Ana Sayfa
DİLİMİZİ KORUYALIM, ONA SAHİP ÇIKALIM
TÜRK DİLİ SEVDALILARININ BULUŞMA YERİ
Cevap Gönder
ŞİİR DÜNYASI
Site Sorumlusu

Kayıt: 29 Ekm 2004
Bildiriler: 1514
Şehir: Frankfurt
Alıntıyla Cevap Gönder
ŞİİR DÜNYASI -I-

Bugün şiirle ilgili bir şeyler yazmak, daha doğrusu bir yazı dizisine başlamak istiyorum. Zaman zaman şiir yazımıyla ilgili olarak "Güzel şiir nasıl yazılır, nelere dikkat etmeliyiz, hangi tarzda yazmalıyım, şiir yazarken uyulması gereken kurallar var mıdır, varsa nelerdir?" gibi pek çok soru geliyor. Elimden geldiğince yanıtlamaya çalışıyorum, ama bu kişisel ve yüzeysel anlatımlar ne denli yararlı ve kalıcı oluyor bilemiyorum. Bu nedenle daha derli toplu ve kalıcı olması, geniş kitlelere hitap edebilmesi adına konuyu bu yazı dizisinde ele almak istedim. Umarım yazacaklarım şiirle ilgilenen, kendince bu işe gönül verenlere birazcık da olsa ışık tutar.

Öncelikle şiir nedir sorusunun açılımını yaparak işe başlayalım. Her ne kadar sözlüklerde* "Zengin sembollerle, ritimli sözlerle, seslerin uyumlu kullanımıyla ortaya çıkan edebî anlatım biçimi." diye kısır bir tanım içine sıkıştırılmaya çalışılmış olsa da şiirin tanımı bu kadar basit olmamalıdır diye düşünüyorum. Şiir, yaşantımızı yansıtan, dizelerin arkasında, gizeminde, saklanmış düşünceleri, düşleri, özlemleri vb. birikimlerin hepsini sunabilme gayretiyle az ama öz söyleyişlerle bu duyguları en yoğun şekilde aktarabilen ve okurda estetik duygular uyandıran bir yazın türü, yazın sanatıdır, diyebiliriz. Bir başka deyişle kısaca şiir, edebî anlamda az kelimeyle pek çok duyguyu anlatabilme sanatıdır, dersek yanlış söylememiş oluruz.

Şairlerin sözcükleri sanatsal açıdan kullanma yeteneklerine bakıldığında, sıradan kişilere oranla daha üst düzeyde oldukları görülür. Hatta çok geniş bir söz dağarcığına sahip oldukları, dahası bu sözcüklerin pek çoğunu kendilerinin yarattığı ve geliştirdiği, sonuçta da kendi dağarcıklarını zenginleştirdiği görülür. Sıradan bir sözcüğün sözlük anlamının yanı sıra bir şairin dizelerinde çok farklı anlamlarda kullanıldığını görmek olasıdır ve adeta dil içinde yeni bir dil yarattıkları düşünülebilir. Onların gerçek ya da düş dünyalarını sanatsal biçimde dizelerinde sıraladığı sözcüklerle yansıtan imgelerin, simgelerin ve söz sanatlarının, kısacası şiirlerinin okuyucu üzerindeki etkisi bir şairin yeteneğinin kendine özgü göstergesidir. İşte bu da o şairin kişiliğini, sanatçılığını yansıtan üslubu olarak değerlendirilir.

Şiirlerde iki özellik aranır ki bunlar çok büyük önem arz eder: Birincisi, şiirin bütünlüğünde sunulan konu, bir başka deyişle içerdiği anlam; ikincisi ise birincinin paralelinde yansıyacak olan anlatım tarzıdır. Sadece anlam aramak şiiri şiir olmaktan çıkarır. Önemli olan anlatılmak istenenin anlatım şeklidir. İşte sanatın ve farklılığın, şairliğin devreye girişi de bu noktada başlar. Aksi halde eline kalem alan herkes alt alta anlamlı satırları sıralayarak çok iyi bildiği bir konuyu aktarabilir. Sonuçta ortaya yalın, düz bir anlatım tarzı çıkar ki bu da hiçbir estetik özelliği olmayan, sanatsal kaygıdan uzak bir metin olmanın ötesine geçemez.

Şiirin ahenginde dilin, sözcüklerin müzikalitesini yansıtabilmek, hedef kitle olan okuyucunun beğenisini kazanmak için en büyük etkendir. Şiire ahenk veren özellikler nelerdir? İlk akla gelen elbette ölçü, yani şiirin kalıbıdır. Arkasından da kafiye düzeni ve rediften söz etmek gerekir. Bu özellikleri barındırmayan şiirler yok mudur? Elbette vardır. Serbest tarzda yazılan şiirlerde ölçü ve kafiye kaygısı o kadar ön plana çıkmaz. Kafiye düzeni olmamasına rağmen iç kafiyelerin varlığı kendini hissettirir. Serbest şiirde ölçü ise söz konusu bile değildir. Ölçüdeki bu serbestliğe rağmen konudaki bütünlüğün, anlam sağlamlığını korumanın sorumluluğu şairin en önemli kaygısıdır.

Eğer geniş anlamda bir sanat kaygınız ve beklentiniz yoksa, "Ben kendimce, kendimi ifade etme derdindeyim." diyorsanız; kendiniz ve yakınlarınız, dostlarınız için yazıyorsanız sizi kimse kısıtlayamaz ve yargılayamaz. Gerek hece ölçüsüyle gerekse serbest tarza yazdığınız şiirlerinizde önemli olan duygularınızın okuyucularınıza yansımasıdır. Bunu başarabilmişseniz gerisi önemli değildir. Sanat olsa ne olmasa ne? Kaldı ki "Canım şiir yazmak istiyor, hadi bir şiir yazayım!" demekle şiir yazılamayacağını bilmeyen yoktur. Eğer duygular en üst düzeyde değilse, iç dünyamızda bizi dürten bir şeylerin varlığını hissedemiyorsak bu iş zaten olmaz. Siz kendi dünyanızda bunları yaşamış olmalısınız ki duygularınızı şiir adıyla yansıtmaya çalışmışsınız. Şiir duygudur, şiir yaşamın ta kendisi olup adeta onun yansımasıdır. Sevgi, nefret, özlem vb. insanî vasıflarımızın doruk noktalara erişmesidir. Dolayısıyla siz kendinizde bu özellikleri bulabiliyor ve bunları kaleme dökebiliyorsanız mesele çözülmüş demektir.

Şiirde bütünlük, konu, anlam dedik. Bunu biraz açmak istiyorum. Şiir yazmaya karar verdiğimizde, hani "İlham geldi." derler ya işte o anlarda duygular her ne kadar belirli bir noktaya odaklanmış olsa da tüme varım gereğince işleyeceğimiz konunun bütün olarak zihnimizde belirlenmesini sağlamalıyız. Bu bizim bakış açımızın, felsefi görüşümüzün yansıması olacaktır. Bir aşk şiiri yazacaksınız diyelim. Binlerce şair bu konuyu işlemiştir, işleyecektir. Ayrıcalık işte burada kendini gösterecektir. Yani bakış açınızdaki yansımanız sizin farklılığınızı ortaya koyacaktır. Konuya bakışta, nefret mi, mutluluk mu, umutsuzluk mu, beklenti mi ya da keder mi ön plana çıkarılacak, yansıtılacak? Eğer bu duyguların yansımasında tutarlılığı elden kaybedersek şiir şiir olmaktan çıkar. Sıradan bir karalama, deneme olarak masanızın bir çekmecesine hapsolur. Üç beş gün sonra elinize aldığınızda siz bile "Ben bunu nasıl şiir diye yazmışım." diye kendinizden utanır, bir çırpıda yırtarsınız. Yırtın, evet güzel bir noktaya geldik. Bol bol şiir yazın ve yırtın. Her yırttığınız şiir sizi bir basamak ileriye taşıyacaktır. Bundan emin olabilirsiniz. Sözcüklerin gizemini çözmeye başladığınızda önce kendiniz sevecek, beğeneceksiniz yazdıklarınızı, sonra başkaları. Öyle an gelecek ki yazdığınız bir şiirde sadece bir sözcüğün bile sizi rahatsız, daha doğrusu tedirgin ettiğini göreceksiniz. Sözcükten beklediğiniz anlamın sizin yansıtmak istediklerinize ve şiirin bütünlüğüne denk düşmediğini hissedeceksiniz. Bu hissin tarifi yoktur, yaşamak gerekir. O his ki elinizi kolunuzu bağlar ve şiirinizi hapseder. Günlerce etkisinden kurtulamazsınız. Hiç ummadığınız bir anda çözüme kavuşturan ışık parlayacaktır. "İşte bu, işte günlerdir aradığım, sözcük buydu." diyeceksiniz. O anda yaşadığınız duygunun tarifi ise çok zordur. Bu tür olaylar kendinize olan güveni pekiştirecek, zaman içerisinde şiir konusunda adımlarınıza hız kazandıracaktır. Sözcüklerin gizemli dünyasını keşfetmenin, anlamlarına yeni anlamlar yüklemenin hazzını bir başka hissedecek, yaşayacaksınız.

Beynamaz bir gün imama gider ve "Hocam abdestsiz namaz kılınır mı?" diye sorar. İmam tersler "Bu nasıl soru bre zındık, hiç öyle şey olur mu?" Beynamaz sakin ve kendinden emin "Ama ben kıldım oldu." der. İşte bu hesapla isteyen herkes şiir yazabilir. Bunu kimse engelleyemez ve aksini söyleyemez. Buna rağmen şiir yazmanın özel bir yetenek olduğunu hiçbir zaman aklımızdan çıkarmamalıyız. Elbette isteyen herkes şiir yazabilir. Çok da zor bir iş değildir. Hele serbest tarzda yazmak... Cümleleri kendinizce alt alta sıralayın, işte size görsel olarak bir şiir. Oysa düz yazıdan farklı olması gereken özellikleri barındırmadığı sürece bu sıralanmış dizelere şiir demek, şiire yapılan bir hakaret, haksızlıktır. Buna rağmen yukarıda anlattığım hikâye anlayışıyla "Ben yazdım oldu." diyorsanız elbette söz söylemeye hakkımız olmaz. Doğrudur, kendi değer yargılarınız doğrultusunda güzel bir şiir yazmış olabilirsiniz. Hani derler ya, kuzguna yavrusu şahin gibi görünürmüş. İşte o hesap siz de kendinizce böbürlenir durursunuz. Şiir, kendince kendini anlatabilmektir. Siz de kendinizce kendinizi, duygularınızı ya anlatmış, ya da anlatamamışsınızdır. Bu sizin sorununuz olduğu gibi şiirinizin de sadece kendinize hitap etmeye mahkûm olduğu anlamına gelmektedir. Amaç buysa söz bitmiştir. Yok, "Ben evrensellik, kalıcılık beklentilerindeyim; edebî değer yüklü, binlerce okuyucuya hitap eden eserler üretmek istiyorum." diyorsanız işte o zaman şiire, şairin dünyasından, onun gözü hatta gözlüğüyle bakmanız gerekecek. Bu dünya şiir dünyasıdır. Başarı, bol bol şiir okuyarak, geniş ve farklı bakış açıları edinilerek elde edilen kazanımlarla gelecektir. İşin en önemli püf noktası da işte burada yatmaktadır.

...

Devam edecek

_________________
BİRİMİZ HEPİMİZ, HEPİMİZ DİLİMİZ İÇİN. tm
Kullanıcı kimliğini gösterTahsin MELAN tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönderE-mek gönderKullanıcının web sitesini ziyaret et
Site Sorumlusu

Kayıt: 29 Ekm 2004
Bildiriler: 1514
Şehir: Frankfurt
Alıntıyla Cevap Gönder
ŞİİR DÜNYASI -II-

Yazımızın bu bölümünde, serbest şiirin görselliği, yapısı ve sunumuyla ilgili özellikleri üzerinde durmak istiyorum.

Şiir heveslilerinin çoğunlukla bu tarzı tercih ettiklerini biliriz. Çünkü dizeleri alt alta sıralamak yeterlidir âdeta. Eğer birazcık duygularınıza güveniyorsanız ya da fikrim var diye ortaya çıkıyorsanız en büyük şair sizsinizdir.

Oysa bu yapılanlar, yazılanlar şiir olmaktan çok uzak, sıradan karalamalardır. Elbette daha önceki yazımızda da belirttiğimiz gibi yazan kişi için çok özel, çok güzel ve derin anlamlı bir sunum olmuş olabilir. Fakat genel anlamda 2. hele 3. şahıslar için hiçbir şey ifade etmeyen bir yığın sözcük israfından, okunması için harcanan -ki genellikle ilk 2-3 dizeden sonrası okunmaz- zaman kaybından başka bir şey değildir. Maalesef günümüzde özellikle internet ortamındaki paylaşımın sınırsızlığı bu tür şiir(!)lerin önünü açmıştır. Daha doğrusu meydan bir tür şiir çöplüğüne dönmüştür. Öyle sunumlar vardır ki şiir demeye bin şahit ister. Şiirlerde aranan duyguların yansımasından geçtim, cümleleri anlamak, anlamaya çalışmak bile âdeta işkencedir. Özellikle yazım kurallarının tamamen göz ardı edilmesi başlı başına bir felaket yansımasıdır. Serbest şiir yazmak hiç kimseye, hiçbir şekilde dili, dilin kurallarını hiçe saymak yetkisini vermez. Bunu düşünmek bile haddini bilmezliktir. Yaptığı, yapmaya çalıştığı işin bir sanat ve bu sanatın da bir edebiyat türü olduğunu fark edemeyen bir kişiden şiir adına ve şiirin anası olan edebiyat adına ne beklenebilir ki? Bazı şair olduğunu sanan kişilerin zaman zaman kendilerince savunularını görüyor, okuyorum ve acınası hallerine gülüyorum. Öylesine açıklama yapıyorlar, öylesine kendilerini savunmaya çalışıyorlar ki inanılır gibi değil. Neymiş efendim sanat yapıyorlarmış, bu nedenle sözcükleri istediklerince evirip çevirirlermiş. Hele yazım kuralları onlar için hiç söz konusu bile olmazmış. Bunun adı da sanat oluyormuş. Hadi ordan, kendini bilmez densiz. Yalan, vallahi de yalan, billahi de yalan. Bu tür söylemler cahilliklerini, bilmezliklerini ört bas etmekten başka bir şey değildir. Kimsenin işine karışmak, günahını almak istemem. Tek istediğim bu kişilerin edebiyattan, şiirden uzak durmaları. Gölge etmemeleri. Çünkü kaza ile şiir okumaya heveslenen birileri ilk bunların karalamalarıyla karşılaşırsa düşünün o okuyucunun şiir hakkındaki geleceğe dair düşüncelerini. Her halde bir daha şiir okumaya tövbe edecektir.

Eğer bir şiirde müzikalite, ahenk yoksa, okurken sizi alıp sürükleyemiyorsa o şiir, şiir değildir. Serbest şiirde aranan en büyük özelliklerden biri de imgeler ve simgeler demiştik. Okuyucu bu güzellikleri hissedebiliyorsa amaç hasıl olmuştur, ama laf olsun diye imgeler yaratmak ve anlamları karma karışık etmek, içinden çıkılmaz bir hâle getirmek de anlamsız ve gereksiz zorlamalar olacak ve okuyucuyu ürkütecektir. Her dizede bir imge olacak kuralını var da biz mi bilmiyoruz acaba? İmgeler okuyucuya ufuk açar, hayallerinde bunu çözmeye -kendi açısından ya da şair açısından- çabalar. İşin güzel tarafı da budur. Fakat bunu yaparken şiirin bütünlüğü de söz konusudur. Oysa sıradan ve zorlamayla, olmazsa olmaz mantığıyla yapılan ve adına sanat denen sözcük oyunları imgelemekten çıkıp okuyucuyu tırmalamaya başlayan bir nitelik kazandığında iş çığırından çıkmış demektir. Bu da o şiirin ve onu yazarak kendini şair zanneden kişinin sonu olacaktır.

Şunu unutmamalıyız: Şiir onu yazanın duygusal dünyasının, hayat görüşünün yansıması, bir tür aynasıdır. Siz kendinizi güzel yansıtmak, özenli olarak görünmek istemez misiniz? Elbette, kim istemez değil mi? O halde neden aynı özeni bizim yansımamız olan şiirlerimize de göstermeyelim? Bu değerleri göz önüne aldığımız oranda şiirlerimizin güzel, anlamlı ve çekici olacağı kesindir. Kısacası zorlamalarla, sanat yapıyorum edasıyla gelişi güzel allayıp pullamalarla (bir tür imge ve simge zorlaması) bir yere varamayız, aksine anlaşılması ve içinden çıkılması zor bir duruma düşeriz.

Önemli bir diğer konu da sözcüklerin seçimi, daha doğrusu anlam yansımaları demiştik. Bu konuda ister şair olalım ister sıradan bir yazar olalım hepimize düşen görev aynıdır: Kullandığımız sözcüklere özen göstermek. Yazarların en önemli görevlerinden, örnek alınası tavırlarından biri budur. Bizler dilimizi ne oranda duru, akıcı, düzgün kullanırsak; yabancı sözcüklere özenti içinde yer vermeye kalkışmazsak o oranda dilimize hizmet etmiş oluruz. "Moda, trend, havalı vb." tanımlarla kullanacağımız bir tek yabancı sözcük bile dilimizin kirliliğine neden olacak, geleceği için tehlike oluşturacaktır. Bu konuda gereken özeni hepimizin, özellikle kısa anlatım yolu dediğimiz şiir sanatını tercih eden şair dostlarımızın göstermesi gerekir.

Bir önceki yazımızda serbest tarza yazılan şiirlerde kuralların ve onlara uyma kaygısının söz konusu olmadığını söylemiştik. Evet, serbest şiirlerde dizelerin sıralanışı, sunumu, ölçü birimi, sözcük yapılarındaki uyum (kafiye) vb. değerler ön plana çıkmaz. Üstelik okuyucular da bunu bilir ve böyle bir beklenti içine girmez. Demesine dedik, ama bunu dedik diye hiçbir şekilde serbest şiirde özen, düzen, itina, şiir disiplini aranmaz diye de bir söz söylemedik. Buna hakkımız yok. Söylemek istenen şey dizelerin yapısıyla ilgilidir. Serbest şiirde sözcük oyunları, simgeler ve imgeler çok daha ağırlıklıdır. Gerek iç kafiyelerin gerekse dize sonlarındaki kafiyelerin şiiri bir başka havaya büründürdüğünü unutmamak gerekir. Serbest tarzda yazan büyük ustaların bu tarzda da kafiye düzenini çok başarılı bir şekilde uyguladıkları görülür. Elbette bu tür şiirlerin alt yapısında çok önemli olan şiir kültürünün bilinci yatmaktadır. Usta bir şair için serbest şiir ya da ölçülü şiir sorun teşkil etmez. Önemli olan o andaki kalıplara sığmayan ruh hallerinin, duygu ve düşüncelerinin sözcüklerle yansımasıdır. Örneğin Arif Nihat Asya'nın aşağıdaki şiirinde olduğu gibi:

BAYRAK

Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü,

Kız kardeşimin gelinliği, şehidimin son örtüsü,

Işık ışık, dalga dalga bayrağım!

Senin destanını okudum, senin destanını yazacağım.


Sana benim gözümle bakmayanın,

Mezarını kazacağım.

Seni selâmlamadan uçan kuşun,

Yuvasını bozacağım.


Dalgalandığın yerde ne korku, ne keder...

Gölgende bana da, bana da yer ver.

Sabah olmasın, günler doğmasın ne çıkar:

Yurda ay yıldızının ışığı yeter.


Savaş bizi karlı dağlara götürdüğü gün,

Kızıllığında ısındık;

Dağlardan çöllere düştüğümüz gün,

Gölgene sığındık.


Ey şimdi süzgün, rüzgârlarda dalgalı;

Barışın güvercini, savaşın kartalı,

Yüksek yerlerde açan çiçeğim.

Senin altında doğdum.

Senin altında öleceğim.


Tarihim, şerefim, şiirim, her şeyim.

Yeryüzünde yer beğen!

Nereye dikilmek istersen,

Söyle, seni oraya dikeyim!


Görüldüğü gibi serbest tarzda sunulan eşsiz bir şiir örneğidir. Serbest olmasına karşın kafiye örgüsündeki yapı mutlaka dikkatinizi çekmiştir. İşte sanat budur, işte şiir budur. Şiirde, şairin yürek yansımasını, duygularını, dünya görüşünü kısacası tüm kişiliğini bulmak, görmek mümkündür.

Daha önceki yazımın sonunda da belirttiğim gibi yine son söz olarak şunu söylemek istiyorum: Sadece kendinizin ve yakınlarınızın şairi olmak istemiyorsanız 3. şahısları hedefliyorsanız bol bol şiir okumak zorundasınız. Dile ve dilin kurallarına saygı duymayı amaç edinmelisiniz. Şiir sanatına giden bu zorlu yol, bol bol denemeler yapmak ve bıkmadan sözcüklerinizi sıralamak, yenilemek, yinelemekten geçecektir, bunu unutmayınız. İşin bir başka püf noktası da şurada gizlidir: Mutlaka şiirlerinizi yazdıktan sonra sabırla 3-5 gün görmezden gelerek masanızın çekmecesine hapsediniz. Daha sonra çıkarıp sanki bir başkasının yazdığını düşünerek, o gözle okuyunuz. Eminim ne demek istediğimi işte o zaman çok iyi anlayacaksınız.

Devam edecek.

Saygılarımla

Tahsin MELAN


En son Tahsin MELAN tarafından Pts Şub18, 2013 17:44 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi.

_________________
BİRİMİZ HEPİMİZ, HEPİMİZ DİLİMİZ İÇİN. tm
Kullanıcı kimliğini gösterTahsin MELAN tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönderE-mek gönderKullanıcının web sitesini ziyaret et
Site Sorumlusu

Kayıt: 29 Ekm 2004
Bildiriler: 1514
Şehir: Frankfurt
Alıntıyla Cevap Gönder
ŞİİR DÜNYASI -III-

Yazımızın birinci ve ikinci bölümünde şiir ve serbest şiir hakkında genel bilgiler vermeye çalışmış ve eşliğinde önerilerde bulunmuştum. Bugün ise iki bölümden oluşacak olan ölçülü şiirler hakkında açıklamaların birinci bölümünü sunmaya çalışacağım.

Yeni bölüme geçmeden önce değerli okuyucularımın bu yazı dizisine göstermiş oldukları yakın ilgiye teşekkür etmek ve bu vesileyle küçük bir açıklama yapmak istiyorum. Bu yazıları kaleme alırken hiçbir zaman aklımdan, birilerini öğrenci yerine koyarak onlara ders vermek gibi bir düşünce geçmedi. Birinci bölümde de belirttiğim gibi sadece beklentiler doğrultusunda, bir muhabbet havası içerisinde bir şeyler aktarmak istedim. Şiir konusunda keskin hatlar ortaya koyarak birilerini eleştirmek, yaptıklarının yanlış olduğunu söylemek ve yanlışlarını yüzüne vurmak gibi bir üslûba bürünmek bize yakışmaz. Herkesin şairliği kendisine. Bizim derdimiz bu konuya ilgi duyanlara, bizden bu konuda beklentileri olanlara kendi çapımızda yol gösterebilmek. Nasıl ki herkes kendi yolunu belirleyerek istediği şekilde gitme konusunda özgürse, şiirde de aynı şey söz konusudur. Bu yolun sonunda da şairin kendine özgü bir yansıması görülecektir. İyi, ya da kötü; fark etmez, sonuç olarak mutlaka bir yansıma olacaktır. Önemli olan "iyi" ve "güzel" kavramlarını özündekini hak edebilmektir. Bir saman alevi gibi parlayıp yok olmayı kim ister?


Usta bir şaire sormuşlar "Üstad, bu şiirde ne anlatmaya çalıştın?" Üstad, kaşlarını hafiften çatarak şöyle bir bakmış ve "Yazmışım işte, o an ne düşündüğümü ne yapacaksın? Nasıl istiyorsan öyle değerlendir!" demiş. İşte işin bir özü de burada. Şiiri yazarken elbette öncelikle kendimiz için yazmalıyız. Fakat unutmamamız gereken en önemli nokta karşı taraf, yani okuyucudur. Onların şiirimizi okuduklarında mutlaka bir şeyler düşünmesini, içinde kendilerinden bir şeyler bulmasını sağlamalıyız. İşte o zaman şiirimizin gerçek anlamda bir eser olarak değer kazandığından emin olabiliriz. Bu da bize ufukların açıldığının işareti olacaktır. Sayfalar dolusu yazdığımız şiirimsilerin okuyucusu olmadıktan sonra ne anlamı olur ki? Dilerim okuyucularınıza düş dünyaları içerisinde güzellikler sunan eşsiz dizelere imza atarsınız.

Lafı yine çok uzattım sanırım. Şimdi esas konumuza dönelim. Bu yazımızda şiirimizde ölçüden söz edecektik. Daha önceki bölümlerde, özellikle serbest şiir konusunda şiirde ahenk yansımasının ne kadar gerekli olduğunu vurgulamıştık. Ölçülü şiirlerde de aynı şey söz konusudur. Özellikle bu ahengi sağlayan unsurlardan biri olan "vezin" yani "ölçü" çok önemlidir. Yüzlerce, hatta binlerce yıllık edebiyat tarihimizde şiirlerimizde iki çeşit ölçü kullanılmıştır: Bunlardan biri "aruz" diğeri "hece" ölçüsüdür. Hece ölçüsü bizim millî ölçümüz olup eski Türk şiirlerinde ve günümüz halk edebiyatında kullanılmış ve hâlâ da kullanılmaktadır.

Ölçülü şiirleri incelerken ilk önce aruz üzerinde durmak istiyorum. Günümüzde pek yaygın değildir, ama yine de bu ölçüyü kullanarak şiirler yazan şairlerimizin varlığını görmek mümkündür. Bir örnek oluşturması adına bu konuda daha önce yazmış olduğum Hoş Geldin Aruz!* adlı yazımı okumanızı öneririm. Aslında aruz üstünde fazla durmak istemiyordum, ama konuya ilişkin araştırmalar yaparken elime geçen güzel verileri** sizlerle paylaşmadan duramadım. Konuyla ilgilenenler için küçük de olsa güzel bir kaynak olsun istedim. Haftaya da esas konumuz olan hece veznine geçeriz.


Divan şiirinde ahengi oluşturan vezne, aruz denir. Aruz, çadırın ortasına dikilen direktir. Bir çadırı nasıl direk ayakta tutarsa, divân şiirini de ayakta tutan en büyük unsur aruzdur. M.S. 81-155 yıllarında yaşamış olan İmam Halil adlı bir dilci tarafından sistemleştirilen aruzun, develerin yürüyüşünden, demircilerin düzenli çekiç vuruşundan hatta çamaşırcı kadınların tokmak seslerinden çıktığı görüşleri vardır.


Aruz, hecelerin sayısını değil şeklini esas alır. Aruzla yazılmış şiirler incelendiğinde, her dizenin ilkinden sonuna kadar bütün hecelerinin, kendilerinden sonra gelen bütün dizelerin aynı hizadaki heceleriyle açıklık (kısalık) ve kapalılık (uzunluk) noktasında birbirine denk olduğu görülür. Açık (kısa) hece ( . veya +) işaretiyle; kapalı (uzun) hece (-) işaretiyle gösterilir.

Türkçedeki heceler kuruluş bakımından altı çeşittir:


1. Tek ünlüden oluşan hece ( kısa hece ): u-zun ( . _ ) sözcüğündeki "u" hecesi, bir açık hecedir.

2. Bir ünsüz bir ünlüden oluşan hece ( kısa hece): gü-lü ( . . ) sözcüğündeki "gü" hecesi bir açık hecedir.

3. Bir ünlü bir ünsüzden oluşan hece (uzun hece): öp-tü ( - . ) sözcüğündeki ilk hece kapalı bir hecedir.

4. İki ünsüz arasında bir ünlüden oluşan hece (uzun hece): gön-lüm ( - - ) sözcüğündeki iki hece de kapalı bir hecedir.

5. Bir ünsüz, bir ünlü ve tekrar iki ünsüzden oluşan bir buçuk hece (bir uzun, bir kısa hece): Türk, genç, kalp... gibi. Türkçe olanları genelde kapalı hece (-) olarak kabul edilir. Çarh, fakr... gibi Arapça ve Farsçadan gelen bazı sözcükler ise bir kapalı, bir açık hece (- .) olarak kabul edilir.

6. Bir ünlü, iki ünsüzden oluşan hece (uzun hece): ilk, aşk... gibi sözcükler birer kapalı (-) hecedir.

Bunların dışında, Türkçemizde uzun ünlü yoktur ama Arapça ve Farsçadan dilimize giren bazı sözcüklerde uzun ünlü bulunur. Uzun ünlü bulunan hece ister sesli harfle bitsin ister sessiz harfle bitsin kapalı hece olarak değerlendirilir. Â-rif sözcüğündeki "â" hecesi, şâ-ir sözcüğündeki "şâ" hecesi, se-lâm sözcüğündeki "lâm" hecesi birer kapalı hecedir.

Bir de, konuşma dilimizde sonu sessiz harfle biten sözcüklerin son harfini, sonraki sözcüğün ilk harfi sesli ise ona ulayarak (vasl ederek) söyleriz. Örneğin "gördüm onu" sözcüklerini okurken, "gör-dü-mo-nu" diye okuruz. Aruz veznini yeni öğrenenler dizeleri hecelerken bu inceliğe dikkat etmeleri gerekir. Ulamayı vezni uydurmak için kullanabiliriz, ama bilinçli kullanılmazsa yapılan ulama şiirin veznini bozar.


Yukarıda anlatılanları birkaç beyit üzerinde görelim:

Gön-lüm-de-ki aş- kın- la ya-kar-dım bu gül-le-ri

 - şık - la- rı yan-mak-la ka-vuş- tur- du kül-le-ri

- - . . - - . . - - . - .-

(M. Nuri Parmaksız)


Ba- zı düş-man ba-zı şey-tan se-ni et- miş pe-ri-şan

So-nu gel- mez ki-bi- rin-dir sa-na güç-lük çı-ka-ran

. . - - . . - - . . - - . . -

( M. Fatin Baki )

Sa-na ver-dim bu gö-nül tah-tı-nı dem sür di-ye-rek

Sa-na ver-dim çö-lü al cen-ne-te dön-dür di-ye-rek

. . - - . . - - . . - - . . -

( M. Turan Yarar )

Örneklerde de görüldüğü gibi aruz vezni, hecelerin açık ve kapalı oluşlarına göre oluşturulmuş bir vezindir. Aynı hece düzeninin tekrarı, şiir içinde bir melodi ve ritm oluşturur. Bu da şiiri musikiye yaklaştırır. Dolayısıyla aruz, gücünü bu söyleyiş güzelliğinden alır.

Aruzu ilk kullanan Türk şairleri, bizde uzun ünlü olmayışı ve Türk hece yapısının aruza uymayışı üzerine epeyce zorlanmışlardır. Zamanla Arap ve İranlılardan aldıkları aruzu biraz değiştirmişler, ilk başta kullandıkları birtakım Arapça ve Farsça sözcüklerden yavaş yavaş kurtulmuşlar ve zamanla da söyleyişi Türkçeleştirmişlerdir. Arapların ve Farsların kullandığı 300`den fazla kalıptan, bizim şairlerimiz sadece 25-30 tanesini çoğunlukla kullanmışlardır ki bu kalıplar Türkçeye en yatkın olanlardır.

Çekimli bir dil olan Arap dilinde "Faale" dilimizde "yaptı, etti" anlamına gelir. Bu eylemin (fiilin) farklı şekillerdeki söylenişi, aruz kalıplarındaki "fâilün, fâilâtün, mefâilün..." gibi sözcükleri ortaya çıkarmıştır. Bu isimlerin düz ve karışık söylenmesi de kalıpları meydana getirmiştir. Aslında bu isimlerin tek başlarına bir anlamı yoktur. Bunlar sadece hecelerin hangisinin açık hangisinin kapalı olduğunu gösterir. "fâilâtün" kavramı: "kapalı, açık, kapalı, kapalı" heceyi anlatır. "Ben ki üç beş" söyleyişi de : "Kapalı, açık, kapalı, kapalı" hece şeklinde söylenmiştir ve " Fâilâtün" söyleyişinin açılımını gösterir. Bu şekilde "fâilâtün, feilâtün" gibi aruz birimleri yan yana gelerek aruz kalıplarını oluşturur. Ayrıca aruz vezninde son hece açık da olsa daima kapalı kabul edilir.

Divan şiiri içerisinde en çok kullanılan düz ve karışık kalıplar şunlardır:

A) Düz Kalıplar:


1- Mefâilün / Mefâilün / Mefâilün / Mefâilün ( . - . - ) x 4

2- Müstef' ilün / Müstef' ilün / Müstef'ilün / Müstef'ilün ( - - . - ) x 4

3- Müstef'ilâtün / Müstef'ilâtün / Müstef'ilâtün / Müstef'ilâtün ( - - . - - ) x 4

4- Feûlün / Feûlün / Feûlün / Feûlün ( . - - ) x 4


B) Karışık Kalıplar:

1- Mefâilün / Mefâilün / Feûlün ( . - . -) ( . - . - ) ( . - - )

2- Feilâtün ( Fâilâtün) / Feilâtün / Feilâtün / Feilün ( fa'lün) ( . .- -) (. .- -) (. .- -) ( . . - )

3- Fâilâtün / Fâilâtün / Fâilâtün / Fâilün ( - . - - ) ( - . - - ) ( - . - - ) ( - . - )

4- Fâilâtün / Fâilâtün / Fâilün ( - . - - ) ( - . - - ) ( - . - )

5- Müfteilün / Müfteilün / Fâilün ( - . . -) ( - . . - ) ( - . - )

6- Feûlün /Feûlün / Feûlün / Feûl ( . - - ) ( . - - ) ( . - - ) ( . - )

7- Mefâilün / Feûlün / Mefâilün / Feûlün ( . - . - ) ( . - - ) ( . - . - ) ( . - - )

8- Feilâtün ( Fâilâtün ) / Mefâilün / Feilün ( Fa'lün ) ( . . -- ) ( . - . - ) ( . . - )

9- Fa'lün / Feûlün / Fa'lün /Feûlün ( . - ) ( . - - ) ( . - ) ( . - - )

10- Mef'ûlü / Fâilâtü / Mefâîlü / Fâilün ( - - . ) ( - . - . ) ( . - - . ) ( - . - )

11- Mef'ûlü / Mefâîlün / Feûlün ( - - . ) ( . - - - ) ( . - - )

12- Mef'ûlü / Mefâîlü / Mefâîlü / Feûlün ( - - . ) ( . - - . ) ( . - - . ) ( . - - )

13- Mef'ûlü / Mefâîlün / Mef'ûlü / Feûlün ( - - . ) ( . - - - ) ( - - . ) ( . - - )

14- Mef'ûlü / Mefâîlü / Feûlün ( - - . ) ( . - - . ) ( . - - )

15- Müfte'ilün / Fâilün / Müfte'ilün / Fâilün ( - . . - ) ( - . - ) ( - . . - ) ( - . - )

Bunca ayrıntıdan sonra aruz vezniyle yazılmış olan aşağıdaki küçük alıntıları beğeniyle, zevkle okuyacağınızı sanıyorum.


Ben ezelden beridir hür yaşadım hür yaşarım

Hangi çılgın bana zincir vuracakmış şaşarım

İstiklâl Marşı'ndan


Karnım açtır karnım açtır karnım aç

Rahmet etgil Tanrı bana kapı aç

Sultan Veled


Us yine aşkın beni mest-ü harâb eyledi

Yaktı gönül evini bağrı kebâb eyledi

Yunus Emre


N'oldu bu gönlüm N'oldu bu gönlüm

Derd ü gam ile doldu bu gönlüm

Yandı bu gönlüm yandı bu gönlüm

Yanmada derman buldu bu gönlüm

Hacı Bayram Veli


Allâh adın zikredelim evvelâ

Vâcib oldur cümle işte her kula

Her nefeste eyledik yüz bin günâh

Bir günâha etmedik hiçbir gün âh

Süleyman Çelebi


Varur zâhid ibâdetgâhına meyhâneden sonra

Gelür mestâne başı secdeye ammâ neden sonra

Fehim-i Kadîm


Hak şerleri hayr eyler

Zannetme ki gayr eyler

Ârif onu seyreyler

Allah görelim neyler

Neylerse güzel eyler

İbrahim Hakkı


Kişiye her işi âlâ görünür

Kuzguna yavrusu ankaa görünür

Şinasi


Ölürsem görmeden millete ümid ettiğim feyzi

Yazılsın seng-i kabrime vatan mahsûn ben mahzûn

Namık Kemal

Kabrimi kimse ziyâret etmesin Allah için

Gelmesin reddeylerim billâhi öz kardaşımı

Gözlerim ednâ-yı ademden o rütbe kıldı kim

İstemem ben fâtiha tek çalmasınlar taşımı

Eşref


Kime sordumsa seni doğru cevap vermediler

Kimi alçak kimi hırsız kimi deyyus dediler

Künyeni almak için partiye ettim telefon

Bizdeki kayda göre şimdi o meb'us dediler

Neyzen Tevfik


Göz gördü gönül sevdi seni ey yüzü mâhım

Kurbanın olam var mı bunda benim günâhım

Nahifî


Aşkın yolunda hicre tahammül günâh imiş

Uşşakın işi anın içün her gün âh imiş

Ahmed Paşa


Meni candan usandırdı cefâdan yâr usanmaz mı

Felekler yandı âhımdan mur3adım şem'i yanmaz mı

Fuzuli


Şivesi nâzı edâsı handesi pek bî-bedel

Gerdeni püskürme benli gözleri gaayet güzel

Nedim


Ey kimsesizler el verin kimsesizlere

Onlardır ancak el verecek kimsesizlere

Yahya Kemal


Divânece sözler mi demektir edebiyyât

Âsârı terakki diyoruz biz buna heyhât

Muallim Naci


Seni ben bekliyorum göğsüm açık bağrım açık

Hançer ol göğsüme saplan ecel ol karşıma çık

Faruk Nafiz Çamlıbel


Ömrün o büyük sırrını gör bir bak ta

Bir tek kökü kalmış ağacın kökü toprakta

Dünya ne kadar tatlı ki binlerce kişi

Kolsuz ve bacaksız yaşayıp durmakta

Orhan Veli


Şair değilim sadece manzum yazarım

Gerçi bu değildir ki benim yok nazarım

Öz Türkçe aruz veznine uymaz diyenin

Ben kabrini kurşun kalemimle kazarım

M. Fatin Baki


Acı bensiz yola çıkmaz yara bensiz kanamaz

Ve cehennem bile benden daha yetkin yanamaz

Dili insâf okuyanlar söker elbet yazımı

Kınayanlar beni bilmez tanıyanlar kınamaz


Ters aktı sular gerçeği susturdu yalan

Yağmaydı zaman aldı alan çaldı çalan

Attım gölü bin bir kıyısından yüreğin

Artık bir avuç kumla çakıl bende kalan

M. Turan Yarar


Diyâr diyâr dolaştım her an hüzün büründüm

Çölünde yâr su yokmuş sözünle çok süründüm

Erenlerin bağından kopan çiçek misâli

Yolunda en nihâyet Yunus‘la bir göründüm


Sen de olmazsan gülüm gülistânı neyleyim

Yâri görmezsem felek nasıl gönlü eyleyim

Yokluğundan hastayım hayâlinle çöldeyim

Döndüm âh Mecnûn'a ben, o cânânı neyleyim

M. Nuri Parmaksız


Eskilerden ve günümüzden sunmaya çalıştığım bu güzel eserlerin günümüzde daha da yaygınlaşmasını diliyorum. Sanatı olduğunca kabul etmek, sanata ve sanatçıya saygı gereğidir. Sanatçı da bu saygıya layık olabilmek için güzel eserler üretmek gayretinde olmalıdır. Tarza, uygulamalara düşmanlık kimseye bir şey kazandırmaz. Hele ki bu, aruz vezni gibi edebiyatımıza damgasını vurmuş bir dönemin vazgeçilmezi ise.

Bir sonraki yazımızda hece vezni (ölçüsü) ile ilgili paylaşımlarda buluşmak üzere...

Saygılarımla

Tahsin MELAN


* http://ha-ber.net/index.php?option=com_content&task=view&id=11630&Itemid=10

** Mehmet N. PARMAKSIZ'ın çalışmalarından

_________________
BİRİMİZ HEPİMİZ, HEPİMİZ DİLİMİZ İÇİN. tm
Kullanıcı kimliğini gösterTahsin MELAN tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönderE-mek gönderKullanıcının web sitesini ziyaret et
Site Sorumlusu

Kayıt: 03 Ekm 2004
Bildiriler: 100
Şehir: Frankfurt
Alıntıyla Cevap Gönder
ŞİİR DÜNYASI -IV-

Şiirde Ölçü


Merhaba değerli şiir ve gönül dostu okuyucularım. Yazımızın bu bölümünde halk şiirimizden, bir başka deyişle şiirimizin özündeki hece ölçüsünden ve bu ölçüyle yazılan şiirlerdeki inceliklerden söz etmeye çalışacağım. Umarım yararlı olabilirim.

Sizleri daha fazla yormamak, sayfayı fazla uzatmamak için bu bölümü de iki aşamalı yazman istiyorum. İlk olarak hece ölçüsü üzerinde duralım. Haftaya da uyak/kafiye üzerinde durur ve böylece kitabımızı düreriz.

Şiirde ölçüyü kısaca "Dizelerin hece sayısına veya hecelerin ses değerine göre bir uyum içinde olmasıdır." diye tarif edebiliriz.

Hece ölçüsü Türk şiirinin en eski, ulusal ölçüsüdür. Bilinen en eski şiirlerden başlayıp hiç kesintiye uğramadan ve her çağda yeni güzellikler, zenginlikler kazanarak günümüze kadar gelmiştir.

Hece ölçüsü adından da anlaşıldığı gibi şiirde dizeleri oluşturan sözcüklerin hece sayılarının eşitliğine dayanır. Birinci dizede kaç hece varsa şiirin tüm dizelerinde de aynı sayıda hece sayısının olmalıdır. Hece ölçüsüyle yazılmış dizelerin belli yerlerinde de durak adı verilen ve okuyucunun duraklamasına neden olan bir yapı söz konusudur. Bu kurala uyulmadığında yani durakların eşit hecelerle yapılmadığında şiirin akıcılığı yok olacak, ahenk bozulacaktır. Zaman zaman zorunlu olarak bu duraklarda zorlamalar, sözcüklerin ortasından bölmeler görülse de aslında duraklar tam olarak sözcük bitiminde olmak zorundadır. İşte ustalık da kendisini bu noktada gösterecektir. Usta bir şairin eserlerinde durak hatası hemen hemen yok denecek kadar azdır. Ustalık hatasızlığı, hatasızlık ustalığı besler.

Türk halk şiirinde en çok kullanılan hece kalıpları 7`li, 8`li ve 11`li ölçülerdir. Bunların yanı sıra 9, 10, 12, 13, 14, 15, 16'lı hece ölçülerinin kullanıldığı da görülür. Bu şiirler yapılarına ve içeriklerine göre "koşma, türkü, güzelleme, hoyrat, mani, koçaklama, semai, destan" gibi değişik adlarla anılır.

Durakları şöyle sıralayabiliriz: 8 heceli şiirde 4+4, 9'lu şiirlerde 5+4, 10'lularda 5+5, 11 heceli şiirlerde ise ya 6+5 ya da 4+4+3, 12'li ölçüde 6+6, 14'lülerde ise 7+7 olmalıdır. Bu kurallar uyarınca gerçekleştirilen çalışmaların akıcılığı son derece düzgün ve etkili olacaktır.

Örneklerle bunları görelim:

Günlerim geceydi / geceler sensiz ------- 6 + 5 = 11
Olur mu hiç gonca / güller dikensiz ------- 6 + 5 = 11
Beyhude yalvarıp / yakarma densiz ------- 6 + 5 = 11
Bu sevda kuruyup / çöl olup gider ------- 6 + 5 = 11
Melanî

Aynı özellikleri taşıyan bir başka örnek:

Bedenim göçende / ardımdan ağla ------- 6 + 5 = 11
İstersen yüreğin / kor ile dağla ------- 6 + 5 = 11
Sen de murad alma / karalar bağla ------- 6 + 5 = 11
Yetti artık benim / senden çektiğim ------- 6 + 5 = 11
Melanî

Yine 11 hece kalıbı ile yazılmış bir şiirden alıntı. Diğer 11'li kalıplardan farkı 4+4+3 =11 olarak uygulanmış olması.

Boğazımda / düğümlendi / sözlerim ------- 4 + 4 + 3 = 11
Firkatinde / vuslatını / özlerim ------- 4 + 4 + 3 = 11
Gözlerini / öpemedi / gözlerim ------- 4 + 4 + 3 = 11
Biçareyim / susuşların / nedendir ------- 4 + 4 + 3 = 11
Melanî

Aşağıdaki örnek dörtlükte ise 8'li kalıbın uygulandığı görülüyor.

Al yaşmağı / oyalanmış ------- 4 + 4 = 8
Perçemleri / kınalanmış ------- 4 + 4 = 8
Gerdanda ben / sıralanmış ------- 4 + 4 = 8
Nidem benim / olmadıkça ------- 4 + 4 = 8
Melanî

Aynı kalıpla bir örnek daha:

Kırma gönül / kapısını ------- 4 + 4 = 8
Bozma kuşun / yapısını ------- 4 + 4 = 8
İste cennet / tapusun ------- 4 + 4 = 8
Git sen ona / birkaç adım ------- 4 + 4 = 8
Melanî

Aşağıdaki alıntıda da görüldüğü gibi yedi heceli dizelerdeki hece sayısı 4+3= 7 kalıbında olmalıdır.

Beni benden / sen çaldın ------- 4 + 3 = 7
Nerelerde / nam saldın ------- 4 + 3 = 7
Gittiğinden / bu yana ------- 4 + 3 = 7
Gözlerimde / nem kaldın ------- 4 + 3 = 7
Melanî

Aşağıdaki dörtlükte de 7+7=14 ölçüsünün uygulandığı bir kalıbı görüyoruz.

Sırat kıldan inceymiş / kılıçtan daha keskin ------- 7 + 7 = 14
Bunun anlamı nedir / bilmez sen gibi miskin ------- 7 + 7 = 14
Oysa pek zor değildir / bu yolda yolcu olmak ------- 7 + 7 = 14
Eğer kul hakkın yoksa / işte sana bir teskin ------- 7 + 7 = 14
Melanî

Görüldüğü gibi şiir sanki duygularımızın matematiksel bir yansımasıdır. Dolayısıyla dizelerimizdeki bu matematiksel uyumun bozulması tıpkı yanlış yapılan bir hesabın yaratacağı olumsuzluklar gibi duygularımızı da olumsuz olarak yansıtacaktır. Kısacası günlük yaşantımızda her yerde, her şeyde aradığımız uyum kesinlikle şiirde de var olmalıdır. Bu uyumu sağlayan en önemli etken de ölçüdür. Bu ölçü hem dizeler arasında hem de dörtlükler arasında uygulanarak şiirin bütününe hakim olmak, varlığını hissettirmek zorundadır. Aksi halde aklımıza estiğince sıraladığımız sözcükler dağınık bir masa üstündeki çirkin görüntü gibi kağıt üzerine serpiştirilmiş sözcük kalabalığı olmaktan ibaret kalacak ve cazibesini yitirecektir. Bu da okuyucu kaybına neden olacaktır. Tıpkı kulağımıza hoş gelmeyen bozuk alt yapısı nedeniyle ritmini yitiren bir şarkı gibi. Zaten şiir ve şarkı, türkü bağını düşünürsek bu uyum konusunda daha fazla söze gerek kalmayacaktır sanırım.

Yaşantınızın her günü ve her anında şiirler gibi uyumlu, sağlıklı ve mutlu olmanız dileklerimle.

Devam edecek

Tahsin MELAN

_________________
"Az" her zaman "öz"dür. tm
Kullanıcı kimliğini gösterTahMel tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönderE-mek gönderKullanıcının web sitesini ziyaret et
Site Sorumlusu

Kayıt: 29 Ekm 2004
Bildiriler: 1514
Şehir: Frankfurt
Alıntıyla Cevap Gönder
ŞİİR DÜNYASI -V-

Şiirde Uyak (kafiye)


Öncelikle bu konuda karşımıza sık sık çıkacak olan iki sözcükten söz etmek istiyorum: Uyak ve redif.

Şiir ister serbest tarzda isterse ölçülü tarzda, nasıl yazılırsa yazılsın; ses ve uyak şiirin vazgeçilmezlerinin başında yer alır. Şiirde dize sonlarındaki ses benzerliklerine uyak denir. Uyakları oluşturan eklerin ya da sözcüklerin yazılışları ve okunuşları aynı, anlamları ve görevleri farklı olmalıdır. Bunu ilerleyen satırlarda örneklemeye çalışacağım. Uyakların yanı sıra bir de redif dediğimiz sözcükler, ekler vardır. Bunların uyaklardan farkı, gerek ek olarak gerek sözcük olarak yazılışları, okunuşları, anlamları ve görevlerinin aynı olmasıdır. Bu tür eklerin, sözcüklerin ve sözcük gruplarının tekrar edilmesine “redif” denir.

Şiir yazmak, şairlik genelde bir yetenek işi olup aslında bir eğitim gerektirmez. Elbette bilinçlenmek, eğitim almak gelişmemize yardımcı olacak, bize yol gösterecektir, ama doğuştan gelen yetenek çok farklıdır. Kimileri plansız, programsız doğaçlama olarak dizelerini sıralayabilir. Bu bir Allah vergisidir. Öyle ozanlarımız vardır ki okuryazarlığı bile söz konusu değilken eserleri tüm kurallar çerçevesinde hayran kalınacak bir şekilde yansımaktadır. Bu bilerek yapılan bir iş değildir. Bu beceri, ruhen yaşanan o duyguların düzenli yansımasını hissediştir. İşte halk edebiyatının özelliği ve güzelliği de burada yatmaktadır.

Bugün burada kendimizi geliştirme adına, küçük teknik bilgiler vererek ışık tutmaya çalışacağım. Ölçülü şiir yazarken nelere dikkat etmeliyiz, nasıl bir plan yapmalıyız? İlk aşamada bunlar çok önem arz etmektedir. Zamanla bu tekniği benimsedikten sonra -eğer yetenek varsa- pek çok şeyin kendiliğinden düzene girdiğini görebiliriz. Çalışmalar öyle bir aşamaya gelecektir ki dizeler kendiliğinden daha kaleme dökmeden iç ritmin hissedilişiyle ölçülerine, kalıplarına bürünecektir. Ölçüyü aksatan dizelerin hecelerini saymaya gerek görmeden kusurumuzu anında hissedebileceğiz. İşte o duyguları yaşamak şairliğe adım atıldığının en büyük işareti olacaktır. Ne zaman ki adımlarınızı atarken, bir merdiven çıkarken, bir duvar saatinin genellikle kulakları tırmalayan “çıt, çıt, çıt” seslerinden bir ritim yakalayıp sözcüklere dökebildiğimizi göreceğiz, hissedeceğiz, işte o zaman bu yolda epeyce yol aldığımızı anlamış olacağız.

Şiir yazmanın yeri ve zamanı olmaz. Bu bir hissediştir. Hadi bir şiir yazayım demekle şiir yazılmaz. Şiir sizi yönlendirir “Hadi, beni yaz!” der adeta. Sözcükler öylesine dökülür ki zaman zaman kendiniz bile şaşırırsınız bu duyguya ve yansımaya. Belki bir ormanda, belki bir dere kenarında ya da boş bir odada olabilirsiniz, kendinizle baş başa. Ya da yatmışsınızdır ve günün muhasebesini yapamaya başlamışsınızdır gecenin bir yarısında. O anda dizeler dökülmeye başlar. “Hadi kalk beni yaz!” demektedir âdeta. O anı iyi değerlendirmemiz ve üşenmememiz gerekir. Yataktan kalkmak zor gelir, ama şiir için değer. İlham geldi derler ya, işte o adı geçen ilham odur. Sabah kalkınca yazarım, unutmam nasıl olsa diye kendinizi kandırmaya başlarsınız. Oysa onu anında değerlendiremezseniz kafesinden uçan kuş gibi bir daha geri dönmesini boşuna beklersiniz. O anki duygular karanlıkta uçuşup yok olmaya mahkûmdur.

Duygulara hükmedebilmek ya da duyguların esaretinde kaleme sarılarak onları aktarabilmek, dizelere dökebilmek bizim aynamız olacaktır. Bu aşamaya erebilmek için, daha önce de söylediğim gibi bol bol şiir okumak ve bol bol deneme yapmak gerekir. “Şairim” demekle şair olunmadığını bilmek en büyük erdemdir. Siz gerekeni yapın, ama “şairim” demeyin. Sizin şairliğinizi önce okuyucularınız size yakıştırmalı. Aksi halde o makamın yükünü taşımakta çok zorlanırsınız.

Şimdi ilk çalışmalarımıza başlayalım. İlk defa şiir yazacakmışız gibi düşünelim. Şiire başlamak için bir ayak kelime veya cümle gereklidir. Öncelikle bunu belirlememiz gerekir ki uygunluğuna karar verdiğimizde bu ayak üzerinden yola çıkabilelim. Daha doğrusu bu ayak uyarınca şiirin konusu belirlenmelidir. İkinci aşamada ise uyak (kafiye) dizgisi ayarlanmalıdır. Ayak olarak belirlenen sözcük ile ilk dizemizi oluşturarak şiirimize başlamış oluruz. Belirlenen ayak adı verilen sözcüğe uyaklı (kafiyeli) sözcükleri ya önceden bulup sıralamalıyız ya da eğer yetenek denen nasiplenme söz konusu ise kendiliğinden yazarken sıralanmalıdır. Örneğin “yorgun” sözcüğünü ayak olarak ele alalım. Buna uyaklı bulacağımız “vurgun, durgun” gibi… sözcükleri diğer dizelerde konu bütünlüğü içinde anlamlı bir şekilde sıralayabiliriz. Bu uyaklı sözcüklerde önemli olan sözcüğün kökündeki benzerliktir. Sözcüğün arkasına gelen ekler uyak olmayıp redif adıyla anılır. Örneğin ilk dizemizdeki sözcüğümüz “taşlar” olsun. Diğer dizelerde buna uygun olarak sıralanan sözcüklere bakalım. Buna uyaklı olarak “başlar, yaşlar, kaşlar, taşlar, işler, düşler, dişler, kışlar” gibi pek çok sözcük bulabiliriz. Bu uyaklı sözcüklerin köklerine baktığımızda tümündeki ortak ses “ş” harfidir. İlk beşinde “aş” son dördünde ise “iş” harfleri uyak oluşturur. Sözcüklerin tümünde yer alan “-ler” çoğul eki ise aynı görevi üstlenmiş bir ek olması nedeniyle redif adıyla anılır ve uyak sayılmaz. Şairim diyebilen, kendisini bu aşamada hissedebilen birinin zorunlu haller dışında rediflere sığınması söz konusu olamaz. Kısacası redifle şiir yazılmaz.

Bu anlattıklarımızı örneklerle göstermeye çalışalım:
“figân” bizim çıkış sözcüğümüz olsun. Buna uygun olarak kullanabileceğimiz uyaklı sözcükleri bulmaya çalışalım: “figan, yağan, bakan, divan, tavan, kağan, urgan…” gibi örnekler uzar gider. Bu da bizim kelime dağarcığımızın zenginliğine bağlıdır elbette. Bu nedenledir ki sık sık çok okumaktan söz ediyorum. Şimdi sıra bu sözcüklerden duygularımıza en uygun olanları sıralamaya geliyor. Anlam bütünlüğüne dikkat ederek dizelerimizi yazıyoruz:

Duyun gönlümdeki feryat figan-ı ……….. a
Gönlümün âhıdır saran cihan-ı …………... a
Hesaplar görülür mahşer divan -ı ………… a
Kor olup sevdanla yanmaya geldim…….…. b

Böylece dörtlüğümüzü oluşturmuş oluyoruz. Bu örnekte ilk üç dizenin kendi arasında uyaklı, son dizenin ise serbest olduğu görülür. Dizelerin sonunda yer alan “figan / cihan / divan” (kök olarak) sözcükleri uyaklıdır. Bu uyakların oluşması ise “-an” sesleri ile gerçekleşmiştir. Üç dizenin de sonunda yer alan “-ı” eki aynı görevle kullanılmış bir ek olduğundan redif olarak değerlendirilmektedir.

Bir başka örnek:

Doksan dokuz nedir birini an-mazsan …….. a
Dönmez olur diller lâl olur kelâm-ın ……… b
Edep ya hu deyip geçmişe yan-mazsan …… a
Ol mahşer gününde kim alır selâm-ın ……... b

Bu örnek dörtlükte uyak düzeninin (kafiye örgüsü) “a - b - a - b” olduğunu görüyoruz. Bu demektir ki 1. ve 3. dize kendi arasında, 2. ve 4. dize de kendi arasında uyaklı.

“a” dizelerindeki uyaklara baktığımızda “an- ve yan-” sözcüklerini görüyoruz. Uyak “an, -an” seslerindedir. Geri kalan “-mazsan” geniş zaman olumsuzluk eki ve şart kavramlarını yansıtan aynı görevli eklerdir. Dolayısıyla “redif” olarak değerlendirilir.

“b” dizelerindeki uyaklara baktığımızda “kelâm ve selâm” sözcüklerini görüyoruz. Uyak “-elâm” seslerindedir. Geri kalan “-ın” eki ise bir şeyin kime ait olduğunu gösteren ek olup aynı görevdedir. Dolayısıyla onlar da rediftir.

Örnekleri çoğaltmak elbette mümkün. Konuyu daha fazla uzatmak istemiyorum. Zaten eğer bu işe gönül veren biri varsa mutlaka bu konuları daha da derinlemesine araştıracak, kafiye çeşitlerini ve işin daha da ayrıntılarına ulaşacaktır. Benim yapmak istediğim sadece yol açmak, yol göstermek. İsterseniz bu yola devam edersiniz, isterseniz bildiğiniz yoldan kendinizce devam edersiniz. Kimse sizi zorlayamaz. Unutulmaması gereken nokta ise aklın yolunun bir olduğudur.

Kötü bir örnekle yazımı bitirmek istiyorum. Aslında dörtlük yazmak isterdim ama kötü örnek için bile elim varmıyor. Bu dize sonlarında uyak söz konusu değildir. Sadece şimdiki zaman kavramını yansıtan aynı görevdeki ekleri yani redifleri görüyoruz.

………. ……. …… bakıyor
….. …… ……. ….. koşuyor
…. ……. ……… …. açıyor
…. …….. ……. …… uyuyor

Eğer hâlâ böyle dörtlükleri zevk alarak yazıyorsanız ve “ben şairim” diyebiliyorsanız lütfen bu yazı dizimi unutun. Beş bölümde verdiğim emeklerim boşa gitti demektir.

En içten saygılarımı sunuyorum. Günleriniz şiir tadında, düzeninde ve huzurunda geçsin.

Saygılarımla

Tahsin MELAN

_________________
BİRİMİZ HEPİMİZ, HEPİMİZ DİLİMİZ İÇİN. tm
Kullanıcı kimliğini gösterTahsin MELAN tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönderE-mek gönderKullanıcının web sitesini ziyaret et
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 08 Eyl 2005
Bildiriler: 2333
Şehir: Almanya
Alıntıyla Cevap Gönder
Dostum hela olsun sana. Eğer tüm bu iyi niyetli çalışmalarından dolayı cennette edebiyatçılar köşesinde yer almazsan, -yazıklar olsun- diyesim geldi ve dedim bile. Şaka bir yana bu tür çalışmalar genç arkadaşlar için çok önemli ilk adımlar. Tebrikler ve selamlar

_________________
Sev ki sevilesin!
Kullanıcı kimliğini gösterKederli tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönder
ŞİİR DÜNYASI
Bu yazışma ortamında yeni konular açamazsınız
Bu yazışma ortamında bildirilere cevap veremezsiniz
Bu yazışma ortamında bildirileri değiştiremezsiniz
Bu yazışma ortamında bildirileri silemezsiniz
Bu yazışma ortamında anketlerde oy kullanamazsınız
Tüm saatler GMT +2 Saat  
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)  

  
  
 Cevap Gönder  
Yeni Sayfa 2