmet: karanlık
mezbele: çöplük
rehzen: yol kesen, haydut, eşkiya
sâil: dilenci
serseri: başıboş
derbeder: yaşayışı, davranışı düzensiz kişi
avare: aylak, başıboş
harami: yol kesen, haydut
kaatil: /a:/ katil
nuş eylemek: içmek
hatm-i enfas edivermek: mec. son nefesini vermek
samia: duyma
lamise: dokunma
sevk: önüne katıp sürme, götürme, gönderme
haşyet: korku
yâr-ı kadim: eski dost
Şayak: bir çeşit yünlü kumaş
kasvet: sıkıntı
nur: ışık
nim: yarı
perde-i zulmet: karanlığın perdesi
nagâh: birden bire, ansızın
sahne-i üryan-y sefalet: sefaletin çıplak durumunu
nigâh: bakış
tasvir: sözle anlatma / anlatılma, betimleme
muhal: olanaksız
derpiş etmek: aklından geçirmek
uyku taharrisi: uyku arama, mec. uyumaya çalışma
hamiyyetsiz: (hamiyetsiz) koruma duygusu olmayan

_________________
İnal Karagözoğlu
Kullanıcı kimliğini gösterİnal Karagözoğlu tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönderKullanıcının web sitesini ziyaret et
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 21 Ekm 2006
Bildiriler: 106
Alıntıyla Cevap Gönder
İnal Bey, bu anlamlı ve çok kıymetli eseri buraya taşıdığınız, hatırlattığınız için şükranlarımı sunuyorum.
Kullanıcı kimliğini gösterZ. Şakiroğlu tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönder
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 03 Ekm 2004
Bildiriler: 104
Alıntıyla Cevap Gönder
M.A. Ersoy benim için sadece İstiklal Marşı idi. Açık söylemek gerekirse pek okumuyorum. Sayın İnal Karagözoğlu'nun eklediği bu şiiri de bilmiyordum. Büyük bir zevkle okudum ve kendime neden bugüne kadar bunlardan haberdar olmadığım için kızdım. Acaba suç benim mi diye sormadan da duramıyorum.

Hep diyorum yine diyeceğim iyi varsınız. Sizlerden o kadar çok şey öğrendim ve öğrenişyorum ki...
Kullanıcı kimliğini gösterH. Ergenç tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönder
Mehmet Akif Ersoy'u Anıyoruz
Bu yazışma ortamında yeni konular açamazsınız
Bu yazışma ortamında bildirilere cevap veremezsiniz
Bu yazışma ortamında bildirileri değiştiremezsiniz
Bu yazışma ortamında bildirileri silemezsiniz
Bu yazışma ortamında anketlerde oy kullanamazsınız
Tüm saatler GMT +2 Saat  
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)  

  
  
 Cevap Gönder  
Yeni Sayfa 2