Ana Sayfa
DİLİMİZİ KORUYALIM, ONA SAHİP ÇIKALIM
TÜRK DİLİ SEVDALILARININ BULUŞMA YERİ
Cevap Gönder
Ergenekon kavramı .
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 11 Arl 2010
Bildiriler: 23
Alıntıyla Cevap Gönder
Azerbaycan Türk Kültür Dergisi 5.Haziran.1986 yıl: 35 sayı: 255 sayfa : 40 -44 Sayın Seyfettin Altaylı beyefendinin

yazısını sizlerle paylaşmak istiyorum. Üzerinde düşünülmesi gerektiğine inanıyorum.

Yazının başlığı : ERGENEKON BAYRAMI

Milletleri meydana getiren esas unsurlardan biri de kültürdür.
Her millet yaşadığı coğrafi saha ve içtimai / toplumsal yapısıyla ilgili olarak kendi kültürünü yaratmıştır. Başka sözle dersek ,milletler kendi ruhlarının , düşüncelerinin , istek ve arzularının , heyecen ve üzüntülerinin eseri , nişanesi / belirtisi olan kültürlerini yaratmışlardır.

Kültür , bir milletin kanı ve ruhu gibidir. Ne değiştirilebilir, ne de atılabilir. Kendi kültürünü kaybedip başka bir milletin kültürünü alan millet kendi milliyetini kaybetmiş ve kendi kendine yabancılaşmış demektir. Kendine yabancılaşan bir millet ,
kültürünü kabul ettiği millete de mensub/ ait olamaz. Çünkü milli değerler yekünü / bütünü olan kültür , milletin karakteridir.
Kendi karakterini kaybeden millet de itibarını / güvenirliğini ve saygınlığını yitirir.Kültür , elbise gibi istendiği anda değiştirilip atılamaz ve zorla yok edilemez. Söz açılmışken hemen belirtmeliyizki ; Bulgaristan'da benlikleri , kültürleri zorla değiştirilmek istenen 1.5 milyon Türk'ün Bulgarlaşması gayri mümkündür / kesin olarak olasılığı yoktur. Tarihin hiçbir döneminde milli kültürler zorla veya başka yollarla ortadan kaldırılamamıştır. Ne var ki Bulgar adı , zihinlerden silinmeyen ve yüreklerde daima kanayan zulümkar bir ad olarak kalacaktır .

Kültür , bir milletin ruhi ve ırki yapısına uygun olarak inkişaf eder / gelişim gösterir. Kültürün içinde mühim / önemli olan ve uzun zaman içinde dumura uğrayanlar / körelenler örf ve adetlerdir.

Tarihin başından beri Türk milletini yıkmak isteyen mihraklar / odaklar önce onun örf ve adetlerini , dilini değiştirmeye çalışmış. Bu faaliyetlerde / çalışmalarda iki husus / konu dikkat çekmektedir. Biri uzun diğeri kısa vadeli / süreli faaliyetlerdir.Kısa vadede inanç , edebiyet ve sanata tesir ederek , uzun vaded ise dili , örf ve adetleri ortadan kaldırarak etkili olmak amaçlanmaktadır.

Bu günkü konumuz bütün Türk illerinde / memleketlerinde kutlanan Ergenekon , yani Nevruz bayramıdır .

Nevruz , kelime anlamı itibarıyla '' yeni gün '' manasındadır. 12 hayvanlı Türk takviminin birinci ayı Mart ayının 21. inci günü başlar ki bu gün Türk'lerde yılbaşıdır. 21 Mart günü , bütün Türk boyları tarafından bilinmektedir.
Kullanıcı kimliğini gösterİdris Kulaçoğlu tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönderE-mek gönder
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 11 Arl 2010
Bildiriler: 23
Alıntıyla Cevap Gönder
Aklımıza şöyle bir soru gelebilir . Neden başka bir ayda , başka bir gün yılbaşı olarak kabul edilmemiş ? 21 Mart gününün
bayram olarak kabul edilmesinde hangi tarihi veya dini hadise / olay sebep teşkil etmiştir / oluşturmuştur .

Bayramlar umumiyetle / genellikle toplumların karşı karşıya geldikleri çok mühim hadiselerden başarıyla çıktıkları günlerdir. Yani varlık-yokluk kavgasına tutuşan ve bu kavgadan alnının akıyla çıkan toplumlar , o günün sevincini gelecek nesillere aktarmak için bayram olarak kabul etmişler ve kutlamışlar. Bu günü kutlamada , karanlıktan aydınlığa çıkışın verdiği manevi haz ve bu haz ile kendine güvenin mutluluğu yatıyor .Ergenekon destanı ise bu gün kutlanan nevruz bayramının ta kendisidir .

Ergenekon destanı özetle şöyledir :

'' Türk illerinde Göktürk kolunun uzanmadığı , yolunun geçmediği yer yoktu. Bütün yabancı kavimler Göktürklerden intikam almak için birleştiler ve onların üzerine yürüdüler. Türk'ler çadırlarını ve sürülerini bir yere toplayıp etrafına hendek kazarak beklediler. Düşmanlar geldi ve vuruşma başladı. Göktürk'ler galip geldi.

Düşmanların beyleri , hanları toplantı yapıp dediler ki : Göktürk'lere hile yapmazsak onları yenemeyiz. Böyle kararlaştırıp sabah olunca bozguna uğramış gibi kaçmaya başladılar . Göktürk'ler , bunların vuruşma gücü bitti, diye peşlerine düştüler. Düşmanlar aniden dönüp Göktürk'lere hücum ettiler ve onları öldüre öldüre çadırlara geldiler. Çadırlarda herşeyi yağmaladılar. Büyükleri öldürüp , küçükleri esir alarak götürdüler.

Göktürk kağanı İlhan'ın çocukları çoktu. Savaşta Kayan hariç hepsi öldü. Kayan , en küçük oğlu idi ve yeni evlenmişti .İlhan'ın Tükuz adlı bir yeğeni vardı. Bu ikisi düşmana esir olmuşlardı. Düşmanlar bunları kendi ülkelerine götürüyorlardı.10 gün sonra bu iki Türk yiğidi bir gece eşlerini de alarak kaçtılar, yurtlarına geldiler. Düşmanın yakalayamadığı at,öküz,deveve koyunları topladılar.

Kendi kendilerine kararlaştırdılar ki : Etrafımız hep bize düşmandır. En iyisi dağlarda insan yolu düşmeyen bir yer bulup yaşayalım . Böylece yüzlerini dağa çevirdiler.

Dağda bir keçi yolu bularak yürüdüler. Yol öylesine bir yoldu ki bin güçlükle yürünüyordu ve kimayağını yanlış bir yere bassa düşüp parça parça olurdu. Bu yoldan başka yolu olmayan bir yere vardılar. Burada çeşmeler , otlar , meyveli ağaçlar ve türlü avlar vardı.

Tanrıya şükrederek buraya yerleştiler ve adına Ergenekon dediler.

Burada Kayan ve Tükuz'un çocukları çoğaldılar. 400 yıl sonra o kadar çoğaldılar ki Ergenekon onlara dar gelmeye başladı. Dediler ki : Atalarımızdan işittik Ergekon dışında geniş ve güzel yerler varmış . Bizim eski yurdumuz oralardaymış . Dağların arasından yol bulup çıkalım. Bize dost olanla görüşelim , düşman olanla vuruşalım.

Börteçine adlı bir demirci , dağı iyi biliyordu ve dedi ki : Bu dağda demir maddesi var ve yalın kat madendir. Bu demiri eritirsek bir yol buluruz.

Gidip , baktılar ve bu fikri beğendiler. Dağın her tarafını bir kat odun bir kar kömürle doldurdular. 70 deriden körük yapıp yetmiş yere kurdular. Ateşi yakıp körükleri çekmeye başladılar.

Tanrının inayeti / iyiliği / ihsanı / lütfu ile ateş yandıktan sonra demir dağ eridi ve aktı . Yüklü bir deve çıkacak kadar yol açıldı. Hazırlıklarını yaparak çıkacakları o mukaddes / kutsal ay , gün ve saatı ballayerek çıktılar.

O günden sonra Göktürk'ler yılın başladığı o günü bayram kabul ettiler. Her yıl o gün geldiğinde bir parça demiri yaktıkları büyük bir ateşte kızdırırlar , onu örse koyar ve kıskaçla tutarlar , önce hakan sonra beyler onu çekiçle döverlerdi.Bu gün Göktürk'ler için mukaddes / kutsal sayılırdı. ''

Türk boyları bu bayramı gittikleri her yere götürmüş ve orada yaşatmıştır.

Müslüman olmayan Çuvaş Türk'leri başından beri Sibirya'da ki yurtlarında bu bayramı '' Naurus '' '' Nouruz oyı '' adıyla hala kutlamaktadır.
Kırgız Türk'lerinde yılbaşı manasına gelen '' Bay-ay '' terimi mevcuddur/vardır ve bu terim Kırgız 'lardan bahseden / anlatan Çin yıllıklarında da geçmektedir.
Azerbaycan' da 21 Şubat - 20 Mart günleri arasındaki zamana '' Buz-ay '' '' Boz-ay '' derler.
Diğer taraftan Gaziantep çevresinde yeni yıl , Mart ayındadır ve bu aya '' Azer '' denilmektedir.
Güney Rusya bozkırlarında yaşayan Kazak Türk'lerinde Nevruz bayramı dolayısıyla herkes en yeni ve güzel elbiselerini giyer. Evlerin duvarlarına ve eşyaların üzerine kil kaplar atılarak parçalanıor , yakılan büyük ateşin atlanır.Kazak Türk'leri ateş üzerinden atlamalara ve onunla ilgili oyunlara '' Baça '' derler. Azerbaycan'da ve Kars'ın Iğdır kazasında (bu gün Iğdır il olmuştur .) bunun adı '' Baca - baca'' dır.
Kırgızlar , yeni yılın ilk gününe ''Nooruz '' derler ve bu gün ''Nooruz Köcü '' denilen darı ve bulgurdan yapılma bir yemek yerler.
Orta asya Türk'leri yılın ilk gününe '' Navris '' derler . Semerkant , Buhara ve Endican yöresindeki Türk'ler 21. Mart'ta başlayan ve bir hafta devam eden eğlencelerine '' Seyil eğlenceleri '' diyorlar .
Orta asya Türk'leri olan Kazan , Uygur ve Mişer ' lerde özellikle Nevruz günü yapılan toplantılarda Ergenekon destanı okunmaktadır .
Kullanıcı kimliğini gösterİdris Kulaçoğlu tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönderE-mek gönder
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 11 Arl 2010
Bildiriler: 23
Alıntıyla Cevap Gönder
Ergenekon , Hızır , Nebi ve Saya gibi bayramlarda kullanılan unsurlar eski Türk inanç sisteminde olan atalat kültü , ateş , yer+su kültü ile ilgili adetlerdir ve bütün Türk boylarında ortaktır. Mançurya'dan Balkan Türk'lerine , Sibirya'dan Arabidtan'a kadar yaşayan Türk topluluklarında aynen görülmektedir.

Aski Türk inancında atalar kültü , aile ocağı ve ateş kültüyle sıkı münasebettedir / yakın ilişkidedir. Azerbaycan Türk'leri arasında kutlanan Ergenekon bayramında herkes gayet neşeli ve birbirine karşı saygılı olmaya özen gösterir. Hatta bayramdan evvelki gece , yani ataeş yakılıp üzerinden atlanan gece gençler niyet tutarak kapıları dinlerler. Evde kötü şeylerden bahseden aile , hoş olmayan sözler sarfeden aile , onları dinleyen genci üzmüş olur . Dolayısıyla bu durumu izleyen babaların ruhu incinmiş olur.

Bayramdan önceki Çarşamba , ahir/ son çarşambadır.Ertesi gün ise '' kabir üstü '' denilen gündür. Kabir üstü , ölü bayramı olarak da adlandırılır. Kabir üstü'nden evvelki akşam büyük kazanlarda pişirilen helvalar yuvarlak yapılır ve bu helva toplarından biri de evin damına atılır. Bundan kasıt , evini ziyarete gelen baba ve anneler , onlar için helva pişirildiğine şahit olarak sevinsinler.

Bu durum Kars'ın Iğdır , Tuzluca , Aralık kazalarında ve İzmir - Bornova'da ki Naldöken Tahtacı köyünde hala yaşıyor.

Ateş de su gibi Türk'ler tarafından kutsal kabul edilmiş. Dünyanın yaratılışı , bahar ve ateş arasında bir bağ kurulmuştur. Yakut Türk'lerinde tören ateşleri çakmak taşı ile yakılır. Aynı durum Naldöken Tahtacılar'ında da vardır.
Kuzey Altay Türk'lerinde evlenen gençler gerdek gecesi ateşi çakmak taşıyla yakarlar .
İlbeyli Türkmen'lerinde ocağa ayağı ile basanlar azarlanır.
Doğu anadolu'daki hayvancılık ile uğraşan Türk'lerde ocak başı daima temiz tutulur ve ateşin devamlı yanmasına özen gösterilir.
Kars yöresinde ateşe küfretmek ve tükürmek kabul edilmeyen bir davranıştır. Bayramdan önceki gece yakılan ateşin üzerinden atlanması , onun kötülüklerden koruyucu özelliğine inanılması eski Türk inancının devamıdır.
Görüldüğü üzere Ergenekon Bayramı Türk'lerde bir varoluş , diriliş ve tabiatla alakalı bir bayramdır .

400 yıl etrafı yalçın dağlarla kaplı bir vadide yaşayan Türk'ler eski ata yurtlarına ateşin açtığı yoldan gitmişler. Bugün , hürriyetin , istiklalin ve Türk'lüğün varlığını düşmana belgeleyen gündür.

Ateş yakmak ne Zerdüştlük'le ( m.ö 7 yy da kurulmuş ve ilkeleri Avesta adlı kitapta toplanmış İran dini) ile ne de ateşperestlikle ilgilidir. Zerdüşt inancında ateş tanrının bizzat tezahür etmiş / görünmüş kendisidir. Halbuki Ergenekon bayramında yakılan ateş , kurtuluş yolunu , ata yurdunun yolunu açan bir vasıtadır / araçtır. Bu araç , vatan yolunu açtığı için hürmet / saygı görüyor.

Bayramdan evvel mezarlığı ziyaret etmeler ki , buna '' Kabir üstü '' deniyor. Ergenekon'dan göç edileceği zaman orada ölmüş ve gömülmüş olanlara veda merasiminin devamıdır. Nihayet o vakitler ölenler için yakılan ağıtların bu gün yerini Kur'an-ı Kerim okuma geleneği almıştır.

Çocuk bayramında çocuklara boyanmış yumurtalar verilmesi , göçten evvel hazırlanan yol yiyeceğinin ta kendisidir.Bu gün yumurtaların boyanarak çocuklara verilmesi Türk milletinin çocuğa , dolayısıyla insana verdiği değerin nişanesinden / belirtisinden başka ne olabilir ?

Dünyada Türk'lerden başka yılın belirli ve önemli bir gününü çocuklara olarak armağan eden başka bir cemiyet var mı ?

Destanda '' O mukaddes ayın , o mukaddes günün mukaddes saatini belleyerek çıktılar '' deniyor .
Çünkü Türk varlığının remzi / işareti 70 deriden yapılan ve 70 yere kurulan körüklerin yaktığı ateşle kendine demir dağdan yol bulmuştur . 21 Mart günü istiklal güneşinin Türk'lük semalarında görüldüğü gündür. Bu sebeple bütün Türk'ler bu günü nesilden nesile bir kurtuluş gününün armağanı olarak bayram kabul etmişler.

Her Türk topluluğunun kendi lehçesine göre adlandırdığı ERGENEKON BAYRAMINI yürekten kutluyoruz .


-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Sayın Seyfettin Altaylı 'nın yazısı burad bitiyor . Üzerinde düşünülecek , konuşulacak pek çok ayrıntıyı anlatmış .

Tabiki başta Ergenekon ... boyalı yumurtalar , kabir üstü ağıtı , helva hazırlamak , hele ki çocuklara bayram gibi ....

Gerçekten geçmişimizi tanımak / geçmişimiz ile tanışmak zorundayız ......

Ben bilgisayarda iki parmağımla yazabiliyorum . 3 saate yakın zaman da ancak yazdım ama içimde büyük bir mutluluk var ve yorgunluk duymuyorum . Kendi milletim ile övünç duyuyorum . Gerçekten soruyorum Çocuklarını önemsemiş ve onlara değerli bir gününü bayram yapmış tek millet bizmiyiz !? Gerçekten bizde verdik diyen biri yok mu !?
ses veren yok mu !? Ey uygar olduğunuzu söyleyenler , neredesiniz !?

Görüşlerinizi paylaşmaktan mutlu olacağım ... sevgimle kalasınız ...
Kullanıcı kimliğini gösterİdris Kulaçoğlu tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönderE-mek gönder
Teşekkürler
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 03 Ekm 2004
Bildiriler: 138
Alıntıyla Cevap Gönder
İdris Bey, emekleriniz ve düşünceleriniz için sizi candan tebrik ediyorum. Bu güzel paylaşım pek çok kişinin işine yarayacaktır. Sayenizde neyin ne olduğu konusunda gaflete düşenlerin aklı başına gelecektir inşallah.

Ellerinize sağlık.

Hürmetlerimle
Kullanıcı kimliğini gösterEbubekir U. tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönder
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 11 Arl 2010
Bildiriler: 23
Alıntıyla Cevap Gönder
teşekkürler .

zaten amacım '' ergenekon '' un ne olup ne olmadığını duyurmak ....
Kullanıcı kimliğini gösterİdris Kulaçoğlu tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönderE-mek gönder
Ergenekon kavramı .
Bu yazışma ortamında yeni konular açamazsınız
Bu yazışma ortamında bildirilere cevap veremezsiniz
Bu yazışma ortamında bildirileri değiştiremezsiniz
Bu yazışma ortamında bildirileri silemezsiniz
Bu yazışma ortamında anketlerde oy kullanamazsınız
Tüm saatler GMT +2 Saat  
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)  

  
  
 Cevap Gönder  
Yeni Sayfa 2