Ana Sayfa
DİLİMİZİ KORUYALIM, ONA SAHİP ÇIKALIM
TÜRK DİLİ SEVDALILARININ BULUŞMA YERİ
Cevap Gönder
Muzaffer Sungur'un Bana Hep Bana adlı tiyatro oyun metni
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 15 Ekm 2004
Bildiriler: 24
Şehir: Yzmir
Alıntıyla Cevap Gönder
BANA HEP BANA HEP BANA
Müzikli Komedi 2 Perde

Yazan : Muzaffer Sungur



TABLO 1

(Efekt olarak uzay yolculuğunu çağrıştıran bir müzik ve uzay gemisi ve uzay üssü yetkililerinin tipik diyaloğu verilir. Astronot uzay gemisinden iner)
Astronot : Dat dat dat…helo…helo…heeeelllooooo….Hüstın…Hüstın…Hello…Sağır mısın Hüstın…Oh iyi be! Fırlattınız bizi buraya…Allah bilir keyif kahvenizi içiyorsunuzdur…Biz de burada nesküik tabletleriyle idare edelim? Ayıp be Hüstın…Tamam…Dat dat helloo… Heeelllloooo!Dat daaat daaat!
Yetkili :Tamam Apollo…Ne baaarıyon öyle ,kuyruğu yanmış Zaga gibi dat dat?Söyle ne var?
Astronot :Şu an Zıbuzaretta Gezegenine inmiş durumdayım Tamam…
Yetkili :Tamam mı?Tamamsa çek sifonu …Ellerini de yıka Neil…Kah kah kah
Astronot :Oğlum Jek…İllaki astronom olmak zorunda mıydın ha? Yunivörsitede astronomi okurken ne güzel tiyatro kulüplerinde boy gösteriyordun.Devam etseydin daha komik bir komedyen olurdun…İşin ne Nasa’da?
Yetkili :Hey hey hey Neil ya !…Bi şakadan nereye geldin…Canın sıkılmıştır diye bir espri yapalım dedik…Hemen bozuk çalmaya başladın dostum…Neyse,sen başla araştırmalara…Bak bakalım Zıbuzaretta Gezegeninde hayat var mı?Varsa nasıl?…Gece hayatı nasıl?Layla mayla ha?Dandik mi?
Astronot :Gece hayatı? Var var…Ama ben mekanı beğenmedim..Küçük bi Çin lokantası varmış…Acayip coolmuş, oraya takılacağız kankilerle…Görsen yıkılıyomuş abi…Çui çuili pilavı perfektmiş… ET(İti) de hep oraya takılıyormuş…(Sinirlenir) Saçmalama Jek…Bırak da,adam gibi astronotluğumuzu yapalım…
Yetkili :İyi iyi…Hadi kolay gelsin…Bir bilgiye ulaşırsan bağlan…İyilik de yaramaz bu astronot milletine…(Seyirciye) Bu herif Yünivörsitedeyken de böyleydi…Ha bire ders çalışırdı…Yurttan dışarı çıkmazdı…Şimdi ise ne yurtdışı,dünyanın da dışında… (Uzay üssünün ışığı söner)Ah ah! Gözden kaybetmeseydim,şimdi orada ben vardım..
Astronot :Çok şükür kesti sesini…Aman tanrım…Şuralara bak şuralara…Tarihin bana verdiği şu sansa bak…Koskoca galakside sadece ben varım… Valla şuraların iyi yerinden kapatırım bir kaç parsel arazi…İleride veririm bir müteahhite…Üç günde emlak kralı olurum şerefsizim… Leb-i Dünya manzaralı lüks daireler…Neil Göçer…
Yetkili :Haa..Bir de borç para aldı mı yatardı üstüne bu üçkağıtçı inek…
Astronot :Yıllar önce büyük büyük dedem Bevırli Hiils’e “Bu Allahın dağından bi şey olmaz,adam keserler valla burada” diye beleşten kaç parsele burun kıvırmış… Onun ıskaladığı şansı ben yakalarım… Hey hey hey…Dur dur ha?…Bir de pertrol metrol çıkarsa iyice köşe olurum valla…Bay başkan da muhasebemi tutar artık…(Bir an bir çarpma gürültüsü olur)Ov may gad! Bu da ne?Ana ,bi uzay aracı daha…Uzay aracı ehliyetini üç em migrostan mı aldın birader? Önüne gelene ehliyet veriyorlar bu dünyada da ya …
Kozmonot :(Girer)Obraşka,mubraşka,zubraşka…Yok mu dedin başka…
Astronot :Hey hey hey dostum…Hey be hey yaaa…Biri burada neler olup bittiğini anlatsın ha…Hey hey hey dostum sen de kimsin?
Kozmonot :Ben Kozmonot Olga Yuripeva…
Astronot :Hay Allah…
Kozmonot :Hay guy…
Astronot :Gene Ruslar ya…Hem de bir kadın ya… Hey hey hey… Şu külüstür uzay aracına da bak…Mübarek Doğan görünümlü Şahin… Aleti doktordan temiz mi aldın usta?
Kozmonot :Bi defa bu bir alet değil,bizim uzay aracımız Soyuz oluyor kendileri…Üstelik acentadan…Sıfır…Ohoooo…Bu aleti biz kaç uzay seferinde daha kullanırız…Niye?Çünkü bir bayan kullanıyor…
Astronot :Hey dostum ne işin var burada? Dünyanın suyu mu çıktı ha?
Kozmonot :Evet mistır…Çıktı…El birliğiyle dünyanın suyunu çıkardık…Unuttun mu?Biz de sizin gibi bir yurt peşindeyiz…Hadi çek Apollo’nu da Amerikan tıraşın görünsün…
Astronot :Allah’ım ,Allah’ım…Tam da birkaç parsel kapatacakken şu hale bak ya…Hadi hadi hadi kozmonot hanım al voltanı buradan…Az öteye git… Hatta mümkünse birkaç galaksi öteye git…Kim bilir güneş sisteminin dışında daha ne hoş sistemler vardır…
Kozmonot :Hop hop hop…Ağır olalım…Önce ben geldim bayım…Senin gibi hazıra konup,keyif çatmadım…Diğer tarafta araştırma yapıyordum…Meşgul etme de biraz çalışayım…(Kendi kendine Kalinka’yı söyler)
Astronot :Yok yaaa…Apollo’mu çekecekmişim…
Kozmonot :Jeton yeni düştü…(Kalinka’ya devam eder)
Astronot :(Abartılı bir rock şarkısı söyler bir süre hem kalinka hem de rock müzik devam eder)Hişt hişt…Bana baksana sen…Dua et ki kadınsın… Yoksa… Görürdün
Kozmonot :Vay vay vay…Uzaya çıkalı bayağı modern olmuşsunuz…Kadına saygı ha…Dünyada olsak dinlemezdin kadın erkek;çoluk çocuk...Toptan fışşt!(Eliyle boğazı kesme işareti yapar)
Astronot :What’s çoluk çocuk?What did you say?
Kozmonot :Çocuklar yani…Diyorum ki, dünyada olsak kadın erkek;çoluk çocuk.. .Dinlemezdin…Bakınız savaşlar…
Astronot :Bana laf söyleyene bakar mısın?Sütten çıkmış ak kaşık sanki…
Kozmonot :İstersen kavga etmeyelim ha…Zira ben buraya gelirken,Hintlilerin ve Çinlilerin uzay gemileri de Zıburzaretta’ya doğru geliyorlardı…
Astronot :Hey may gad…Adamların açlıktan nefesi kokar;ama uzayda arsa ararlar…Anlaşılan yıldız savaşları başlıyor…(Kalinka ve rock tarzı müziği bir süre söylerler)(Işık söner)
Uzaylı : (Lokal ışık) Yıldız savaşlarıymış…Şuna açık açık uzayda rant savaşı desenize…Dünyayı yaşanılası yer olmaktan çıkardılar…Şimdi gözlerini bizim güzelim Zıbuzaretta gezegenine diktiler…Desene hanım dönme zamanı geldi…
Hanım uzaylı : Saçmalama burayı bırakıp nereye döneceğiz…Burada doğduk biz…Ata topraklarımız…Burada da ölürüz…
Uzaylı :Yanlış anladın beni…Ben en başa dönelim dedim…Bu sonu beğenmedim zira

TABLO 2 (HAYAT MEDENİYET KABARESİ)

1.Anlatıcı : (Müzikle sahneye girer) Haydi vatandaş koş…Hayat Medeniyet Kabaresi’nde gösterimiz başlıyor…
2.Anlatıcı :Komedi,macera,dram,varyete,dans,ne ararsan var…Haydi koş…Ben bunları biliyorum diye övünme…Sonra da kaçırdım diye dövünme…
1.Anlatıcı :Koş vatandaş koş…
2.Anlatıcı : Tarihin ilk çağları
Kader örmedi ağları
Kimse yaratmadı henüz
Büyük küçük orta vesaire
Bire bin ölçekli dağları
1.Anlatıcı : (Rep tarzında)Değildi henüz,hiç kimsenin
Burnu falan Kaf dağında
Tarihin bu ilk çağında
Üretmek de ,tüketmek de
Ortaktı (hem) valla (hem) billa
İlk çağların tarlasında


2.Anlatıcı : Tarihin ilk çağları
Kader örmedi ağları
Kimse yaratmadı henüz
Büyük küçük orta vesaire
Bire bin ölçekli dağları
1.ve 2.Anlatıcı: Tarihin ilk çağları
Kader örmedi ağlarııııııı….
Kadeeeeer ah be kader
Ağlarını ördün mü?
1.Anlatıcı :Hayat Medeniyet Kabaresi’nin pek muhterem misafirleri…Kabaremize hoş geldiniz…Oğlum Hidayet masa ikiye duble çoban salata… Masa dört buz bekliyor oğlum…Had sallanma
Hidayet :Soğuk buzumuz kalmamış…
1.Anlatıcı :Niye zamanında sıcak sular dondurulmadı…(Seyirciye özür dilercesine gülümser)Buzumuz soğuk değil ama; Hayat Medeniyet Kabaresi, hiçbir masraftan kaçınmıyor ve şimdi sizleri ilk çağların tarlalarına götürüyor…Üstelik buz ne kelime aysberg tadında…
2.Anlatıcı :Üstelik kadeve ve öteve de dahil…Haydi zaman tünelinde ilk çağ tarlalarına bir iki…Hidayet masa dört kalkacak herhal… Hemen hesap al…Yoksa ben alırım seni ayak altına…Nerede kalmıştık arkadaşım…
1.Anlatıcı :Zor ki zor,bir kabarede hem patron hem oyuncu olmak…Son ki üç dört…

1.ve 2.Anlatıcı: Değildi henüz hiç kimsenin
Burnu falan kaf dağında
Üretmek de tüketmek de
Ortaktı hem valla hem billa
İlk çağların tarlasında….(Çıkarlar)

TABLO 3 (İLK ÇAĞIN TARLALARINDA)

(Sahnede ilkel tolumları çağrıştıran giysilerle kadınlı erkekli bir grup,mizansenler biçiminde
tarlada ortak üretim ve bölüşme figürleri yaparlar.Figürler biter.)

Hammurabi :Yorulduk ama değdi arkadaşlar;artık bu günlük bu kadar çalışma yeter…
Urugakina :Evet Hammurabi,sen yön verdin biz de bir güzel çalıştık...Hem sen hep ne dersin?Yani ne der Hammurabi?
Hammurabi :Ne dermişim bakalım Urugakina?
Hammurabla :Ne diyecek?Yemek hazır mı hanım?Ben acıktım…Böğğğğ,gene mi ıspanak…Bi şey demediği anlarda da horul horul horlamak…
Naramsin :Ah be Hammurabla…Demek ki bilge de olsa evde hammurabi,çammurabi fark etmiyor,erkek her yerde ve her çağda erkek…
Hammurabla :Yaaa…Ne demezsin Naramsin kardeş…
Urugakina :Kız Naramsin,tarihe geçen ilk feminist olmaya niyetlisin galiba…Valla bi vurdum mu otomatikman tarihin ilk maçosu da ben olurum…Da dua et Hammurabi’ye…Entelektüel yönümü keşfetti; bana yasalarını yazdırıyor…
Hammurabi :Yahu hanımlar ne insafsızsınız…Dua edin ilk çağdayız…Üstelik de sizlere iyilik olsun diye ,tarihin ilk adam gibi yasalarını yapmış olduğum halde…Yo yo… Ben sonra görecem sizleri… Erkekler kahvede tavla atarken, tarlada canınız çıkacak canınız…Hammurabi dediydi dersiniz
Urugakina :Ne demiş Hammurabi…Hammurabi dediydi dersiniz…Demiş…Yani az önce dedi…
Hammurabi :Evet,herkes eşit payını aldı…Lugalanda gelmemişti bugün,onun da payını ayıralım…
Skorpion :Niye gelmiyor…Hani toprak hepimizin ortak mülkiyetiydi?Af edersiniz Hammurabi ama;bu Lugalanda adisi,biz burada eşek gibi çalışırken keyif yapıyor…Sorarım arkadaşlar niye gelmiyor?
Hammurabi :Sen biraz daha eşeklik yapasın diye,Bay Skorpion…
Skorpion :Oh be,gelmeyen Lugalanda,lagalugayı yiyen biz oluyoruz…Ne ala ilk çağ…
Urugakina :Ne demiş Hammurabi…Asla eşeklik yapmayın ki eşekler alınmasın…
Hammurabi :Adamcağız hastadır belki,ne biliyorsun…Hastalık sen de dahil olmak üzere insanlar içindir…Bu gün Lugalanda yarın sen…Topraklar hiçbirimizin babasının malı değil
Lugalanda :(Kafası şiş,eli yüzü sargılı girer)Kusura bakmayın geciktim…
Hepsi :Aaaaa….N’oldu?
Hammurabi :N’odu lan Lugalanda?Kayalıklardan mı düştün yine?
Lugalanda :Yok yok…Dün gece azıcık kitap okuyayım dediydim…
Hepsi : Eeeee?
Lugalanda :Okurken uyuyuvermişim,(Taş tablet kitabı gösterir)aha kitap kafama düştü…Biri hayrına kağıdı icat etse de şu kitap kazalarından kurtulsak icabında…
Urugakina :Bu durumda ne der Hammurabi?
Hepsi :Yeter! der.
Hammurabi :Hakikaten yeter be Urugakina,iyi ki Hammurabi kanunlarını yaparken sana yazdırmışım…Pişman ettin ha! Haydi arkadaşlar bu günlük bu kadar yeter…Dağılalım herkes evine…(Çıkarlarken) Ha,Lagalunga bi daha sen de kitabı yattığın yerde okuma…(Çıkarlar)
Urugakina :Ne demiş Hammurabi…Beni kulak memesi yumuşaklığında yoğurun…Hatta önemli bir söz daha söylemiş Hammurabi…Şu fırını kapatın dibim tutmaya başladı (Çıkar)

(Sahnenin solu aydınlanır devri çağrıştıran bir ev köşesi.Burası Skorpion’uevidir.Oğlu
Labarna alçı bir tablete çiviyle kazarak bi şeyler yazmaktadır , kızı Suppulima ise “HEY MEZOPATAMYA”adlı bir alçı tablet okumaktadır evde kendilerince uğraşalar içindedir)
Labarna :Bir top olsa da şöyle bi tepişsek evin içinde…
Suppilima :(Tırnağını törpülemektedir) Top icat oldu da sanki…
Labarna :Ne şans be bizimkisi…Evler müstakil ve bahçeli,komşuyu rahatsız etme derdin yok…Dolap,vitrin ve vesaire bilimum züccaciyeyi kırma derdin yok…Dolayısıyla anneden fırça yemek derdi de yok…Amma ve lakin top da yok…Diyelim hepsi var…Oynayacak bir erkek kardeş yok….Kız kardeşle mi oynayacağız? Varlar ve yoklar çağı…
Suppilima :Aman gene top icat etmeye kalkışma da?
Labarna :İyi be hatırlatma iki de bir…Ne var?Hem icatlarla bu çağlar aşılacak kızım
Suppilima :İcada bak hele…Taştan top…
Labarna :İnsanlığın en büyük buluşunun ,şimdi herkese çocuk oyuncağı gibi gelen, taştan tekerlek olduğunu unutma…Yontma taş bile gerilerde kaldı artık
Suppilima :Taşı yontup top yapmak,onunla da kafa şutu çalışmak son derece normal bir durum…Kafanda oluşan topların kaç günde iyileştiğini unutma…
Labarna :Ama benim taş yontu topun da bazı iyi yönleri vardı, hakkımı yeme…
Suppilima :Neymiş ki?
Labarna :Say say bitmez…Mesela benim top,bahçelerine kaçtığında, komşu amcalara ve teyzelere…”Keseyim mi lan topunuzu,ha keseyim mi?” deme şansı bırakmazdı…Ah,ah! İlerde insanlık ve nice canım toplar ,neler çekecek bu komşu ve yaşlı ve huysuz,teyze ve amcalardan…Sanki top bahçelerine erik şeftali araklamaya kaçıyor…Kendilerinin sonuna kadar açık televizyonlarının bangır feryat dizi sesleri kimseyi rahatsız etmeyecek sanki…İlerde…
Suppilima :Of be,Labarna…Saçmalama…Televizyon ne,dizi ne?Sus artık,canım sıkılıyor zaten,bir de senin saçmalıklarını dinleyemem…
Labarna :İleriden söz ediyoruz kızım biz…Bir manada geleceği tahmin benimkisi…
Suppilima :Aptala malum olayı yani…Of,of! Bıktım vallahi her gün aynı şeyleri yapmaktan…Sıkıldım bunaldım…Sıkıştım kaldım şu dört duvar arasına…Kaçıp gideceğim buralardan…
Labarna :Kaçıp n’apçan, …Nereye gidersen git her yer ilk çağ…Her taraf tarla toprak…Bi top bile yok…Dur dur…Kız? Yoksa kaçıp,artist ,şarkıcı falan mı olacan? İstersen popstar Mezopotamya’ya katıl…Ağzının payını al otur…
Suppilima :Ne saçmalıyorsun be?
Labarna :(Pop star jüri üyesi gibi) Suppilima…Sesin çok güzel…Biraz kendin gibi söylersen olacak…Ama o ad ne öyle… Suppilima… Ay çok iğrenç…Öğğğğkkk…Ay eskiciden mi aldın…Ninenden mi kaldı? Biraz kilo ver…Senden Mazopotamya’ya star olmaz…Az sabret Türkiye’de nasıl olsa kaset yapıp star olursun…(Kendisi olarak)Anladın mı kızım? Bi defa senin adın müsait değil meşhur olamaya…
Suppilima :Ne varmış ki benim adımda…
Labarna :Suppilima…Ne o?Babaannemin adı…Olsaydı babaannem meşhur olurdu kızım…Meşhur olamadı,toprak oldu… Ha,bu toprak lafını sıklıkla söylemek lazım…Malum,temamız toprak ya…
Suppilima :Of be,ben ne diyorum,sen ne saçmalıyorsun…Kendimi çok değersiz hissediyorum burada…
Labarna :Bu biraz da uzay boşluğunda kapladığımız alanla alakalı bir durum…
Suppilima :Ne alaka şimdi bu?
Labarna :Şöyle ki…Bu uzay boşluğunda ,ben de dahil tüm varlıklar ; hatta zerreler bile bir yer kaplıyor…Ve fakat sen…
Suppilima :Eeee…Ben?
Labarna :Sen ve senin gibilerin girdiği her alan hala boşluk…Güzelim uzayımız boşluğunda…Niye? Çünkü (Kafasını işaret eder) Burası bomboş…
Suppilima :Uzay da ne be?
Labarna :Galile’ye sor…
Suppilima :Galile de kim?
Labarna :Onu ben de bilmiyorum…Öyle salladım işte…Ama tahminlerim…İlerde uzay boşluğunu beyniyle adamakıllı dolduracak adamlardan olacağı doğrultusunda…Tabii,sadece tahmin bu…
Menes :(Anneleridir,çeriden seslenir.)Çocuklar…
Suppilima :Of be Labarna…Of… Bir can sıkıntısından geldiğin yerlere bak…Of be…Of Of of…Oysa ben bu sıkıntılarımın tamamen burcumdan kaynaklandığını biliyorum… Oğlak burcu hep böyle…Sıkıntı ,sıkıntı,sıkıntı…22 ocakta doğup kova olsaydım ;ne vardı sanki?
Menes :Çocuklar,çocuklar…
Labarna :Burç mu? Hayatta burçlara inanmam ben…Bu özelliğimle tipik bir başak burcuyum…Gıcık,dağınık,titiz ve kıl…
Menes :(Girer)Çocuklar,çocuklar…
Suppilima :İnsanı hep böyle kıl edersin zaten…Kıl Labarna…
Menes :Çocuklar…
Suppilima :Efendim anne…
Menes :Çocuklar diye bağırıyorum ,niye cevap vermiyorsunuz?
Labarna :Ee,bi soru sormadın ki anne…Neyine cevap verelim,bu soru işaretsiz bir çocuklar lafının…
Menes :Ne bu ortalık,taş toprak…
Labarna :N’apıyım anne…Ders çalıştım…
Menes :Nasıl dersmiş bu,toz toprak her yer…
Labarna :N’apabilirim…Tarihçi Heredot on sayfa özet çıkarmamızı istedi…Kazı kazı bitiremedim zaten…Ha babam ödev…Yapmadan gittik mi,kitapla kafamıza vuruyor…Hayır kitap da malum yani…Ortada kağıt diye bir şey yok henüz…
Menes :Olsun ,olsun öğretmenlerin vurduğu yerde gül bitermiş…
Labarna :Valla bizim kafada gül değil ,on yüz milyon baloncuk oluşuyor…Psikoloji diye bir şey var değil mi?İnsanın beyninde azıcık bir filtre olur canım…Ben niye ödev yapmadım,niyetim ne…Azıcık filtrenden geçirsene be adam…Filtreyi evde bırakıp filtresiz Bafra gibi okula gelmenin alemi ne?
Menes :Ne filtresi,ne psikolojisi?
Suppilima :Hiç,saçmalıyor işte yine
Labarna :Hadi filtren yok…Bari biraz kendine dışarıdan bak..Yeni bir bakış açısı kazan…Yöntemi çok kolay… Mesela duvarda bir sinek olduğunu düşün…Düşün,düşün ki, biz de tüm sınıf seni bir güzel Şeltokslıyalım…Biz sağ Heredot selamet… Yaşasın Aeoresol …
Menes :Hadi hadi…Şu ortalığı topla da babanın filtresini tıkama…Sinek gibi duvara yapıştırmasın seni…Yeni badana ettirdik daha…
Suppilima :Babamın vurduğu yerlerde hiçbir bitki yetişmiyor… Bir nevi sonsuz nadas …
Labarna :Doğru valla…Neyse sabah erken kalkıp bitireyim bari ödevi…Heredotlar tükenmeyeceğine göre…(Labarna çıkar)
Skorpion :(Girer)Oh be,herif tarlaya gelmesin,biz çalışalım…İtiraz ettik mi de suç bizim olsun…
Menes :Hoş geldin bey…
Skorpion :Göstereceğim hepsine günlerini…Hele hele o Hammurabi’yi yeniden yoğurup,saç örgüsü biçiminde fırınlayacağım…El alemin içinde ne biçim azarladı beni…
Menes :Dur,sakin ol bey…Tansiyonun yükselecek yine…Ben ne diyorum yaa… Tansiyon da neymiş?
Skorpion :Artık sona geldim…Yakında anlayacaklar Skorpion’un kim olduğunu…(Bir perde açar ve bir saban çıkarır) İşte bu alet,bizi de değiştirecek,çağı da…
Menes :Bu ne ki bey…Gecelerce bununla mı uğraşıyordun?Takır tukur…
Supplimia :Ben de tak tuk günlük tutuyorsun…Yani kazıyorsun sanıyordum…
Labarna :(Girer) Ben de doğum günüm için daha yumuşak bir top yapıyorsun sandım…Bu ne baba?
Skorpion :Adı yok henüz…Ama yetenekleri çok…
Menes :Şu demir parçasının öyle mi?Allah Allah!
Skorpion :Bu demir parçası dediğin tarlada ellerimizle yaptığımız işi,daha az sürede,daha az emekle yapacak…Hem de koskoca tarlayı…
Menes :Desene tüm komşular tarlada rahat edecekler…
Skorpion :Yok ya…Baksana benim alnımda herhangi bir şey yazıyor mu?
Menes :Aman bey,saçmalama ne bana sorarsın benim okumam yazmam mı var?Labarna okuyuversin…
Skorpion : Evet bu aletle komşular rahat edecekler ;ama benim tarlalarımda çalışırken rahat edecekler…
Menes :Saçmalama Skorpion,tarlalar nereden senin malın oluyormuş,unutma bu topraklar hepimizin ortak malı…
Skorpion :Merak etme…Pek yakında…Ne pek yakındası,gelecek programda tüm tarlalar benim olacak…Çünkü iş aletleri bende,dolayısıyla da güç bende…
Menes :Olur mu öyle şey…Ne yer ne içer komşular o zaman?
Skorpion :Korkma…Aç kalmayacaklar…Ürettiklerinin bir kısmını vereceğim onlara…Hem artık onlar komşun olmayacak…İki de bir “komşum komşum” diyip durma…
Menes :Niye taşınıyorlar mı?
Skorpion :Yaaa taşınıyorlar…Ev sahiplerinin askerden oğulları gelmiş de…Çık demişler… (Kızar)Kadın! Onlar artık komşun değil kölelerimiz olacak…Bizim için çalışacaklar…
Menes :Köle Isaura gibi öyle mi?Hem de hepsi şu kıçıkırık saçma sapan aletle olacak ha?
Skorpion :Güzel…Ben de bu alete bir ad düşünüyordum…İyi fikir verdin…Bu aletin adı…
Labarna :Kıçıkırık olsun adı…Nasıl?
Skorpion :Saçmalama,ayıp denen bir şey var…Bence saçmasapan olsun…Ya da saçsapan…Yok yok sadece sapan diyelim daha iyi…
Labarna :Sapan da pek kibar oldu baba…Saban olsun…Daha teknolojik,daha etkileyici…Daha karizmatik
Skorpion :Seni mi kıracam be…Yıllarca kafanı kırdım da n’oldu?Olsun anasını satayım…Saban olsun…
Labarna :Yaşasın saban…
Skorpion :Artık güç de bende kuvvet de…
Labarda :Farım da açık yolum da…
Skorpion :Artık hanım,elini sıcak sudan soğuk suya sokmayacaksın…Senin de canın hiç sıkılmayacak Suppilima…
Suppilima :Layla’ya da Reyna’ya da gideriz değil mi? Yani en azından açılınca…
Skorpion :O dediklerin ne bilmiyorum ama…Hepsi olacak…Yalnız al şunu sen(bir mızrak kızına) Şunu da sen al Labarna…(Bir mızrak da oğluna verir) Şimdi kızım sen doğuya doğru,sen de oğlum batıya doğru koşabildiğinizce koşup,bu mızrakları dikeceksiniz…Bu iki mızrak arası artık bizim…Bu sınırlar arasında kuş uçurmayacaksınız…Anlaşıldı mı? Artık insanlar hep bana,hep bana çalışacaklar… (Elinde balon hafifliğinde bir dünya vardır ve onunla oynamaya başlar…Ve bir süre sonra atar ve ışık söner)

TABLO 4(HAYAT MEDENİYET KABARESİ)

BANA HEP BANA ŞARKISI
Skorpion :Bana hep bana bana
Toprak hep bana bana
Para hep bana bana
Hepsi hep bana bana
Bir elim hep sıcak suda
Yağlar hep bana bana
Ballar hep bana bana
Köle hep bana bana
Kazanç hep bana bana
Ban hep bana bana

(Lokal ışık Nemrutyus’u aydınlatır)
Nemrutyus :(İçeriden az önce Skorpion’un oynayıp attığı dünya Nemrutyus’a atılır ve bu seferde Nemrutyus dünyayla oynar) Ben Nemrutyus…Benim topraklarım da, bana,aileme ve kölelerime yetmez oldu…Skorpion toprakları daha verimliymiş…Na böyle böyle sebzeler,sulu sulu meyveler yetişirmiş…Eeeyyy kölelerim…Şey yani askerlerim… Yiğitlerim… Aslanlarım…Gün bu gün…Daha güzel bir dünya için Skorpion topraklarına hücum….

İŞTE SAVAŞ ŞARKISI

2.anlatıcı : Böyle olunmuş savaşlarla tanış
Ok,yay, kılıç ,kalkan
Silah,asker, şehit,ölüm
İnsandan insana zulüm
Girmiş daha ilk çağdan
Daha güzel bir dünya diye diye
Al gülüm ver ölüm
1.anlatıcı : Daha güzel bir dünya diye diye
Gözler hiç mi hiç doymaz
Komşunun tavuğu komşuya kaz
Bir avuç toprak uğruna
Göçüp giden genç beden için
Bir mezar da sen kaz…Hadi kaz
Kaz babam kaz…
2.anlatıcı : İşte böyle sayın seyirci
Savaşlarla yüzyıllar geçti
Her şey değişti,teknik bile
Bir tek değişmeyen
Daha güzel bir dünya diye diye
Ölüme yollanan genç bedenler
Geçerken önünüzden törenle
Kalma seyirci pek sayın seyirci
2.anlatıcı : Yirminci yüzyılda
Avrupa’da bir yer
Burada da zaman zaman
Daha güzel bir dünya diye diye
İnsanlar birbirini yer
Kimi de çıkıp söyler
Vi hays Lili Marlen
Vi hays Lili Marlen
1.ve 2.anlatıcı :(Şarkının melodisiyle) Vi hays Lili Marlen… Vi hays Lili Marlen
TABLO 5 (DÜNYANIN ŞALTERİ)

( 20.yüzyılda Avrupa’da bir yer)(Müzik:Lili Marlen)


Zerga :Hay Allah,saat kaç oldu çocuklar hala dönmemişler okuldan…Şimdi babamız Şalter de işten gelir…Yine sinirli mi sinirlidir…Bir sürü aç birey…Yemek yapmalıyım…Patates çeşitlemeleri ve bonfile…
Baltazar :(Sinirle yanında kardeşi Kazmazar’la girer) Kazmazar,Kazmazar, Kazmazar… Seni hiç anlamıyorum …Kazmalığını yaptın yine
Kazmazar :Sen bu güne kadar neyi anladın ki beni anlayacaksın…Benim güzel kardeşim Baltoş…
Zerga :Kazmazar,ne diye kızdırdın Baltazar’ı yine?
Kazmazar :Anne ya,bilmiyor musun bu Baltazar’ın huyunu…Sürekli bir öfkeye ev sahipliği eder…Adına boşuna dememişler Balta…
Baltazar :Sana niye Kazma dendiyse…Kazmoş…
Zerga :Kesin ikiniz de sesinizi…Terbiyesizlik yapmayın…Diyemiyorum…Çünkü, sahiden birinizin adı Baltazar,diğerinizinki de Kazmazar…Babanız böyle buyurdu n’apalım…N’oldu ,ne var gene?Niye kapıştınız?
Baltazar :Ya anne, sözlüye kaldırdı ve sıfır verdi diye coğrafya öğretmenini babama şikayet etti,senin bu oğlun…
Zerga :Babanızı nerde gördünüz? Yoksa yanına mı gittiniz iş zamanı? Çok kızmıştır.
Kazmazar :Gitmedik….Müdürün odasından telefon ettim anne…Edemem mi? En doğal mülki ve idari hakkım bu benim…
Zerga :Edersin ,edersin de…Hani bir şikayet için de…Babanı…Yani…Ne bileyim…
Baltazar :Hem de sözlüden sıfır aldım diye…
Kazmazar :Ben almadım oğlum ,öğretmen verdi…
Baltazar :Yine de babama şikayet etmemeliydin…Öğretmenin seni de sözlü yapması gerekiyor…Müfredat gereği…Senin de talime ve terbiyeye ihtiyacın var…
Kazmazar :Yapsın,itirazımız mı var?Ama insan doğru dürüst bir soru sorar…Değil mi?
Baltazar :Daha n’apsın adamcağız…İstediğin yerden kendine bir soru sor dedi…
Zerga :Daha ne istiyordun oğlum?Adamcağız yapacağını yapmış…
Baltazar :Bu Kazma da gitti en kazık soruyu sordu kendine…Niye ,Kazma çünkü…
Kazmazar :Yok yaa,en kolay yerden soracaktım da sınıfta karizmayı mı sarsacaktım?
Baltazar : Öğretmeni babama şikayet etmek, çok karizmatik çoook…Karizmatik ve Kazmatik
Kazmazar :Velim değil mi?…Tabi ki şikayet edecem…
Zerga :Velin,velin de oğlum…Baban işte biliyorsun…Biraz sinirli yani…(Saatine bakar) Hay Allah, bu arada kız kardeşiniz ortada yok…Süzmezar nerde?
Baltazar :Onların dersi erken bitmişti…Kızlarla çıktılar…
Süzmezar :Ben geldiiim…
Zerga :Kızım nerelerdesin sen?Üstelik dersiniz de erken bitmiş…
Süzmezar :Aman anne… Biliyorsun bu gün zor bir sınavımız vardı… Arkadaşlarla biraz dolaşıp,hava alalım dedik…
Baltazar :Allah bilir yine market gezmeye gitmişsinizdir…
Süzmezar :Evet…Olamaz mı,hava alınamaz mı?
Kazmazar :Markette de iyi hava alınır ha…Hele cebinde paran yoksa havanın hasını alırsın hasını…
Baltazar :Tepedeki pervaneler ne biçim hava yapıyorlardır oğlum…Mis gibi iyot çarpar adamı
Süzmezar :Tabii..Püfür püfür…
Kazmazar :Hele şöyle…Bakliyat ve hububat reyonunu da karşına alacaksın ki ooh! Gel keyfim gel…
Baltazar :Ya da geçeceksin karşısına patateslerin…Üstten yeşil roka tepesinin eteklerine baka baka boy firendini düşüneceksin…Nay nay nay nom….(Love story’i söyler)
Kazmazar :Roka tepesi olur mu oğlum onun için acur ve hıyar reyonu biçilmiş kaftan…
Süzmezar :Anne yaaa…Şu oğullarına bir şey söyle…Her zaman kedi köpek gibiler ama…İş benimle uğraşmaya gelince,koalisyon güçlerini oluşturuyorlar vallahi…
(Dışarıdan takır tukur gürültüler gelir)
Zerga :Alın işte,babanız da geldi…Takır tukura bakılırsa eve iş getiriyor yine…
Süzmezar :N’apıyorsa,dün bütün gece takır tukur çalıştı tepemde…Uyuyamadım…
Zerga :Yine dünya işlerine kafayı taktımıştır…
(İçeri önce balondan dünya girer…Ardından da Hitler’e benzeyen Ugh Şalter girer)
Şalter :(Bir ayağını kaldırarak selamlar)Uggh Şalter…
Çocuklar :Ugh Baba Şalter…
Zerga :Tüh bey…Yine kendine oyuncak bulmuşsun…Kocaman adamsın,rahat bırak şu dünyayı…Yani çocukların ders arçalarını…
Şalter :Rahat mı bırakayım Fora Zerga? Rahat mı bırakayım…Koskoca Ugh Şalter’e ha? Dünya bu,ders aracı olur mu?Bak ders araçları dedin de aklıma geldi…Kazmazar seni sözlüye kaldırıp sıfır veren öğretmenin var ya?
Kazmazar :Evet baba?Adi coğrafyacı
Şalter :Artık yok…
Zerga :Nasıl yani?
Şalter :Şu an bizim banyoda çünkü…
Baltazar :Yıkanmak için mi?
Şalter :Tam tersi…
Kazmazar :Kırk yıllık Coğrafyacıyı tellak mı yaptın yoksa baba…
Şalter :Hayır…Sabun yaptım…Hem de dörtte bir nemlendiricili…Beş nokta beş pe aş dengenizi koruyacak…
Zerga :Ugh Şalter…
Çocuklar :Ugh baba Şalter…
Kazmazar :Baba ,ceza dedim ama bu kadarı da değildi yani…Şöyle küçük bir sürgün yeterdi bana…
Şalter :Hadi herkes banyoya…Ellerinizi bi güzel sabunlayın…Marş marş !Doğru banyoya…
Hepsi :Öğğğkk Şalter!
Şalter :Şaka oğlum şaka…Ben…Koskoca Şalter…Dünyanın Şalter’i…Hiç böyle şeyler yapar mıyım?Yapmam…Yani en azından şimdilik yapmam…Sürdüm senin coğrafyacıyı…Mönşengıladbah’ın ücra bir kasabasına…Şimdi Mönşengladbah istasyonunda…Mahrumiyet mahrumiyet , gelen giden trenlere bakıyordur...Mönşengladbah’ın kalbur üstü ve ileri gelen öküzleriyle… Haaai!
Kazmazar :Coğrafyacı değil mi?Öğrensin Germanya’nın kaç bucaktan oluştuğunu… Milli coğrafyayı öğrenmek için bundan iyi bir fırsat mı olur haaai?Yaparak ve yaşayarak…
Şalter :En azından şimdilik…Haaa…Veli toplantısında da okula geleceğim…(Bu arada balon dünyayla oynar)
Baltazar :Dünyayla ne güzel oynuyorsun baba…
Şalter :Oğlum,zamanında beni Mönşengladbah genç takımından istedilerdi de babam göndermemişti…Ama ben kaçarak birkaç antrenmana çıktım…
Kazmazar :Beğenilmedin mi yoksa?
Şalter :Beni ha?Beğenmeyecekler ha?Ne alakası var!
Süzmezar :Sağlık kontrolünü aşamadın o zaman…
Baltazar :Ya da bonservis bedelin yüksekti…
Şalter :Allah Allah…Ben ha!...Kafa toplarına hakim değilisin diyen antrenöre bi kafa attım…Onlar da beni takımdan attı…O yüzden cezalıdır o kent…Eee! Etme bulma dünyası…
Süzmezar :Acaba, zamanında büyük takımlardan istenmeyen bir baba var mı? Bütün suç onların babalarında…Gönderselerdi…Hepsi birer ilahtı bu gün…
Şalter :Burada gereksiz cümle israfları mı olmaya başladı ne?Tepemin tası da atıyor mu ne?....Hadi beni rahat bırakın da yemeğe kadar çalışayım…Hadi hadi bir kaçınızın canını yakmadan çıkın…
Zerga :Aman tamam…Çıkıyoruz…Eve iş getirmek de ne demekse artık…İyi ki şansölye odun…Şu şansa bak be…Ugh Şalter!
Kazmazar :Ugh Şalter!
Baltazar :Ugh Şalter!
Süzmezar :Ugh Şalterişko…
Hepsi :(Süzmezar dışında) Artık o babişko değil…Babbaaaa…(Çıkarlar)
Şalter :(Dünyayla oynamaya başlar)Şu stile bak be…Şu duran toplara vuruşa…Şu hava toplarına hakimiyetine bak…Ulan ya!...Mönşengladbah’tan atılmasaydım, gol kralıydım şerefsizim…Üstelik de Mönşengladbah’ın o zaman acayi puana ihtiyacı vardı ve kaybetmeye tahammülü yoktu…Düşme hattına yakın tüm takımların olduğu gibi…Bu arada,şu Mönşengladbah’ı lanetledim diye çok ihmal ettim… Bir iki yatırım yapmalı yaa! Önümüz seçim… Büyücek bir iki fırın mesela...Taş fırın… Ve birkaç da gaz odası mesela… Oto gaz yapacam bu Mönşengladbahlıları…Otogaaaaaz…Tankları o gazla yürütecem…
Hizmetçi :(Girer) Çayınız hazır Ugh Halter…İçin sıcak sıcak…


Şalter :Hayl dilin eşek arıları soksun e mi ? Halter değil,Şalter…Şalter…Buraya göç edeli kaç yıl oldu öğrenemedin şu dilimizi…Bir şey söyledik mi de adımız yabancı düşmanına çıkıyor…Alt tarafı küçücük bir eleştiri…Sanki toplayıp kemiklerinden düğme yapıyoruz…(kendi kendine) Fena fikir de değil hani…
Hizmetçi :Dilimiz dediği de,konuştun mu küfreder gibi…”Seni seviyorum”u biraz yüksek sesle söylesen,doğrudan kavga sebebi…Çayınız hazır Ugh Hal…Şalter…İçin de serinleyin artık…Zira soğudu…
Şalter :Ne çayı bu?
Hizmetçi :Beş çayı…Fayf e klak ti yani…
Şalter :Onu sormuyorum Fora Volga…Menşey olarak ne çayı?
Hizmetçi :Siz bu nasyonel ırkçılığı biraz ileri götürmüyor musunuz ugh Şalter? (Seyirciye) Bu kadarı da olmaz yani…Tamam,yerli malı yurdun malı;ama yurtta mal olmayınca…N’apsın Germanyalı?
Şalter :Ne yani,ülkesini,insanını,ırkını sevmek suç mu ha suç mu?Sorarım…Suç mu? Bu arada senin dilin iyice uzamaya başladı…Senin ırkına da bir gün bi gülecem feleğiniz şaşacak…Adam gibi söyle şunu, ne çayı?…Seylan’sa hemen götür…Rize çayıysa hiç teklif etme,küsüm zira Çaykur’a…
Hizmetçi :Ne çayı bilmiyorum ama, fincanda beklemekten soğumak ne, küçük bir aysberge dönüştü…
Şalter :İyi madem,git değiştir o zaman…(Hizmetçi çıkarken) Ya da boş ver kalsın…Seylan bizim olunca içeriz çayı da…(Hizmetçi çıkar Şalter yine dünyayla oynar)
Hizmetçi :(Girer)Ugh…Kraker…
Şalter :Anlaşıldı sana yemeklerden sonra üç cilt lugat yutturmak gerekecek…
Hizmetçi :Ordu komutanı,dışişleri bakanı ve maliye bakanı görüşmek için bekliyor… Alayım mı içeri…
Şalter :Doğru ya toplantıya çağırmıştım onları….Çağır çağır…Gelsinler…Biraz önceki aysbergi ısıt da…İkram olsun…(Hizmetçi çıkar)
Ord.komutanı:(Girer)Ugh Şalter!
Şalter :Ugh Şalter!
Dışişleribak. :Ugh Şalter!
Şalter :Ugh Şalter!
Maliye bakanı:Ugh Şalter!
Şalter :Ugh Şalter!
Ord.Kom :(Dışişleri bakanına)Ugh Şalter
Dışişleri B. :Ugh Şalter!
Ord.Kom :(Maliye bakanına)Ugh Şalter!
Maliye Bak. :Ugh Şalter! (Ordu komutanına)Ugh Şalter!
Ordu Kom. :Ugh Şalter…
Maliye Bak. :(Dışişleri bakanına) Ugh Şalter!
Şalter :Yeteeeeeeer! Tamam anladık…Ugh Halter…Ay şey…Yani Şalter!... Ülen sizin bu selamlaşmanız yüzünden iki aydır bakanlar kurulunu toplayamıyorum be! Tamam…Kısa kesin…En azından biz bizeyken…Kısa kesin…Yoksa ben ufak bir operasyonla çenelerinizi tamamen aldıracam…Susun
Üçü :Emredersin Şansölyem…
Şalter :Şanssız ölün e mi?Hatta süper lotoda hiçbir kolonunuza tek rakam isabet etmesin…Hatta tombalada birinci çinko bile yapamayın…Öyle kek kek ütülün…Ne var ,tam yemek vakti?
Ordu Kom. :Şeeey…Siz bizi emretmişsiniz Şansölyem...Biz de apar topar geldik…Yemek vakti…
Şalter :Komutan,komutan..Sırtımda bir ağrı ellerimde de tuhaf bir karıncalanma var…
Dışişleri B. :Geçmiş olsun da…Bunun için bizi değil,sağlık bakanını çağırmanız daha doğru olurdu kanaatindeyim…
Şalter :I ıh! O çok cılız…Sırtımı çiğnetmek için benim daha iri birilerine ihtiyacım var…
Maliye B. :Benim bildiğim daha iriler var hayvanat bahçesinde…Ayı şeklinde…Keşke onlardan bir tane kapıp getirseymişiz…Bilmedik ki Şansölyem…İnsan önceden bir söyler değil mi ama…
Şalter :Tüh ya! Bu benim hiç aklıma gelmedi…Siz yeterdiniz sandım…Ne akıllısın lan maliye bakanı…Başka güzel tekliflerin var mı?
Maliye B. :Amaaan,nerde şansölyem…
Ordu K. :Ellerinizdeki karıncalanma için de Gerzenkirşen kaplıcaları bire bir…Karıncalanmayı şıp diye kesen…Gerzenkirşen…Diye yazar hatta reklamlarında…
Dışişleri B. :Ya! Gerzenkirşen…
Şalter :(Sinirli bir gülmeyle) Ya…Gerzenkirşen…(Birden ciddileşir) Gerzekler triosu…Ben bilmez miyim neyin neye iyi geldiğini…Bakanlar kurulunda bile sizi idare eden benim…Benim bu ağrılarım ,karıncalanmam hamlıktan…
Maliye B. :Maşallah,hiç de ham değilsiniz…Olgunsunuz ve dolgun…a yakınsınız…
Şalter :(Seyirciye)Önümüz kış…Şunların kabineden istifalarını isteyip,doğal gaz yapıp ısınsak mı? (Kızar) Hayl hat! Yahu! Dinleyin beni…Hizmetçi,siz gelmeden az önce bir bardak çay getirdi…
Maliyen B. :O da sinir yapar tabii…Kuşburnu ve hatmi çiçeği bence çaydan daha sağlıklı…
Ordu K. :Olur mu efendim…Melisa ve papatya en ideali…
Dışişleri B :Hayııır! Civanperçeminden şaşmayacaksın…Bizim hanım içine karanfil de atar…Immmmm!
Şalter :Bir ki üç tıp…Susun be! Sustuğunuz zaman daha bi bakan gibi duruyorsunuz…Susun ve beni trene bakan gibi değil,bir bakan gibi dinleyin…Şimdi bu hizmetçi çayı getirdi ya…(Adamlar bir şey söylemeye kalkışırlar) Şiişşt…Suuust!…Düşündüm de…Çin’de çay var…Seylan’da var…Rize’de…Rize’de bile var…
Ordu Kom. :Evet Çaykur Rize…Hep ters gelmiştir üç büyüklere…
Şalter :Çaykur,bağkur…Şimdi size bazı sorularım olacak…
Maliye B :İstediğimiz sorudan başlayabilir miyiz örtmenim…Şey…Şansölyem?
Şalter :Soruya numara verdiğiniz sürece evet…
Dışişleri :Benim de bir sorum var…Kırmızı kalem kullanabilir miyiz…
Şalter :Bütün bunları espri olarak düşünmek istiyorum…Ama ardından gelmeyen herhangi bir “deeeer mişim” lafı ve hemen akabinde de bir kahkaha olmaması, bu şekil düşünmemi engelliyor…Zekanızdan endişe etmeyi de aylar önce bırakmıştım zaten…Sorarım size…Niye biz kendi çayımızı yetiştiremiyoruz?
Maliye Bak. :E bizim topraklarda çay yetişmiyor da ondan…
Şalter :E yetişen topraklar var ama…Peki madımak yetişiyor mu? Ya da ebegümeci ha?
Ordu K. :(Maliye bakanına)Hayır demememiz gerekiyor bu durumda…
Şalter :Ebegümecisiz bir hayat düşünemiyorum;ama yan komşuda var…Pekiii… Bizde bor madeni var mı?
Maliye :Bor? Bildim…Hani şu pazarı geçince eşeğin Niğde’ye sürüldüğü bor…
Şalter :Seni de sürsem ya oraya…Baban sana harçlık bile vermezdi;ama biz ülke kasasını emanet ediyoruz hayl be maliye…Bu bor maden Helmuş, maden…Var mı bizde?
Dışişleri :Var ama…Alt komşuda…Nasıl ama Şansölyem?
Şalter :Bravo dışişleri…Saksı çalışmaya başladı…
Maliye :Peki n’apıcaz…Satın mı alacaz…Bu zor, zira hazine tamtakır…Yeni ve çok teknolojik silahlar almıştık ya,paralar oraya gitti…Unuttunuz mu?
Şalter :O silahları kovboyculuk oynamak için almadık herhalde… Şimdi askeri raporları alayım sizden…Silah var mı?
Ordu k. :Var var..
Şalter :Mühümmat var mı?
Ordu K. :O da var!
Şalter :Benim için ölmeye hazır hücum kıtalarım var mı?
Ordu K. :O da var,o da var!
Şalter :Doğal kaynaklarına ihtiyaç duyduğumuz ülkeler burnumuzun dibindeler mi?
Maliye B. :O da var ,var var…
Şalter :E ne duruyoruz öyleyse…Savaş yapsak ya… Savaş yapsak ya…(Bir süre birlikte söylerler ve Şalter de dünyayla oynar)
Dışişleri :(Birden duraklar) Şeyyy…Sansölyem…
Şalter :Ne şeyi,ne şansölyesi dışişleri?
Dışişleri :Peki ne sebeple savaş açacağız…Bir sebep bulmalı…
Şalter :Doğru yav Dışişleri…Dandik de olsa bir sebep bulmak lazım…Hah!Tamam Hollanyalılar var ya,yetiştirdikleri lalelerle kitleleri imha etmeyi planlıyorlarmış,(Göz kırpar) Dünya barışı için saldırın anasını satayım… Yalandan kim ölmüş?(Maçlardaki gibi) Saldırın saldırın saldırın…Bu taraftar için saldırın…
Hepsi : Saldırın saldırın saldırın…Bu taraftar için saldırın…
(IŞIK SÖNER)

TABLO 6 (HAYAT MEDENİYET KABARESİ)

1.Anlatıcı :Komşunun tavuğu görünür kaz
Komşudayken kaz durmak olmaz
Tak takıştır,al takke ver silah
Haydi yallah,Allah Allah
2.Anlatıcı :Sel gibi aksın kanlar
Nehirlere denizlere karışsın
Daha fazla silah uğruna
Aç ülkeler bile yarışsın
1.Anlatıcı :Kazanma hırsı bürümüştü artık dünyayı…Hep bana hep bana,toprak bana,maden bana diye diye…
2.Anlatıcı :Çoluğu çocuğu açlıktan kırılan ülkeler bile,yiyecek ekmek bulamadı ama;peynir ekmek niyetine…Süpersonik silahlara gözlerini kırpmadan milyarlarını yatırdı…Niye?

1.ve 2.Anlatıcı:Bana hep bana bana
Toprak hep bana bana
Para hep bana bana
Hepsi hep bana bana

DANS (Bir Afrika müziği eşliğinde Afrika askerlerinin dansla karışık gayr-ı nizami tören geçişi canlandırılır)
Afrikalı komutan:Ay kama zimba zimba zayo…Ay kama zimba zimba zi…
Askerler : Ay kama zimba zimba zayo…Ay kama zimba zimba zi…
Afrikalı komutan :Ay kama zimba zimba zayo…Ay kama zimba zimba zi…
Askerler : Ay kama zimba zimba zayo…Ay kama zimba zimba zi…Tofi tofi tofita…Tofitaaa…Tofitaaa…(Çıkarlar)

2.Anlatıcı :Toprak için savaşlar yıllarca sürdü…Bazen masaya barış için oturuldu… Savaşla kalkıldı…Sebep hep aynıydı…Bana hep bana bana
1.Anlatıcı :Ama bu “Bana hep bana”nın akıllı girişimcileri de yok değildi hani…Gözleri toprak bürümüş bir kere…
2.Anlatıcı :Bazen bu toprak sorununu kansız çözdü insanlık…Öyle ya…”Parrra!” diye bir şey vardı değil mi?Her kapıyı açan altın anahtar…
1.Anlatıcı :Savaşma,satın al…Vermezlerse…
2.Anlatıcı :Vermemek de ne demek? Efendim,Hayat Medeniyet Kabaresi’nin pek kıymetli misafirleri…Şimdi sizleri biraz daha gerilere götürüyoruz…
1.Anlatıcı :Şöyle bir iki yüz yıl gerilerden,garip bir alışveriş hikayesi geliyor…Haa! Sebep mi?
2.Anlatıcı :Ne olabilir? Tabi ki…
1.ve 2.Anlatıcı:Bana hep bana bana
Toprak hep bana bana
Para hep bana bana
Hepsi hep bana bana

TABLO 7 (BEYAZ ADAM ARSA ALIYOR)
(Tipik bir kovboy müziği…Işık yandığında bir Kızılderili reisi oturmaktadır ve sahneye Kalemty Jane girer)

Jane :Selam,büyük reis…Sana Washington’daki büyük reisten selam getirdim…
Reis :Ugh! Yüce Manitu adına…Hoş geldin beyaz adam…
Jane :Kızıl Reis,ya gözün bozuk ya da iyi işitmiyorsun galiba…Görmüyor musun? Ben adam değilim…
Reis :İlginç bir itiraf,adam değilsin demek…
Jane :Yani kadınım demek istiyorum…Ama şunu unutma, kadınım ama iyi silah kullanırım…Bana,adıyla sanıyla Kalamty Jeyn derler…
Reis :Beyaz adam,kadın da olsa başka şeyle övünmeyi bilmez mi hiç? Silah, kavga…Ugh! Neyse…Washington’ daki ulu reis durduk yere selam göndermez…
Jane :Yanılmadın,büyük reis…
Reis :Büyük reis boşuna olunmuyor…
Jane :Beyaz Prezident, benimle sana bir teklif gönderdi…
Reis :Teklif dediğin çift seçeneklidir…Ama,beyaz adamın teklifi hep tek seçenekli olmuştur…
Jane :İyi bildin…Hakikaten reis boşuna olunmuyormuş…
Reis :Söyle…Nedir teklifi?
Jane :Big,beyaz ve ulu prezident, sizin bu topraklarınızı tümüyle satın almak istiyor…
Reis :Tabi, sığmadı değil mi koca kıtaya beyaz prezident?Niye,çünkü onun halkı çok kalabalık. Uçsuz çayırları kaplayan ot gibiler…Hakkaten ot gibiler…
Jane :Evet…Yetmiyormuş gibi ,Avrupa’dan da bir sürü beyaz adam göçü başladı…Tabi dar geldi…
Reis :Desene buraları da alıp,otlağa çevireceksiniz…
Jane :Yok yok…Burayı satın alıp,kooreratif evleri yapacakmış…
Reis :Nasıl yani?Anlayamadı Kızıl Reis
Jane :Yaaaa…(Tempolu bir şekilde) Bilemediiii bilemediii…Büyük reis bilemeeediiii! Şöyle ki, buralara çok katlı siteler kuracak…Gecekondu önleme bölgesi projesi yani…
Reis :Bir alışveriş ha?
Jane :Evet, Upulu prezidentim soruyor…”Büyük Manitu,ne istiyor buralara…Fiş almazsak bi güzellik düşünür mü?” diyor.
Reis :Yoooo…Fiş almadan olmaz…Her fiş,bize yol,su,elektrik,bomba,silah ölüm şeklinde dönüyor…Hem maliye var…
Jane :Anlamadım…
Reis :Normal…Kalamty Jeyn de boşuna olunmuyor demek ki? Yalnız,çok şaşırdım…
Jane :Böyle büyük bir görev için bir kadının gönderilmesine değil mi?
Reis :Buna ne şaşıracağım,biz de bin yıldır kadın erkek eşit…
Jane :Neye şaşırdın peki?
Reis :Beyaz Reis’in bir alışverişe bir kadın göndermesine şaşırdım?
Jane :Bunda şaşacak ne var?
Reis :Ne yok…Kadınlar bir ekmek almak için alışverişe girer,iki market arabasını doldurmadan çıkmaz…
Jane :Prezident boşuna olunmuyor…Demek ki,elim boş dönmeyeceğimi ve hatta ekstradan bir şeyler de alacağımı biliyor…
Reis :Bizim bu teklifi düşünmemiz lazım… Halkıma danışmam lazım önce!
Jane :Danışmak mı? Allah Allah,siz de demokrasi yok mu? Sat gitsin,ne düşünüp danışacaksın…
Reis :Bak Kalammty Jeyn…Bir defa,halkım beyaz adamın isteği nedir? diye soracak?Bizim bunu anlamamız çok zor!
Jane :Ay nesini anlamayacaklar ki?
Reis :Bunu da senin anlaman zor…Halkım soracak,bu güzelim havanın ,bu köpüren suyun gerçek sahibi biz değilsek, biz beyaz adama nasıl satabiliriz ki, diyecek…
Jane :Anlamamam fena halde devam ediyor…
Reis :Biraz daha devam edecek o zaman…Şu parlayan çam ağacının,sisin, vızıldayan arının bizde kutsal bir anlamı var… Biz doğanın parçasıyız,doğa da bizim parçamız…
Jane :(Seyirciye) Bak sen,içim parçalandı şimdi…
Reis :Hoş kokulu çiçekler kız kardeşimiz…
Jane :İyi ya, ben de bir çiçekçi dükkanı açarım…
Reis :Ren geyikleri,yüce kartallar ve atlar erkek kardeşlerimiz…
Jane :Altılı ganyan bayii de olabilir…
Reis :Irmağın köpüren dalgaları…
Jane :Ya da şaşal su bayii…
Reis :Çayırdaki çiçeklerin özsuyu…
Jane :Kozmetik işi de olur valla…Bozmaz…Paraya bak be!
Reis :Bunların hepsi, bir ve tek soya,bizim soyumuza aittir…
Jane :Daha ne istiyorsunuz…Yüzyıllardır orada boşu boşuna duran mallarınız, kontrolsüz akıp giden sularınız, bir kontrol altına alınacak ve insanlığın hizmetine sunulacak…Unutma,kontrolsüz güç,güç değildir.Ayrıca her yere de demokrasi götüremeyiz ya,size de modern hayat getiriyoruz işte…
Reis :Beyaz Reis,bizden toprağımızı isterken çok şeyler istiyor…
Jane :(Seyirciye)Bunlar da kaşınıyor ha…Bence iyi bir çıkarma operasyonu bu sorunu kökten hallederdi ya…Büyük prezident’in işlerine bazen akıl sır ermiyor işte…(Reis’e)Daha ne düşünüyorsun ulu reis… Karşılığında para veriyor size…Üstelik tık para…Kredi kartı,taksit falan da değil… Doğru dürüst çip para bile kazanamayacaz valla…
Reis :Yok yok…Bu teklif uzunca düşünülesi bir teklif…(Işık söner)

1.Anlatıcı :Sonra ne mi oluyor?
2.Anlatıcı :Dünya globalleşiyor…Ve modern sokaklarında küresel dünya adına yerli avlanan, Seatle doğuyor…Merketler,çiçekçiler ve ganyan bayileriyle…
2.Anlatıcı :Lakin çay içmeniz için on dakika ara verecek…
1.Anlatıcı :Kafedeki çayla idare edin…Ve…
2.Anlatıcı :Başkasının çayına göz dikmeyin….

BİRİNCİ PERDENİN SONU
Kullanıcı kimliğini gösterMuzaffer Sungur tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönderE-mek gönder
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 15 Ekm 2004
Bildiriler: 24
Şehir: Yzmir
Alıntıyla Cevap Gönder
İKİNCİ PERDE

TABLO 8 (HAYAT MEDENİYET KABARESİ)

2.Anlatıcı :Çaylar sıcaktı,belki de bayat
Siz içerken durmadı hayat
On dakika ne ki serde
Aktı gitti zaman heyhat
1.Anlatıcı :Dünya dönerken aynı yerde
Düşünmeye (bile) kalmadı fırsat
Başladı işte ikinci perde
Biraz medeniyet,azcık (da) hayat
2.Anlatıcı :(Ekolu bir sesle ve arabesk bir müzikle) Efendim…Hayat medeniyet kabaresinin pek değerli misafirleri…Saygı duyuyorum efendim…Oooo Hasan Bey…Şeref verdiniz efendim…Çelenk için ayrıca teşekkürler,ne nazik zahmet… (Müzik yükselir ,alçalır ve bir süre fonda kalır)…
1.Anlatıcı :Hidayet oğlum…Bak ağabeyimizin masasına…Hani yanar döner meyve tabağı? Oğlum uyuşuk uyuşuk durmayın yavrucuğum…
Hidayet :Tamam patron,yettim…Masa sekizin kıracakları tabakları vereyim,masa otuz üçün yerlere sepeleyeceği kağıt peçeteleri götüreyim ,bakacağım ağabeyimizin de masasına…
1.Anlatıcı :Bir ara ceketini masa beşe götür…Yakıp eğleneceklermiş…
2.Anlatıcı :(Gazino solisti havalarında yumuşak g’ye biraz daha basarak) Proğramımızın bu pek müstesna bölümünde…Hayat Medeniyet gazinosu,sizi şipşirin bir yeryüzü garabetine götürecek…Elleri…Elleri havada göreyim…Şapppiiiieeh….
1.Anlatıcı :(Oyuncu kimliğine bürünür) Efendim Hayat Medeniyet Kabaresi,yine yeni yeni yeniden,ve de hiçbir masraftan kaçınmayacak ve sizleri her şeyin çok garip olduğu ve fakat bu garipliklere hiç kimsenin şaşırmadığı bir yere götürecek…
2.Anlatıcı :Alıcılarınızın ayarlarıyla oynamayın,çünkü bozukluk merkez vericilerinden…Bu şaşırmaya ve çabucak sindirmeye ve hemen unutmaya alışık ülkede…
1.Anlatıcı : Efendim hatırlarsanız dünyayı savaşlarda bırakmıştık,sözüm ona daha güzel bir dünya içindi savaşlar…Oysa şimdi bakıyoruz…Önce dünya değişmiş…
2.Anlatıcı :Sonra düşmanı değişmiş insanların…
1.Anlatıcı :İnsanın en büyük düşmanı yine kendisi oldu bu yeni toprak savaşlarında..Sebepse hep aynı…
1.ve 2.Anlatıcı:Bana hep bana bana
Toprak hep bana bana
Para hep bana bana
Hepsi hep bana bana(Anlatıcılar çıkarlar)

TABLO 9 (ORMAN NE GÜZEL,NE GÜZEL)

(1.RESİM)
(Sahne loştur...Tipik bir köy meydanı...Birkaç köylü erkek ayaktadır,birkaç kadın da oturmaktadır.Fonda acıklı bir kaval çalmaktadır...Kaval sesi yavaş yavaş kesilirken sahne de yavaş yavaş aydınlanır.)
Köylüler :(Acıklı ve popüler bir türküyü hep birlikte söylerler)
1.köylü :(Köylüleri susturur)Şşşşt....Pişşşşt....Susss...(Yavaş sesle) Gardaşlar !
Köylüler :Neeeeee?
1.Köylü :İpleri hazır ettiniz mi?
Köylüler :Heeeeee !
2.Köylü :Heeeeee ! Hazır etmem mi Haydar Emmi...Teeee iki gün evelinden hazırladımdı....(İpi çekiştirir)Şuna bak be ! Avrupa şerefsizim Avrupa...
1.köylü :Sağlam yani?
1.kadın :(2.köylünün karısıdır)Sağlam olmamı Haydar Emmi?Gaynımgil Alamanya’dan getirdiydi...Paşaportu öldürtüp...
Köylüler :Allah rahmet eylesin...Ne zaman öldü bu Paşa rahmetli?
1.kadın :Bu öyle değil,Almanya’dan kesin dönüş yaparkene getirmişlerdi bu ipi...Yükseldorf ipiymiş,pek sağlam olurmuş...
1.köylü :Gaynıngil bi de balta getirirseydi ya...
Kadınlar :Heeeeeeee !
3.köylü :Baltanın gavuruna ne gerek var Haydar Emmi?Ben bizimkileri bi keskinleştirdim ki sorma...Bi vurdum mu gocuman kütüğü ikiye bölüyo valla...Gel istersen seni de sinekgaydı bir tıraş ediverem...
1.Köylü :Essah mı len Davşan Nöri?Afferim sana...Gerçi bu arada sayende odun da olduk ya neyse…
3.Köylü :Yok be Haydar Emmi…Sadece lafım maksadı aştı ,o kadar…
1.Köylü :(Kısa bir susuş) Ağşeme gadar işimizi bitirek e mi gardaşlar...
Çocuk :(1.köylünün çocuğudur)Buba! Örtmenimiz diyokine,darla açmak için ağaç kesmeyin,hele hele bu mevsimde hiç kesmeyin...Hele hele hele yaş ağaca hiç mi hiç balta vurmayın...
1.köylü :Örtmen bey ne bilecek gurban olduğum,Angara’da orman mı varkine...Baksen ya kövümüzde dağ daş orman dolu...Hikmetinden sual olmayan rabbımın kövümüze bi hikmeti bu...
Kadınlar :Heeeeeeee !
2.köylü :Haydar Emmi, Memed Emmi gelmedi, taaa bekliyecek miyik?
1.köylü :Bekliyek tabii ya...Garibimin bi darlası vaa...Ondan da doğru dürüst verim alamıyo...Gadersiz işte n’etsin...
Çocuk :Buba ! Örtmenimiz diyokine,darlamızın bakımını yaparsak, torpağı havalandırırsak,zararlı böcüklerle zirai mücadele yaparsak darlamızdan taaa fazla verim alırmışık...
1.köylü :Sus be...Başlıycam şimdi senin örtmeninden...Ne annar o Angaralı darladan,torpaktan...Orman mı var Angara?
2.köylü :Kendi keraat cetveliyle ilgilensin o,bizim oğlan üçlere kadar anca sayıyo,o da yannış yunnuş...
3.köylü :He valla,eskiden eğitmenlerimiz bize beşi beş guruştan beş dene yımırta aldım bakkala elli guruş virdim ,gaç lira geri alırım neyi örgetirlerdi... Şimdi tereciye tere satıyollar...Behey örtmen,darla bizim orman bizim,saa ne !
Kadınlar :Heeeeee !
3.köylü :Susun gız ! Siz ne biliyorsunuz da gonuşuyorsunuz...Sizi okula mı gönderirlerdi?
2.kadın :(3.köylünün karısıdır)Aman iyi be iki laf edemeyecez mi? Hemen kopek gibi azarlıyon...
3.köylü :Hokela hokela gonuşma gadın...Get evinde yemeğini yap
2.Kadın :Okula gidemedik diye…N’olmuş yani…Valla hiç galamam hayatın köşesinde…O zaman neşesi neresinde…
Kadınlar :Koysalar önüme bariyerde…Yemek de yaparız gariyer de…Ooooooooo!
2.köylü :Susun gız!Senin garıy iyice feminis olmuş lan Davşan Nöri?
3.köylü :Benim garıy ne olmuş ne olmuş?
1.köylü :Feminis lan,feminis...
2.köylü :Gilibik oldun dedilerdi de inanmadıydım...Essahmış dimekkine...
3.köylü :Feminis ha...Ulan sonunda bi is varsa mutlaka kötü bi şeydir... Gız Hacer,gız Hacer,bunu bana yapmayacaktın gız...(Karısının üzerine yürür,diğer köylüler engeller) Gız hacer gız,ölümlerden ölüm beğen gız...Affedersiniz,acaba siz de galınından meşe sopası bulunur mu?
1.köylü :Var ama evde…
2.köylü :Dur lan,sakin ol... Feministin gocası
2.kadın :(Kocasına)Git lan cahal cahal gonuşma...(2.köylüye) Sen de ne gışgırtıyon şunu Iramazan enişte...
3.köylü :(Diğer köylüler hala onu tutmaktadırlar)Yav hala gonuşuyo yav... Hala gonuşuyor yav...Haydar Emmi,ormandan birkaç dene de galınından meşe sopası keselim...Feminis olmak nası bişeymiş ben bi göstereyim şuna...
Çocuk :Amanın Nöri emmi,feminis dimek o gadar da kötü bişey değilkine...Gadın haklarını savunmak dimekmiş...Örtmenimiz öylee söylüyo...
Memed Aga :(Saklana saklana sahneye girer) Yav agalar,n’oluyo?Sesiniz kövün teeey öbür ucurdan duyuluyo...Cendermeyi uyandırmaya niyetiniz var herhal....
1.köylü :Aman Memed aga,aramızda ufak bir feminislik paneli oldu o gadar...Lan Nöri,sen de sus...Gündüz gözüyle hallet meseleni...Merak etme ormandan bi eşşek yükü sopa kesip getiriveririk...(Kadınlara bakarak) Hepimize lazım olacak nasıl olsa...
Kadınlar :(Ağlamaklı) Heeeeeee !
1.köylü :(Memed agaya)Asıl sen nerde galdın Memed Aga onu söyle?
Memed :Sormayın gardaşlar(elindeki gaz bidonunu göstererek)Nereye sakladığımı unutmuşum,iki saat şunu aradım...
2.köylü :Bu niyekine Memed Aga?
Memed :Bazı ağaçlar kesilmiyo biliyon mu?Hele şinci ağaçlar eyice bi yaş,heç kesilmiyo...Onun için iki saat uğraşmaktansa,virdik mi gazı,çaktık mı kirbiti...(bidonu gösterir)Sayesinde ağaç gidecek,torpak gabak gibi garşımızda...
1.köylü :Valla iyi akıl etmişsin Memed aga...
Kadınlar :(Korkulu) Heeeeee !
Çocuk :(Biraz çekingen)Şeyyyy....Örtmenimiz diyokine...
1.köylü :(Sözünü keser)Kes be ! İkide bi örtmen.örtmen...Başlıyacam şimdi sana da örtmenine de...(Yanındakilere) Valla mecburiyet olmasa alacam bunu okuldan...
Memed :Üstelik beş yetmedi,sekiz yıla çıkardılar mektepleri...
3.köylü :Daha da çıkırmak istiyorlar...
1.köylü :Beş yılda hokelalıklarına laf yetiştirilmiyordu,şimdi başımıza hepten alim kesilecekler...
2.köylü :Bize herşeyi okul mu örgetti...Üç yıl gittimdi ;amma heç bi işe yaramadı... Herşeyi deneyerek,yanılarak örgendim valla...Biz babadan böyle gördük çünkü...
Kadınlar :Yaaaaaa
1.Kadın :Buban da şimdi yanıldığı yerde huzur içinde yatıyordur…Neymiş?”Ayı aramaya ne gerek varmış,teraktörün tekerleğiynen sırtını bi çiğnetse taa iyi olma mıymış” diye bi denedi…Yanıldığını öğrenemedi garibim…
Kadınlar :Hem de ne yaaaaa!
2.köylü :(kadınlara)Şışşşşt...Pışşşt...Amanın agalar azıcık yavaş olun... Cendermeler çakarsa yandığımızın resmidir...
1.köylü :Haklısın valla...(Çocuğa)Hadi sen bas git eve...Hadin agalar rasgele...
Tüm köylüler :(Fısıltı sayılacak bir sesle ve ayaklarının ucuna basarak) Baltalar elimizde uzun ip belimizde,biz gideriz ormana hey ormana...(Sahneden çıkarlar)
Çocuk :(Sahnede yalnız kalır.Çıkanları göstererek)Eeee,onlar da n’apsın?Yıllarca “Sakın kesme,yaş ağaca balta vuran el onmaz”la,”Baltalar elimizde uzun ip belimizde,biz gideriz ormana hey ormana” gibi perhiz ve lahana turşusu hesabı yetiştirilmediler mi? İple,baltayla ormana piknik yapılmaya gidilmiyordu herhalde (Işık söner)

(Sahnenin bir başka köşesi aydınlanır...Bir masa ve sandalye vardır...Masada müteahhit patron gazete okumaktadır...Sahneye dalkavukça hareketlerle mühendis Münir girer)
(2.RESİM)
Münir :(Elinde projelerle girer)
Patron :Hayrola Münir mühendis,gözlerin ışıl ışıl,Beyoğlu geceleri gibi parlıyor...
Münir :Müthiş proje patron...(Proje kağıtlarını masaya yayar)Şuna bak patron,şuna...Bak bak...Hele şu...Hele şu...
Patron :Yav Münir mühendis...Benim bu anlamsız çizgiler silsilesinden bir şey anlamamı beklemiyorsun herhalde....
Münir :Ben de anlamadığınızı anlamış ve anlatmak için izninizi bekliyorum muhterem patronum...
Patron :İyi ya,anlat o zaman...Haydi kaptırıp koyuver bakiyim
Münir :Bakın patronum velinimetim...(Projede göstererek)Şurası orman,şurası da deniz....
Patron :Eeeeee?
Münir :Eeeeeesi şu ki,ormanı denizle,denizi villalarımızla,villalarımızı müşterilerimizle,sizi de milyarlarınızla buluşturuyoruz,pek muhterem ve de saygıdeğer efeeem....
Patron :Yaşşa lan mühendis...Villa ha?Hatta…Vil lan Münir mühendis...Harika...
Münir :Durun patron...Daha bitmedi...
Patron :Dahası da mı var Münir Mühendis?
Münir :Olmaz mı?Öncelikle ormanın tam ortasına konduracağız villalarımızı...Na şuraya
Patron :Eeeeee?
Münir :Çevresinde bizim işleteceğimiz yüzme havuzları...
Patron :Eeeeee?
Münir :Kafeteryalar,marketler....
Patron :Eeeeeeee kere eeeee?
Münir :Ve ve veeee...Spor kompleksleri....
Patron :Eeee...(Birden durur)Yooooo...İşte bu olmadı Münir mühendis...
Münir :Niye ki patron?
Patron :Kompleks mompleks yok...
Münir :Niye ama?
Patron :(Münir’i taklitle)Niye ama? Biz neyimize komplekslenelim lan Münirim tırtılım...Haaa,neyimize komplekslenelim...(Boks yapar gibi) Allaha şükür her bişeyimizi tamam...
Münir :Yok patron,bu kompleks başka bi şey...Bir çeşit yapılar bütünlüğü manasına geliyor
Patron :Yaaaaaa...
Münir :Yaaaaa ya...
Patron :Haaa...Anla...madım ya neyse...
Münir :Yo yo...Niye anlamayacaksınız…Ben anlatamamışımdır...
Patron : Sen diyorsan kötü bir şey değildir o zaman...Peki,nasıl uygulayacağız bu projeyi?
Münir :Merak etmeyin…Çok bir masraf yapmayacağız...Projeye dönelim...Bakın şimdi şu ağaçlıklı alanı görüyor musunuz?
Patron :Şurası mı?
Münir :Evet patron,aynen orası...
Patron :Yav Münir,hiç ağaçlıklı alan olur mu?Orası resmen orman be güzelim...
Münir :Koru irisi diyelim de anlaşalım patron...
Patron :Valla orman da olsa,koru irisi de olsa orada bir sürü hayvancağız yaşıyordur...Börtüler,böcekler...Mesela ben bayılırım börtülere...Yazık olmaz mı onlarcağıza?
Münir :(Gülmeye başlar)Heh heh he...Şeyyy he heh he...(Birden ciddileşir) Patron siz ciddi misiniz?
Patron :(Kahkahayı patlatır)Yav Münir,hiç espriden anlamıyorsun... Sadece anlamış taklidi yapıyorsun,onu da hayatta beceremiyorsun...
Münir :Ne biliyim patron...Neyse bunlar ufak tefek ayrıntı zaten... Şimdi bu ağaçları buradan kaldıracağız...
Patron :Pekiii... Nereye koyacağız...
Münir :Kağıt fabrikalarına satacağız…Kağıt fabrikalarında kağıt olacak ve biz de böylece ülkemizin daha çağdaş bir ülke olmasına katkıda bulunmuş olacağız..
Patron :Yooo...Bu hiç olmadı Yük Müh Münir...Üstelik bi de okumuş yazmış ve fakülte bitirmiş adamsın...Senden hiç beklemezdim bunu...Hiç o kadar ağaca kıyılıp kağıt yapılır mı?...
Münir :N’apılır peki?
Patron :N’apılır…Yarısı da mobilya fabrikalarına satılır değil mi Münir’im cancağızım...
Münir :Çok haklısın Patron...Benim gibi ya ve la ve ka yani yalaka bi adam nasıl oldu da düşünemedi bunu?Hayret ya...Ve tabii ya…Mobilya fabrikası…Yaaa!
Patron :Haydi Münir Mühendis,az laf çok iş...Göreyim seni...Haydi marş marş...(Münir çıkar)Bu arada orman denince canım çekti ha...Çoluk çocuk hafta sonu gidelim de bi orman havası alalım...Ciğerlerimiz bir oksijen bayramı etsin…Bir de mangal yaktık mı ooooohhh! Amman ormancıııııı….Canım ormancııııııı…
(Işık söner)

(Bu defa sahnenin bir başka bölümü aydınlanır.Bir masa ve bir sandalye vardır.Bir genç onların önünde volta atmaktadır.İçeriye bir süre sonra boynunda bir iple asılmış kağıt havlu bulunan anne girer)

(3.RESİM)
Anne :(Sürekli boynundaki kağıt havlu rulosundan kağıt koparıp abartılı bir şekilde her yeri siler ve kağıtları yere atar.Bu durum sürekli yinelenir.sonra da volta atan oğlunun önüne geçerek)Yavrum yavaş...Kuyruğuna teneke bağlı eşek gibi ne dolaşıyorsun?
Genç :Eşek ne ki aaaiii...Yani annnee...Duramam,çekil önümden...
Anne :N’oldu yavrum savaş mı çıktı,seferberlik mi ilan edildi...Yoksa seni askere mi alıyorlar?Dayanamam hasretine…
Genç :Hayır anne...E... hiçbiri...Yarına yetiştirmem gereken bir kompozisyon ödevim var...Bekliyorum anne...
Anne :Yavrum,neyi bekliyorsun ki,kağıt kalem masada...
Genç :Kompozisyonumu yazması için Orhan Pamuk’u bekliyorum anne...Sayesinde bir beş kapayım diye...
Anne :Oğlum niye daha önce söylemedin...Pasta börek açardık...Pek severim ben Orhan Pamuk’u,gerçi kitaplarından pek birşey anlamadım amma...Olsun, kitaplarının ilk iki sayfası yetiyor anlamama...
Genç :Merak etme anne…Kim bilir kaç evde ikinci sayfalarından kıvrılmış ve bir kenara bırakılmış kaç Orhan Pamuk kitabı vardır…Of anne ya,ne Orhan Pamuk’u yaa...Ben ilham perilerimi bekliyorum...
Anne :(Kızar)Söyle o periye,yemekten önce gelsin olur mu?
Genç :Ne o,yemeğe mi alıkoyacakcaksın yoksa perimi...
Anne :Ya,ardından da çay ikram edeceğim Lipton yellov leybıl...Tövbe tövbe...Sadece,bu saate kadar ödevler bitmedi mi diyecek bir babaya uyduracak bir bahanen olmadığı için yemekten önce bitir ödevini diyorum...(Bir yandan da oğlunun üstünü başını,ayakkabılarını ve sonra da yüzünü aynı kağıt havluyla siler)Biliyorsun hepimizi sofrada görmek ister.
Genç :(Kızar)Anne !
Anne :Kompozisyonun konusu ne bu arada?
Genç :İnsanların farkında olmadan ormanlara verdiği zararlar...
Anne :İyi iyi,bir an önce bitir ödevini...(çıkarken) Ha...Gazeteler oldukça birikti,bir ara onları çöpe atıver oldu mu benim yazar oğlum?(Kağıt havluyu son kez kullanır,atar ve seyirciye)N’apıyım çok titizim(çıkar)
Genç :Fazla düşünmesem iyi olacak...(Masaya oturur,biraz düşünür) Hah...Bilimsel araştırmalara göre,bir insan ağaçtan yapılan ürünleri kullanarak,yılda yedi ağaç tüketiyormuş...(Kağıdı yırtıp atar)Offfff...İyi bir giriş olmadı...(Biraz düşünür) Sizce insanlar en çok hangi ağaç ürününü tüketiyordur...Tabi ki kağıt...(Kağıdı buruşturur atar) Ooooofff...Bu da çok samimi bir giriş oldu...(Düşünür ve yazar)Eski kullanılmuş kağıtlar atılmasa...Bir cümle yazıp beğenmediğimiz kağıtları atmayıp,değerlendirsek....Bu ne biçim giriş be! Olmuyor olmuyor olmuyor...(Masadaki tüm kağıtları fırlatır.)(Işık söner)

(Işık tekrar yandığında,sannede tablo başındaki dört köylü,çocuk,Münir, patron, titiz anne ve genç vardır...Her hallerinden endişeli bir bekleyiş vardır.)
(4.RESİM)
Patron :Nerede kaldı bu adam yahu?
Münir :(Saatine bakar) Nerde..Hı?...Yahu
1.köylü :Gelir begim gelir...Anca...
Anne :Kaç saattir bekliyoruz ama...Evi pislik götürüyor...Vazgeçtim ,içmeye suyumuz yok...
2.köylü : Guraklıktan torpaklarımız çatladı...Çoluk çocuk kırılacak...Gelecekse gessin bari...
Patron :Beyler,ağalar...Bekliyoruz amma,iş garanti mi bari?
Münir :Garanti mi? Hı? Bari...
1.köylü :Garanti olma mı begim...Nefesi bek güçlü bi hocaymış...
Çocuk :Şeyyy...Öyle yağmur duasına çıkmakla yağmur falan yağmazmış...Örtmenimiz ööööyle diyo....
Hepsi :Şşşşşştttt....Sus be !(IŞIK SÖNER)
Sesler :(İniltili bir şekilde)Suuuuu....Suuuu....Suuuu

SES :Önce ormanlar gitti…Su kurudu….Toprak çatladı…Ve bir gün geldi,orman ağaç fotoğraflarda kaldı...
(Bu arada müzik eşliğinde ormanların yok olmasını gösteren fotoğraflar gösterilir)

(ŞARKI)

ORMANDA YANAN SADECE AĞAĞAÇ MI?

Ormanda yananlar
Sadece ağaç değil
Çeşit çeşit canlılar var
Onlar da yanar bunu bil
Kitle imha silahları
Sadece atom bombası değil
Sönmeyen bir sigara (da)
Cayır cayır yakar bunu bil
Dünya dedenden kalan
Yüklü bir miras değil
Torunların da hakkı var
Bu dünya da bunu bil

TABLO 10 (HAYAT MEDENİYET KABARESİ)

1.Anlatıcı: Dost dost diye diye diye
Boğazına sarıldık
Sadık yarimizdi
Biz sanki hınç aldık
2.Anlatıcı :Yaktık yıktık kül eyledik
Üretmedik tarlamızda
Mahkum ettik kendimiz
Dış alıma kul eyledik…
1.Anlatıcı :Bakın ,yetişenin aldığı bir akşam pazarı…
1.Satıcı :Haydeeeee….Çikita muuuuuuz… Taze taze…
2.Satıcı :Kaliforniya güzeli bu…Kaliforniyaaaa….Baldo pirinç…
3.Satıcı :(Çaycı girer)Liiiptooon çaylaaaar…Yeelloooov leybıııılllll…
4.Satıcı :Halis Hollanda peyniri…Lavaşkiriiiiiiiyyyeeee…
5.Satıcı :Staaaarkiiing elmaaaaa…
6.Satıcı :Şerrry tomatese geeeel…Şeerrrry tomat…Şerrry tomat…(Satıcılar bağırarak çıkarlar)

1.Anlatıcı :Liste uzun çeşit bol
İthal sulu meyvelerle
Heykel gibi sebzelerle
Dol sepetim dol
2.Anlatıcı :Nasıl olsa bitti toprak
Verimsiz susuz hem de çorak
Havalarsa hepten kurak
Köyden kente uzasın yol

1.Anlatıcı :Liste uzun,çeşit bol
İthal sulu meyvelerle
Heykel gibi sebzelerle
Dol sepetim dol…

TABLO 11 (AMERİKALI PAZARLAMACI)

Latif Emmi :(Tavla oynamaktadır)Hadi güzelim kemik…Pencüse…Güzellik yarışmasına gönderirler güzeli gencise…Nasıl lan esprim Hıdır?Heh heh heh…Hah yavrum!Şeş kapısı da kapandı…
Hıdır :Latif Emmi…Zar dutuyon emme…
Latif Emmi :Tutmayıp da n’apacaz oğlum Hıdır… Dutmayınca neremiznen atacaz bu zarı?
Hıdır :Hakket ya…Zarı dutmadan nasıl atcez de mi?Ben de yıllarca düşünürdüm ,bu zar dutma meselesini…
Latif Emmi :Ha şöyle…
Hıdır :Ben bi de meret oyunda,zarı atıyon ya;söz temsili beş dört geldi…Öyle “şak” diye pulları yerine goyamam…İlla saymam lazım gelir…Halbuki benim orta birdeykene matematiğim en aşağı dokuz ondu…Gerçi matematiğe kabzımal tefeci Sülüman emmi girerdi ya…Hesabı guvatlı diye…
Latif Emmi :Bak bu oyun son…Alırım paranı valla…
Hıdır :Al,Latif Emmi al…Hatta istersen canımızı da al…Zira bi o galdı almadığın…Bu yılın hasadını sana verdik zaten…Gala gala bi guru canımız galdı onu da al…Bari bir çay ısmarla da içimiz ısınsın…
Latif Emmi :İki marstan sonra sana soğuk bi su gerekli ya,neyse bi çay ısmarlayak bari…Hidayet,oğlum şu Hıdır’a bi çay vir benden…Açık olsun…Sinir yapar.
Hidayet :Tamam,Latif Emmi…Oh iyi be…Her şeye Hidayet…Hayat Medeniyet kabaresinde patronların emirleri yetmiyordu…Bir de buraya kahveci olduk iyi mi? (Çay getirir) Çaylar…
Latif Emmi :Ne şikayet ediyon oğlum,oyunun başından beri doplasan iki laf etmedin…
Miss Laura : (Kahveye girer ,bozuk bir Türkçe konuşur)Selamun…Aley…Kum…
Latif Emmi :Bismillah…Başımıza daş yağacak…Bu da kim lan?
Hidayet :Yeni tayin olan örtmen olmasın?
Latif Emmi :Ulan Hidayet ,şunun hiç örtmene benzer bi hali var mı? Amarikan Milli Eğitimi mi tayin etti bunu?Çoklu zeka uygulayacaktır bizim çocuklara…Hadi bakalım,bedensel kinestetik yapıyoruz…
Hıdır :Törösttür belki Latif Emmi,ne biliyonuz…Galıbımı basarım töröst,bu gız töröst…
Latif Emmi :Höst!Hay dilini eşşek arısı soksun e mi? Ona törös dinmez oğlum…Türüst dinir…Tü-rüst..Ya…Hem ne işi var türüstün bizim köyde…Denizi ,ne bileyim tarihi bir galıntısı mı var bizim yukarı Gızılcagıyamet’in…
Hıdır :Şirin beldemiz Gızılcagıyamet’in denizi yok ama,tarihi bi galıntısı va…
Latif Emmi :Nirdeymiş lan bizim köyde tarihi galıntı?
Hıdır :Aha,biri benim garşımda oturuyor…Hah hah ha! Şaka Latif Emmi,şaka..
Latif Emmi : (Gülmesini taklit eder) Hah hah ha! Ulen hangi beyinle bana şaka yaparsın bilmem…İki mars bitmiş bi oyuna da ramak galmış,beyimizin salata olmaya yarım limon galmış beyni ,bana şakaya yeltenir…Çık çık…Dur ülen türüst gadını unutturdun be…Nasıl annaşcez şinci bu cavırnan?
Hıdır :Ben ne güne duruyom Latif Emmi…
Latif Emmi :Valla ne güne duruyon,ben de hala annamış değilim…Yüce rabbım seni acil bir durumda gullanılmak üzere saklıyo herhal bunca yıl…Bi tek gırılıp içinden çıkarılacağın camekanın eksik…Bi de ahali bilmiyo senin hangi gün için lazım olacağını….
Hıdır :Beni yabana atıyon emme…Didiğin gadar da Menemen desdisi değilik yani…Törüstnen ben gonuşurum…İngiliççem iyidir…Orta birdeykene ondu benim ingiliççem…Gerçi derse mıhtarın oğlu girerdi ya ossun…Adam Marmaris’te bi yaz garsonluk yapmış (Bağırarak) Heey! Misis…Misis brovn…İs…Go tu dı si sayt…Kliin dı bilekbord… Şişşş… Misis…Var sen nerden gelmek…Gelmek annıyon mu?Gelmek…Yani…Kome kome…Vil kommen ya!
Miss Laura :Ay em duyuyor…Yu dont bağırma…Sagır değil ben…Nasıl söylüyorsunuz… Diliniz biliyor ben…
Latif Emmi :Hidayet,misafirimize bi çay getir…(Laura’ya)Bendensin…
Miss Laura :Eppıl ti lütfen…
Hidayet :Af buyur…Nepil pi?
Miss Laura :Çay,nasıl söylüyor siz?Elma çayı…
Hıdır :Elmanın çayı mı olur…Alacan elmayı kütür kütür yiyecen…Gompostosu bile ziyan bence…
Miss Laura :O zaman,nasıl söylüyorsunuz…Ada çayı olsun piliz…
Hidayet :Ada? Çayı?
Hıdır :Ada?
Miss Laura :Etrafı suyla kaplı kara parçasına ne denir…
Hıdır :Hooooovvv! Yüzme biliyon mu gardaş denir?Ve aksi durumda hemen can simidi atılır…
Miss Laura :Sen orta birdeykene coğrafyaya da fırıncının oğlu giriyordu herhal…Ada denir hanzong, dört tarafı suyla kaplı karaya…İşte bu da onun çayı...
Hıdır :O zaman sorarım sana Amerikan kaşığı bacı…Madem bu adanın etrafı suyla çevrili olacak,Peki bu Adapazarı,nerenin adası pardon?
Miss Laura :Denizli hangi denizin kıyısındaysa? Ada anladiniz mi ?Çayı var mı?Ay bi ikram yapacaklar,ikramları dayaktan beter vallahi…Ov may gat!
Hidayet :Haaa…Ben normal çay vereyim sana bacım…(Çıkar)
Latif Emmi :Gızım necisin kimsin? Ne işin var bizim bu Gızlıcagıyamet’de,ne istersin?
Miss Laura :Ben bi şey istemiyor ki…Siz istiyor…
Hıdır :Biz mi?
Miss Laura :Evet, nasıl söylüyorsunuz…Siz istedi bir hikmet,işte ayağınıza geldi hizmet…
Latif Emmi :Yav biz bi şey istemedik…Gerçi biz hep isteriz,yol,elektrik,su gibi... Biz isteriz bi yüzümüz gara…Virmez devlet,o hepten zepzenci…Niye, çünkü ,her şey devletten beklenmez…
Hıdır :Gendi yolunu gendin yap,gendi suyunu gendin getir,gendi uçağını gendin yap,gendin demle gendin iç…
Miss Laura :Haaa….An…lamadı ben…
Latit Emmi :Kim annadı ki?
Miss Laura :Ama buraya gelirken elma bahçelerinizi gördü ben…Elmaları,ayvaları…Çok şansli sizin çuçuklar…
Hıdır :Ne şansı bacım…Şans ne gezer bizim…Çuçuklarda…
Miss Laura : Lora…Nat bacim…Adim Lora…Nasıl söylüyor siz…Çok şansli çucuklar burda…O elmalarla ,ayvalarla ne güsel misket oynarlar…Çünkü minicik minicik elmalar,ayvalar…
Hıdır :Bak Lora bacım…Bizim kövün elmaları,meyveleri böyle olur…Gücücük emme,mis gibi …Sulu sulu…
Latif Emmi :Bizim elmaları yüz metre öteden kes ,gohusu na, taaa buraya gadar gelir..Emme didiğin gibi güccük…
Miss Laura :(Çantasını açar içinden bir poşet çıkarır)Bakın bende ne var?Bir poşet tohumus hormonyus…
Hıdır :Haaaa…Okus pokus…Ben bildim Latif Emmi…Bu cavır gızı bir sihirbaz…
Miss Laura :Nat okus pokus…No sihir…(Elindekini gösterir)Bunun ad tohhumus hormonyus…
Hıdır :Af buyur…Homutus komutus?
Latif Emmi :Kızım…Kızım nedir bu,dilim de dönmez şimdi…tohus homus?
Miss Laura :Hıımmm…Harika bir soru (Kendi kendine ve gülümseyerek) salaklar…Tohumus hormonyus nedir? Tuhumus hormonyusu anlamak için,önce tohumus hormonyus ne değildire bir yanıt aramak gerek…Yani bilmediğin bir soruyu bilmiş kılmak için,salakça bir vakit kazanma numarası…Yani bir nevi topu taca atma…
Latif Emmi :Geç gızım geç,”Nedir?Ne değildir?...Bize bunu açıklama fırsatı verdiğiniz için öncelikle teşekkürler” diyip de hiçbir açıklama yapılmayan bu numaraları biz yıllardır yutarız…Sen o didiğin uspus ne?Gısa yol tuşuynan onu annat bize…
Miss Laura :Şimdi bu tohumus hormonyusun en büyük esprisi…
Hıdır :Anaaa…Bildiğin laylon foşet espri de yapıyomuş ha…Ulan bu Amarikanlar büyük adam valla…Bak, bu oyunun yazarı güldürecem diye dört takla atıyor…Adamlar komik foşet yapıyor…Ben mesela çok gülerim şeye…Hani fotoraf çektirirken arkadan kulak yaparlar ya…
Miss Laura :Ula Hidir,sustuğun zaman daha akıllı göründüğünü söylemiş miydim sana…Espri düzeyine de diyecek yok ayrıca…Allah bilir sen Nejat Uygur esprilerine bayılıyorsundur…
Hıdır :Heee…Süheyl’le Behzat’ı da hiç gaçırmam…
Latif Emmi :Lan oğlum sus da bi annatsın hele…Gerçi,bu gız senden de geveze ya…
Miss Laura :Tamam…Kısa ve öz olarak…Ki az önce söylediğim adı unutun…Siz nasıl olsa kendinize göre bir ad bulursunuz…”Mıccık güccüğü” gibi mesela…İşte bu gördüğünüz şey… Mıccık güccüğü…Nasıl söylüyor siz…Mucize…Bu bir Amerikan mucizesi…Bu tohumları ekecek siz… Nat güccük …Koca koca meyveler olacak… Elmalar…Nasıl diyor siz…Hidir’in kafa gibi…Kocaman…
Latif Emmi :Tavlada mars olmuş bir Hıdır gafası gibi,gocaman ve gıpgırmızı he?
Miss Laura :He?Gocaman ve gıpgırmızı…
Hıdır :Latif Emmi…Ne biçim pahalıdır şimdi bu tohum…Baksen ya…Ta Amarika’dan geliyor…Anasının nikahını ister şinci bu…
Miss Laura :Hediye bu…Bendensiniz…Şimdilik…(Kola turka müziğiyle) Ekince tohumun Amerikalısını…Amerikanlaşır bu tarla…
Hıdır :Biz de darlalarımıza giren buffaloları govarık artıkın…
Latif Emmi :Hee…Cafer’in ahırında da enbiey maçları izlemeye gideriz…Hidayet,sen de eşek değilsin ,bi bovling salonu açarsın gari şo köşede…Yabadabadu…
Miss Laura :Geyik uzadı…Bi özet yapalım…Poşet,tohum ve Hidir’in kafası…
Latif Emmi :Hakket lan…Hizmet ayağımıza gelmiş…Kör ister bi göz…Lora gızım bize virdi iki göz…
Miss Laura : (Anlamaz şekilde kafa sallar)Anladim…
Hıdır :Bu yıl Lora bacının tohumlarını ekeriz..Gelecek yıl da biz kendi tohumluğumuzu yaparız…
Miss Laura :Şeeey!Yalnız bir şey bilmiyor siz…Bu tohumlar bi defa ekilir…Ve onlardan yeni tohum olmaz…Yeniden tohum almak gerekir…Ama korkmayın tohum bizde çok hem de çok uçuz…Nasıl söylüyorsun…Sudan uçuz…Ben hemen gönderir size… Veren birkaç dalır,yeni tohumu alır… Yunov?
Hıdır :Anladım Latif Emmi…Bu “Yo nov”var ya…”Biliyon mu?” dimek…Ay nov ay nov…Sudan ucuz…Votur,votur…
Latif Emmi :Sudan ucuz…Şansa bak…(ışık söner)
SES :Bir elmanın yüreğinde gizlenen tohum .aslında gizli bir elma bahçesidir (Halil Cibran)Yani bahçesiydi….

TABLO 12 (HAYAT MEDENİYET KABARESİ)

2.Anlatıcı :Garip değil mi olanlar bu garabet yerde? Ama sakın alıcılarınızın ayarlarıyla oynamayın…Vallahi bozukluk merkez vericilerden…Eveeet…Ne diyorduk? Tarım ülkesiymiş efendim bu memleket…
Hidayet :Kimse anlamadı ha bu ülke neresi…
1.Anlatıcı :Halkın yüzde yetmişi tarımla uğraşırmış,bu garip ülkede …Toprağını eker biçer ve satarmış…Ve güzelim ve yemyeşil köylerde yaşarlarmış… Kentliler ise gitmeseler de,kalmasalar da sahip çıkarlarmış bu köylere…
2.Anlatıcı :Bu ülkede,bir zamanlar,yerli malı yurdun malıymış ve herkes onu kullanmalıymış… Oysa cin gibiymiş bulucin…Önce o sızmış içlerine…Sonra ithal peynirler,muzlar,pirinçler elmalar,portakallar,sıraya girmiş gümrük kapılarında…Haaa,bir de gidilmeyen ve kalınmayan o köylerin ağaları da varmış…
Ağa :Ekin,çalışın,borçlarınızı ödeyin…Toooopraaaak…hühohaahahahah! Beniiiim!
1.Anlatıcı :Onlar gitmiş…Taa Amerikalarda yetişmiş Zeybek ağalar gelmiş sonra…Çıkarlarmış arada Asmalı tasmalı konaklarından…Ooooo! Buyur Zeybek Ağa…
Zeybek Ağa :Sevgili marabalar…Kişinin iç dünyasında düşündüğü ile dış dünya arasındaki fark,bireyin yaşamındaki en önemli stres kaynağıdır…Stres…Çağın hastalığıdır…Streslenmeyin…Üzer valla bu beni… Üzmeyin Zeybek Ağanızı…Ekin,çalışın,borçlarınızı ödeyin…Toooopraaaak…hühohaahahahah! Beniiiim!
1.Anlatıcı :Evet…Kapa parantez Zeybek Ağa…Ne diyorduk?Orada bir köy varmış uzakta…Gitmeseler de kalmasalar da şehirlilerinmiş o köy…Bir gün gelmiş,o köylü kente gelmiş,ve ordaki köy bomboş ve çook uzaklarda kalmış…Sonra?
2.Anlatıcı :(Bir arabesk şarkıcısı gibi)Torpak yoktir…Darla verimsizdir…İş yoktır…Aş yoktır…Hayat yoktır… Ben ki milletin efendisi…Ben ki Anadolu’nun yanık delikanlısı…Kader kötü,gurbet acı…Hasret beter…Nerde lan çi köfteye pul biber? Şimdi ise ben varoşların prensi…Yalan sevmem…Galleşlik yapmam…Saygı hep bizden…Hede hödö…Haydeee…Şappi şappiiiiiyehhh…
1.Anlatıcı :(Arabesk bir tavırla)
Ne yerdeyim ne gökteyim
Ne köydeyim ne kentteyim
Varoşların afili prensi,
Şehrinizin köylü güzeliyim…(Enstrümantal arabesk müzik bir süre devam eder)

TABLO 13 (HAYDARPAŞA GARINDA)

Anons :Lütfen dikkat…”Orda bir köy var uzakta ekspresi” garımıza girmiştir…İyi halt etmiştir…Buradan metroya gidecek olanlar bir nolu kapıya…Otobüse binecekler iki nolu kapıya…Evden kaçıp artist olacaklar üç nolu kapıya…Seyyar satıcı adayları dört nolu kapıya…Mafyanın elinde telef olacaklar arka kapıya…Geri dönmek isteyenler…Eee? Onlara çıkacak kapı kalmadı yav…(Mizansenle istasyon kalabalığı yapılır)
Kız :Anaaa…Gıııız…Hani bu memleketin daşı doprağı altındı…
Oğlan :Bırak daşın doprağın altın olmasını…Burada ilaç için bile ne daş ne de doprak var…Baksenya her yer beton burada…
Baba :Lan oğlum ben de şaşırdım valla…Sülüman bi gitti geldi şehere…Ballandıra ballandıra annatdıydı…Zannedersin ki cennet-i aladan bi köşe…Bir sürü artistnen neyi tanışmış…
Kız :Yemek bile yemiş,Özcan Deniz’le…
Anne :Siz de inandınız Allaaan Sülümanına…
Oğlan :E adam orta birlere matematiğe giriyordu…Güvenilirdi yani…
Anne :O gadar güzeldi de,her daşı altındı da madem Sülüman kendi niye yerleşmedi buraya…Ben o gadar didim de mi size,ata dopraklarımızı bırakıp gelmeyelim diye…Daş torpak altınmış…
Kız :Ben de ne güzel gendime o daşlardan beşi biyerde yapacaktım…
Oğlan :Ben de Zarife’ye Trabzon zinciri alacaktım…Başlık parasına ilaveten…
Anne :He ya…Şeeer değil, adeta Atasay kuyumculuk…Baksanıza bütün kuyumlar boyunlarınıza atılmak için sıraya girmişler…Atla lan Bedirik,bak havada bi dene burma bilenzik uçuyo…Yakala!
Baba :Yav gadın dalga geçme şu çocuklarnan…
Anne :Ben mi dalga geçiyom… Ben mi dalga geçiyom…Yahu baksen ya maaile kocaman bi dalganın içindeyiz…Hep hayalle yaşadınız zaten…Galktık geldik gözelim köyümüzden…
Baba :Gözelim köyümüzmüş…İşleyecek toprak galdıydı da,biz beğenmedik…”Ay iğrenç humuslu toprak”diye…
Anne :Humuslu,kumlu,killi…Toprak mı bırakdınız? Dağ daş bereket fışkırırken
Baba : Gader n’etcen? Önüne geçilmiyo işte…Goca babuçlu Rabbım bereketi gendi virdi köyümüze,gene gendi aldı …
Anne :Tabii yaaa…Allah baba sigara içip,izmaritini söndürmeden aşağıya attı… Tövbe estağfurullah…Allah,”Alın kirpiti de orman mı yakın “didi sepelekler…”Altından tabak gibi toprak çıkacak…Eker biçersiniz de” dedi,de mi?…Görmüyon mu?Arsa bile yaptırmıyor valla oraları…Neydi adı…Bi şey Sezer…Ne iş yapar bilmem…Eyi adam…
Baba :Ne alakası var şimdi…Ben kövlerde hayat galmadı diyom, sen ne diyon…Açlıktan ölek miydi yani?
Anne :Bi de şöyle mazlım insanlar gibi gonuşmaz mısınız…Ormanı kesin,yakın… Sonra torpak verimsiz diye ağlayın…Sularda dinamitnen,cereyan vererek balık avlayın,trolnen denzin dibini sıyırıp tek canlı bırakmayın…Sonra balıkçılık öldü diye ağlayın…Vah mazlımlar vah…Tüh tüh
Oğlan :Ana gız, sen bi de orta bire gadar neyi okusaymışsın mebus olurmuşun şerefsizim…
Kız :Ay ne güzel,ben de mebus gızı olurdum…
Anne :Sonra gittiniz, bıraktınız güzelim sebze ve meyvelerimizi… Tohum çıkmayan tohumlarnan çiftçilik yapmaya kalktınız…
Baba :Bu susmaz gayri…Bırak ,zabaha gadar nutuk çeksin…Of şu galabalığa bak be!
Kız :Bu gün bayram mı var acep?
Oğlan :Belki panayır kurulmuştur?
Anne :Hee yaa…Eczacıbaşı da sponsor olmuştur…Bu gün de festival çerçevesinde Anjelika Akbar resitali varmış,Akeme’de…
Baba :Bu gün amma da sapır saçma gonuştun ha…Bu galabalıkta halamım gızı Halime’yi nasıl bulacaz,sen onu düşün her şeyi bilen gadın?Bi saat oldu nirdeyse yok ortada
Oğlan :Sahi lan baba…Halime abam gelmezse yiter giderik valla bu goca şeherde…
Anne :Gelse yitip gitmeycez sanki…Baksana ağzını gocaman açmış canavar gibi… Yutmak için bizi bekliyo…
Kız :Aboov…Ben canavar bi bizim kövde var bilirdim…Gışın uludular mıydı yorganı çeker başıma gorkuynan uyurdum valla…(Yine bir kalabalık mizanseni)
Oğlan :Bak bak baba…Şu gelen Halime abam değel mi?
Baba :Hangisi lan Bedirik?
Oğlan :Şu sarı elbiseli…Bak aranıp duruyo…
Anne :Seslen seslen…Bedirik…
Oğlan :(Bağırır) Halil ağam!
Baba :Hey dayım gızı,aslanım benim…Halime gıııız, burdayık!
Kız :Gördü,gördü…O da el sallıyo…Şeherli giymiş Halime abam…
Halime :(Yanlarına gelir) Hoş geldiniiizz…(Birbirlerine sarılıp toklaşırlar)
Baba :Emme değişmissin gıız…Şeher yaramış sana…Nassın…
Halime :Eyiyim be haloğlu…N’olsun işte iş ,güç…
Anne :Anaaa…Çalışıyon mu gı?
Halime :He ya Satı yenge…
Kız :Sen de şirketlerde ,elinde gahve fincanıynan ekip şalışması mı yapıyon?
Halime :Yaaa…Genel müdürüm,risk yönetiyom…Sen fazla dizi seyrediyon herhal Goncagül…Ne şirketi,ne ekibi…Evlere temizliğe gidiyom…
Baba :Neyse bırakın bunnarı…Eeee…Dayım nassı Halime?
Halime :İyi be halam oğlu,n’ossun?
Baba :Oh,aman iyi ossun…Yingem nassı?
Halime :O da iyi…
Baba :Oh,aman iyi ossun…Zilha nassı?
Halime :Zilha da iyi…
Baba :Oh aman iyi ossun…İbiş nasss…
Anne :(Sözünü keser)Eğer ayak üstü herkesi tek tek soracaksan…Biz şuraya döşekleri serek de uyuyak bari,sabaha dek sürer bu…Zira kövün nerdeyse tamamı şehere geldi…
Baba : Oh aman iyi ossun…İshak nassı?
Halime :Yengem haklı,halam oğlu…
Baba : Oh aman iyi ossun…
Anne :Her zamanki gibi hatır sormayı otomatiğe bağladı…Seni dinlemiyo bile (Sarsar) Adam adam?
Baba :Adam da iyiymiş… Oh aman iyi ossun…Şey…Ne diyom ben?Halil ne diyon sen
Halime :Hemen eve gidelim diyom halam oğlu…
Baba :Gidelim gidelim…Sonra kendimize başımızı sokacak bi ev buluruk…Sizin ev hangisi?Göster hele Halime bacım…
Halime :Bu o kadar da kolay değil,ev biraz uzak…Önce buradan bir otobüse bineceğiz…
Oğlan :He ya,ben gördüm buradan bissürü köy otobüsü geçiyo…
Halime :Hangi köy lan Bedirik?
Oğlan :Az önce geçti,Bakırköy,sonra Yeniköy,Kadıköy…De otobüstekiler pek köylüye benzemiyorlardı…
Halime :O senin dediğin yerler de köy değil zaten…
Oğlan :Hıııı?
Halime :Bi çeşit,zııııııt Erenköy…
Kız :Köy değil de,niye köy derler o zaman…
Halime :Valla adı şehir olup da köylükten kurtulmayan birçok yer var…Ayrıca ben de bilmiyom Kadıköy niye köy?Neyse şimdi buradan bi otobüse binecez…25 numara…Son durakta inecez…
Kız :Geldik mi o zaman?
Halime :Hayır Goncagül…İnecez ve biraz yürüyüp minibüse binecez ve onun da son durağında inecez…
Oğlan :Halil ağam,gaç son durak var burada?
Halime :Epey var Bedirik…Minbüsten inince de 1250 nolu otobüse binecez…
Anne :Dur ben tahmin edeyim Halime…Son durakta inecez ,de mi?
Halime :He valla yenge…İnince de bi beş yüz metre yokuş çıkınca bizim Cennetgülü mahallesine gelecez…
Baba :Gız Halilme ,o nassı cennetmiş öyle…Ölsek daha çabuk gitme miyik cennete…Valla o gadar günahımız yoktur ha!
Anne :Orman yakmak dışında…
Baba :Valla halam gızı… Köye geri dönüyoruz sanki…
Halime :Aslına bakarsan bu da bi çeşit köye dönüş sayılır…Neyse 25 numara yarım saat sonra gelir…Şurda oturup bekleyelim…(Yere otururlar)
Anne :Şuna bak…Dağı daşı altın diye getirdiniz beni…
Kız :Hakkaten Halime Aba ,dağ daş altın diye geldik…İlaç için bi daş , bi avuç toprak yok burada?Ne güzel beşi biyerde yapacaktım kendime…
Oğlan :Doğru ya Halime Abam…Bu melmekette daş,toprak bulunmaz mı?
Halime :Olma mı? Sabret…Bizim Cennetgülü mahallesine gidince bol bol topraknan,çamurnan hasret giderirsin…Yarı beline gadar hem de…Orda da betona hasret galırsın…
Anne :Ben bi şey daha tahmin edeyim mi Halime?
Baba :Gene ne yumurtlayacan Satı?
Anne :Sizin bu Cennetgülü mahallesinde de gadınlar tarlaya gider gibi,her Allah’ın günü bahçeyle uğraşırlar de mi?
Halime :He valla be yenge…Bi de günübirlik iş buldular mı temizliğe neyi giderler benim gibi…
Anne :Bahçe dediğin de avuç içi gadar ve de verimsiz…De mi?
Halime :He..Amma açıkta akan lağım suları doğal gübre oluyor…
Anne :O yüzden de çoluk çocuk gastalıktan gurtulmaz…Adamlar da iş yok güç yok diye akşama gadar gayfedler de mi?
Halime :Hee be yenge…Günübirlik bi iş olursa giderler…Hamallık,inşaat neyi…
Anne :E o zaman..Ben ne annadım bu daşı da toprağı da bi halta yaramayan böyük şeherden ?
Kız :Annaşılmaz mı ana?Baksen ya her yer cıvıl cıvıl…
Oğlan :Bekle bizi İstanbul…Eğlencenin başkenti!
Halime :İşte burda duracan Bedirik…Şeher öyle senin bildiğin gibi değil…
Oğlan-Kız :Nassı yani?
Halime :Ula Bedirik,valla seni duyan da burda ,operaya baleye neyi gideceğini sanır...Oğlum bizim gibiler böyük şeherde de yengemin dediği gibi,bulurlar köydeki gibi bi gayfe,akşama gadar pinekleyipduruular...Hiç olmazsa köyde sapına gadar köylüydük... Burda ise ne köylüyüüük,ne şeeeherli...Bi varoş edebiyatının figüranlarıyık o kadar... Gider çocuklarımız,Müslim Baba’nın neyi sözüm ona halk gonserlerine,gendilerini ciletlerler... Millet de televolede maymun oynatılıyormuş gibi zevknen izler onnarı...
Anne :Telef olup gidecez burada…Gızımız var,oğlumuz var…Onnar kim bilir hangi daşın altından nasıl çıkacaklar…Yok ettiğimiz torpakların bi çeşit intikamı bu…Tee başta o Amarikalıyla,Rus,uzaya türüstük seyahate çıkmadılar herhal…Hep bana rabbenanın sonu bu…Bırakın artık torpağın garşısında gendinizi düşman bellemekten…Ağzını açmış canavar bi ısırık aldı bile…

ŞARKI (ARABESK) Ne yerdeyim ne gökteyim
Ne köydeyim ne kentteyim
Varoşların afili prensi,
Şehrinizin köylü güzeliyim

Rabbena hep bana
Hep bana hep bana
Bir o yana bir bu yana
Salla babam salla

İki aradayım bir derede
Köyüm kaldı artık geride
Şimdi varoş çeşmesinde
Şehrinizin köylü güzeliyim.

TABLO 14 (HAYAT MEDENİYET KABARESİNDE SON)

(Masalar toplanmış üstünde sandalyeler)

1.Anlatıcı :Yok yok,alıcılarınızın ayarlarıyla oynamayın…Bozukluk merkezden…
2.Anlatıcı :Ama şunu da unutmayın…Bu garip ülkede yaşananların çoğu,dünyanın bir çok coğrafyasında da aynen mevcut…
1.Anlatıcı :Bitmez tükenmez sanılan yağmur ormanları es o es vermiyor mu?
2.Anlatıcı :Daha geçen yıl süper kıtada üstelik sadece Kalifornia’da ve tek yangında 270.bin hektar orman kül olmadı mı?2500 ev cayır cayır yanmadı mı?Allah baba orda da sigara içmedi herhal…
1.Anlatıcı :Tarih boyunca göçlerin ardı arkası kesilmedi…Yeni kıt’a niye keşfedildi sanıyorsunuz?
2.Anlatıcı :Hep bana,hep bananın tarihi de,coğrafyası da yok ne yazık ki!
1.Anlatıcı :Hayat Medeniyet Kabaresi’nin pek muhterem misafirleri…Şimdi sıra kabaremizin siz sayın müşterilerine yapacağı en büyük kıyağa geldi…
2.Anlatıcı :Evet,sayın misafirler…Artık kapatıyoruz…Hidayet,hesabı getir…Turist tarifesi olmasın,herkes bizden zira…
Hidayet :(Elinde küçük bir hesap sandığıyla gelir)Efendim…Birazdan şu kapıdan çıkıp karanlığa dalacaksınız…Bulduğunuz ilk toprak parçasına ayağınızı basın,elektriğinizi alır…Yarın bulamayabilirsiniz…Borcunuza gelince … (Sandığı açar ve küçük bir fidan çıkarır) Topraktan aldıklarınızı küçük bir fidan dikerek ödeyin…Bahşiş de istemeyiz…
Üçü birden : Bana hep bana bana
Toprak hep bana bana
Para hep bana bana
Hepsi hep bana bana (Çıkarlar)
Uzaylı :Gördün mü ,Dünyalı kendi gezegenini savaşlarla,yıkımlarla,yangınlarla ne hale getirmiş…
Kadın Uzaylı :Şimdi de gözlerini,bizim dişimizle tırnağımızla yarattığımız gezegenimize diktiler…Bunun bir rüya olmasını diliyorum…Yoksa…(IŞIK SÖNER)

SON
Haziran-Aralık 2003
İzmir
Kullanıcı kimliğini gösterMuzaffer Sungur tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönderE-mek gönder
Bana hep baba bana
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 31 Oca 2007
Bildiriler: 19
Şehir: Münih
Alıntıyla Cevap Gönder
Sevgili Muzaffer Dostum

Bir solukta okudum. Okurken gözlerim dolu dolu oldu gülmekten ve gülerken de düşünüp dertlenmekten. Gülerken ağlamak, ağlarken de gülmek ve biraz olsa da düşünmek bu olsa gerek. Ellerine,zihnine ve herbiryerine sağlık...

Devamı gelir de okuruz oynarız umarım.

Enver GÜVEÇ :P
Kullanıcı kimliğini gösterEnver GÜVEC tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönderE-mek gönder
Site Sorumlusu

Kayıt: 03 Ekm 2004
Bildiriler: 100
Şehir: Frankfurt
Alıntıyla Cevap Gönder
Muzaffer Sungur'un diğer eserleri www.tahsinmelan.com sayfasındaki KONUK SAYFASI bölümünde.

_________________
"Az" her zaman "öz"dür. tm
Kullanıcı kimliğini gösterTahMel tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönderE-mek gönderKullanıcının web sitesini ziyaret et
Muzaffer Sungur'un Bana Hep Bana adlı tiyatro oyun metni
Bu yazışma ortamında yeni konular açamazsınız
Bu yazışma ortamında bildirilere cevap veremezsiniz
Bu yazışma ortamında bildirileri değiştiremezsiniz
Bu yazışma ortamında bildirileri silemezsiniz
Bu yazışma ortamında anketlerde oy kullanamazsınız
Tüm saatler GMT +2 Saat  
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)  

  
  
 Cevap Gönder  
Yeni Sayfa 2