Ana Sayfa
DİLİMİZİ KORUYALIM, ONA SAHİP ÇIKALIM
TÜRK DİLİ SEVDALILARININ BULUŞMA YERİ
Cevap Gönder
Olamaz, olabilmez
Site Sorumlusu

Kayıt: 29 Ekm 2004
Bildiriler: 1514
Şehir: Frankfurt
Alıntıyla Cevap Gönder
Sayyn YAVUZ BÜLENT BAKYLER'in http://www.tercuman.com.tr/v1/yazaryazi.asp?id=19 ba?lantydaki yazysynyn sön bölümünde dikkatimi çeken bir ?ey oldu.

Alıntı:

.....

Attila Ylhan, TV sohbetlerinde hem komünist oldu?unu söylüyor, hem de Atatürkçü oldu?unu iddia ediyor. Olabilmez. Milyon kere, milyar kere olabilmez! Atatürk'ün sebükma?z yâni akylsyz aptal diye bahsetti?i Komünistlerimiz hakkynda söyledikleri bu sütuna sy?maz. Ben 1991 çökü?ünden sonra Attila Ylhan gibi Türk'e ba?ly Yslâm'a saygyly bir aydynymyzyn Komünist olmasyny katiyen anlayamyyorum.


"Olabilmez" evet önce ben de inanamadym. Belki dalgynlyk (!) diye dü?ünürken sizin de gördü?ünüz gibi ayny yazym ?eklinin yinelenmesi, hele bunu Sayyn BAKYLER'in yapmasy çok garibime gitti. Bir ?eyi özel olarak vurgulama amacy olup olmady?yny dü?ünmeye ba?ladym. Ama böyle bir savunu da bana kabul edilemez geldi.

Bilindi?i gibi dilimizde "yeterlik eylemi" olarak kullandy?ymyz "ebil-" (ebilmek) eylemi olumlu kullanymlarynda "gel-ebil-irim, bak-abil-irim, gül-ebil-irim" ?eklindedir. Olumsuzunda ise "gel-e-me-m, bak-a-ma-m, gül-e-me-m" örneklerinde de görüldü?ü gibi "-bil" kullanylmamaktadyr. Türkiye Türkçesi için geçerli olan bu kuraly ba?ka lehçelerdeki kullanymy ile kary?tyrmamamyz gerekmektedir. Kysacasy dilimizde (Türkiye Türkçesinde) "olabilmez" diye bir ?ey "olamaz".

Bir de "sebükma?z" sözcü?ünün aslynda "g" ile "sebükmagz" ?eklinde oldu?unu biliyorum. Bilmem yanylyyor muyum?

Saygylarymla

Melan

_________________
BİRİMİZ HEPİMİZ, HEPİMİZ DİLİMİZ İÇİN. tm
Kullanıcı kimliğini gösterTahsin MELAN tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönderE-mek gönderKullanıcının web sitesini ziyaret et
Olabilmez
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 08 Eyl 2005
Bildiriler: 2333
Şehir: Almanya
Alıntıyla Cevap Gönder
Merhaba sevgili arkadaşım.
Bu tür kullanım şekli genelde Türkiye Türkçesinin bir lehçesi olarak tanımlanan Azeri Türkçesi musikisinde kullanılmakta olup, Türkiye'de de Azeri dilinin etkisinde olan doğu kentlerimizde seyrek olarak rastlanmatadır. Güncel Türkiye Türkçesinde yeri olduğunu sanmıyorum.

Azeri türkülerde örneğin;

...men gelebilmezem
...men görebilmezem

vbg. kafiyeli türküler sıkça görülür. Kullanımın güncel azeri dilindeki geçerliliği hakkında pek fazla bilgim yok. Bu konuda bir Azeri arkadaştan bilgi edinmekte yarar vardır sanıyorum.

Saygılar
Kullanıcı kimliğini gösterKederli tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönder
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 06 Hzr 2005
Bildiriler: 117
Alıntıyla Cevap Gönder
Yavuz Bülent BAKYLER'in televizyonda yapyp sundu?u "Sözün Do?rusu" adly izlenceyi bir kaç kez izledim. Önce Türkçeyle ilgileniyor, bu dili iyi biliyor diye dü?ünüyordum. Günün birinde "YANIT" sözcü?üne "DYL GE?YRTYSYDYR" diyene kadar. Ara ara bir iki yayynyny daha izledim, kitaplaryny okudum ve gördüm ki Türkçeyle tek ba?y, söyledi?inin aksine, neredeyse bir Türkçe dü?many olmasydyr. (Bu yalnyzca benim görü?üm. Bana kyzanlar elbette olacaktyr.)

Türkçe sözcüklere, özellikle dilin yalynla?tyrylmasy a?amasynda üretilen yeni sözcüklere de?il yalnyzca, eskilerine de dü?man kesilmi? bir vatanda?ymyz. Önerdi?i sözcüklere ?öyle bir iyice bakacak olursanyz, büyük bir ço?unlu?unun Arapça, kalanynyn da Farsça oldu?unu göreceksiniz. Bunun için de tek savunmasy: "Di?er Türk Devletleri de bu sözcü?ü kullanyyor. Dolayysyyla bu sözcükler Türk dünyasyny birle?tiriyor." Bizi birle?tiren dile bakar mysynyz: Arapça ve Farsça... Bütün bunlardan dolayy Yavuz Bülent BAKYLER'in sözleri benim için Türkçe konusunda ba?vuru kayna?y olamaz. Türkçe'nin içine baty kaynakly sözcükleri sokmaya çaly?anlar ne kadar kötülük ediyorsa Arapça ve Farsça kökenli sözcükleri sokmaya çabalayanlar da en az onlar kadar kötülük ediyorlardyr.

Sevgili SA?ALTICI'nyn da dedi?i gibi duygusally?yn fazlasy zararlydyr diye dü?ünüyorum. Bizler eksiklerimizi bilerek ve kabullenerek dü?üncelerimizi birbirimizle payla?yyoruz. Yazylarynyzdan anlady?ym kadaryyla (isim vermenin hiç gere?i yok) hepiniz uzmanlyklarynyzy saklyyor ve inanylmaz bir alçak gönüllülükle dü?üncelerinizi açyklyyorsunuz. Oysa Sayyn BAKYLER bu konuda adeta tam bir uzman oldu?unu savunuyor. O halde yanly? yapma hakky yok bence. Yanylyyor muyum?
Kullanıcı kimliğini gösterDorukhan tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönderE-mek gönderMSNM
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 17 Eyl 2005
Bildiriler: 605
Şehir: Istanbul
Alıntıyla Cevap Gönder
Her insanın hatası olabilir bir başkasına göre. Yavuz Bülent Bakiler bir şairdir, şiirleri ise mükemmeldir. Son derece vatansever olduğunuda ayrıca biliyorum. Ona haksızlık yapıldığını düşünüyorum.
Kullanıcı kimliğini gösterErtuğrul ÖLCE tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönderKullanıcının web sitesini ziyaret et
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 15 Ekm 2004
Bildiriler: 331
Şehir: Bursa
Alıntıyla Cevap Gönder
De?erli gönülda?lar, Yavuz Bülent Bakiler’in dil anlayy?yyla ilgili olarak bu a?elinde daha önceden çok ?ey söylendi. Ayny ?eyleri yinelemenin bir yarary olur mu, bilinmez. Ben yine de dü?üncelerimi açyklayaca?ym.

Çok iyi anymsyyorum. Bakiler’in dil konusundaki yanylgylaryndan söz eden bir arkada?ymyz ?unu söylemi?ti: “Bir insanyn vatansever olmasy, onun hiç hata yapmayaca?y anlamyna gelmez.” Ben de bu söze katyldy?ymy belirtmi? ve kimden gelirse gelsin her savyn, her sözün ele?tirilebilir olmasy gerekti?ini söylemi?tim. Bakiler çok iyi bir ?air, örnek bir vatansever olabilir. Biz onun vatanseverli?ini ya da ?airli?ini masaya yatyrmadyk. Onun Türkçe ile ilgili savlaryndaki kimi tutarsyzlyklary ve yanly?lary anlatmaya çaly?tyk. “Bakiler çok vatanseverdir.” diyerek onun yanylgylaryny söylememek olmaz.

Konu, "Bakiler’in dil anlayy?y ve yanylgylary" olunca benim söyleyeceklerim ne yazyk ki buraya sy?maz. Çünkü, ben Bakiler’i eskiden beri izliyorum. Zamanynda bir özel tv’de yayymlanan “Sözün Do?rusu” adly izlencelerini izledim. Ayny ady ta?yyan iki ciltlik kitabyny inceledim. Tercümandaki yazylaryny da genela? üzerinden düzenli olarak okuyorum. Türkçenin dilbilgisi ve kökenbilgisi konularynda yyllardyr yinelemekten usanmady?y yanly?laryny yeri geldi e-mek ile kendisine de anlatmaya çaly?tym; ancak hiçbir yanyt alamadym.

Türkçe ve genel olarak dille ilgili görü?lerinin büyük bir ço?unlu?una katylmady?ym Bakiler’in yanylgylaryny anlatmam ne yazyk ki kimi ortamlarda garipsendi. Çünkü –söz meclisten dy?ary- onun sözlerini “mutlak do?ru” olarak kabul edenler, hiçbir sözünü ele?tirmeye gerek duymadan oldu?u gibi benimseyenler var. Bu yolla dü?ünce geli?ir mi? Dinlediklerimizi veya okuduklarymyzy kendi akyl süzgecimizden geçirmeden kabul etmekle dü?ünce üreten bir insan de?il, ancak dü?ünce tüketen bir insan oluruz. Önce bu konuda anla?mak, uzla?mak gerek.

Ben burada Bakiler’in yalnyzca “dil ve Türkçe” ile ilgili yazylarynda rastlady?ym yanly?lyklary ve tutarsyzlyklary özetleyerek anlatmaya çaly?aca?ym:

1. Bakiler’in en büyük yanylgysy, dile bilimsel de?il de duygusal bir gözle bakmasydyr. Nuri beyin de söylemi? oldu?u gibi elbette duygusal oldu?umuz anlar vardyr. Ama, siz Türkçenin kurallaryndan söz ediyorsanyz, bununla ilgili savlar ileri sürüyorsanyz bilimselli?i temel almak zorundasynyz.

2. Bakiler’in üslubunda da önemli sykyntylar var. Her ?eyden önce tepeden konu?an birisidir. Dille ilgili yazylary “En iyi ben bilirim. Bunlaryn dy?ynda gerçeklik yoktur.” tarzyny yansytyyor. Gerçek alany dilcilik olmayan Bakiler’in bu kadar kesin konu?masy do?al olarak tepki topluyor. Bütün bunlar yetmezmi? gibi bir de insanlary a?a?ylayan sözler söylüyor: “diplomaly cahil, kart yobaz, millet dü?many, ahmak…” bunlardan yalnyzca birkaçydyr. Kime söylendi?i belli olmasa da bu tür sözlerin Türkçe ile ilgili bir yazyda i?i ne?
3. Bakiler, az çok bilimsel olmasy gereken yazylarynda “ucube, uyduruk, uydurukça…” gibi sözcükleri syklykla kullanyyor. Ona göre bir sözcü?ü uyduruk yapan ?ey, kendisinin o sözcü?ü be?enmeyi?i ve kullanmyyor olu?udur. Bu nasyl bir ölçüttür? Kendi be?enisini nasyl "de?i?mez gerçek" diye belletmeye çaly?yr? Bunlary anlamak olanaksyzdyr. Bakiler, kendisini adeta de?i?mez do?rularyn merkezine oturtuyor. Kendi kullandy?y sözcüklerden ba?ka sözcükleri ye?leyenleri anynda yargylyyor ve suçlu buluyor. Sözgelimi, siz hiç dü?ünmeden “?ehir” yerine “kent” dediyseniz, yandynyz. Siz, uydurukçaya özenen veya onun pençesine dü?mü? zavallylardan birisiniz demektir.

4. Bakiler’in uyduruk dedi?i sözcüklerin synyry o kadar geni?ler geni?ler ki bir de bakmy?synyz atalarymyzyn en eski dönemlerde kullandy?y öz sözcüklerimiz “uyduruk” oluvermi?. Bunun en bilinen örne?ini Dorukhan arkada?ymyz çok çarpycy biçimde vermi?. “Yanyt” gibi eski ve köklü bir sözcü?ümüz Bakiler’e göre uyduruk olmakla kalmaz ayny zamanda “geniz ge?irtisidir. "Yan-" eyleminin en Eski Türkçede “dönmek, geri vermek” gibi bir anlamynyn bulundu?unu, "yan-ut : yanut > yanyt" sözcü?ünün de bu anlamdan yola çykylarak “sorulan sorunun kar?yly?yny vermek üzere söylenen söz” anlamyny kazandy?yny bil(e)meyen Bakiler, içine dü?tü?ü garip durumlaryn farkynda de?ildir.

Yakyn zamanda türetilen sözcüklerin ço?u ona göre "uyduruk" olunca, eski dönemlerde kullanyldy?y halde yabancy kar?yly?y dile girdi?i için geçici olarak kullanymdan dü?en öz sözcüklerimiz “ge?irti” olunca geriye ne kalyyor? “Osmanly Türkçesi” kalyyor. Bakiler’in Osmanlyca hayrany olarak bilinmesi bo?una de?ildir. Ynsanlaryn kafasynda böyle bir imaj olu?masynyn sebebini uzaklarda aramamaly.

5. Yine “Dorukhan” arkada?ymyz çok güzel bir biçimde belirtmi?: “Bunun için de tek savunmasy: "Di?er Türk Devletleri de bu sözcü?ü kullanyyor. Dolayysyyla bu sözcükler Türk dünyasyny birle?tiriyor." Bizi birle?tiren dile bakar mysynyz: Arapça ve Farsça...”

Dorukhan, bu ele?tirisinde çok haklydyr. Ortak olan Arapça ve Farsça kökenli birkaç sözcükle Türk dünyasyny birle?tirmeyi dü?ünmenin manty?yny açyklayabilecek olan var my? Amaç, Türk birli?i kurmaksa, bunu Arapça ve Farsçaya dayandyrmak da nereden çykty? Kültürel birlikteliklerinin ba?yny ba?ka dillerin sözcükleriyle ba?lamaya çaly?an, bu konuda ba?aryya ula?an kaç ulus vardyr dünya üzerinde?

Ortak oldu?u söylenen Arapça ve Farsça sözcüklerin sayysy öyle sanyldy?y kadar fazla da de?ildir. Bunun yanynda, bu sözcüklerin söyleni?i lehçeden lehçeye de?i?mektedir. Kimi zaman sözcü?ü tanymak bile güçle?mektedir. Üstelik “dil” dedi?imiz o büyülü düzeni anlamak için sözcükleri tanymak da yetmez. Öyle olsaydy, bir dili ö?renirken sözlük ezberlerdik, böylece her ?ey kolayla?yrdy. Oysa durum böyle mi? Her dilin kendisine özgü cümle kurgusu, sözcük yapysy, sözcük türetme kurallary… dahasy felsefesi vardyr. Bunlary ö?renmeden o dili ö?renmek olanakly mydyr? Burada “Türk lehçeleri ayry bir dil de?il ki! Onlar da Türkçe.” gibi bir ele?tiri getirilebilir. Evet, onlar da Türkçenin bir koludur, ancak yüzyyllar içinde her birinin kendisine özgü birtakym özellikleri belirmi?tir. Bu yüzden lehçeler olu?mu?tur. Sözgelimi, Kazak Türkçesi, Türkiye Türkçesinden o kadar farklyla?my? ve uzakla?my?tyr ki kimi dilciler onu artyk ayry bir dil gibi görmektedir. Türk dünyasyyla anla?mak bu kadar kolay olsaydy, oraya gidenler hiç zorlanmadan konu?mazlar myydy? Özbekistan'a gidip de soka?a ilk çykty?y anda her söyleneni anlayan var my?

Sonuçta, “cevap” gibi, aslynda her lehçede farkly farkly söylenen sözcüklerle Türk birli?i kurmayy dü?ünmek bence gerçekle?mesi olanaksyz bir hayaldir. Tek tek sözcükler üzerinden birlik kurmaya çaly?mak, üç be? parça tahta ve ta?la saray kurmaya çaly?maktan farksyzdyr. ( Yine Türk lehçelerinde “hürriyet” sözcü?ü varken “özgürlük” demenin ili?kileri zayyflataca?yny ileri süren Bakiler’in ayny devletlerin dilinde Farsça “ayna” yerine Öz Türkçe “gözgü”nün de kullanyldy?yny unutmasy, “Biz de ayna yerine gözgü diyelim.” önerisini getirmemesi garip bir ikilem ve çeli?ki olarak kar?ymyzda durmaktadyr.) Dikkat edilirse ben burada “’Cevap’ Türkçe de?ildir, bunun yerine ‘yanyt’y kullanyn.” demedim. Söylemek istedi?im ?ey, Bakiler’in “cevap”y savunmak adyna öz sözcü?ümüz olan “yanyt”y a?a?ylamasynyn çok yanly? oldu?udur. Ykisi de ?u an Türkçede kullanylan sözcüklerdir.

Türk dünyasynyn birbirine daha çok yakynla?masyny herkes ister. Ancak, bu olay Bakiler'in sözünü yolla biçimde gerçekle?emez.

Hiç kimsenin Türkçenin en köklü sözcüklerini a?a?ylamaya hakky yoktur. Kimse kyzmasyn. Sonradan dile giren bir sözcü?ü korumak adyna kendi dilinin güzelliklerini elinin tersiyle iten, bu da yetmiyormu? gibi bir de a?a?ylayan, bunlara "ge?irti" diyen birisinin Türkçe sevgisinden, bilincinden, ilgisinden ve içtenli?inden ku?ku duyarym.

?imdilik bu kadar. Yeri geldikçe daha çok örnek verip konuyu geni?letirim. Tarty?mayy dü?ünüyorsak…
Saygylar…

_________________
Türkçem, benim ses bayrağım.
Kullanıcı kimliğini gösterOzan Aydin tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönder
olabilemez
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 22 Eyl 2005
Bildiriler: 15
Alıntıyla Cevap Gönder
"Olabilmez" sözcüğü yanlış bir kullanım kabul edilebilir... Ancak bazı özel durumlarda ironik bir ifade olarak

kullanılabilir. Kemal Tahir'de de "olabilemez" tarzı bir ifadeye rastlamıştım...

Burada bilinçli olarak bir Türkçe saptırması söz konusu vardır...

Şöyle bir örnek düşünelim :

İki kişi tartışıyorlar, biri bir işin olabileceğini söylerken öteki de karşı çıkıyor... Diyalog şöyle gelişiyor:

-Neden itiraz ediyorsun kardeşim, pekala olabilir !

-Hayır efendim, olmaz, olabilemez !!!!

Burada ikinci ifade ironik bir ifadedir, birinciyle biraz dalga geçmekte, onun kullandığı kelimeyi aynı tonda olumsuz
hale getirerek söylemektedir... Amaç, kendi sözünün haklığını güçlendirip, diğer ifadeyi küçümsemektir.

Ama Yavuz Bülent'in yazısında böyle bilinçli bir saptırma olduğunu sanmıyorum...
Kullanıcı kimliğini gösteryazar tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönderE-mek gönder
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 08 Eyl 2005
Bildiriler: 2333
Şehir: Almanya
Alıntıyla Cevap Gönder
Sevgili Ozan Aydın Hocam, sevgili Dorukhan arkadaşım.

Her ikinizinde iletilerini vakit ayırıp okudum ve gerçekten aydınlatıcı bilgiler kazandım. Her ikinize de teşekkür ederim.
Bilhassa Bakiler hakkında anlattıklarınızı yoğun ilgiyle okudum.

Kendisini tanımam. Lakin; 'geğirti, uyduruk vbg.' kelimeleri 'dilsavunucusu' sıfatıyla yapmışsa, benim nazarımda o kişinin, dilbilimcilikle hiç alakası yoktur. Olsa olsa 'kendine dil yaratan muamma' derim, o zata.

Hele de, dilde kullanılan yerleşmiş kavramlar hakkında(Batı, Arap ve Fars) türetimde mutlakçılık(sadece yeni Türkçe veya eski Türkçe olmalı diyenler) savunan kişinin dili zenginleştirmesi bir yana, kısırlık izleniminde olduğunu söylemek gerekir.

Bir hafta önce Avrupa ana meslek dalı tercümanlar birliğinin bir seminerine katıldım. Orada açıklanan bilimsel bulumlar ve bilgiler bana dilin gelişmesinde nasıl özen gösterilmesi gerektiğini apaçık gösterdi. Kısmet olursa oradaki kazanımlarımı peyderpey buraya aktarırım.

Orada dilin gelişmesi ile ilgili konuşmacı olarak, anadilbilimciler, AB çevirmenleri, kitap çevirmenlelri, kökdilbilimciler, sosyologlar, iletişimbilimcileri, reklam uzmanları, halkşairleri ve yazarları (bu konuyu derince ileride açıklarım, zira; benim açımdan çok önem taşımaktadır) toplumbilimciler, anadil terapisi uzmanları.. katımışlardı.

Bilhassa meslek alanım olduğu için konuyu Almanca ve Türkçe kıyaslama ağırlıklı bilgiler edinmeye çalıştım.

En ilginç noktayı yazayım:
Almanlar TV (TeVe söylerler) bu kelimeyi sadece kısaltılmış şekli ile yazar ve söylerler. Television (Televiziyon okunur) kavramı kesinlikle nbe yazılır ne de söylenir. TeVe demeleri, oldukça serekçe sadece aracı zikrederken veya ardına gelen ikinci bir sözcükle yapılan kavram durumunda söylenir.

Almancada TV <Fernsehen> yani fern> uzak, sehen>bakmak
birebir çeviride <uzaktan bakacak> veya <uzaktan bakıncak> dememiz gerekir. Bir Alman kökdilimci nedeni şöyle açıkladı:

TV Almanyada yaygınlaşmadan önce sadece satış mağzalarının vitrinlerinde günde üç-beş saat yaparmış. Halk, gerek ilgiden, gerekse haber alma isteğinden kaldırımdan kafaları uzatıp taa gerilerdeki cıhazı seyredermiş. Bunun üzerine Berlin'de halk arsında <uzaktan baktım> anlamına gelen <Fernsehen> kavramı oluşmuş ve özerk dil kurumu Duden tarafından Almancaya alınmış.

Kısacası:
Dili masabaşı bilimcisi değil, kullanıcı halk zenginleştirir.
Dil, bilim olarak değerlendirilmeden önce iletişim aracı olması nedeniyle konuşularak doğar. Daha sonraları ise, uzmanlar tarafından düzene konulur ve her insana aynı ölçüde ulaşması için bilim haline dönüştürülür.
Yani dilin yaratımı biliciden topluma değili tam tersi olarak gerçekleşir.
Yapay(sunni) üretilen dilde canlılık ve parlaklık olmadığından edebiyat dalında kullanıma elverili olmayıp, halk ve toplum kültürünün de beraberinde kısırlaşmaına neden olur. (Almancad inceledi %100 gerçek!)

Şimdilik şu önemli noktaları açıklamak istiyorum:

Bir dile uzun zamandır yerleşmiş, halk genelinin kullanımında yer bulmuş kelime ve kavramları atıp yerine yeni kavramların kullanılmasını talep etmek, bir dilin kültürel zenginliği kısırlaştırır.
Yeni bir köktüretim(TR>TR) kullanılsa dahi, evvelindeki eldili karşılığını kesinlikle kısılamamak gerekir. Kullanıcıya her ikisini de yerinde kullanma fırsatı vermek lazımdır ki; konuşma yeteneğinde darlanmasın.

Hele de halk edebiyatı ve şâirliği işleyenler için (az da olsa kanımda var bilirsiniz) kısırcılık yaratcak sabir kuralların konması ve mutlakçılık kesinlikle zehirdir.

Sitedeki bir şiirimi örnek vermek istiyorum:

Türk Gençliğine Çağırı !
....
Büyüğe küçüğe gence saygılı
Vatanının durumundan kaygılı
Kem bakıştan, kötülükten caygılı
İleri görüşlü gençlik isterim!
.....
Buradaki 'caygılı' kelimesini(sıfat), ben ilkokul yıllarım (1963-1964) giderken değerli merhum halk şairimiz Abdurrahim Karakoç'tan okulda yapılan bir şölende okuduğu şiirde duymuştum ve çok dikkatimi çekmişti. Bu sözcüğü, o gündür bu gündür hiç unutamam. Ben, ne TDK, ne anam babam, ne bir kitap ne de bir bilimadamına danıştım.
Geçen gün bir siteye bu şiiri göndermiştim. Gelen özel ileitlerin içinde 'bu kelime nereden türeme' diye soranlar oldu. İlginçtir; ozanlık yapanlar hoşlandıklarını Batı Anadolu /İstanbul yöresi garipsediklerini belirttiler.
Buradan da şunu anlıyorum ki, Tükiyede Türkçe konusunda bir doğu Batı farklılığı olduğu gibi, bunu Batı/İstanbul dili konuşanları ayakta tutmak istemekteler. Bu durum da; her iki keisn arasında sosyal iletişim aksaklıklarına ve toplumsal düşünce farklılıklarına neden olacak bir tehlikedir.

Bugünlük benden bu kadar. İletimin uzunluğunu her ikinize borçluyum(z).

Saygılar

_________________
Sev ki sevilesin!
Kullanıcı kimliğini gösterKederli tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönder
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 30 Mar 2005
Bildiriler: 125
Şehir: Vako-şi, Japonya
Alıntıyla Cevap Gönder
Sayyn Yavuz Bülent Bakiler'in üslubu hakkynda söylenenlere katylyyorum. Kendi görü?ü ve hatta zevki dy?yndaki dil kullanymyny tamamy ile dy?layan, dü?man sayan bir anlayy?a ve hakaretamiz bir üsluba sahip. Verilen "yanyt" örne?i de çok güzel bir ?ekilde Sayyn Bakiler'in önyargyly baky? açysyny özetliyor.

Ben lise syralarynda otururken çok katy bir öz Türkçeciydim, ancak daha sonra öz Türkçenin de, halkymyzyn diline yerle?mi? kelimelerin de en geni? ?ekliyle kullanyldy?y bir Türkçenin Kemalist anlayy?a daha uygun oldu?unu dü?ünmeye ba?ladym. Bu esnada öz Türkçecilerin de, "ya?ayan" Türkçecilerin de samimiyetine inandy?ym için hiç kötü söz söylemedim. Sayyn Bakiler'in üslubunun dil davasyna zarar verdi?ini dü?ünüyorum.

Dorukhan demiş ki:
Türkçe'nin içine baty kaynakly sözcükleri sokmaya çaly?anlar ne kadar kötülük ediyorsa Arapça ve Farsça kökenli sözcükleri sokmaya çabalayanlar da en az onlar kadar kötülük ediyorlardyr.


Bu cümlenizdeki "Arapça ve Farsça kökenli sözcükleri sokmaya çabalayanlar" sözünün ifade etti?i insanlar günümüzde çok azalmy?tyr. Ancak dilimizde Arapça ve Farsça kökenli sözcükler bulunmaktadyr, ve bunlary, kim ne derse desin, köylüsü, sanayicisi, i?çisi, ö?retmeni, fakiri, zengini ile tüm Türk milleti kullanmaktadyr. Bunlar artyk "dilimize sokulmaya zorlanan Arapça ve Farsça kelimeler" de?il, "dilimize girmi? Arapça ve Farsça kökenli kelimeler"dir.

Dahasy, bunlaryn önemli bir kysmy Türk dünyasynda da kullanylmaktadyr. Geçen aylarda, son derece aydyn ve ça?da? bir Azeri hekim arkada?ymla dil üzerine sohbet ederken dedi ki, "Hadi her ?eyi anladym, 'mektep' kelimesinden ne istediniz?" Azeriler bu kelimeyi kullanyyorlar. Çe?itli Türk topluluklarynyn a? sayfalaryna giderseniz bu insanlaryn bizim dilimizden silmeye çaly?ty?ymyz veya sildi?imiz kelimeleri kullanyyor olduklaryny göreceksiniz. Elbette ki öz Türkçe kelimeler de kullanyyorlar, ama bu yabancy kökenli sözcükleri de kullandyklary yalan de?ildir.

De?i?ik Türk topluluklarynyn -hem de asyrlardyr- kullandyklary kelimeler bence Türkçenin ortak kelimeleridir ve Türk kültürünün bir parçasydyr.


En son Çağrı Yalgın tarafından Cum Eyl30, 2005 08:46 tarihinde değiştirildi, toplamda 2 kere değiştirildi.
Kullanıcı kimliğini gösterÇağrı Yalgın tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönder
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 08 Eyl 2005
Bildiriler: 2333
Şehir: Almanya
Alıntıyla Cevap Gönder
Müsadenizle bu güzel muhabbette iki lafda ben edeyim, yeri gelmi?ken.

Ça?ry Yalgyn arkada?ymyz yerinde bir saptam yazmy?. Görü?lerine aynen katylyyorum. Kendisini de ayryca, genç ya?yna ra?men dilimize kar?y olan duyarly ve olgun tavyrlaryndan ve de yazylaryndan ötürü kutluyorum.

Efendim, 'dilimize Arap ve Fars kökenli kelimeler sokuluyor' veya bu dorultuda sav edenlere, 'bana son 30-40 yylda dilimize yok iken birden sokulmu? ve kabullenilmi? bir kelime gösteriniz' derim. Yok bence.
26 yyldan buyana özellikle hukuk ve ticaret a?yrlykly konularda çevirmenlik ve tercümanlyk yaparym. Yani ben dilin kullanyly?yny, geli?mesini, yozla?masyny güncel izleme durumunda olan bir kullanycyyym. Kar?yma son dönemde dilimize sokulmu? bir Arap-Fars kelimesine rastlamadym.
Bu iddiayy savunanlar, bu kavramlaryn dile sokulmamasy gerekti?ini söylemek istelerken, dilleri dönmedi?inde, ancak dile bu kavramlaryn sokuldu?unu söyleyebiliyorlar.

Asyl konu, toplumsal yozla?ma ile beraber gelen(veya tersi) eldili sözcükleri ve kavramlary, yani; Yngilizce Fransyca Latince Almanca vs.

Bence asyl toplumsal ve dilsel tahlike v-burada yatmakta.
Mamafih, hyzly tüketim devrinde herkes ileride sosyal, bilimsel ve kültürel konularda ortaya çykabilecek sorunlary dü?ünmeden, pazarda 'al babam al 10 tanesi 5 Lira' usulü, giderek eldili kavramlaryny hatta bazan kasytly ve sevinerek almaktadyr.

Ben bizzat basit bir örnekle tanyk oldum:
Bir delikanly (15-16 Y) bakkala giderken adam gibi yürüdü?ü halde, bakkaldan alydy?y Amerikan marka çikleti a?zyna koyup yola çykty?ynda aniden sanki bir Amerikaly genç gib? yürümeye koyuldu.

Belki ?imdi diyeceksiniz ki; yahu yürürse ne olur?
....
Bugün öyle yürür, yaryn öyle davranyr, di?erisi gün öyle konu?ur, bir di?eri gün öyle ya?ar.
Y?in olaca?y ve gidi?aty bu.

Selamlar

_________________
Sev ki sevilesin!
Kullanıcı kimliğini gösterKederli tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönder
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 16 Eyl 2005
Bildiriler: 312
Alıntıyla Cevap Gönder
Bu konuda ben de Sayyn Ozan Aydyn ve Dorukhan'a katylyyorum.

Alıntı:
Efendim, 'dilimize Arap ve Fars kökenli kelimeler sokuluyor' veya bu dorultuda sav edenlere, 'bana son 30-40 yylda dilimize yok iken birden sokulmu? ve kabullenilmi? bir kelime gösteriniz' derim. Yok bence.
diyor sayyn Kederli.

Do?ru söylüyor aslynda. Geçmi?te o kadar çok sözcük kullanyldy ki artyk hangi sözcü?ü örnek verseniz "Bu filan zaman kullanylmy?ty" denilebilir. Bunun yanynda kullanymdan kalkmy? pek çok Arapça ve Farsça sözcü?ün yeniden dile sokulmaya çaly?yldy?yna tanyk oluyoruz. STV'de sabah haberlerinde bunun örneklerini görebilirsiniz. Dille ilgili oldu?um halde orada söylenen sözcüklerin pek ço?unu hayatymda ilk kez duyuyuyorum.

Tevafuk... Daha önce duydunuz mu bilmiyorum; ama bir takym çevrelerde artyk syk syk kullanylmaya ba?landy. Tesadüf'ün ba?ka bir anlamda olanyymy?. Biri Tanry ile ilgiliymi? de di?eri de?ilmi? gibi bir açyklamalary var. O nedenle bu kullanylmalyymy?...

TDK'nin Yabancy Kelimelere Türkçe Kar?ylyklar adly kitabynda agresif sözcü?üne önerdi?i kar?ylyklardan biri de mütecaviz.

Daha çok var arkada?lar. Tamam bunlar elbette bir zamanlar dilde kullanyldy; ama Türkçesi Varken* hala kullanylmaly my?

* Güzel bir kitap, mutlaka okuyun.
Kullanıcı kimliğini gösterMehmet Çömez tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönderE-mek gönderMSNM
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 15 Hzr 2005
Bildiriler: 549
Şehir: Ystanbul
Alıntıyla Cevap Gönder
Sayın Aydın,

Ancak bu kadar güzel dile getirilebilirdi, dilinize sağlık.

Saygılarımla.

_________________
www.gelgelturkce.blogcu.com
Kullanıcı kimliğini gösterbensay tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönderE-mek gönderKullanıcının web sitesini ziyaret et
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 15 Ekm 2004
Bildiriler: 331
Şehir: Bursa
Alıntıyla Cevap Gönder
De?erli dostlar. Üzerinde nice kalem kavgasy yapyldy?y halde bir türlü uzla?maya varylamayan zor bir konuda bu kadar düzeyli ve "alçak sesli" tarty?abiliyoruz. Zamanynda, ayny konu üzerinde tarty?alym derken bilimselli?i elden kaçyrdyklary için birbirlerine hakaret edenlerden, birbirlerini hain ilan edenlerden bize miras kalan ?u "Türkçe - Öz Türkçe - Osmanlyca" üçgeninde bu kadar sakin ve sa?duyulu bir tarty?maya ba?ka hiçbir yerde rastlamadym. Görü?lerini belirten tüm katylymcy arkada?larymy gönülden kutlarym. Y?te dilimize hizmet edecek tarty?malar ancak böyle yapylabilir.
...

Her dilde yabancy kökenli sözcük bulunur. Ara?tyrycylar, 4000-5000 sözcük da?arcy?yna sahip kimi Afrika kabile dillerinde bile yabancy sözcükler saptamy?lardyr. Bu, bilimsel bir gerçektir. Bugün belki de birçok ki?i "defter, cadde, kalem, kitap, merhaba, hayal..." gibi sözcüklerin aslynda yabancy kökenli oldu?unu bilmez. Çünkü, bunlar dile büyük ölçüde yerle?mi? olan sözcüklerdir. Bunlary dilden çykarmak gibi bir çaba pek de sa?lykly olmaz diye dü?ünüyorum. Ancak... Bunun yanynda, "Çok syk kullanylan bu sözcüklerin eski dönemlerde Türkçesi neydi?" gibi sorulara yanyt aramanyn da dilde tasfiyecilikle suçlanamayaca?yny dü?ünüyorum. Buradaki amaç, toplumda kendi öz diline kar?y olu?abilecek bir güvensizli?in önüne geçebilmektir. En bilinen, en çok kullanylan kavram ve sözcüklerin aslynda Türkçe olmady?y biçimindeki bir dü?üncenin olu?mamasy için ben bu tür çabalary da olumlu kar?ylyyorum. Sözcük atma giri?imi olmaksyzyn kendi öz sözcüklerimizi tanymanyn, tarihin gizli kalmy? sayfalaryndan bulup çykartmanyn ve insanlaryn bilgisine sunmanyn dilimizin güzelliklerini ve felsefesini daha iyi anlamamyza hizmet edece?ine inanyyorum.

Herkesin bir yazma tarzy ve üslubu vardyr. De?erli Çömez de bunu benzer bir ?ey ortaya koymu?: “Türkçesi varken ba?kasyny kullanmamak.” Ben genel olarak bu dü?ünceyi benimser buna göre yazarym. Çokça konu?uldu?u için ayny örne?i vereyim: “Cevap” yerine “yanyt”y ye?liyorsam her ?eyden önce bu, benim seçimimdir. Bunu, “cevap”a kar?y oldu?um veya bu sözcü?ün dilden atylmasyny dü?ündü?üm için yapmam. Türkçenin en eski dönemlerinden ba?layarak ça?lary kucaklayan ve bugünlere ula?an “yanyt” sözcü?üne olan ba?lyly?ymdan ve sevgimden yaparym.

“Dilimize Arapça ve Farsça sözcükleri sokmak isteyenler var.” görü?ü için de birkaç ?ey söylemek isterim: Yngilizceden ve di?er Baty dillerinden sözcük dev?irmek kadar olmasa da böyle bir çabaya ben de tanyk oluyorum. Birkaç toplulu?un synyrly sayylabilecek be?enisi dahilinde olsa da kimi yerlerde Arapça ve Farsça kökenli sözcük kullanmaya özeniliyor. Kimileri bu i?e kutsallyk bile kazandyrmy?. “Kutsal kitabymyz Kuran’da geçiyor.” veya “Osmanlycanyn söz da?arcy?ynda yer aldy.” diye kimi (anlamy herkesçe bilinmeyen) Arapça sözcükleri kullanmakla övünüyorlar. Onlara göre dilde izlenecek yol buysa, o halde kullandyklary tüm sözcüklerini Arapçadan seçmedikleri sürece kutsally?a kavu?amayacaklar demektir.

Herkesin kullandy?y ve köken bakymyndan yabancy oldu?unu bile bilmedi?i Arapça ve Farsça sözcüklerle sorunumuz yok. Ancak, kullanymdan dü?eli yyllar olmu? kimi Arapça ve Farsça sözcükleri tekrar kullanyma sokmaya çaly?mak Türkçeyi karga?aya sürüklemekten ba?ka bir i?e yaramaz. Çömez arkada?ymyz STV'yi örnek vermi?. STV’de buna benzer örnekleri zaman zaman ben de görüyorum.

Bir gün bir ö?rencim elinde bir dergiyle yanyma geldi. Derginin adyny vermek istemiyorum. Yine STV’nin sahiplerine yakynly?yyla bilinen bir dergi oldu?unu söylemekle yetineyim. Ö?rencim, ba?ka bir ö?retmeninden aldy?y bu dergiyi bana göstererek kapaktaki kimi sözcüklerin anlamyny sordu. Fakültede dört yyl boyunca Osmanlyca dersi almy? ve bol bol Osmanlyca metinler okumu? olmama ra?men oradaki sözcüklerin anlamyny çykaramadym. Derginin içine göz attym. Gördüklerim kar?ysynda ?a?kyna döndüm. Osmanlyca döneminde bile kullanyldy?yny sanmady?ym Arapça – Farsça sözcükler derginin her sayfasynda cirit atyyor. ?imdi “Bu da onlaryn seçimi.” desek sorun çözümlenir mi? Bu, tek tek ki?ilerin seçimi de?il. Bu, topluma sunulan bir dergi oldu?u için toplumun e?ilimlerini yönlendirebilecek bir seçimdir. Biz de bu olayy do?al olarak “Anlamy bilinmeyen kimi Arapça ve Farsça sözcükler topluma benimsetilmeye çaly?ylyyor.” diye yorumluyoruz. Çünkü, sözlü?e bakty?ynyzda hepsinin kar?yly?y var. Sözgelimi, “tahabbüb” sözcü?ü. Nedir bu? “Sevgi göstermek.” "Sevgi göstermek" gibi bilinen, güzel bir söz yerine "tahabbüb!" Y?te bunun altynda ba?ka niyetler aramak bence yanly? bir tepki de?ildir.

“Dil” ayry, “din” ayrydyr. Herkesin bir inancy vardyr. Dolayysyyla birden çok inanç vardyr. Ancak, bizi birbirimize kenetleyecek “tek” bir dil vardyr. O da Türkçedir. Ynançlarymyz farkly olsa da biz bir bütünüz. Bu bütünün en sa?lam ba?y da ana dilimiz, Türkçemizdir.

Saygylar.

( Not: Bu tür konulary ba?ka bir ba?lyk altyna ta?yyyp tarty?mak daha yararly olur diye dü?ünüyorum. Çünkü, konu, konu ba?ly?yndan farkly yerlere geldi.)

_________________
Türkçem, benim ses bayrağım.
Kullanıcı kimliğini gösterOzan Aydin tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönder
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 08 Eyl 2005
Bildiriler: 2333
Şehir: Almanya
Alıntıyla Cevap Gönder
Sevgili hocam Ozan Aydın.

Gönlümden geçtiği halde, sizin gibi konuyu bilimsel yönden ele alarak yazamadığımdan, nerdeyse tamamen benim diyebileceğim bir tarzda gönderdiğiniz bu mükemmel ileti için size minettarım.

Ben, 25 yıllık Türkçe ><Almanca çevirmen kullanıcı olarak hergün işin içindeyimve az çok neyin nasıl gereksinim göstediğini oldukça iyi bilen biriyim.

Gerçekten tartışı(ben tartışma demekten sakınıyorum düzeyi) fevkalade yapıcı ve olgun. Böyle olmasını ve kalmasını dilerim.

Açıkladığınız çok önemli bir nokta da, tüm dillerde eldili sözcül, kavram ve deyimlerin olmasıdır. Bu yüzyıllar önce gelişen kültürel alış verişin bir eseri olmakla kesinlike yadırganmaması gereken bir durum teşkil eder.

Asıl sorun, son 25-30 yıldan buyana Batıdan gelen (getirilen!) eldili sözcükler.

Arap-Fars kökenli yüzyıllardan buyana konuşulan kelimelerle benim hiç sıkıntım olmadığı giibi mesleki ve özel uğraşı yönünden de vazgeçilmezlik oluştururlar.

Ben
mektup, kitap, kader vs. sözcüklerini dilimden atamam. Zira nerdeyse yarım dilli kalırım.
Aynı zamanda
posta
pantolon
tiren
vs.

sözcükleride aynı şekilde dilimden atamam.

Ben,
mutaasıplar tarafından devrin dinsel modası haline gelen ve birçoğumzun tanımadığı ve duymadığı Arap sözcüklerinin dilimize sokulmasına karşı olduğum gibi Batı dilinden gelen yine moda ve çağdaşlık olsun diye kullanılan ve kullanılmak istenen sözcüklere karışıyım.

Babama 'cevap' veririm, hocama 'yanıt!
Dayıma 'moral' derim, dedeme 'keyif!
Amcama 'ispat' , derim, oğluma 'kanıt!

Ben ne animasyondan anlarım, ne de tekâmüllahinden!

Olay bence bu kadar basit ve bitmiş demektir.

Saygılar

_________________
Sev ki sevilesin!
Kullanıcı kimliğini gösterKederli tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönder
Olamaz, olabilmez
Bu yazışma ortamında yeni konular açamazsınız
Bu yazışma ortamında bildirilere cevap veremezsiniz
Bu yazışma ortamında bildirileri değiştiremezsiniz
Bu yazışma ortamında bildirileri silemezsiniz
Bu yazışma ortamında anketlerde oy kullanamazsınız
Tüm saatler GMT +2 Saat  
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)  

  
  
 Cevap Gönder  
Yeni Sayfa 2