Ana Sayfa
DİLİMİZİ KORUYALIM, ONA SAHİP ÇIKALIM
TÜRK DİLİ SEVDALILARININ BULUŞMA YERİ
Cevap Gönder
Kaybetmemiz şart mı?
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 17 Eyl 2005
Bildiriler: 605
Şehir: Istanbul
Alıntıyla Cevap Gönder
Kültür birliği milleti ayakta tutan bir unsurdur. Bu birliği koruyamamış milletler tarih sahnesinden silinip gitmişlerdir. Bunun örneklerini araştırdığımızda çokça görmek mümkündür. Kültür bir milletin yaşam biçimidir, değerleridir. Bu değerler dil, din, gelenek-görenek, sanat en başta gelenleridir. Milletin gelişimi, daha güçlü hale gelmesi ortak amaçlarının varlığı ile mümkündür. Bu ortak amaçların gerçekleşmesi için gerekli ilmi çalışmalar yapılmalı, bunun zemini hazırlanmalıdır. İçeriden ve dışarıdan gelebilecek her türlü olumsuz etkileri bertaraf edebilmek için gerekli tedbirler ilgili, yetkili kuruluşlar tarafından alınmalıdır. Bir ulusun ileri daha ileri gidebilmesi geleceğe yönelik planlarının olması ile mümkündür. Bir milleti güçlü kılan unsurlarda biri olan dil'i ele alacak olursak bu unsur en mühim olanıdır. Dili bozulmuş, anlamlar kargaşası içine çekilmiş, fakirleştirilmiş bir dilin sihiri de yok edilmiş demektir. İnsanlar dillerinin kuvveti, zenginliği oranında zekidir. Kısa bir ifade ile "Bir insan ne kadar çok kelime biliyorsa aklını o kadar çok, ne kadar az kelime biliyorsa aklını o kadar az kullanıyor" diyebiliriz. Bu kaçınılmaz bir ilmî tesbittir. Böyle bir tesbitten sonra şu sonuca ulaşmaktayız; "Dilini geliştirmiş toplumlar kendilerini de geliştirmiş olurlar".

Türkçemizi bekleyen en büyük tehlike, binlerce yıldır benliğimizde şekillenmiş olan kelimelerin bilhassa son 60-70 yıldır yozlaşması gayretlerine maruz kalmasıdır. Bu yozlaşmada "Türkiye Türklere bırakılamayacak kadar önemli bir ülkedir" düşüncesiyle planlama yapan dışgüçler ve bu planları uygulama durumundaki yerli işbirlikçiler rol oynamaktadır. Ayrıca iyi niyetle dil'ine hizmet etme amacında olan "Öz Türkçe", "Arı Türkçe"cilerimizin de az-çok bu bozunumda yer aldıkları da maalesef görülmektedir. Bu iyi niyetliler henüz yaptıklarının ne kadar zararlı olduğunun farkında değillerdir. Bu yaptıkları iyi niyetli çalışmaların zararlarının neler olduğunun 1-2 kuşak sonra farkına varılacaktır.

Dilimiz, herbir kelimesinden türetilmiş deyimleri, atasözleri, edebi eserleri, şiirleri ile güzelliğini canlılığını kazanmıştır. Bir tek kelimesini değiştirmekle o kelimeye bağlı onlarca, yüzlerce deyimi, atasözünü de beraberinde yok edilmiş olmaktadır. Bu değiştirme ile yüzbinlerce eser, arşiv okunup anlaşılamaz haline gelecektir. Oğullar babalarının, dedelerinin, atalarının kültürünü anlamaktan o kültürü hazmetmekten yoksun kalacaklardır. Bu yolla köklü ancak kökü çürümüş, geçmişi ile bağı kesilmiş, milli şuurunu yitirmiş bir topluluk haline dönüşmüş olunacaktır. Bu hain güçlerin esas amaçları bu değil midir? Bu gayretlerin hiç durmadan devam ettiğini aklımızdan hiç çıkarmamalıyız.

Bu yazımla belirtmeye çalıştığım ve zararlı bulduğum değiştirilmeye çalışılan kelimelerden zaman zaman bazı örneklemelerde bulunacağım.

Saygılarımla.


En son Ertuğrul ÖLCE tarafından Sal Ekm15, 2013 22:12 tarihinde değiştirildi, toplamda 2 kere değiştirildi.
Kullanıcı kimliğini gösterErtuğrul ÖLCE tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönderKullanıcının web sitesini ziyaret et
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 17 Eyl 2005
Bildiriler: 605
Şehir: Istanbul
Alıntıyla Cevap Gönder
Yukarıdaki yazımda belirttiğim ve değiştirilmesinin yanlışlığını örneklerle ortaya koymaya çalışacağım sözcüklerde biri de "meydan" dır. Dilimize kök salmış bu sözcüğün değiştirildiğini varsayarsak ortaya ne garabetler çıkmaktadır görülsün istedim.

Bir sözlüğümüz "meydan" için;
1) Geniş, düz, açık yer, alan, saha
(Kızılay meydanı, Taksim meydanı)
2) Yarışma veya karşılaşma yeri, bir işin olmasına, yapılmasına elverişli yer
(meydan muharebesi)
3) Ortalık, bulunulan yer, açık yer, açıklık
"meydanı boş bulmak", "Ev meydanın tam karşısında/yanında bulunmaktadır.)
4) Görünen, gözle görünen durum
(hastanın durumu meydanda, pek iyi gözükmüyor)
5) Fırsat, imkan veya vakit
(Anlaşmazlığa meydan vermemeliyiz.)
6) Bektâşî, Mevlevî tekkelerinde âyin yapılan yer

"alan" sözcüğümüz için;
1) Düz ve etrafı açık saha
2) Ormanların ortasında etrafı ağaçlarla çevrilmiş boş yerler
3) mec. Belli bir konu ve ihtisas sahası. dal
4) mat. yüzölçümü
5) fiz. İçinde bir takım kuvvet çizgilerinin yayılmış bulunduğu farz edilen boşluk (magmetik alan)
6) sp. Belli ölçülere göre yapılmış çeşitli spor çalışmalarının yapıldığı yer.

"sâha" sözcüğümüz için;
1) Açık yer, ortalık, meydan, geniş düzlük, alan
2) Bir konuya çalışma çevresi, alan

Yukarıdaki üç sözcükte anlamları itibariyle birbirleriyle sanki iç içe bulumaktadırlar. Dilimizde her üçü de sıkıca yer etmiş bulunmaktadırlar. Bu arada dilimize meydan karşılığı olarak yamanmak istenilen bir de "liman" sözcüğü bulunmaktadır. Bunu da örneğimize alacağım. "liman" sözcüğünü hariç tutarsak görülecektir ki bizden olan bu üç sözcük sanki aynı anlama geliyormuş gibi görülmektedirler. Ancak aralarında anlam açısından farklılıklar (nüans) bulunmaktadır.

Bir sözcüğün diğerinin yerini alması halinde nasıl anlamsızlıklarla karşılaşacağımızı ve bunlarla cümleler kurduğumuz takdirde nasıl bir çıkmaza sokulmak istendiğimizi görebiliriz.

meydan açmak: Sebep olmak
meydan açmak: "Bu hareket, daha ileride kim bilir ne boğuşmalara meydan açacaktır?"
alan açmak: "Bu hareket, daha ileride kim bilir ne boğuşmalara alan açacaktır?"
sâha açmak: "Bu hareket, daha ileride kim bilir ne boğuşmalara sâha açacaktır?"
liman açmak: "Bu hareket, daha ileride kim bilir ne boğuşmalara liman açacaktır?"

meydan almak: gelişmek, yayılmak
meydan almak: "Demek ki ortada yeni bir siyasî oluşum var, ya kendisi ya da birileri bu mirasa yaslanarak meydan almak istiyor."
alan almak: "Demek ki ortada yeni bir siyasî oluşum var, ya kendisi ya da birileri bu mirasa yaslanarak alan almak istiyor."
sâha almak: "Demek ki ortada yeni bir siyasî oluşum var, ya kendisi ya da birileri bu mirasa yaslanarak sâha almak istiyor."
liman almak: "Demek ki ortada yeni bir siyasî oluşum var, ya kendisi ya da birileri bu mirasa yaslanarak liman almak istiyor."

meydan bulamamak: fırsat bulamamak
meydan bulamamak: "Ben bu işi becerebilirdim ancak pek meydan bulamadım."
alan bulamamak: "Ben bu işi becerebilirdim ancak pek alan bulamadım."
sâha bulamamak: "Ben bu işi becerebilirdim ancak pek sâha bulamadım."
liman bulamamak: "Ben bu işi becerebilirdim ancak pek liman bulamadım."

meydan bulmak: fırsat bulmak
meydan bulmak:
alan bulmak:
sâha bulmak:
liman bulmak:

meydan dayağ: açıkta ve kalabalık içinde atılan dayak
meydan dayağı:
alan dayağı:
sâha dayağı:
liman dayağı:

meydan dayağı çekmek: herkesin içinde ve çok döğmek
meydan dayağı çekmek:
alan dayağı çekmek:
sâha dayağı çekmek:
liman dayağı çekmek:

meydan etmek: (ed. saz şairleri için) Bir araya gelerek sazla şiirler okumak. yarışmak
meydan etmek:
alan etmek:
sâha etmek:
liman etmek:

meydan (birine veya birşeye) kalmamak: Ortada engel olacak kimse veya şey kalmamak
meydan kalmak: "Bu beladan kurtulabilmek için bir çare düşünmeye meydan kalmadan Ali, bir gece kasabaya girdi."
alan kalmamak: "Bu beladan kurtulabilmek için bir çare düşünmeye alan kalmadan Ali, bir gece kasabaya girdi."
sâha kalmamak: "Bu beladan kurtulabilmek için bir çare düşünmeye sâha kalmadan Ali, bir gece kasabaya girdi."
liman kalmamak: "Bu beladan kurtulabilmek için bir çare düşünmeye liman kalmadan Ali, bir gece kasabaya girdi."

meydan muharebesi: Açık ve düz arazide kesin sonuç almak için düşmana karşı bütün güçlerle yapılan büyük savaş
meydan muharebesi: "Meydan muharebesi yüz kilometrelik bir cephe üzerinde cereyan ediyordu.", "30 Ağustos ve Sakarya meydan muharebeleri Türk tarihinin en çetin ve kaderini belirleyen muharebelerdir."
alan muharebesi: "Alan muharebesi yüz kilometrelik bir cephe üzerinde cereyan ediyordu.", "30 Ağustos ve Sakarya alan muharebeleri Türk tarihinin en çetin ve kaderini belirleyen muharebelerdir."
sâha muharebesi: "Sâha muharebesi yüz kilometrelik bir cephe üzerinde cereyan ediyordu.", "30 Ağustos ve Sakarya sâha muharebeleri Türk tarihinin en çetin ve kaderini belirleyen muharebelerdir."
liman muharebesi: "Liman muharebesi yüz kilometrelik bir cephe üzerinde cereyan ediyordu.", "30 Ağustos ve Sakarya liman muharebeleri Türk tarihinin en çetin ve kaderini belirleyen muharebelerdir."

meydan okumak: Korkmadığını, çekinmediğini açıkça bildirmek; kavga veya yarışmaya çağırmak.
meydan okumak: "Hülasa yüz türlü yüzmek bilir, dalgıçlara meydan okurdu."
alan okumak: "Hülasa yüz türlü yüzmek bilir, dalgıçlara alan okurdu."
sâha okumak: "Hülasa yüz türlü yüzmek bilir, dalgıçlara sâha okurdu."
liman okumak: "Hülasa yüz türlü yüzmek bilir, dalgıçlara liman okurdu."

meydan saati: Halkın faydalanması için meydanlara konulan büyük saat.
meydan saati:
alan saati:
sâha saati:
liman saati:

meydan sazı: Saz şairlerinin kullandığı, sesinin yüksekliği sebebiyle açık yerlerde çalınmaya elverişli büyük saz, divân sazı
meydan sazı:
alan sazı:
sâha sazı:
liman sazı:

meydan şairi: saz şairi.
meydan şairi:
alan şairi:
sâha şairi:
liman şairi:

meydan taşı: Bektâşî tekkelerinde âyin yerinde kandillerin konulmasına yarayan taş.
meydan taşı:
alan taşı:
sâha taşı:
liman taşı:

meydan vermemek/bırakmamak: Kötü bir durumun gerçekleşmesine imkân veya fırsat vermemek. Göz açtırmamak.
meydan vermemek/bırakmamak: "Sonra sultanın cevabına meydan vermeden döndü."
alan vermemek/bırakmamak: "Sonra sultanın cevabına alan vermeden döndü."
sâha vermemek/bırakmamak: "Sonra sultanın cevabına sâha vermeden döndü."
liman vermemek/bırakmamak: "Sonra sultanın cevabına liman vermeden döndü."

meydana atmak: Ortaya çıkarmak, ileri sürmek
meydana atmak:
alana atmak:
sahaya atmak:
limana atmak:

meydana çıkarmak: 1) Ortaya koymak, ortaya çıkmasına sebep olmak. 2) Açıklığa kavuşturmak.
meydana çıkarmak: "Marifetlerini birer birer meydana çıkarıyor."
alana çıkarmak: "Marifetlerini birer birer alana çıkarıyor."
sâhaya çıkarmak: "Marifetlerini birer birer sâhaya çıkarıyor."
limana çıkarmak: "Marifetlerini birer birer limana çıkarıyor."

meydana çıkmak: "Şu metruk, çirkin yapılar yıkıldığında arkadaki gizli kalmış tarihi yapı bütün ihtişamıyla meydana çıkacaktır.", "Yüzündeki karlar eriyince beyaz, yuvarlak bir yüz meydana çıkmıştı.", "Askerlikte hasta olduğu meydana çıktı.", "Altınyaprak Şirketi bizim son ekmek kapımızdı, bundan sonra iş bulabileceğim şüpheli, kardeşlerim daha meydana çıkmış sayılmaz."

alana çıkmak: "Şu metruk, çirkin yapılar yıkıldığında arkadaki gizli kalmış tarihi yapı bütün ihtişamıyla alana çıkacaktır.", "Yüzündeki karlar eriyince beyaz, yuvarlak bir yüz alana çıkmıştı.", "Askerlikte hasta olduğu alana çıktı.", "Altınyaprak Şirketi bizim son ekmek kapımızdı, bundan sonra iş bulabileceğim şüpheli, kardeşlerim daha alana çıkmış sayılmaz."

sâhaya çıkmak: "Şu metruk, çirkin yapılar yıkıldığında arkadaki gizli kalmış tarihi yapı bütün ihtişamıyla sâhaya çıkacaktır.", "Yüzündeki karlar eriyince beyaz, yuvarlak bir yüz sâhaya çıkmıştı.", "Askerlikte hasta olduğu sâhaya çıktı.", "Altınyaprak Şirketi bizim son ekmek kapımızdı, bundan sonra iş bulabileceğim şüpheli, kardeşlerim daha sâhaya çıkmış sayılmaz."

limana çıkmak: "Şu metruk, çirkin yapılar yıkıldığında arkadaki gizli kalmış tarihi yapı bütün ihtişamıyla limana çıkacaktır.", "Yüzündeki karlar eriyince beyaz, yuvarlak bir yüz limana çıkmıştı.", "Askerlikte hasta olduğu limana çıktı.", "Altınyaprak Şirketi bizim son ekmek kapımızdı, bundan sonra iş bulabileceğim şüpheli, kardeşlerim daha limana çıkmış sayılmaz."

meydana dökmek: Hepsini sergilemek, ortaya dökmek
alana dökmek:
sâhaya dökmek:
limana dökmek:

meydana düşmek: Herkesin içine karışmak, bir iş yapmak için kendini ortaya atmak.
meydana dökmek:
alana düşmek:
sâhaya düşmek:
limana düşmek:


Devam edecek...


En son Ertuğrul ÖLCE tarafından Sal Ekm15, 2013 19:26 tarihinde değiştirildi, toplamda 3 kere değiştirildi.
Kullanıcı kimliğini gösterErtuğrul ÖLCE tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönderKullanıcının web sitesini ziyaret et
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 16 Eyl 2005
Bildiriler: 312
Alıntıyla Cevap Gönder
Sayın Ölce;

Büyük bir emekle hazırlanmış bu yazı için size teşekkür ederim. İnsan böyle düşününce size yerden göğe kadar hak veriyor. Bu örnek zaman zaman derslerde yabancı dillerden dilimize giren ve genelde gerçek anlamı bilinmediği için anlamlarının dışında kullanılan sözcükler yerine dilimizde var olan sözcüklerin kullanılması gerektiğini, yoksa bile Türkçe sözcük üretilebileceğini söylediğim zamanlarda çıkar karşıma. Bir keresinde şöyle demişti bir arkadaşım: "Hocam; biz az bir kaynakla evini çekip çevirebilen kadına idareli kadın deriz. İdare, yönetim demektir. şimdi yönetimli kadın mı deyeceğiz?" Bir başkası da: "Ben eşime hayatım derim. Hayat, yaşam demekse ben şimdi -Yaşamım bana bir bardak su verir misin? mi diyeceğim?"

İnsan bu örnekler karşısında düşünmeden edemiyor niye bu kadar yüzeyde düşünüyoruz diye. Bir dilden diğer dile doğrudan sözcük, terim, kavram çevirmeye kalkışırsanız durum kimi zaman bu kadar komik olabiliyor işte. Bu yoldan gidecek olursak "köpekbalığı" sözcüğünü ingilizceye "dogfish" olarak çevirmek gerekmez mi? Oysa biliyoruz ki İngilizcede buna köpekbalığının doğrudan çevirisi olan dogfish değil shark denir. Yani biz idareli kadına yönetimli kadın değil, tutumlu kadın deriz. Biz eşimize hayatım yerine yaşamım değil sevgilim deriz.

Verdiğiniz meydan örneği bunlardan daha farklı değildir. Hepsi için değil; ama örnek olması açısından bir kaç tanesi için bilinen bir kaç söz söyleyeyim izninizle:

"Bu hareket, daha ileride kim bilir ne boğuşmalara (alan değil) yol açacaktır?" ya da neden olacaktır deriz.

meydan bulamamak: fırsat bulamamak konusunda da size daha ilginç bir şey söyleyeyim. Mütercim Asım'ın Firuzabadi'den çevirdiği Kamus'ta fırsat sözcüğünun Arapça aslı şöyle tanımlanır:

El-fırsa(t): Hayız hatunun silinip pak olacakları bez ve yün ve pamuk makulesine denir. (Aybaşı gören kadınların silinip temizlenmek için kullandıkları bez, yün, pamuk gibi nesnelere denir.) Bizim dilimizde başka bir anlamda kullanılıyor elbette. Bunun nedenini de çözebilmiş değilim.

"Marifetlerini birer birer (alana değil) ortaya çıkarıyor."

"Yüzündeki karlar eriyince beyaz, yuvarlak bir yüz (alana değil) ortaya (ya da açığa) çıkmıştı.",

Sizin de çok iyi bildiğiniz gibi hepsi için uygun karşılıklar vardır.

Sevgiler.
Kullanıcı kimliğini gösterMehmet Çömez tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönderE-mek gönderMSNM
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 17 Eyl 2005
Bildiriler: 605
Şehir: Istanbul
Alıntıyla Cevap Gönder
Sayın Mehmet Çömez,

Sizin söylemek istedikleriniz gayet açık. Anlaşılır bir üslupla yazmışsınız. Ancak kalıp, deyim, atasözleriyle dilimize yüzlerce yıldır yerleşmiş herhangi bir sözcüğün genel yerleşim yapısının bozulmasına neden meydan verelim anlamakta zorluk çekiyorum. Böylesine yerleşmiş sözcükleri bütün zenginliği ile muhafaza etsek Türkçemize ne gibi zararları olacaktır. Amacımızın Türk diline katkılar olması gerekliliğinin bilincinde olmamız, dilimizin ifadede eksikliklerini hissettiğimiz yeni sözcüklerin peşinde koşmamız icap ederken neden illaki var olanı tasfiye etme cihetine gidiyoruz! Zaman içinde anlamlarını yitirmesine, anlam kaymaları, anlam karışıklıklarına sebep olacağımız düşüncesiyle çok dikkatli, "ben yaptım oldu" zihniyetinden uzak bulunmalıyız. Tekrar ediyorum ki bu yaklaşımı bir türlü anlayamıyorum.

Saygılar.


En son Ertuğrul ÖLCE tarafından Prş Oca24, 2008 13:04 tarihinde değiştirildi, toplamda 2 kere değiştirildi.
Kullanıcı kimliğini gösterErtuğrul ÖLCE tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönderKullanıcının web sitesini ziyaret et
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 16 Eyl 2005
Bildiriler: 312
Alıntıyla Cevap Gönder
Sayın Ölce;

Ben dilde özleştirme konusunda "dile son giren ilk çıkar" yöntemini benimseyenlerdenim. Eskiden beri kullanıla gelen sözcükler yerine öncelikle yeni girmeye çalışanların engellenmesinden yanayım. Ne kadar gerçekleşmesi olasıdır bilemiyorum; ama son girenden başlayarak geriye doğru gidip dili özleştirmektir dileğim. Bir önceki yazımda anlatmaya çalıştığım şey ise, eskilerin de benim için vazgeçilmez olmadığıdır. Şu yenileriyle başa çıkayım hele, ömrüm yeterse sıra onlarada gelecek bir gün.

Eğer dile giren yabancı sözcük sizin dediğiniz veya düşündüğünüz gibi uslu uslu dursaydı o zaman çok da uğraşmazdım belki. Kuramsal olarak belki zenginlikmiş gibi görünüyor. Yani oturup sözcük saymaya kalkıştığınızda "10 sözcüğümüz varken şimdi 11 oldu" diyebiliriz belki; ama uygulamada hiç de öyle olmuyor biliyorsunuz."

1. hemen sınıfa git
2. şimdi bana gel
3. buradan düz git
4. doğru annene git
5. önce şunu yap
6. buradan düm düz gideceksin
7. dosdoğru buradan gideceksin
...
bunlar yetmedi bize ve direkt sözcüğünü ekledik dilimize. yukarıdaki 7 maddeye ekleyince 8 sözcüğümüz olmuş oluyor. Ne büyük zenginlik değil mi? Oysa kullanımda öyle olmuyor sayın Ölce. Son gelen sözcük diğer 7 sözcüğü yuvadan atıveriyor bir anda. bizim sözlerimiz şöyle oluveriyor:

1. direkt sınıfa git
1. direkt bana gel
1. buradan direkt git
1. direkt annene git
1. direkt şunu yap
1. buradan direkt gideceksin
1. direkt buradan gideceksin

Gördünüz mü bizim 7 madde birden bire 1 maddeye düştü. Ne kadar sayarsanız sayın 1 eder bu. Bunun adına ister tasfiyecilik desinler, ister faşistlik desinler, ister yeni bir ad bulsunlar hiç umrumda değil... çünkü aynı örneği sizin verdiğiniz meydan sözcüğü için de gerçekleştirmek mümkündür. Bir önceki yazımda bunun örneğini verdim. Meydan sözcüğüyle sayıca artmış görünen sözcük hazinemizin uygulamada (sizin verdiğiniz örnek sözlerle) tam tersine yoksullaştığını görüyoruz:

1.neden olmak=meydan açmak
2.yol açmak=meydan açmak
3.yol almak=meydan almak
4.gelişmek=meydan almak
5.yayılmak=meydan almak
6.eli er(me)mek=meydan bul(ma)mak
...
daha çok uzatmamak için burada kesiyorum. Sizce de bunca sözün ya da anlatımın yerine bir tek sözcüğü yerleştirmek zenginlik değildir öyle değil mi?
Kullanıcı kimliğini gösterMehmet Çömez tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönderE-mek gönderMSNM
'Saha'sız, 'Liman'sız, 'Alan'sız Birkaç Seçenek
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 19 Şub 2005
Bildiriler: 289
Şehir: Yarımca-Körfez/Kocaeli
Alıntıyla Cevap Gönder
Sayın Ölçe'nin meydanlı örnekleri için şöyle seçenekler sunabiliriz:

meydan açmak: "Bu hareket, daha ileride kim bilir ne boğuşmalara meydan açacaktır?"
yol açmak: "Bu hareket, daha ileride kim bilir ne boğuşmalara yol açacaktır?"

meydan almak: "Demek ki ortada yeni bir siyasî oluşum var, ya kendisi ya da birileri bu mirasa yaslanarak meydan almak istiyor."
yandaş bulmak: "Demek ki ortada yeni bir siyasi oluşum var; ya kendisi ya da birileri bu mirasa yaslanarak yandaş bulmak istiyor."

meydan bulamamak: "Ben bu işi becerebilirdim ancak pek meydan bulamadım."
uygun zaman bulamamak: "Ben bu işi becerebilirdim, ancak, uygun bir zaman pek bulamadım."

meydan kalmamak: "Bu beladan kurtulabilmek için bir çare düşünmeye meydan kalmadan Ali, bir gece kasabaya girdi."
gerek kalmamak: "Bu beladan kurtulabilmek için bir çare düşünmeye gerek kalmadan Ali bir gece kasabaya girdi."

meydan muharebesi: "Meydan muharebesi yüz kilometrelik bir cephe üzerinde cereyan ediyordu.", "30 Ağustos ve Sakarya meydan muharebeleri Türk tarihinin en çetin ve kaderini belirleyen muharebelerdir."
1. ölüm kalım savaşı: "Bu ölüm kalım savaşı yüz kilometrelik bir cephe üzerinde cereyan ediyordu."
2. büyük savaş: "30 Ağustos ve Sakarya Savaşları, bu büyük savaşlar, Türk tarihinin en çetin ve kader belirleyen savaşlarıdır."

meydan okumak: "Hülasa yüz türlü yüzmek bilir, dalgıçlara meydan okurdu."
yarışmaktan çekinmemek: "Hülasa yüz türlü yüzmek bilir, dalgıçlarla yarışmaktan çekinmezdi." / "Özetle, yüzmenin yüz türlüsünü bilir, dalgıçlarla bile yarışmaktan çekinmezdi."

meydan vermemek/bırakmamak: "Sonra sultanın cevabına meydan vermeden döndü."
olanak tanımamak: "Sonra, sultanın cevap vermesine olanak tanımadan döndü."

meydana çıkarmak: "Marifetlerini birer birer meydana çıkarıyor."
ortaya koymak: "Marifetlerini birer birer ortaya koyuyor."

meydana çıkmak: "Şu metruk, çirkin yapılar yıkıldığında arkadaki gizli kalmış tarihi yapı bütün ihtişamıyla meydana çıkacaktır.", "Yüzündeki karlar eriyince beyaz, yuvarlak bir yüz meydana çıkmıitı.", "Askerlikte hasta olduğu meydana çıktı.", "Altınyaprak Şirketi bizim son ekmek kapımızdı, bundan sonra iş bulabileceğim şüpheli, kardeşlerim daha meydana çıkmış sayılmaz."
1. ortaya çıkmak: "Şu metruk, çirkin yapılar yıkıldığında arkadaki gizli kalmış tarihi yapı bütün ihtişamıyla ortaya çıkacaktır.", "Yüzündeki karlar eriyince ortaya beyaz, yuvarlak bir yüz çıkmıştı.", "Askerlikte hasta olduğu ortaya çıktı."
2. büyümek, yetişmek: (Reşat Nuri’nin, bu tümceyi hangi bağlamda yazdığını bilmemekle birlikte, meydana çıkmak fiilini büyümek, yetişmek anlamında, dahayı da henüz anlamında kullanmış olabileceğini sanıyorum, YK) "Altınyaprak Şirketi bizim son ekmek kapımızdı, bundan sonra iş bulabileceğim şüpheli; kardeşlerim (de) henüz büyümüş sayılmaz."
Kullanıcı kimliğini gösterİnal Karagözoğlu tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönderKullanıcının web sitesini ziyaret et
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 14 Eyl 2006
Bildiriler: 11
Şehir: AMASYA
Alıntıyla Cevap Gönder
Yazıları okudum. Öncelikle şunu belirteyim ben bu konuda sayın ÖLCE gibi düşünüyorum.
Diğer gönül dostlarımız da sayın ÖLCEnin verdiği örneklere Türkçe karşılık vermişler yani ÖLCEnin verdiği kelimeleri birebir karşılayan örnekler vermek istemişler.Ama şu var, zaten sayın ÖLCE sizin bu verdiğiniz örnekleri kullanmayalım demiyor, tabiki kullanalım ama sadece Türkçemizin içine birkaç yıl veya bir kaç on yılda yerleşmiş değil yüzyılların bir birikimi olarak yerleşmiş kelimeleri de yok saymayalım, sahiplenelim diyor.
Benim bu konudaki şahsi kanaatim şudur, herkes çıkıp diyor işte öztürkçenin kuralları şudur, yok işte küçük ünlü uyumu büyük ünlü uyumu...bunun gibi bir sürü kuralı öne sürüp bu kurala uymadığı için yüzlerce yılda bize mal olmu bizim dilimize söyleyiş biçimimize uyum sağlamış kelimeleri yok sayıyorlar. Peki ben soruyorum, bu öztürkçenin kualları dediğiniz kurallar gökten zembille mi indi, bunlar Allah ayetimi, bunları Türklere birisi verdi de siz böyle konuşun mu dedi??HAYIR. Bu kurallar o zamanki Türk toplumlarında tamamen bilinçsiz bir şekilde gelişti. Ve bir DEYİŞ ÖZELLİĞİ, bir nevi şive oluşturdu. Şimdi günümüze bakalım, orta asyada bozkırlarda savaşarak geçirdiğimiz günler son buldu. Dünya değişti insanlar değişti, herşey değişti. Bu değişimin en doğal sonucu olarak bizim dil özelliklerimiz, söyleyiş özelliklerimiz değişemez mi? Bize bu kurallar gökten inmediğine göre bu kurallar sadece bizim irademiz altında gelişen kurallar değil mi?
Yani mesela eski Türk toplumlarının dili ''gardaş'' kelimesine dönüyormuş öyle demişler. Bizde demişiz ki bir kelimede ince sesli ile başlıyosa öyle gider falan. Bu kural mı şimdi? Bende diyorum ki benim dilim şimdi ''kardeş''e dönüyor. Ama sizin o dayattığınız kurallara uymuyor. Ama ben Türküm benim dilim de TÜRK-ÇE dir.
Yani bu kurallar değişmez değildir. Önce bunu bir anlayalım. Yapmamız gereken sadece yozlaşmanın ve bizim deyiş ve şive özelliklerimize kültürümüze ters uygun olmayan kelimelerden korumak, bu bilinçle dilimizde oluşabilecek deyiş değişiklikleri ışığında dilimizin gelişmesini sağlamaktır...
Kullanıcı kimliğini gösterugurdoktor tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönder
Ben Ne Diyorum?
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 19 Şub 2005
Bildiriler: 289
Şehir: Yarımca-Körfez/Kocaeli
Alıntıyla Cevap Gönder
Sayyn Ölçe'nin kimi meydanlı örnekleri için seçenekler sunarken, dilimize yüzyılların birikimi olarak yerleşmiş ve günümüze dek gelebilmiş olan sözcükleri yok sayalım diye bir görüş ileri sürdüğüm izleniminin doğduğunu anlıyorum. Ben böyle bir şey demiyorum.

Peki ne diyorum?

Örneğin, Şu metruk, çirkin yapılar yıkıldığında arkadaki gizli kalmış tarihi yapı bütün ihtişamıyla meydana çıkacaktır sözleri yerine Şu metruk, çirkin yapılar yıkıldığında arkadaki gizli kalmış tarihi yapı bütün ihtişamıyla alana çıkacaktır demenin elbette yanlış olduğunu; ve meydan sözcüğünü kullanmak istemiyorsam, diyeceğim şeyi, Şu metruk, çirkin yapılar yıkıldığında arkadaki gizli kalmış tarihi yapı bütün ihtişamıyla ortaya çıkacaktır diye anlatabileceğimi söylüyorum.

Hepsi bu...

_________________
İnal Karagözoğlu
Kullanıcı kimliğini gösterİnal Karagözoğlu tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönderKullanıcının web sitesini ziyaret et
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 06 Hzr 2005
Bildiriler: 117
Alıntıyla Cevap Gönder
meydan açmak
meydan almak
meydan bulamamak
meydan bulmak
meydan dayağı
meydan dayağı çekmek
meydan etmek
meydan (birine veya birşeye) kalmamak:
meydan muharebesi
meydan okumak
meydan saati
meydan sazı
meydan şairi
meydan taşı
meydan vermemek/bırakmamak
meydana atmak
meydana çıkarmak
meydana çıkmak
meydana dökmek
meydana düşmek


Sayın Ölce'yi kutluyorum. Bundan daha güzel anlatılamazdı doğrusu. Türkçede en az 20 değişik biçimde anlatılabilecek bir durumu bir tek meydan sözüyle özetleyebilmişiz.

Sayın KARAGÖZOĞLU da boşa yorulmuş:

yol açmak
yandaş bulmak
uygun zaman bulamamak
gerek kalmamak
ölüm kalım savaşı
büyük savaş
yarışmaktan çekinmemek
olanak tanımamak
ortaya koymak:
ortaya çıkmak
büyümek, yetişmek


ohooo bu kadar sözü kim aklında tutacak Sayın Karagözoğlu? Hepsini özetlersiniz meydan diye... olur biter. Dilde zenginlik budur işte. Bu kadar tanımı atarsın (sen atmazsan meydan sözcüğü atar zaten) tek sözcükle anlaşırsın.

Ben bir tane daha biliyorum sözgelimi: şey Bu sözcük de böyle her derde deva cinsinden.

şeyi getirdin mi?
şeyi bana ver.
şey... rahatsız ettim.
şeyi hatırladın mı?
...

Sayın Çömez anlatmış; ama anlaşılamamış sanırım. Yabancı sözcükler dilimize girince kağıt üzerinde sayıları artmış gibi görünüyor da uygulama öyle olmuyor. Kullanımda bunlar o dildeki pek çok sözcüğün köküne kibrit suyu döküyor.

Çanta
File
Torba
Çuval
Naylon torba
Kesekağıdı
Bez torba
Kağıt torba


ne oldu bunlara? Hepsi birden bir poşetin içine girdi. Bakın çevrenize... insanlar artık yukarıda saydıklarımı kullanıyor mu? ("Ben kullanıyorum" demeyin. Konu sizinle sınırlı değil çünkü.) Kullandıkları bir teksözcük var: Poşet. Hayırlı olsun.

Saygılarımla.
Kullanıcı kimliğini gösterDorukhan tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönderE-mek gönderMSNM
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 17 Arl 2006
Bildiriler: 244
Şehir: Mersin
Alıntıyla Cevap Gönder
Ancak ben size katılmıyorum Sayın Dorukhan,

yol açmak, yandaş bulmak, uygun zaman bulamamak, gerek kalmamak ölüm kalım savaşı, büyük savaş, yarışmaktan ekinmemek, olanak tanımamak, ortaya koymak, ortaya çıkmak, büyümek, yetişmek...

bunlar da Türkçeye ait deyimler. şimdi "meydan" var diye bunları atalım mı? şahsen bunları kullanıyorum, kullanmamalı mıydım? Bunlar da dile aittir, hiçbirinden vazgeçilmemeli.

Alıntı:
Sayın Çömez anlatmış; ama anlaşılamamış sanırım. Yabancı sözcükler dilimize girince kağıt üzerinde sayıları artmış gibi görünüyor da uygulama öyle olmuyor. Kullanımda bunlar o dildeki pek çok sözcüğün köküne kibrit suyu döküyor.

Öncelikle dilimize giren çoğu sözcük aslında anlam genişlemesine uğruyor. Normalde o sözcük öz dilinde sadece bir anlama gelir. Ancak zamanla dilimizde genişlemeye (ya da daralmaya) mâruz kalabiliyor. Ben çanta demek istediğim poşet demem, zorunda da değilim. Bunları kullanımdan atamazsınız. Sizin düşünceniz de çok yanlış. Dildeki sözcükleri rahat bırakın da herkes kullansın istediği gibi. Önemli olan başka sözcükler yerleşmeden önce onlara uygun Türkçe karşılıklar bulmaktır!
Saygılar...
Kullanıcı kimliğini gösterOktayD tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönderKullanıcının web sitesini ziyaret etMSNM
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 17 Eyl 2005
Bildiriler: 605
Şehir: Istanbul
Alıntıyla Cevap Gönder
Devam ediyorum "meydan"lı sözcüklerime, deyimlerime. Ancak önceki yazımda belirtmem gerekirken unuttuğum, dilimize daha önce birkaç anlamıyla yerleşmiş ancak dilimizin diğer sahalarına da kenarından köşesinden arsızca sokulmaya çalışılan bir "liman" sözcüğü bulunmaktadır. Bununda meydanın yerini alması da dilimizdeki sözcüklerle böylesine oynarsak korkarım mümkün olacaktır.

meydana gelmek: Belirli bir varlık kazanmak, olmak; ortaya çıkmak, oluşmak.
meydana gelmek: "Büyük milletler millî, tarihî, coğrafî unsurlar ve meziyetlerle meydana gelen muazzam terkiplerdir."
alana gelmek:"Büyük milletler millî, tarihî, coğrafî unsurlar ve meziyetlerle alana gelen muazzam terkiplerdir."
sâhaya gelmek:"Büyük milletler millî, tarihî, coğrafî unsurlar ve meziyetlerle sâhaya gelen muazzam terkiplerdir."
limana gelmek:"Büyük milletler millî, tarihî, coğrafî unsurlar ve meziyetlerle limana gelen muazzam terkiplerdir."

meydana getirmek: 1) yapmak, olmasını sağlamak. 2) Yetiştirmek büyütmek.
meydana getirmek:
alana getirmek:
sâhaya getirmek:
limana getirmek:

meydana koymak: Yapıp ortaya çıkarmak; göstermek.
meydana koymak:
alana koymak:
sâhaya koymak:
limana koymak:

meydana sürmek: Cüret, cesaret vermek.
meydana sürmek:
alana sürmek:
sâhaya sürmek:
limana sürmek:

meydana vurmak / vurulmak: Açığa, ortaya çıkarmak. Belli etmek (ortaya çıkarılmak)
meydana vurmak / vurulmak:
alana vurmak / vurulmak:
sâhaya vurmak / vurulmak:
limana vurmak / vurulmak:

meydanda: Belli, âşikâr, ortada
meydanda:
alanda:
sâhada:
limanda:

meydanda bırakmak: 1) Açıkta evsiz barksız bırakmak. 2) Ortalıkta bırakmak, gizlememek, herkesin gözü önünde bırakmak. 3) Sahip çıkmamak, bırakıp gitmek, terk etmek.
meydanda bırakmak:
alanda bırakmak:
sâhada bırakmak:
limanda bırakmak:

meydanda durmak: Ortada olmak, gizli olmamak.
meydanda durmak: "Gizlisi saklısı yoktu. Herşeyi meydanda dururdu."
alanda durmak: "Gizlisi saklısı yoktu. Herşeyi alanda dururdu."
sâhada durmak: "Gizlisi saklısı yoktu. Herşeyi sâhada dururdu."
limanda durmak: "Gizlisi saklısı yoktu. Herşeyi limanda dururdu."

meydandan çekilmek: yok olmak, ortadan kaybolmak.
meydandan çekilmek:
alandan çekilmek:
sâhadan çekilmek:
limandan çekilmek:

meydandan kaldırmak: Saklamak, göz önünde bulundurmamak, gizlemek.
meydandan kaldırmak:
alandan kaldırmak:
sâhadan kaldırmak:
limandan kaldırmak:

meydanı (birisine veya birşeye) bırakmak: Mücadeleden vazgeçmek veya yarışmadam çekilmek.
meydanı (birisine veya birşeye) bırakmak:
alanı (birisine veya birşeye) bırakmak:
sâhayı (birisine veya birşeye) bırakmak:
limanı (birisine veya birşeye) bırakmak:

meydanı boş bulmak: (mani olacak kimse olmayınca) Aşırı hareketlerde bulunmak, her istediğini yapmak.
meydanı boş bulmak: "Yasalar yetersiz kaldığında ahlaksızlar meydanı boş bulmuş olacaklar ve her türlü edepsizliği yapacaklardır."
alanı boş bulmak: "Yasalar yetersiz kaldığında ahlaksızlar alanı boş bulmuş olacaklar ve her türlü edepsizliği yapacaklardır."
sâhayı boş bulmak: "Yasalar yetersiz kaldığında ahlaksızlar sâhayı boş bulmuş olacaklar ve her türlü edepsizliği yapacaklardır."
limanı boş bulmak: "Yasalar yetersiz kaldığında ahlaksızlar limanı boş bulmuş olacaklar ve her türlü edepsizliği yapacaklardır."

meydan açmak: Birine, birşeye fırsat vermek, yaratmak, istifade etmesine vesile olmak.
meydan açmak: "Anneler, babalar çocuklarına yeteri kadar ilgi göstermezlerse çocuklarının kötü alışkanlık edinmelerine meydan açmış olurlar"
alan açmak: "Anneler, babalar çocuklarına yeteri kadar ilgi göstermezlerse çocuklarının kötü alışkanlık edinmelerine alan açmış olurlar"
sâha açmak: "Anneler, babalar çocuklarına yeteri kadar ilgi göstermezlerse çocuklarının kötü alışkanlık edinmelerine sâha açmış olurlar"
liman açmak: "Anneler, babalar çocuklarına yeteri kadar ilgi göstermezlerse çocuklarının kötü alışkanlık edinmelerine liman açmış olurlar"

er meydanı: Yiğit erkeklerin mücadele yeri, güreş yeri.
er meydanı:
er alanı:
er sâhası:
er limanı:

hodri meydan: "Kendine güvenen ortaya çıkar" mânâsında meydan okuma, kafa tutma sözü.
hodri meydan: Aranızda benimle kapışacak anasından er doğmuş varmı? Hodri meydan diyorum!
hodri alan: Aranızda benimle kapışacak anasından er doğmuş varmı!! Hodri alan diyorum!
hodri sâha: Aranızda benimle kapışacak anasından er doğmuş varmı? Hodri sâha diyorum!
hodri liman: Aranızda benimle kapışacak anasından er doğmuş varmı!! Hodri liman diyorum!!! (Ne kadar bize uygun düşüyor değil mi!)

mal meydanda: Bir işin veya şeyin gizlisi saklısı olmadığını belirtmek için söylenir.
mal meydanda:
mal alanda:
mal sâhada:
mal limanda:

meydanlık: Açık yer, açıklık, genişçe yer.
meydanlık:
alanlık:
sâhalık:
limanlık:

meydancı: 1) Avlu, bahçe v.b. yerleri süpüren ve temizleyen hizmetli. 2) Mevlevî tekkelerinde misâfirleri karşılayan, meydanı açan ve âyini idâre eden kimse.
meydancı:
alancı:
sâhacı:
limancı:

meydanı dar getirmek / etmek: Birini birşeyden dolayı pişman etmek, kaçacak yer aratmak.
meydanı dar getirmek / etmek:
alanı dar getirmek / etmek:
sâhayı dar getirmek / etmek:
limanı dar getirmek / etmek:

meydanı gümbürdetmek:
alanı gümbürdetmek:
sâhayı gümbürdetmek:
limanı gümbürdetmek:


En son Ertuğrul ÖLCE tarafından Sal Ekm15, 2013 22:01 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi.
Kullanıcı kimliğini gösterErtuğrul ÖLCE tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönderKullanıcının web sitesini ziyaret et
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 08 Eyl 2005
Bildiriler: 2333
Şehir: Almanya
Alıntıyla Cevap Gönder
Merhaba arkadaşlar.

Ertuğrul Ölce dostun açtığı konu üzerine yapılan yazışmaları sessizce uzaktan izledim.

Elbette hepimiz bilgi sermâyemizde, öğrendiğimiz kadarının ustasıyızdır.

Ama şu gerçek var ki; insan zihninde oluşan her deyim zaman, durum, konum ve mekan açısından farklı değerlendirilir.
Affedersiniz; bendeniz tahsilimde yıllar önce <Dil> dersi gördükten sonra meslek gereği sürekli ilerlemem sözkonusu olduğundan, <Hiss> gibi son yıllarda giderek artan yeni bilim dallarında seminerlere katılıyorum.

Anladığım ve bildiğim şu ki; insanlarla iletişim için en gerekli âletimiz dil, öyle kolaydan öğrenilecek bir sanat değildir. Hergün ve ömür boyu çaba ister, zamana ve gelişmelere ayak uydurmak ister.

Burada Ertuğrul Ölce ve fikirlerini destekleyen arkadaşların görüşlerine katılıyorum.

....

Ne kadar ve ne denli anlatırsanız anlatın, ancak anlaşılabildiğiniz kadar anlatmış ve o kadar da usta sayılırsınız!
Asıl sanat da; anlatmak değil, anlaşılabilir olmaktır.

Selamlar

Diplik:
Bugün <Kederli> sayfasına gönderdiğim HİÇ GEÇ KALMAK OLUR MU? isimli şiirime dilerseniz kısa bir göz atın lütfen. Orada bu konuya ilgiliendirir biçimde bir şiir bulacaksınız.


En son Kederli tarafından Cum Mar23, 2007 20:14 tarihinde değiştirildi, toplamda 2 kere değiştirildi.
Kullanıcı kimliğini gösterKederli tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönder
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 09 Eyl 2005
Bildiriler: 172
Alıntıyla Cevap Gönder
Konuyla ilgili kısa ve öz konuşacağım. Sayın Mehmet Çömez'e katılıyorum. Ağzına ve yüreğine sağlık.
:)
Kullanıcı kimliğini gösterdilsever tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönderKullanıcının web sitesini ziyaret etMSNM
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 17 Eyl 2005
Bildiriler: 605
Şehir: Istanbul
Alıntıyla Cevap Gönder
dilsever demiş ki:
Konuyla ilgili kısa ve öz konuşacağım. Sayın Mehmet Çömez'e katılıyorum. Ağzına ve yüreğine sağlık. :)

Sayın dilsever,

Niçin yukarıdaki ifadeyi kullanma gereği duyduğunuzu anlayamadım. Sayın Mehmet Çömez Bey düşüncelerini gayet güzel aktarmış bulunmaktadır. Tasvip edilir, edilmez kurallar içinde ortaya koymuş bulunmaktadır. Kendilerinin fikirleri saygıyla karşılanmakta ve değer veilmektedir. Bu yazışmalıkta daima dikkatli ve üyelerimize karşı saygılı olmamız gerektiğini hatırlatmama gerek yok sanırım. Bizler, birer azgın takım taraftarlarları olarak değil, fikri yapılarımızı olgunlaştırmak, birbirimizle bilgi alışverişinde bulunmak, kendimizi Türkçemizin dışında da her yönüyle geliştirmek için burada bulunmaktayız.
Amaçlarımızdan biri de yazışmalığımızın yazı kirliliğine uğramasını engellemektir. Yazışmalığa giren bir okurun doğrudan Türkçe ile ilgili bilgilerle karşılaşması, aradığına kısa sürede ulaşabilmesi dileğimizdir. Diğer forumlardaki anlamsız sohbetlerin burada da yapılamayacağının idrakinde olmamız gerekmektedir. Sayın Mehmet Çömez Bey'in fikirlerine katıldığınızı beyan etmenizin pratikte hiçbir anlamı yoktur. Arzu edilir ki bu tür yaklaşımınız yerine kendi fikirlerinizi ortaya koyarak okuyucunun istifadesine sunmanızdır.

Yazımın sizi doğrudan hedef aldığı zannına kapılmadan, sizin şahsınızda böylesi anlamsız yazı yazanlara yönelik olduğunu biliniz.

Saygılarımla.
Kullanıcı kimliğini gösterErtuğrul ÖLCE tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönderKullanıcının web sitesini ziyaret et
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 09 Eyl 2005
Bildiriler: 172
Alıntıyla Cevap Gönder
Tepkinizi anlamış değilim. Konu başlığına girdim, yazılanları okudum, benim söyleyeceklerimi ya da konuyla ilgili yazacaklarımı Sayın Çömez yazmış. Ben de onun düşüncelerine katıldığımı dile getirdim. Aynı şeyleri tekrar tekrar dile getirmektense kısaca görüş bildirdim.
Yazışmalık ortamında herkes düşüncesini dile getiriyor. Kimseye düşüncesinden dolayı kızmışlığım ya da kimseyi düşüncelerinden dolayı sevmişliğim yok. Benim için, sizin bu yazışmalık ortamında bulunmanız ve görüşlerinizi dile getirmeniz önemli.
Öyleyse yazışmalık ortamında bulunan her "Türkçesever"in yüreğine sağlık.

Saygılarımla
Kullanıcı kimliğini gösterdilsever tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönderKullanıcının web sitesini ziyaret etMSNM
Kaybetmemiz şart mı?
Bu yazışma ortamında yeni konular açamazsınız
Bu yazışma ortamında bildirilere cevap veremezsiniz
Bu yazışma ortamında bildirileri değiştiremezsiniz
Bu yazışma ortamında bildirileri silemezsiniz
Bu yazışma ortamında anketlerde oy kullanamazsınız
Tüm saatler GMT +2 Saat  
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)  

  
  
 Cevap Gönder  
Yeni Sayfa 2