Ana Sayfa
DİLİMİZİ KORUYALIM, ONA SAHİP ÇIKALIM
TÜRK DİLİ SEVDALILARININ BULUŞMA YERİ
Cevap Gönder
Hikaye Denemeleri
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 26 Eyl 2005
Bildiriler: 408
Şehir: KAYSERİ
Alıntıyla Cevap Gönder
GESİ BAĞLARI değil GÖNÜL BAĞLARI
Gesi bağlarının tılsımı

Taşa ve ahşaba şekil veren hünerli eller yetişti bu bölgeden yüzyıllar boyu. Gesi beldesinden A?yrnas’a kadar uzanan bölgede Mimar Sinan’ın piri olduğu sanatçı ruh her zaman yaşadı. Koramaz dağının kayalarını taşa dönüştürürken camilerde, han, hamam ve medreselerde, kendi evlerinde, köprülerinde kullandılar. Ama taşı yontarak ona zevklerinin en ince ayrıntılarını vererek...
Ünleri o derece artmıştı ki nihayet İstanbul’a gittiler, oradaki binlerce esere imza attılar. Kimisi taş ustasıydı, kimisi ahşap ustası... Kimisi nakkaştı. Bilgileri, görgüleri ile yüzlerce yıllık Anadolu mimarisinin en güzel örneklerini inşa edebiliyorlardı.
İşte o zaman başladı “Yarim İstanbul’u mesken mi tuttun” diye başlayan türküler. Sılada kalanlar gurbete gönderdiklerine, gurbettekiler sılada bıraktıklarına hep hasret kaldılar, hasret yaşadılar ve hasretlik duygusu ile göçtüler bu fani dünyadan. Bizlere onlardan yanık türküler ve içli duygular kaldı.

Gesi yöresi eskiden beri yeşille iç içe oldu. Yeşilin tonları sarıya ve turuncuya çalarken çeşit çeşit meyveler yetiştiren ağaçlar, türlü türlü sebzeler üretilen bostanlar, bağlar yorgun düştüler. Evler çoğaldı, tarihi doku bozulmaya başladı. Taş binaların yerini beton alırken ahşap sessiz sedasız ayrıldı aramızdan. Ceviz ağaçlarını bile keser oldu insanlar. Tepeler yavaş yavaş kararırken yeşilin yerini de simsiyah bir manzara alıyordu tepelerde. Yine de teselli bulacak ve eskiyi hatırlatacak kadar yeşil dahi insanı mutlu etmeye yetiyor.
Daracık sokaklarda ahşap ile taşın kol kola olduğu evlerin çıkıntıları yollara sarkıyor. Evlerin camları birbirine bakıyor, ama asıl ortaklıkları evlerin kapılarının baktığı ortak avlularda başlıyor. Aynı avluda büyüdük diyen komşu çocukları eskileri anlatırken arkadaş mı, kardeş mi olduklarını unutuyorlar. “Evler yan yana, insanlar can cana idi” diye başlayan anıların lezzetine doyum olmaz besbelli.
Şöyle bir iç çekip de efkarlanan gelinin bu daracık sokaklarda kendini kafese konmuş gibi hissetmesiyle yürekler yakan sesi adeta bu sokaklarda geziniyor gibi.
Gesi bağlarında bir top gülüm var
Hey Allah’tan korkmaz sana bana ölüm var
Bu dünyada ölüm varsa zulüm de var
Gel otur yanıma hallerimi söyleyim
Halimden bilmiyor ben o yari neyleyim
Türlü türlü bitkilerin kökünden boya elde eden insanlar ceviz ağacına ve cehri adı verilen bitkiye özel bir önem veriyorlardı. Çünkü binalara süsleme yapmak, çeşit çeşit dokumalara iplik iplik renk vermek de onların işi idi.
Tarih bu sokaklardan süzülür gelir
Sanat buralarda hayat bulur
Türkün öz kültüründen gelen türküler
Haber verir geçmişte olup bitenleri
“Ceviz oynamaya gelmiş odama” diye başlayan bir türkü, küçük bir çocukla evlendirilmek zorunda kalan genç bir kızın umutsuz türküsüdür.
Ceviz oynamaya gelmiş odama
Nişanlın da bu mu derler adama
Dayanamam senin kara sevdana
Aman aman olmuyor,
Eş eşini bulmuyor
Kara yağız genç oğlan
Niye gönlün olmuyor
******
Gesi Bağları diye bir türkü, Kayseri’de yediden yetmişe ağızlarda, gönüllerde dolanır durur. Kayseri’nin milli marşı gibidir.

-Ah bir hoş sesli birisi olsa da Gesi Bağları’nı söylese...
Yılların biriktirdiği bir hasretlik duygusu bu.
Gesi Bağları bir kişinin değil, bir toplumun malı. Herkes kendince bir şeyler katmış ona. Belki bir gelinin ağzından ilk defa iki beşliği çıkmış ama, sonradan her bağrı yanan bir bölüm eklemiş, kendi derdini de katmış arasına. Böylece 100 beşlikten bir destansı türkü çıkmış ortaya.
Gesi bağları türküsünün bir hikayesi var mı? Var, hem de bir değil onlarca hikayesi var. Bir temel hikayenin üzerine herkes kendi hikayesini de katmış tabii ki... Bir gelin, kaynanasından çekmiş çekeceği kadar, o da katmıştır iki beşlik. Bir başkası nişanlısını askere yollamış, geceleri gizli gizli ağlarken mırıldanmış kendi duygularını türkünün devamına. Hatta zaman zaman erkek sesleri bile karışmış türküye.
Gesi Bağları türküsünün hikayesi mi? Asıl tema gurbet... Uzak diyarlardan Kayseri’ye gelin gelen bir gencin hikayesi. İnce ruhlu bir gelin. Kelime dağarcığı geniş... Aslında onun bir köy veya bir kasaba kızı olması zor. O şehir görmüş, konaklarda büyümüş bir kız. Alımlı, giyimi kuşamı ile gözler onun üstünde... Anası onu gözü gibi sakınmış hep. Bir gün karşıki konaktan yahut ötedeki yalıdan birilerinin, kızının kısmeti olacağını düşünmüş.
Bir de ağabeyi var. Askeri okulda okuyan uzun boylu, kara saçlı, parlak yüzlü bir delikanlı. İstikbali var, belki de ilerde bir Osmanlı paşası olacak. Lakin şimdi çok çalışması lazım. Hayatın bin bir türlü meşakkati, askerlik sanatının incelikleri onu bekliyor. İradesi sağlam, gözünü ufuklara dikmiş, sabırlara bekliyor her şeyi.
Aslen bu aile, hafızam beni yanıltmıyorsa, Kastamonu Daday’dan İstanbul’a yıllar önce göçmüşler. Kızın babası bile İstanbul’da doğmuş, düşünün ötesini artık... Onlar İstanbullu olmuşlar olmasına ama Daday’daki akrabaları da unutmuş değiller. Kırk yılın bir başı akrabalardan birileri çıkıp gelir Daday’dan ama o kadar...
Baba, tecrübeli bir insan... En verimli çağında ve bir devlet görevlisi olarak Sadarette önemli bir mevkide. Oğlundan yana bir kaygısı yok babanın. Lakin bir parçacık kızını düşünmekte... Anasının dizinin dibindeki kızı için baht açıklığı dilerken, onu şöyle istikbali açık bir köklü ailenin çocuğu ile başgöz etmenin hayalini de kurmuyor değil. Gerçi kızı ile ilgilenecek vakti yok. Oturup da şöyle baba kızın bu konuları konuşmaları mümkün değil ama eşine zaman zaman üstü kapalı da olsa imalarda bulunuyor.
Anne, bir İstanbul hanımı. Zerafet ehli. Eviyle, aile fertleri ile son derece ilgili. Zamanın gereği musiki dersleri almış, görgüsü beyinin rahat etmesini sağlıyor. Bir konağı çekip çevirmesi bir tarafa, eş-dost ziyaretlerinde de konuşmasıyla, kültürüyle takdirlere mazhar oluyor. Modayı da takip ediyor karınca kararınca ama oturaklı bir yapısı var. Kendisine uymayanları, kendi ağırlığına uydurmayı başarıyor.
Annenin tek kaygısı ise kızı. Biricik kızı onun baş tacı ama son yıllarda zaman zaman kızının başında kavak yelleri estiğini düşünüyor. Anlamakta zorlandığı anlar çoğalıyor, bazan sesini ciddileştirerek “Leylaaa!” diye seslendiği zamanlar artıyor. Ama yine de dizginlerin kendi elinde olduğundan emin. Leyla, daha küçük... Boyu posu yerinde ama... Güzelliğine diyecek yok ama... Yine de bazen bir şeyler oluveriyor. İpin ucu kaçıveriyor. Olsun. Gelip geçer bunlar diye düşünüyor. Bahtı açık olsun, aileye layık bir kısmeti çıkınca her şey düzelecek, bunu gayet iyi biliyor.
Günün birinde bahar mevsimi artık kendini iyice hissettirmeye başladığı bir zamanda, bahçeden türlü türlü kokuların yayıldığı, işde kokularının rüzgarla birlikte, leylak kokularına karıştığı bir zamanda konağın yaz için boyanması ve tamiratının yapılması gerektiği için baba İbrahim Paşa, bu işle ilgili olarak yaverine görev veriyor. O yıllarda Anadolu’nun sanatkarları İstanbul yolunu boylamışlar bile. Kışı memleketlerinde geçirip İstanbul’a geliyorlar yavaş yavaş.
O yıllarda Kayserili ustalar çok meşhur. Hepsi de işinin ehli. Kimi nakkaş, kimi hattat, kimi taş ustası, kimisi bina ustası, kimisi ahşap ustası. A?yrnas’tan, Bürüngüz’den, Gesi’den, Germir’den, Endürlük’ten, İstefana’dan, Dimitri’den kalkıp İstanbul’a gitmek yüzyılların alışkanlığı... İşleri sağlam, yürekleri pek. Sözleri senet. Kazanacaklar ve kış bastırmadan köylerine dönecekler. Lakin İstanbul’a yerleşenleri de var. Uzun ayrılıklar, hep o ayrılıklar ne ederse ediyor. Kimisi bir sevda uğrunda kalıyor İstanbul’da, kimisi devlet kapısına kapılanıp kalıyor payitahtta. Sinan gibi bir büyük ustanın ayak izlerinden giden bu insanlara hürmet de büyük.
-Kayserili ustalar yaptı bu şadırvanı.
-Bizim konağı da onlar tamir etti.
-Bu sandık tıknaz bir Kayserili ustanın elinden çıktı.
Daha neler söyleniyor neler... İşler iyi... Kazançları evlerine rızık oluyor. Vuslat günü gelmek bilmiyor ama elden ne gelir. Analar, babalar, yavuklular, arkadaşlar özleniyor, yad ediliyor. Mektuplar yazılıyor varaklara, sevda türküleri söyleniyor inceden ince. Kayseri bir uzun yol, mektuplar üç ayda buluyor sılanın yollarını. Ama türküler her zaman dillerde.

Yarim İstanbul’u mesken mi tuttun,
Gördün güzelleri beni unuttun,
Sılaya gelmeye yemin mi ettin.
Gayrı dayanacak özüm kalmadı,
Mektuba yazacak sözüm kalmadı.
Yarim sen gideli yedi yıl oldu,
Diktiğin fidanlar meyveye geldi,
Seninle gidenler sılaya döndü.
Gayrı dayanacak özüm kalmadı,
Gençlik elden uçtu gitti,
Gelmene lüzum kalmadı.
Gesi’den tüyü daha yeni yeni biten Ali’nin de sevdası hep İstanbul olmuş. O boya ustası. Üç yıldır İstanbul yollarını aşındırıyor. İyi ustaların yanında yetişiyor. Ailenin gururu bir evlat. İstanbul’da kazanıp anasına babasına, kardeşlerine rızık taşıyor. Yaşı küçük ama boyu uzun, adaleleri kuvvetli, kara saçlarının altında pırıl pırıl beyaz bir yüzü var. Bakanın bir daha baktığı bir Allah vergisi parlaklık... İnceden inceye bir delikanlı...
Yaver, işini sağlam yapmanın telaşıyla en iyi ustaları bulup getiriyor konağa. Hepsi de Kayserili. Paşaya rapor ediyor durumu ki paşanın memnuniyeti artsın. Nihayet beklediği gibi seviniyor İbrahim paşa.
-Aferin yaver, iyi etmişin, aferin!
*****
Bir sevda türküsü böyle başlıyor. Ali ile Leyla’nın türküsü...
Ne oluyorsa daha ilk günden oluyor. Yazgyya bozgu olmaz derler. Daha ilk günden kar?yla?tyryyor kader onlary kona?yn bahçesinde. Bir yürek yangysy ba?lyyor, bir kyvylcym çakyyor. O günden sonradyr ki Leyla’nyn kona?y onaran ustalara ilgisi, sevgisi ço?alyyor. Ali’yi görmeden duramaz oluyor. Ustalar da durumu çok geçmeden anlayyp çekiyorlar Ali’yi kar?ylaryna ba?lyyorlar anlatmaya:
-Ali, yi?it Ali, can Ali, iyisin, ho?sun, mertsin, yi?itsin... Sözümüz yok arkada?ly?yna, dostlu?una, yi?itli?ine. Lakin davul bile dengi dengine. Sen ekme?inin pe?inde Ystanbullardasyn. O bir Ystanbul kyzy. Ya?y küçük anlamaz daha hayattan. Ho? sen de küçüksün amma... Ate?le oynamak do?ru de?il. Bu i? akyl i?i de?il. Bak bize söz getirirsin. Byrak ?u kyzyn pe?ini, dellenme.
Bir kula?yndan girer Ali’nin öbüründen çykar. He der, haklysyn ustam der usulca, lakin, Leyla’yy görmeden duramaz yine. Uzaktan uza?a baky?malar, gizli gizli bulu?malara kary?yr gider. Ve bir gün olan olur. Leyla bir mektup byrakyr yata?yna, Ali ile bir gece ansyzyn kaçyp gider. Kader böyle yazylmy?tyr, elden bir ?ey gelmez.
Konakta sabah ustalar daha Ali’nin yitik oldu?unu anlayamadan bir figan feryat kopar. Leyla’nyn anasy, hizmetçiler a?lar dururlar. Pa?ababa kyzgyn, öfkeli öfkeli döner durur odada. Bir mektuba bakar delirir, bir hanymyna bakar köpürür. Yaverini paylar durur durmadan. Yaver bir ara dili ile di?i arasynda “buluruz pa?am, uzaklara gidememi?lerdir” diyecek olur ama bu sefer kükrer Pa?ababa:
-Hayyr, benim böyle bir kyzym yok, bir daha o bu eve adymyny atamaz. Sakyn ola pe?ine dü?me, nerede oldu?unu dahi bilmeyeceksiniz. Benim böyle bir kyzym yok artyk.
****
Gesi’de daha güzün ba?langycyndayyz. Ba? bozumu yeni bitmi?. Ali’nin gelmesine iki ay var.
Yolcular, uzun bir yoldan geliyorlar. Ali, eski dönü?lerini hatyrlayyp dudaklary gev?iyor, gülümsüyor. Ne büyük mutluluktur sylaya kavu?mak, ba?ryna basmasy insanyn anasyny, babasyny, karde?lerini. Koca bedestenli koca Kayseri’ye geliyorlar, kümbetler dizi dizi, ulu ulu camiler, medreseler, hamamlar, çar?ylar, Ystanbul havasy koklatan Kur?unlu Camii, neler neler... Ve gök kubbeyi yyrtarcasyna bir doruk, koskoca bir ?ehri kuca?yna oturtmu? gibi ak saçly Erciyes.
Yapraklar sararmy?, yerler gazellerle örtülmü?. Hy?yr hy?yr yürüyor iki can, iki nefes, kaderin onlara ne getirdi?ini bilmeden. Bir ak?am alacasynda Ali’nin eli tahta kapynyn tokma?yna sarylyyor, nefes nefese...
-Ah ana sen bilmezsin neler oldu, gurbet elde Ali o?lun kendine bir suna buldu, Leyla senin gelinin ana, ver elini öpeyim hakkyny helal et bana!
Yki ?a?kyn baky?, o?luna sarylmayy unutmu?, yanyndaki süslü püslü kyza bakyp durur. Ali, anasynyn elini öper ama anasy hala kendinde de?ildir. Bu da nereden çykty ba?ymyza der durur dü?ünceden dü?ünceden. Ak?am babasy namazdan gelir amma al birini vur ötekine. Ne bir bayram sevinci, ne bir ho?nutluk... El vermezler, dil vermezler. A?alary yan bakar dururlar Ali’ye.
-Yenlicek Ali, syrasy myydy ?imdi bunun. Ystanbul’a gidip de ?ehir kyzy getirmenin alemi nedir? Yaryn koyup gideceksin bu ?ehir süsünü köy yerine, anamyzyn babamyzyn ba?yna. Demezler, ah ke?ke deseler, hatta Ali’nin suratyna iki yumruk dahi vursalar Ali’ye iyi gelecek. Gesi ba?larynyn tylsymy i?te o zaman bozulur.
Ali ile Leyla’nyn nikahyny bir imam kyyar. Ne telli duvakly gelin olur Leyla, ne de damat tyra?y olur Ali. Davullar çalmaz, zurnalar ötmez. Halaya durulmaz boylu boyunca.
Karanfilsin kararyn yok
Gonca gülsün derenin yok
Güzel senin saranyn yok
Eli karanfilli gelin
Ba?y deste güllü gelin
Ali’nin yüre?i yanar durur, yanar durur... Yçindeki ate?i bastyramaz olur. Çykar yücelerden Erciyes’e bakmaya... Lakin, mevsim ky?, yücelerin yücesi Erciyes görünmez olur.
-Ah Leyla ah Leyla, bak neler oldu. Seni sevmedilerse beni de mi sevmezler. Benim sevdi?imi niçin bilmezler. Ben onlaryn Alisi de?il miyim? Genç ya?ymda gurbetlerde kazanyp onlara ta?ymaz myyym? A?alarymyn bunca umaryny görmü?üm. Çocuklaryna kendi çocu?um gibi bakmy?ym, yengelerime ne hediyeler almy?ym, ?imdi ne oldu bunlara böyle? Seni sevmezlerse beni de mi sevmezler? Seni bilmezlerse beni de mi bilmezler?
Ky? günleri çok zor geçer. Konakta büyümü? Ystanbul kyzy Leyla, Gesi’de evin hizmetkary olur ama yine de yaranamaz. Yapty?y kusur olur, yapmady?y kusur. Tek tesellisi vardyr Alisi. Alisi yany ba?ynda ya katlanyrym her ?eye der. Der ama iki sevgili yemekten içmekten kesilirler bir süre. Ali de kabu?una bürünür durur. Az yer, az konu?ur, gülmez olur al yanaklary. Y?te o gün bir ?eyler kypyrdar Leyla’nyn içinden. Bir sevinç midir, bir çy?lyk mydyr, bir korku mudur, bir duygu ki anlatylmaz. Yavrusunun ayak sesleri gelir gecenin bir yarysy uyku arasynda... Dinler ki Leyla, ne oldu?unu anlamadan. Dinler ki ürpermeyle dolar yüre?i. Ylk ba?ta söyleyemez Alisine. Bir gün cesaretini toplayyp çytlatyr usulca.
-Hey Ali hey! Niye gönlünce sevinemedin? ?u kar?yki da?lara çykyp da haykyramadyn doya doya. Sana yaky?yr myydy Balagesi’nin inlerine girip de gizli gizli a?lamak. Sen sevda nedir bilir misin Ali? Söyle bana bilir misin? Hani yi?ittin, cesurdun sen? Seni erittiler mi, bitirdiler mi hemen. Duvary nem, insany gam yykarmy? ha! Leyla’nyn sevgisi yetmedi mi sana? Niye büküldün Ali, niye? Niye do?rulmadyn babayi?itçe. Sana yaky?yr my, ezilmek, bükülmek, yi?itli?ine, mertli?ine.
-Ben seni sevdim Ali, sevgimin meyvesini kucaklasana. Niye de?i?iyorsun Ali, niye? Gurbette cefayy ö?renmedin mi? Leyla’nym ben, unuttun mu? Beni buralarda byrakma Ali. Beni buralarda byrakyrsan ben ölürüm. Ystanbul’a gitme Ali, buralarda çaly?. Beni kimsesiz gibi anana babana byrakma!
-Niye kaçyyorsun Ali, niye. Benim vebalimi alma. Beni dü?ün, yavrumuzu dü?ün. Beni susuz byrakma, öksüz byrakma.
De?i?irmi? insan de?i?irmi?. Bükülürmü? insan bükülürmü?.
Yine i? mevsimi gelir. Ali, hyçkyra hyçkyra a?layan Leyla’syny ve daha kunda?yny dolduramayan yavrusunu byrakyp Ystanbul’a çaly?maya gider. Ali için bir kaçy?tyr aslynda. Gönül Leyla’syna sahip çykamamy?tyr. Leyla’yy byrakyp gitmenin ne demek oldu?unu bilir Ali. Ama yine de gider. Giderken dönüp bakmaz ardyna. Bu gidi?, gidi? de?ildir onun için. Bir çyrpyda silmi?tir herkesi gönül defterinden, Leyla’yy bile.
Birer birer saydym da yedi yyl oldu
Dikti?in fidanlar meyveye durdu
Seninle gidenler sylaya döndü
Ystanbul yoluna diktim gözümü
****
Leyla’nyn hayaty bir i?kenceden farksyzdyr. Ali’nin dönü?ü hiç olmamy?tyr. Mevsimler geçer, yyllar pe?i syra gelir. Dikilen fidanlar büyür, Leyla’nyn biricik yavrusu Mehmet büyür, dillenir, ko?ar. Artyk göz pynarlaryndan akan ya?lar kurur, kör kuyular gibi dipsiz, uçsuz bucaksyz olur.
Herkes Leyla’nyn derdine ortak olur zamanla. Leyla’nyn dertli dertli söyledi?i türkülere onlar da kendi dertlerini katarlar. Hatta erkekler bile bu türküleri söyler olurlar. Onlar bile birkaç dörtlük söyleyip kendi dertlerini dillendirirler.
Kimisi Ali’yi Ystanbul’da gördü?ünden dem vurur. Kimisi orada evlenmi?, çocuklary bile olmu? der. Bazylary Ali’nin ince hastalyktan öldü?ünü anlatyrlar. Kimisi ise çaly?ty?y in?aattan dü?üp öldü?ünü söyler. Kesin olan bir ?ey var ki o da Ali’nin dönmedi?idir. Leyla’nyn göz pynarlaryndan akan ya?larla bo?ulup gitti?idir.
*****
Yyllar sonra bir gün bir Osmanly pa?asy Gesi taraflaryndan geçerken çe?me ba?ynda oturan insanlara yakla?my? ve :
-Buralarda Emir o?lu sülalesi diye bir sülale varmy?, tanyr mysynyz, diye sormu?.
Hepsi de tanyryz demi?ler. Yçlerinden birisi:
-Buyur pa?am, kimi sorarsan söyleyelim, demi?.
-Emir O?ullary sülalesinden Leyla Hanym’y soracaktym, durumu nasyl merak ettim, sa? my, çocuklary var my?
-Vallahi pa?am, Leyla çok çekti. Ystanbul’dan buraya gelin geldi, gelmez olsaydy. O?lanyn anasy babasy yüzüne bakmadylar, o?lanyn a?abeyi, yengeleri etmedi?ini byrakmadylar. Leyla çok çekti çooook! Ystanbul’a hep dönmek istedi ama dönemedi. Kyrkyna varmadan öldü pa?am. Ystersen akrabalary ile görü?türelim seni.
-Yok hayyr, hayyr! Çocu?u var myydy?
-Pa?am, bir Mehmet’i oldu, ba?ka da yok.
-Mehmet, nerede, ne yapyyor ?imdi?
-Valla Ali’nin a?abeyi Mustafa’nyn yanynda yrgatlyk yapyyor, yüzü gülmüyor delikanlynyn.
-Bana Mehmet’i bulup getirir misiniz?
-Hayrola pa?am, siz Leyla Hanymy nerden tanyyorsunuz?
-Ben onun a?abeyi olurum.
Ko?arlar Mehmet’i bulup getirirler. Ali’nin a?abeyi Mustafa da ko?ar gelir pa?ayy duyunca. Pa?a, Mustafa’nyn yüzüne bakmaz bile. Mehmet’i basar ba?ryna, çeker bir kö?eye bir ?eyler anlatyr ona. Mehmet’i bindirdi?i gibi arabasyna ver elini Ystanbul.
Derler ki Leyla’nyn ölümünden sonra Gesi Ba?lary’nyn tylsymy bozulmu?tur. O günden sonra asmalar üzüm vermez olur, karanfiller, nevruzlar, çi?demler solar. Ceviz a?açlary, kayysylar, elmalar, armutlar, vi?neler, kirazlar uzun zaman meyve vermez olur. Kimisi so?uk algynly?yna verir, kimisi bir ba?ka ?eye. ?imdi artyk meyve verse de insanlar eski lezzetini bulamazlarmy?. Eskiler hep hayyflanyr dururlarmy?, göz baka baka heder ettik Leyla’yy da Ali’yi de derlermi?.
O günden sonra Kayserili ustalar Ystanbul’da ra?bet görmez olmu?. Konaklarda, yalylarda, kö?klerde, saraylarda konu?ulmu? Leyla’nyn hikayesi. Konu?ulmu? ama elden ne gelir demekten öte bir ?eyler olmamy?.
Do?ru ya...
Güne?e yazy yazylmaz imi?,
Yazgyya yazylan bozulmaz imi?.

_________________
Ne mutlu Türkçe konuşana
Kullanıcı kimliğini gösterS.Burhanettin AKBAŞ tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönderE-mek gönderKullanıcının web sitesini ziyaret etMSNM
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 26 Eyl 2005
Bildiriler: 408
Şehir: KAYSERİ
Alıntıyla Cevap Gönder
SAVCI BEY
?ahsenem ba?larynda o sabah yine ku?luk vaktinin alaca karanly?ynda bülbül sesleri öyle bir ?akymaya ba?lamy?lardy ki birbirleriyle yary?yrcasyna Kayaalty inlemeye devam ediyordu. Uzun serviler, kavaklar, su kenarlaryny süsleyen gilaboru a?açlary, ceviz a?acy, elma, kayysy a?açlary, hep syra syra dizilmi?lerdi sanki. Herkes bu yanyk sese kulak veriyordu. Bülbüllerin her sabah ba?layan bu hengamesi bu yaz günlerinde ö?le sycaklaryna kadar sürerdi. Sabah vakti alaca karanlykta hocanyn Bayramly Camiinin minaresinden okudu?u ezan sesi, bülbül sesine kary?ty. Hocanyn ezan sesini bekleyen mahallenin köpekleri ile çoban köpekleri içten gelen ulumalarla sanki bir ölüm hüznü verebilmek için olanca gayreti gösteriyorlardy. Bayramly’da birkaç evin camynda gaz lambalarynyn, çyralaryn aydynlatty?y belli belirsiz bir y?yk odalary sardy. Belli ki sabah namazy için kalkmy? birkaç ihtiyar, öbür dünyanyn kaygysyyla belki Kur’an’dan süreler okumu?lar, ?imdi de namazlaryny kylacaklardy. Daha sabahy hissetmek için erkendi, ölüm ku?u yakalamadan öteki dünyaya ait bir ?eyler koymanyn tam vaktiydi.
Savcy Bey, yeni tayin oldu?u bu kasabada ilk görev yerinin heyecany ile olsa gerek herkesle kucakla?mak ve kasabayy her yönüyle tanymak istiyordu. Sabahyn erinde köpeklerden korkmasyna ra?men bir gölge gibi Gaz Irma?ynyn kenaryna sinip çevreye baky?y da bundandy. Kendini iyi hissetmiyordu. Ak?am Gaz Irma?ynyn kenarynda Cümbü?çü Kara Kemal’in ve arkada?larynyn misafiri olmu?, gece geç vakitlere kadar ucuz ?araplar ve raky içmi?ler, türküler, ?arkylar söyleyerek e?lenmi?lerdi. Bir türlü “Savcy Bey” dediremedi?i bu samimi insanlar, adyny da söylemezler, kendi yöresel dillerince ve enteresan vurguyla “Savcy Beee” derlerdi. Cümbü?çü Kara Kemal ve arkada?lary dü?ünlerde çalgycylyk yaparlar, kazandyklary parayla da ?amsenem ba?larynda gece geç vakte kadar alemde olurlardy. Aralaryna bazen di?er çalgycylar da kary?ty?y gibi, bazen de böyle kasabanyn ileri gelenlerinden birileri de ya?adyklary efkary da?ytmak için pek syk olmasa da gelirlerdi. Bu sofraya katylmak isteyen kelli felli biriyse bir ?i?e raky alyr gelirdi. Böyle zamanlarda telleri paslanmy? cümbü?ün sesi biraz daha i?tahla çykardy. E?er raky alabilecek kadar parasy olan kimse o günkü aleme katylmamy?sa ucuz ?araba devam edilirdi.
Savcy Bey, alaca karanlykta myryldandy?yny fark etti. Acaba bu myrylty, içindeki korkuyu bastyrmak için miydi, yoksa gece çok ho?una giden bir türkünün etkileri miydi, bilmiyordu. “Kyz saçyny kim ördü yar yar yandym / Ördü ise yar ördü hop tirinaynam tirinaynam / Kyz ben seni öperken yar yar yar yandym/ Ay karanlyk kim gördü hop tirinaynam tirinaynam” Bu pasly cümbü?ün bu sesleri nasyl çykarabildi?ine duydu?u ?a?kynlyk hala devam ediyordu. Ku? seslerini andyran bu ara geçi?ler yok mu, bu sanatçylar burada unutulmu? olmaly diye dü?ünüyordu.
Cümbü?çü Kara Kemal, yaz ky? çykarmady?y uzun paltosu ile dola?yrdy. Ceket giydi?i zamanlar pek nadirdi. Kendi halinde geçirdi?i bir ömürde yava? yava? cümbü?ünün saltanatynyn biti?ini görüyordu. Lakin elinden de bir ?eyler gelmiyordu. Bir zamanlar Ystanbul’da Be?ikta?’ta el üstünde tutuldu?u günleri, yoklu?un sykyntynyn olmady?y o tatly zamanlary özleyip dursa da geçmi?i geri getirememenin imkansyzly?y, o günlerde bir kö?eye bir ?eyler koyamamanyn sykyntylary yüre?indeki yangynyn ate?lenmesine neden oluyor, çaresizlik ucuz Buzba? ?arabynyn kyrmyzy yudumlarynda eriyip gidiyordu.
Bu türkünün kendisini niye bu kadar etkiledi?ini dü?ünürken, “Savcy Beee seni burda ba? göz edelim!” diyen cüretkar sesi hatyrlayyverdi. “Hyh” diye hayyflandy. Lakin aklynyn ucuna takylan Ay?e geldi aklyna. Lise son synyflaryn Yngilizce dersine giren Savcy Bey, hala örgülü saçlarla okula gelen bu basit görünü?lü sade kyza ilgi duyuyor olamazdy ya! Sonra kasabaly ne derdi? Zaten ?u alemlere katyldy?y için neler diyorlardyr ama kasabaly adamyn yüzüne konu?mazdy. En iyi çaly?an fiskos gazetesiydi. Bir de radyonun ajanslary... Radyodan haberleri dinleyip millete ahkam kesenler, Demokrat Parti’nin asty?y astyk kesti?i kestik kalantor adamlary, bir halttan anlamayan yerli memurlar, dy?ardan gelip di?e dokunabilen birkaç müdür dy?ynda kimler vardy ki etrafynda?... Demokrat Partililere ya?cylyktan öte hiçbir i? yapmayan “Moloz Kaymakam”y da sayarsak kadro tamam olurdu. ?imdi bu adamlaryn yanynda ?u Çümbü?çü Kara Kemal ve arkada?lary ne kadar samimi idiler. Hiçbir beklentileri yok, Savcy Bey’e i?leri dü?mez, kapysyny çalmazlar, kendi menfaatlerine kullanmazlar kimseyi.
Savcy Bey, bo? zamanlarynda kasabayy adym adym geziyordu. Hemen hemen her evden gelen kitkit seslerini duyuyor, haly dokuyan kadynlaryn yanyna u?ruyordu. Kadynlar bu genç adamyn savcy oldu?unu ö?renmi?lerdi. Onu görünce hemen yapyklaryny yüzlerine gözlerine bürüyorlar, Savcy Beyin sorularyna sadece gülüyorlar ve kafalaryny çeviriyorlardy. Genç kyzlar ise onlara göre daha medenice cevaplar veriyorlardy. Lakin bir Savcy’nyn haly dokuyan kadynlarla ne i?i olur, anlamyyorlardy. Lakin birbirleriyle konu?urken de bunu bir övünç vesilesi yapmaktan da geri durmuyorlardy. “Bizim eve de geldi gyyyy!” diye ba?layan muhabbetler farkly bir çizgilere ta?ynyyor, Savcynyn bekar oldu?u için kendine münasip bir kyz arady?yna kadar varyyordu. Durum böyle olunca evlenecek ça?da kyzy olan her kadyn, içinden “ke?ke bizim kyzy be?ense de...” diye bir iç geçirmeyle otururken, Genç Savcynyn kendi evlerine u?ramady?yna üzülenler, bu durumu belli etmeden “Anasy babasy yok muymu?, böyle kyz my aranyrmy?, Tangyr canyny almaya!” diyerek kaba O?uz lisanynca iç ezikliklerini dile getiriyorlardy.
Aslynda Savcy Bey, halktan herkesle iç içe oluyordu. Köylüsü kasabalysy elinden kurtulamyyordu. Avcylarla ava çykyyor, esnaflarla söyle?iyor, köyleri geziyor, hatta kimi zaman vakti yetiremedi?inde köylerde yatyya kalyyordu. Kasabanyn etrafyny artyk bir kasabaly kadar adym adym dola?my?ty. Araziyi tanyyordu. Köyleri, köylüleri belli ba?ly sülaleleri ö?renmi?ti. Hatta çobanlary, hayvan sürülerini, hayvan sürülerinin nerede baryndyklaryny bile biliyordu.
Tohumlu?un Mustafa ile bir gün avdan dönerken Deli?men adynda bir çobana rastlamy?lardy. Tohumlu?un Mustafa mugallit bir adamdy. Savcy Bey’e :
-Gel Savcy Bee, ?u Deli?men çobana biraz takylalym demi?ti.
Savcy Bey de uymu?tu onun sözüne.
-Selamün aleyküm Deli?men!
-Aleyküm selam a?oom!
Deli?men, ince zayyf ama iri kemikli uzun bir adam. Kara ya?yz, yanyk bir yüzü var. Yüzündeki kemikler dy?a çykyk, bo?azynda kaval kemi?i ise düdük gibi ortada. Elleri yaba gibi, kocaman, iri iri parmaklary var. Halbuki Savcy Bey öyle mi, ince yapyly, nazik bir adam... Tohumlu?un Mustafa ise tombul ama o da kendince iri kyyym bir adam...
Uzaktan uza?a selamla?ma oldu ama Savcy Bey, koyunlaryn arasyna kary?my? Çoban köpeklerini yeni fark etmi?ti. O an geldi?ine gelece?ine pi?mandy ama yapacak da bir ?ey yoktu artyk. Hele bir de Deli?mene yakla?tyklarynda iri kyyym, tasmaly bir köpek, hyryltyly seslerle yanlamaz my onlara do?ru. Y? çy?yryndan çykyyordu ki Deli?men elindeki çoban de?ne?ini köpe?in önüne sertçe bir fyrlatmaz my? Köpek bu ihtar kar?ysynda öyle garip sesler çykararak koyunun içine kary?yverdi.
Tohumlu?un Mustafa a?zyny yaya yaya Deli?men’e konu?tu:
-Noö Lan Deli?men, saçyn sakalyn birbirine kary?my?, Gigi’nin Papazyna dönmü?sün aslanym!
Deli?men:
- Noörek A?aoom, yazyda yabanda tyra? olacak halimiz yok ya...
Tohumlu?un Mustafa, Savcy Bey’e dürttü. Deli?men’e soru sor gibi bir kafa i?areti yapty.
Savcy, sürüyü göstererek:
-Bunlar da ne Deli?men?
-Sürü mürü, davar mavar, sen hangisini seversen beeem!
Y?te Tohumlu?un Mustafa’nyn söyletmek istedi?i laf buydu. Deli?men bu tür sorulara hep böyle “sürü mürü”, “davar mavar” gibi cevaplar verirdi.
Tohumlu?un Mustafa lafa kary?ty.
-Lan aslanym sürü sürü de mürüsü ne?
Deli?men ciddi ciddi cevaplady:
-Sürü ?u büyük hayvanlar a?am, mürü de ?u ufak olanlary zaar!
Tohumlu?un Mustafa:
-Deli?men, ekma?an peynirin yok mu, ?urada bir ate? yak da gyzdyryp yiyek aslanym!
Deli?men hemen azyk torbasyny çykaryp içinden iki kuru ekmek çykaryyordu ki Savcy Bey, bu i?ten rahatsyz oldu.
-Yok yok Deli?men bizim karnymyz tok, bize müsaade!
Savcy Bey, fakir fukara halkyn bu derece davranmasyny bir asalet örne?i olarak görüyordu. Kim olursa olsun, kuru bir ekme?i de olsa insanlar misafirlerine ikramdan geri durmuyorlardy.
Keç, keç, keç diye seslenen Deli?men koca sürüyü bir anda hareket ettirip uzakla?ty.

_________________
Ne mutlu Türkçe konuşana
Kullanıcı kimliğini gösterS.Burhanettin AKBAŞ tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönderE-mek gönderKullanıcının web sitesini ziyaret etMSNM
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 26 Eyl 2005
Bildiriler: 408
Şehir: KAYSERİ
Alıntıyla Cevap Gönder
KORAMAZ’IN ALIÇLARI
Koramaz’yn alyçlary kyzardy my ola? Tataman A?a’nyn ba?y çekerek bizi sabahyn kör karanly?ynda e?eklere bindirip Koramaz’a götürü?ünü hatyrlyyorum. O kör karanlykta “Tol’a geldik”, “Kurt Deli?i’ne geldik” deyi?i kulaklarymdan gitmiyor. Arada bir de bizlere cesaret vermek için çykardy?y sesler, bu adam niye böyle ba?yra ça?yra e?ek syrtynda gidiyor deyip de anlamady?ymyz o vakitleri ?imdi anlyyorum. Yazyda sabahyn ilk ayazynda ü?üyen bizlere gün a?aryrken ate? yakyp ekmek kyzarty?y ve sycak ekme?i peynirle yiyi?imiz... Biz çocuklar için masal gibi ?eylerdi bunlar. Y?te o zaman ba?ka masallar da duyduk Tataman A?a’nyn dilinden...
Koramaz’yn tepesine çykynca koca bir höyük görmü?tük. Tataman A?a, bu höyü?ün gavurlardan kalma oldu?unu söylemi?ti. Biz yeni yetmeler 10-12 ya?laryndayyz. Gavuru nerde gördük ki bilelim.
-Gavurlaryn burda i?i neymi? Tataman A?a?
-Buralar hep onlaryn yurduymu? zamanynda. Aha ?urada Ayvasyl dedikleri bir yer var. Burada sürekli ate? yanarmy?, bu kulelerden di?er kulelere ate?le haber verip i?aretle?irlermi?.
Ben yyllar sonra Vasili’den duydum ki burada Aya Vasil isimli bir azizin kandili varmy? ve yaz ky? yanarmy?. Bak sen, bizim Tataman A?a’nyn masal diyerek dinledi?im sözleri me?erse gerçekmi?.
-?u Gergeme’de burçta kocaman bir kiliseleri varmy?, yykmy?lar. ?imdiki Papaz Çe?mesi var ya, orada kilise imi?, sadece çe?mesi kalmy? ?imdi. Arada bir gelirler canym. Gavurun o?lu unutmaz buralary.
Evet unutmadylar. Unutamazlar da... Hepsi de atalarynyn bu topraklarda gezindi?ini hayal etmek için buralara geliyorlar. Atalaryndan bir iz arayyp duruyorlar sürekli. Lakin onlar yok, onlara ait bir ?ey byrakmadyk biz. Yyi mi ettik, kötü mü ettik bilmiyoruz ama kara cahilli?imize birileri çanak tuttu, elimize ne geçirdiysek talan ettik.
Biz çadyrlarda oturmu?uz, onlar evlerde... Biz ata binmi?iz, onlar bu?day ekmi?ler. Biz bazlama yapmy?yz, onlar fyrynlarynda türlü türlü yemekler... Devlet bizi da?lardan ?ehre indirmek için her yolu denemi?, camiler yapmy?lar. Camilerin etrafyna mahalleler kurmu?lar. Biz onlara çok ?ey anlatmy?yz, onlar bize. Kar?ylykly yeti?tirmi?iz birbirimizi. Kom?u olmu?uz. Yslamyn ulu mabedi Ulu Cami’nin yany ba?yna dizi dizi Türk evleri yapylmy?. Sarymsakly Yörüklerinin taa Orta Asya’dan ba?layan maceralary burada noktalanmy? sanmayyn, devlet iyisiniz, ho?sunuz deyip bunlaryn bir bölümünü Balykesir’e, bir bölümünü de Serez’e yerle?tirmi?. Vay babam vay... aradan yüzlerce yyl geçmi?, bunu hatyrlayacak birileri yok ki, hatyrlasyn.
***
Koramaz da?y tarlan olsun
E?er saban geçer ise
Her haneden bir yumurta
E?er köylü verir ise
Hasan sen pa?asyn
?u da?lary a?asyn
Yine Sarymsakly’da
Pa?aly?yny yapasyn
Bunu unutmamam lazym. Bunu unutmamam lazym. Ve unutmadym i?te... Yyllar önce Tataman A?anyn anlatty?y bu hikayenin tekerlemesini unutmadym.
Sarymsakly’dan bir adam padi?ahyn huzuruna gelip Sarymsakly’da pa?alyk yapty?yny söylemi?. Padi?ah, adamy dinlemi? ki ho?sohbet, hafif de uçuk biri. Onu üzmek istememi?. Yoksa kim padi?ahyn huzuruna gelir de kendi kendine ilan etti?i pa?aly?yn beratyny ister? Y?te o zaman padi?ah bu tekerlemeyi berat olarak yazyp adamyn eline tutu?turuvermi?.
***
Tataman A?a, önce cylyz alyç a?acyny sallyyor, biz altyndaki alyçlary heybemize, torbalarymyza dolduruyoruz. Bazylary da sallamakla dökülmüyor tabii ki... Tataman A?anyn elinde ince uzun bir de?nek var, adyna “çybyk” diyor, onunla vuruyor dallara... Bu i? öyle ho?umuza gidiyor ki, oyun gibi geliyor bize. O tozlu alyçlardan arada bir mideye indirdi?imizde Tataman A?a uyaryyor bizleri:
-Çok yemeyin karnynyz a?ryr!
-Yçi kurtlu olur, içine bakynnn!
Çocukluk i?te, bir kula?ymyzdan giriyor, birinden çykyyor. Derken karnymyzda bir ?eyler oluyor, bir sancy inceden inceden dola?yyor duruyor.
-Demedim mi ah demedim mi size?
Ne kadar sykyntyly olursa olsun, ne kadar kurtlu olursa olsun, Koramaz’yn alyçlaryny özledim. ?öyle cebime bir avuç doldursam da geze geze yesem. Tol’a, Pöyrenk’e, Kurt Deli?ine u?rasam... Okulun önünde toplady?ym alyçlary arkada?lara da?ytsam. Kurtlu çykan alyçlary bir a?yz dolusu tükürsek de tazelerini arayyp bulsak. Tataman A?a olsa da, yine bizlere “Çok yemeyin karnynyz a?ryr” dese de, biz onu dinlemeyip bir süre karnymyz a?rysa...
Koramaz’yn ardy kararynca bir güzel ya?mur ya?sa... Ya?murdan sonra bir güne? açsa, “ebem ku?a?y” dedi?imiz gök ku?a?ynyn altyndan geçmek için kyyasyya ko?sak... Nefeslerimiz tükenip yorulsak. Kevser Anam, yorulup yo?udu?umuzu görüp “Ebem ku?a?ynyn altyndan geçmeyin, geçerseniz kyzlar o?lan olurmu?, o?lanlar kyz...” dese. Biz oracykta kazyk gibi saplanyp kalyrken kyzlar ko?maya devam etse. Biz de ?a?kyn ?a?kyn onlary izlesek.
Akka Haladan, Mavi? Anneden, Gök?en Teyzeden bulgur, ya?, so?an toplasak... Bir çaputtan udu yapyp “udu” gezdirsek. ?öyle arty ?eklinde bir a?acy ba?layyp ona kocaman bir kafa, iki kol, iki kysa ayak yapsak, i?te sana olur “udu”. O ya?murda ya?ta “udu”yu gezdirirken udunun türküsünü söylesek:
Udu udu gördün mü
Uduya selam verdin mi
Udu kapydan geçerken
Bir dolu ya?mur verdin mi
Koramazyn kuyusuna
Ekincinin tarlasyna
Ver ver Allahym ver
Bir dolu ya?mur
desek. Van Kyz Hala, güzel bir bulgur pilavy pi?irse... Selçuk, Ali, Selahattin, Efe, Ahmet, Bayram hep bir sofraya yana?yp ka?yk ka?yk bulgur pilavy yesek...
Yassy Çayyr’a çyksak madymak toplasak... Kyzlar türlü çiçekleri toplayyp ba?laryna taç yapsalar. Bir ya?mur ya?sa, Arap kyzy camdan baksa, biz Arap kyzyndan korkup kaçsak.
Koramaz’yn alyçlary kyzarsa, biz çocuk olsak... Ya da biz çocuk olsak, Koramaz’yn alyçlary kyzarsa...

_________________
Ne mutlu Türkçe konuşana
Kullanıcı kimliğini gösterS.Burhanettin AKBAŞ tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönderE-mek gönderKullanıcının web sitesini ziyaret etMSNM
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 26 Eyl 2005
Bildiriler: 408
Şehir: KAYSERİ
Alıntıyla Cevap Gönder
BITLI
Zamanty Beyleri.... Kayseri ile Gürün arasynda hüküm süren beylere Zamanty Beyleri derlerdi. Kimler vardy kimler... Hamidiye’den Nail A?a, Elba?y’dan Kara Bey, A?caly’dan Tataro?lu, Zerezek’ten Süleyman A?a, Ya?murbeyli’den Kurt Bey, Aziziye’den Hacy Bey, Gizik Duran... Daha niceleri.... Haçyn Cephesinde Ermenilere kar?y sava?çylaryyla birlikte dövü?en yi?itler... Fransyzlaryn Mara?alty’na ini?ine dayanamayyp da göz ya?lary seller gibi akarken vuru?an yi?itler...
Aman Mara?alty yanar yanar mürt olur
Her sineyi bir alycy dert olur
Kurt eni?i evvelinden kurt olur
Kendim için yaptyrdy?ym odalar
Korkarym ki dü?man alyr yurt olur
Bu türkü onlaryn türküsü... Her dinleyi?lerinde elleri ister istemez tabakalara uzanyyor, bir sigara sarylyyor, bir kenarda ba?da? kurup gözleri belli belirsiz uzaklara dalyp gidiyor. Halk arasynda destanlary söylenip geliyor, köyden köye herkes onlaryn kahramanlyklaryny konu?uyor.
-Orada Karabey’in adamlary var myymy??
-Varmy?, varmy?... Karabey de ba?larynda...
-A?zyny yedi?im Zamanty Beyleri...Kurban olayym size...
***
O zamanlar devletten bir haber gelmi?. Gigi, Ekrek gibi Ermeni köyleri bo?altylacak. Askerlerin yanynda Zamanty Beyleri de hakimiyeti elden byrakmayacaklar. Otoriteyi sa?layacaklar. Devletten buyruk gelir de Zamanty Beyleri uymazlar my hiç. Hemen atlylar çykarylmy?, askerlerin yanyna katylmy?, iki köyü çevirmi?ler. Köylüleri yy?my?lar köyün orta yerine... Askerler almy? götürmü? ahaliyi, uzaklara do?ru... Y?te o zaman, kimin aklyna dü?tü bilinmez, atlylardan biri “Toygun! Toygun!” diye ba?yrmaya ba?lamy?. Uzunyayla’da toygun demek ganimet demektir. Atlylar, bir hafta bu köyleri ya?malamakla bitirememi?ler. Askerler seslerini çykaramamy?lar, zaten topu topu devletin gönderdi?i üç be? asker... Devletin askeri mi kalmy? ki o zaman... Hepsi cephede...
***
Bytly, A?caly köyünde ufacyk boylu bir kadyn... Ona herkes Bytly diyor. Bu laf onun lakaby my, yoksa ady my kimsenin bildi?i yok. Boyu böyle ufak oldu?u için mi bu ady takmy?lar, bilinmez. Kara, kuru, i?baz, ?ahbaz bir hanym... Bir tandyr yaksa, pi?irdi?i ekmeklerin yarysy köyün çocuklaryna, gençlerine, konu kom?uya gidiyor. Allah’yn takdiri i?te, bir de kocasy var ki, devasa bir ?ey... Bytly’nyn iki, üç katy var. Sanyrsyn çam yarmasy bir zebella... Adyna da Palamut diyorlar. Asyl ady Necip ama köy yerinde yi?it namyyla anylyr ya hani... Bu da öyle... Palamut a?a?y, Palamut yukary... Köylü asyl adyny unutmu? bile... Lakin bu adam, dev cüssesine ra?men öyle yufka yürekli, öyle nazik bir ruh haline sahip ki, vur syrtyna ekme?ini al elinden. Daha bir kimseye “öf” demi? can de?il.
Bytly’nyn bir de kyz karde?i var, adyna Çil Faky diyorlar. Bytly’dan biraz daha uzunca... Bu iki karde?e dedeleri Hacy Ybrahim Kur’an’y ezberletmi? daha küçük ya?ta... Bunlar kadyn meclislerinde gürül gürül Kur’an okur, ilahi söylerler...
Ye?ildir sanca?y, nurdan alemi
Ady güzel, kendi güzel Muhammet
Y?te böyle ilahilere ba?ladylar my, köyün kadynlary mümkün mü gözya?laryny tutsunlar, yazmalaryna ?ypyr ?ypyr gözya?lary akytmasynlar?
-Bülbül gibi nasyl da ?akyyorlar, lee?
-Sus bacym da dinleyek hele...
***
Bir gece Bytly’nyn evinin kapysy çalyndy. Ay karanlyk bir geceydi. Sessizdi. Köyün köpeklerinin arada bir kopardy?y ses fyrtynasy dy?ynda bir Allah’yn kulunun olmady?y bir günde kimdi bu kapyyy çalan...
-Palamut, Palamut!... Kapyda biri var!
-Bismillah de hele, kim acep?
Palamut, yatty?y yerden bir do?ruldu, boyu tavany yalady, aya?a kalkty.
-Hayyrdyr in?allah... Köyde ölen mi var acaba?
-Hafize Hala hastaydy, o ölmesin?
-Töbe de gyz a?zyny hayra aç!
Palamut, çyrayy yakty, kapynyn yanyna sokuldu.
-Kim o, diye seslendi. Kapyda cylyz bir ses vardy, ne oldu?unu anlayamady.
-Ulan bizim za?ary my bo?dular ne, inilti gibi bir ?ey geliyor.
Kapyyy hafifçe aralady ki, korku dolu gözlerle, titreyen dört ki?i onlara bakyyor. Palamut’un nutku durdu. Neden sonra “Bytlyyyy!” diye seslenebildi: “Gel hele bak!” Bytly, kapyya gelince, bu sefer ?a?yrma syrasy Bytly’daydy. Toparlandy biraz, “Tanry misafiri, buyrun!” diyebildi, ikisi çocuk, bir kadyn ve bir erke?i içeri aldylar. Gelenler, Ekrek köyünden kaçyp gelmi? bir aileydi. Askerlerden ve atlylardan nasyl kaçtyklary bilinmez, lakin tir tir titriyorlardy.
Artin A?a, Ekrek köyünün ileri gelenlerindendi. Malyna, davaryna güç yetmezdi. Koca bir evi vardy. Ayny zamanda synykçyydy. Kolu kyrylan, bile?i incinen Artin A?anyn yanyna gelirdi. Hanymy Gülizar da yyldyz falyna bakardy. Herkesin gelece?ini yyldyz falyndan okur ama kimselerden bir ?ey kabul etmezdi. Biri kyz, biri o?lan iki geli?kin çocuklary vardy. Kyzyn ady Suna, o?lanyn ady Sefer’di. Ykisi de güzel çocuklardy Allah için. Y?te Bytly’yy Sary Öküz süstü?ünde, Artin A?a kyry?yny çyky?yny iyi etmi?ti. Zaten minicik kemikleri vardy Bytly’nyn. Artin A?a, önce sycak suyun buharyna kemikleri iyice tutmu?, kemiklerinin üzerinden kaynar sular dökmü?, sonra un ufak olmu? kemikleri birer birer yerine dizmi?ti. Yumurta akyyla güzel bir pansuman yapmy? ve kolunu, aya?yny sarmy?ty. Yaralaryna ise türlü otlardan bitkilerden yapty?y macunu sürmü?, bir aya varmadan Bytly aya?a kalkmy?ty bile.
Artin A?a, titrek sesiyle heyecanly heyecanly konu?uyordu:
-Elinizi aya?ynyzy öpeyim kom?ular, bizi askerlere teslim etmeyin, atlylara vermeyin bizi.
Suskun baky?lar, susmaktan öte bir ?ey yapmyyordu.
Artin A?a:
-Allah ryzasy için, Allah ryzasy için Bytly Bacy, Palamut A?a bizi dy?ary byrakmayyn, saklayyn burada...
Yalvarmalar bir yarym saat sürdü. Kar?y taraftan çyt yok. Artin A?a da sustu kaldy. Gülizar, iki çocu?unu ba?ryna basmy? sedirin dibinde oturuyor. Çyranyn cylyz y?y?ynda gölgeler yüzlere vurmu?, mahzunluk alabildi?ine a?yrla?yyordu.
Askerler... Atlylar... Zamanty Beyleri... Artin A?a.... Gülizar... Yki tane bebe... Allah’ym sen yardym et bize diye dua eden Bytly Bacy’nyn içindeki ses ve Bytly’nyn kararyny bekleyen Palamut’un ba?yny yere yykan bo? baky?lary...
Bytly, bir anda kararly kararly kalkty. Duvardaki takadan Kur’an’y eline aldy ve Artin A?a’ya dönerek:
-Elhamdülillah Müslümanyz Artin A?a! Ben sizin tyrna?ynyza ta? de?sin istemem. Sizden gördü?üm iyili?i de ne ben unuturum, ne de ümmet-i Muhammed unutur. Ben size bir çare buldum ama i?imiz zor.
Bir anda hepsinin yüzleri ferlendi, baky?laryna bir umut do?du.
-Nedir bacym, ne söylüyorsun?
-Bak ?imdi, buradan ?imdi bir yerlere gidilmez. Her taraf atlydan geçilmez oldu. Gözleri karardy hepsinin. Mal üle?iyorlar. Sizin mallarynyzy karylaryna kyzlaryna çeyiz yapacaklar, süs yapacaklar. Onlara arazi çykty, ev çykty. Bak sizi ben ahyrda saklayaca?ym. Ahyryn içinde bir bölme var, yarysy kapaly. Oraya hazyrlarymyzy koyaryz, ?imdiden tezi yok, orayy bo?altaca?yz. Güzelce etrafyny kapataca?ym. Tepesinde küçücük bir pencere var. Yaryn oradaki camy isle karartyrym. Orada kalyrsynyz. Artyk yeme?i içmeyi Allah ne verdiyse bölü?ürüz.
-Allah senden razy olsun bacym, Allah razy olsun, bunu unutmayaca?yz!
Dualaryn ardy arkasy kesilmiyordu. Bytly, kocasyna döndü:
-Bak Palamut, sakyn a?zyndan kimseye bir ?ey kaçyrmayasyn tamam my? Bunlardan yalnyzca bacym Çil Faky’nyn haberi olacak, ba?ka kimseye bir ?ey söylemek yok!
Ba?yny sallady koca adam. Küçük bir çocu?un itaatiyle oturdu yerinde.
Sabah oldu, ak?am oldu... Gündüz oldu, gece oldu... Zaman geldi, zaman geçti... Bytly tam üç sene saklady ahyrda misafirlerini. Gün yüzü görmediler. Kar ya?dy bilmediler, çiçek açty koklamadylar. O çocuklar, derelere tepelere ko?madylar. Uçurtmalary göremediler. Hastalandylar, Bytly onlara ot toplady yedirdi. Karynlary acykty, Bytly onlara bazlamalar, bulgur pilavy pi?irdi yedirdi. Geceleri, küçük Suna’nyn kestane rengi saçlaryny, kemikten tara?y suya batyra batyra tarady. Çocu?u olmady?y için ady kysyra çykmy?ty. Çocuk zevkini tatty, onun saçlaryny tarayyp ok?arken.... Arada bir Gülizar’a takyldy:
-Bu kyzy bana ver, ben ye?enim Recep’le evlendireyim onu. ?unun gözlerine, yüzüne, boyuna posuna bak Ady gibi Suna bu kyz... deyip imrendi durdu.
Gülizar akylly kadyndy. Bytly’nyn elinin dara dü?tü?ünü her sezi?inde gizliden gizliye ona çil altynlardan verdi.
-Belli etme bacym, ?ehirde filan sarrafa var, ona bozdur, ondan laf çykmaz. Yhtiyacyny gör gel.
Bytly, ?ehirde sarrafa her gidi?inde bozdurdu çil altyny. Kendine, Gülizar’a basmalar, pazenler biçtirdi.
Bir gün, sarraf onu lafa byrakty.
-Hele bacym biraz acele etme!
-Ne var, hayrola?
-Hayyrdyr bacym bir ?ey yok. Bu altynlary aldy?yn ki?iye de söyle, senin de haberin olsun. Artyk tehlike geçti. Tehcir durduruldu. Korkmasyna gerek yok. Buyursun ?ehre de gelsin, bekleriz.
-Olur söylerim dedi ama Bytly’nyn kafasy kary?ty. Anlamady bir ?ey... Lakin olany biteni anlatty Gülizar’a...
Ölçtüler, biçtiler, kafa kafaya verdiler, bir hal çaresi buldular. Bir ak?am vakti, köyün muhtaryna haber verdiler. Köye misafir gelmi?ti. Y?te o gün Bytly, üç yyldyr ahyrda bakty?y misafirlerini evine ta?ydy. Köyün ileri gelenleri ve muhtar eve geldiler, Artin A?a ile sarma? dola? oldular.
-Vay efendim, ho? gelmi?sin, ne zaman geldin, nasyl geldin?
Sorular soruldu, cevaplar alyndy, hal hatyr ve düzmece hikayelerle köylüye bir çok ?ey anlatyldy. Köylüler, Bytly’nyn evine yemek ta?ydy, misafirleri a?yrladylar. Artin A?a neler olup bitti?ini sordu köylülere. Aldy?y cevaplary elini çenesine atarak dinledi, sustu, yine dinledi.
-Ekrek’e gidece?in mi? Diye sordu bir ses.
-Evet dedi Artin A?a, yaryn gidece?im.
Herkes sus pus olmu?tu.
Muhtar:
- Gel gitme, kendini sykyntyya atma, köyde kimseler kalmady.
- Olsun be a?am gidip bir göreyim.
O gece, zor geçti. Ayny zamanda sancyly. Yaryn ne olacakty, bilinir mi hiç? Bu belirsizlik sabahyn ilk aydynly?yna kadar sürdü. Sabah olunca ev sahiplerini ?a?kyna çeviren bir ?ey oldu.
Üç yyl bir ahyr odasynda kalan aile günün ilk y?yklary ile dy?ary çykty ve bahary yeni yakalayan danalaryn oradan oraya ko?masy gibi, ko?maya ba?ladylar. Çocuklar, otlary kokluyorlar, yatyp yuvarlanyyorlar, evin bahçesindeki yalnyz a?aca sarylyyorlar, öpüyorlar, yüzlerini sürüyorlardy. Koyunun kuzusuna kavu?masy gibi mele?iyorlardy, kokla?yyorlardy. Yüzleri bembeyazdy. Gözleri kysykty, saatlerce oyna?tylar tabiatla...
Sabah kahvaltysynyn ardyndan Artin A?a ile Palamut atlara binip Ekrek’in yolunu tuttular. Ekrek’te kimseler yoktu. Terk edilmi? bir köy, sessizli?i yalnyzca bir kuyunun kenaryndaki a?acyn üstünde cyvyldayan onlarca ku? bozuyordu. Bir köpek yavrusu, onlara do?ru kuyru?unu sallayarak geldi. Arkasyndan anasynyn ?öyle bir yavrusuna bakyp aldyry?syz gidi?ini izlediler. Artin A?a, her eve u?rady, her tarafy gezdi. Tepenin üstünde kurulu kiliseye vardy, yarysy yykylmy?ty. Orada dua etti.
-Hadi gidelim garda? dedi.
Palamut’la yola koyuldular. Ak?am karanly?ynda A?caly’ya ula?tylar.
Bir gün sonra e?yalary toplandy, iki ata yüklediler.
Artin A?a vedala?yrken ev sahiplerini kar?ysyna aldy:
-Bak Bytly Bacy, Palamut karde?im! Sen benim dünya ahret bacymsyn, sen de benim dünya ahret karda?ymsyn. E?er bir gün bir ?eye ihtiyacynyz olur da beni aramazsanyz gücenirim. Ben sizden helallyk istemiyorum çünkü, sizin hakkynyzy öde?emem. ?imdi Kayseri’ye gidiyorum, oradan da Ystanbul’a gidece?im. Size devamly mektup yazaca?ym, haberle?ece?im. ?imdilik kalyn sa?lycakla...
Bytly ile Gülizar, birbirlerine kenetlenmi?ler, a?la?yyorlar, ayrylmyyorlar bir türlü... Çocuklaryn göz ya?lary yanaklaryna akmy?.
-Bacym, bacym! Sesleri a?yt havasynda çy?ly?a dönü?üyor.
Nihayet yolcular gözleri arkada yollaryna devam ederken Bytly’nyn dudaklary yine dua okuyor, gözlerinin ya?lary çenesinden kuru, tozlu topra?a damlyyor. Elinde bir tas su, arkalaryndan su döküyor yollara. Palamut, sessiz sakin bakyyor ufka, yüre?inde bir syzy ama o göz ya?laryny gönlünden ba?ka bir yere akytmaz ki...

_________________
Ne mutlu Türkçe konuşana
Kullanıcı kimliğini gösterS.Burhanettin AKBAŞ tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönderE-mek gönderKullanıcının web sitesini ziyaret etMSNM
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 26 Eyl 2005
Bildiriler: 408
Şehir: KAYSERİ
Alıntıyla Cevap Gönder
CENNET HATIN
Uzunyayla,o yyl bembeyaz bir yaylaydy. Öyle bir kar ya?dy, öyle bir kar ya?dy ki sormayyn gitsin. Kurtlar, ku?lar hep açlyktan çaresiz kaldylar. Köyleri syk syk kurtlar basar oldu.Koca koca kurtlar ne bulursa götürecekler, ellerinden gelse tilki gibi kümesleri basacaklar. Köylüler av tüfekleri ile havaya ate? açyyorlar. Karlara bata çyka yürüyen kurtlar, emme basma tulumba gibi bir a?a?y bir yukary salynyrken gözleri öyle dönmü? ki bu sese pek aldyrmyyorlar bile.
.....
Kayseri’yi do?uya do?ru ?öyle 15-20 kilometre çyktyn my, orada bir han var. Adyna Kayyrhan diyorlar. Isbydyn köyünün az ilerisinde eski bir han burasy. Burada Osmanly Pa?a’sy oturuyor. Konak, ba?, bostan almy? Pa?a buradan. Buranyn üzümü me?hur, sonbaharda hevenk hevenk üzüm alynyyor. Köylüler gelip Pa?anyn ba?ynyn üzümünü topluyorlar. Ona pekmez kaynatyyorlar. Kabakly, kayysyly, cevizli, armutlu pekmez bile yapyyorlar pa?aya.
Pa?a buralara meftun olmu? besbelli. Yaz ak?amlarynda ?öyle yürüye yürüye Mançur Tepesine do?ru gidiyor, oradan Mancusun köyünü görüyor, bir yüksekçe yerden köyü izliyor. Yanynda devasa gölgeler gibi duran güvercinlikler var. Her biri iki, üç metreyi bulan bu güvercinlikler, ak?am pek de ürkütücü oluyorlar.
Pa?anyn gönlü yine de sykyntyly... Bir yalnyzlyk çekiyor sessizce... Bu durumdan sadece yaveri Hasan’yn haberi var. Pa?anyn hanymy vefat edeli beri pa?a yalnyz ve sykyntyly. Hasan, civar köylerden eli yüzü düzgün ne kadar bayan görse, pa?aya önerse, pa?a evlili?e de yana?myyor. Belli ki daha kalbinin sahibini aryyor. Ya hiç olmazsa, ya hiç kimseyi sevemeden göçüp gidersem bu dünyadan? Y?te pa?ayy kavurup duran dü?ünce bu.
.....
O yyl, Kayyrhan’da da ky?, kyyamet gibi. Pa?a, kona?yna çekilmi?, dy?ary bir adym bile atty?y yok. Ovayy uzaktan seyretmek kadar güzel ne olabilir ki... Köylüler ve askerlerin bütün erzaklary temin edilmi?, yensin, içilsin, bu ky?ta ba?ka ne yapylabilir ki?...
Aslynda yapacak çok ?ey vardyr. Bunu de?i?ik zamanlarda Kayyrhan’a u?rayan yolcular haber verirler, ulaklar mektuplar iletirler ama pa?a anlamaz bir türlü. Uzunyayla’nyn köylerinde kytlyk ba? göstermi?tir. Ynsanlaryn yiyece?i bitmi?, dayanmalary zor... Ya büyükba?, küçükba? hayvanlar... Onlaryn yi?intileri bitmi? ki felaket kapyda... Pa?a ise bu duruma pek aldyry?syz. Onun gönlüne sultanlyk edecek bir ter ü taze bulamamanyn endi?esini ve hüznünü yüre?inde ta?yyor.
Yaver Hasan, içeri heyecanla daldy, pa?aya elindeki yazyyy gösteriyordu:
-Pa?am pa?am, Ystanbul’dan bir yazy, padi?ah efendimizden...
Pa?a oturdu?u yerden yava? yava? do?ruldu.
-Senin padi?ah efendin, buralary ne bilir, beni ne bilir...
Biraz dü?ünceli bir sesle:
-Bu ky?ta kyyamette harp edecek hali de yok ya... Ba?ka da ne lazym ki padi?aha?... Varsyn hareminde otursun, her gün biriyle gönlünü e?lesin...
Bu bir ele?tiri mi, yoksa içten içten bir özenti mi, belli de?ildi.
-Oku bakayym o?lum, ne diyormu?.
Hasan kyvryly olan ka?ydy a?a?y ve yukary do?ru açarak okumaya ba?lady.
“Kayyrhan’da bulunan pa?aya hüküm ki...”
-Allah Allah... Padi?ahyn Zamanty’daki aç köylerden, aç insanlardan haberi olmu?. Nasyl olur canym? Kurtlar, ku?lar bile dondu bu yyl, ku?lar bile söyleyemez bunu.
Hasan, kurnaz kurnaz bakty, bulmu?tu sorunun cevabyny:
-Hani ky? yeni ba?lamy?ty pa?am, bir Alman pa?asy kona?ynyzda misafirinizdi ya... Y?te o pa?a durup durup Uzunyayla’da göçerlerin, köylülerin i?i zor bu yyl, diyip duruyordu. Size de gerekli tedbirleri aldynyz my pa?am diyordu ya...
Birden do?ruldu yerinden pa?a:
-Do?ru... Do?ru... O herze yapty bu i?i bize... Ba?ka kimse padi?aha ula?yp bunu haber veremez.
Yaverine dönüp
-Ke?ke, gerekli tedbirleri aldyk deseydik yaver...
Yaver:
-Bo? verin pa?am, o bilmiyor mu, neyin ne oldu?unu, artyk olan oldu, biz ne yapaca?yz ona bakalym.
Pa?a:
-Bu ky?ta kyyamette ne olur ki?
Yaver:
-Havalar hep böyle gitmez pa?am, mutlaka biraz nefes alacak, dinlenecek o da... O zaman Uzunyayla’ya gitmemiz lazym. Bu i?ten sykyntyya giren göçerlerin ky?laklaryna ve köylerine u?rayyp ihtiyaçlaryny tespitle bunlary tedarik etmemiz lazym.
-Olmaz, olamaz... ne güzel oturmu? lapa lapa karlary seyrediyorduk...
Yaver:
-Ok yaydan çykty pa?am, bundan sonrasy artyk padi?ah efendimizin fermany...
Pa?a üzgün:
-Do?ru...
.....
Kayyrhan’da güne? açynca, bembeyaz örtüyü gözler seçemez oldu. Bu ne parlaklyk böyle... Bembeyaz kar örtüsünün üzerinde sanki ikinci bir güne? do?mu?tu ki gözler alyyordu. Handa askerler atlaryny hazyrlamaya ba?ladylar. Atlaryn yüzlerini örttüler, sadece gözleri kaldy açykta. Kuyruklaryny ba?ladylar, karlarda sürünüp donmasyn diye. Kendi gözlerinin kenaryna siyahlar çaldylar ki bu parlak görüntü gözlerini almasyn diye. Lakin hava yine de çok so?uktu. Karlar eriyece?e benzemiyordu. Uzunyayla’ya uzun zamandyr gidememenin sykyntysy vardy. Yn?allah bu sefer gideceklerdi Zamanty’ya, Aziziye’ye...
Yol güzergahyny belirlediler. Ylk gün Karatay hanyna ula?acaklardy. Burada geceyi geçirdikten sonra, ikinci gün Aziziye’ye ula?acaklar, üçüncü gün de Aziziye’den kuvvet alyp köylere ula?acaklardyr. Planlama böyleydi.
Çok çetin bir yolculuk oldu. Atlar iki misli, üç misli yoruldu, yolda tehlikeler atlatyldy ama nihayet Aziziye’ye ula?tylar.
Uzunyayla’da konar göçerlerin beyi bir Ahmet A?a vardyr. Aziziye’de onun namy anlatylyr durur. Bir de bu Ahmet A?a’nyn kyzy Cennet Hatyn vardyr, onun ?öhreti de dillere destan olmu?tur. Kara ka?ly, kara gözlü, beyaz yüzlü bu Av?ar kyzynyn erkeklerden daha iyi ata bindi?i, erkekler gibi kama ta?ydy?y, çadyr kurup da?larda yaylalarda obanyn di?er kyzlaryyla ava çykty?y, hem güzelli?i, hem yi?itli?i söylenir. Pa?ada büyük bir merak ba?lar. Zaten padi?ah fermany da Ahmet A?a’ya yardym etmesini söylemiyor mu? Aklyna bir fesat kary?yr ve Ahmet A?a’nyn ky?la?ynyn yolunu tutar.
Pa?ayy uzak ky?la?yn bulundu?u yaylanyn yamacynda atlylar kar?ylar. Yçlerinde kyzlar da vardyr. Üstlerinde uzun giysiler, kalyn örmeler, ba?larynda birer yamçy, ellerinde kamçy, dö?lerinde fi?eklikler, yanlarynda kamalar, bu kyzlaryn erkeklerden bir farky yoktur.
Pa?a:
-Cennet Hatyn, hanginiz diye sorar.
Sülün gibi bir kyz, elma yanakly, saçlary salkym salkym yana süzülmü?, gözleri çaky gibi parlak:
-Buyur pa?am, der iki adym öne çykar.
Pa?a, bakar kalyr Av?ar güzeline de bir ?ey diyemez.
Ahmet A?a ve obanyn ileri gelenleri pa?ayy ky?lanyn giri?inde kar?yladylar.
Ky?lada pa?aya güzel bir çadyr hazyrlanmy?, pa?a her yönüyle muntazam bir muamele görür. Ky?ladaki insan ve hayvan sayysyny yaveri yazar, pa?a ise çadyryn içerisinde bir o yana bir bu yana gezip durur. Belli ki içini kemiren bir ?eyler var.
Yaver i?leri biraz toparlayynca, Pa?a yavere gel anlamynda bir i?aret eder. Çadyryn dy?yna çykarlar. Bir süre yürüdükten sonra pa?a a?zyndaki baklayy çykaryverir:
-Yaver, git Ahmet A?a’ya söyle. E?er devletin gönderece?i yardymy almak istiyorsa Cennet Hatyn’y Allah’yn emriyle bana versin, yoksa yardymy unutsun tamam my?
-Aman Pa?am, neler diyorsun?
-Git, söyle! Bütün sorumluluk bana ait.
.....
Yaver, Ahmet A?a’ya durumu anlatyr süklüm püklüm. Ahmet A?a, bir çok akly karaly günler ya?amy? bir olgun adamdy. Oba beylerini yanyna ça?yrdy, onlarla görü?tü, akyl aldy, akyl verdi. Sonra da Pa?ayy çadyrlaryna davet ettiler. Ahmet A?a gayet so?ukkanly olarak Pa?aya dedi ki:
-Pa?am, ben kyzymy sana veririm. Lakin bizde töre böyle de?ildir. Gönül ryzasy olmadan bizde bu i?ler asla olmaz. ?imdi Cennet Hatyny buraya ça?yraca?ym, o ne derse o olur, tamam my pa?am?
Pa?a, sessiz sedasyz, donuk baky?larla dinledi olany biteni. Çadyra Cennet Hatyn girdi. Baba Ahmet A?a, Cennet Hatyn’a her ?eyi dosdo?ru anlatty ve bu i?e ryzasynyn olup olmady?yny sordu.
Al atlar, kyr atlar, dor atlar uçsuz bucaksyz ovalary dola?ty özgürce, da?lary tepeleri a?ty nefes nefese. Cennet Hatyn, kimselerin yüzüne bakmadan, gayet ma?rur bakty ve dedi ki:
-Ovanyn tazysy da?yn ceylanyny avlayamaz.
Çadyrda buz gibi bir hava esti. Herkes donup kalmy?ty. Pa?a, bu sözün ne anlama geldi?ini dü?ünüp durdu. Dü?ündükçe kahroldu, anladykça bir et külçesi gibi yykyldy kaldy oturdu?u yerde. Cennet Hatyn’yn ardyndan Ahmet A?a ve oba beyleri çadyry terk ettiler. Yaver, bir süre pa?anyn yanynda oturduktan sonra onun koluna girdi ve kaldyrdy oturdu?u yerden. Artyk, yollara çykma vaktiydi. Da?lar, tepeler yine a?yldy ve Kayyrhan’a döndüler.
Ky?, bütün ?iddetini sürdürmeye devam ediyordu. A?açlar buzdan gölgeler haline dönüyor, evlerin saçaklaryndan yerlere kadar garip ve ilginç ?ekiller halinde buz kümeleri olu?uyordu. Köylerde iki metreyi bulan kar, ula?ymy imkansyz hale getiriyor, evler arasyndaki yollary açmak bile büyük ve zahmetli bir i? haline geliyordu. Damlardan kürünen karlar, kardan tepeler olu?turmu?tu. Evlerde ky? için hazyrlanan erzaklar yava? yava? tükenmi?, hayvanlaryn yi?intisi de artyk son demine gelmi?ti. Sefalet diz boyu, hayvanlar kyrylmaya ba?lamy?ty. Ahmet A?a, Kayyrhan’a Pa?aya bir elçi gönderdi. Bu vahim durumu haber verdi ama aldy?y cevap hiç de?i?memi?ti. Pa?a, ille de Cennet Hatyn diyordu, ba?ka bir ?ey demiyordu.
-A?aya selam söyle, Cennet Hatyn’y verirse yardym hazyr, yok vermezse elden bir ?ey gelmez.
Ahmet A?a, haberi aldy ama yüre?inde bin bir acyyy da duydu. Oba beylerini yine toplady. Konu?tular, bir çyky? yolu aradylar. Cennet Hatyn’y toplantyya ça?yrdylar. Ahmet A?a, kyzyna:
-Bak kyzym, durum çok feci... Av?ar elleri senin a?zyndan çykacak söze bakyyor. Ona göre senden bir cevap bekliyorum, dedi.
Cennet Hatyn, bir asker ma?rurlu?unda dimdik duruyordu. Yine keskin bir cümle söyledi:
-Av?ar’a canym kurban baba. Böyle bir durumda bana he demekten gayrysy dü?mez.
Çykyp gitti çadyrdan. Oba beyleri sevinseler mi, üzülseler mi bilemediler. Bir ?ey diyemeden oturdular bir süre.
Bu haber bütün Av?ar ellerini ve Uzunyayla’yy dola?ty. Cennet Hatyn’yn yi?itli?i, insanly?y anlatyldy hep. Bu arada Kayyrhan’a da Pa?aya da ula?ty haber. Pa?a, uzun odanyn sedirinde elini syka syka yaverine konu?uyordu. Büyük bir iddiayy kazanmy?ty sanki. Bir orduyu yerle bir etmi? komutanyn ma?rurlu?una kaptyrmy?ty kendini.
-Ovanyn tazysy ha Cennet Hatyn, ovanyn tazysy ha... Ovanyn tazysy, da?yn ceylanyny nasyl avlarmy? gördün i?te... Gördün i?te...
Baharda karlaryn erimesine söz sekildi ki dü?ün o vakittir. Av?ar ellerine yardym böylece ula?ty. Ynsanlar, büyük bir felaketten kurtuldular. Hayvanlardan kyrylanlar kyryldy, di?erleri kurtaryldy.
Bahar aylary tez yeti?medi ama yine de geldi. Yollardan karlar tepelere do?ru çekildi. Güne? ysytmady belki ama bir kabayel yoklady her yany. Karlar eriyordu artyk. Pa?anyn Ahmet A?aya sözünü hatyrlatmasy da pek uzun sürmedi. Vakit kararla?tyryldy. Bir cumartesi günü kyrk Av?ar yi?idiyle Cennet Hatyn, ovanyn düzlü?ünde gözüktüler. Pa?a da ovada askerleri ve yaveriyle kar?ylady onlary. Bir ara Pa?a, Cennet Hatyn’yn atynyn yanyna yakla?ty, bir süre beraber at sürdüler. O syra pa?anyn içini kemiren laf çykyverdi a?zyndan:
-Bak gördün mü Cennet Hatyn, ovanyn tazysy da?yn ceylanyny avlayamaz diyordun. Neler dedin, neler oldu?
Yüzündeki kyrmyzy örtünün içinde hala özgür bir ceylanyn oldu?u belliydi. Pa?aya yine tok bir sözle kar?yly?yny verdi:
-Ne bileyim, karyn çok ya?yp da avyn kirize kalaca?yny...
Pa?a, yine dü?ündü atynyn üzerinde. Evet, av yani ceylan, yani Cennet Hatyndy. Kiriz neydi? Kiriz de yöre lisanynda köpe?in küçük olany. Aman tanrym, önce tazy idik, ?imdi de kiriz yani küçük köpek olduk diye iç geçirdi. Pa?anyn Cennet Hatyndan bekledi?i kayytsyz ?artsyz itaat belli ki hiç olmayacakty. Kafese konmu? yyrtycy bir ku? gibi, bir yaraly aslan gibiydi besbelli. Özgürlü?e aly?my? böyle bir da? ceylanynyn ovada ne yapaca?yny dü?ündü durdu ama artyk ok yaydan fyrlamy?ty bir kere. Ba?a gelen çekilecekti.
Cumartesi ak?amy kyna gecesi vardy. Yöre gelenekleriyle bir dü?ün olmasy için Isbydyn köyü halky da pa?anyn dü?ünündeydi. Kyzyn eline kyna yakylyrken gelini a?latmak amacyyla kyna türküsü söylüyorlardy.
-Tuz kabyny tuzsun koydun
Anasyny kyzsyz koydun
Büyük evi issiz koydun
Y?te koyup gidiyorsun

Bu nasyl bir gelin diye içlerinden geçirdi köylü hanymlar. Bu gelinin gözünden bir damla ya? akmyyordu. Yüzünde donuk bir ifade, ne a?layacak ne de gülecek gibiydi.
Dy?aryda büyük bir ate? yakylmy?ty. Köyün gençleri bu ate?in etrafynda Sinsin oynuyorlardy. Kyrk Av?ar yi?idi ise, oturmu? bekliyorlardy ama oyuna katylan yoktu. Köylülerden biri bu yi?itlere yakla?yp oynamalaryny istedi. Yi?itlerden biri kendi adetlerinde damat seyretmeden oyun oynamalarynyn söz konusu olamayaca?yny ö?rendi. Pa?aya geldi. Durumu anlatty. Pa?a büyük bir memnuniyetle dü?ün alanyna geldi.
Köylülerin sinsin oynarlarken bu ate?in etrafynda gölgelerin nasyl uzayyp kysaldy?yny gördü. Bu uyu?uk gibi gözüken insanlar nasyl da dirilmi?ler, yediden yetmi?e ate?in üzerinden atlyyorlardy.
Sinsin bitmi?ti ve iki Av?ar yi?idi ortaya do?ru çykty. Yüzleri ate?in gölgesinde daha da kararmy?ty, bellerindeki beyaz gayret ku?aklary seçiliyordu ancak. Birden bire ellerinde iki kama da parlayyverdi karanlykta. Zurnacy A?yrnasly Karkas, ne çalaca?yny bilemedi bir an... Böyle bir oyuna ne çalynyrdy bilemedi. Sonra da aklyna bir Köro?lu havasy vurmak geldi. Köro?lu havasy çalyndy, iki yi?idin zyplayarak birbirlerine kama sallayy?lary herkesi etkiledi. Yki kama ve havaya do?ru syçrayan iki delikanly kamalaryny havada sallyyor, ellerini arkasynda tutan di?er yi?idin burnunun ucundan iki ?im?ek çakyyor, sönüyordu. Herkes nefesini tutmu?tu. Bu nasyl oyundu böyle? Bu adamlar nasyl cengaverlerdi? Köylüler deh?etle izlerken di?er yi?itler de kalktylar girdiler meydana. Kyrk yi?it, birbirlerine kamalaryny sallarken ortaya çykan manzara inanylmazdy. Sanki küçük bir ordu Kayyrhan’da pa?anyn kona?ynyn bahçesinde gece talimi yapyyordu.
Y?te o syrada yi?itlerden biri kamasyny pa?anyn eline verdi. Oyuna davet etti. Pa?a, onlar kadar yi?it oldu?unu göstermeliydi. Ya?yna ve vücudunun yypranmy? haline bakmadan byça?yny sallyyordu havada. Burnunun dibinden geçen ?im?ek çakmalaryny görmemek için gözlerini yumuyordu. Kyrk yi?it pa?anyn etrafyny öyle bir sardylar ki pa?anyn ve kimsenin haberi olmady bu i?ten.
Kyrk yi?it ellerinde kamalarla bir kartal gibi ellerini havalara açarak seyircilere do?ru da?yldyklarynda meydandaki herkes korkudan on yirmi metre öteye kaçmy?lardy. Meydandan yi?itler böyle çekilmi?ler ve gözden kaybolmu?lardy. Neden sonra, birileri cylyzla?an sinsin ate?inin yanynda külçe gibi bir yy?ynty oldu?unu fark etti. Bu pa?aydy. Aldy?y byçak darbelerinden kan revan içinde kalmy?ty.
Bir anda ba?yna toplandylar, askerler ve yaveri ko?up gelmi?lerdi. Kyrk yi?it ve Cennet Hatyn’yn karanlykta kaybolup gittikleri anla?yldy. Pa?a, yaverinin kollarynda hyryltyly bir sesle can verirken son nefesinde seslendi yaverine.
-Pe?lerine dü?meyesin Yaver, da?yn ceylanyny ovanyn tazysy avlayamaz.

_________________
Ne mutlu Türkçe konuşana
Kullanıcı kimliğini gösterS.Burhanettin AKBAŞ tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönderE-mek gönderKullanıcının web sitesini ziyaret etMSNM
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 26 Eyl 2005
Bildiriler: 408
Şehir: KAYSERİ
Alıntıyla Cevap Gönder
YE?YM ABLA
Çocuklu?umda, on – on iki ya?arynda daha da yakyndan tanydy?ym mahallemizin ablalaryndan biriydi Ye?im abla. Evlerimiz birbirine yakyndy. O yyllarda beni her gün çar?ydaki gazeteciye gönderirdi. Onun gazetesi Günaydyn’dy ve gazeteyi eline aly?ynda yapty?y ilk i?, gazetenin Saklambaç ekini almak ve bu eki bir insany kucaklar gibi sarmalamak ve ba?ryna basmak olurdu.
Bende de bir merak uyanmy?ty. Gazetenin ekinde ne vardy acaba? Gazeteyi aldy?ym zaman ben de Saklambaç ekini alyp incelemeye ba?ladym. Birbirinden güzel a?k ?iirleri vardy. Birbirinden güzel ve yaky?ykly fotomodellerin yer aldy?y sayfalarda, ya deniz kenarynda el ele tutu?mu? bir erkek, bir kyz vardyr, ya da beyaz gelinlikler içerisinde bir gelin, oldukça yaky?ykly bir damat. Demek Ye?im Abla, bunlara özeniyor diye dü?ünürdüm.
Bir de Ye?im ablanyn ?iir ve foto?raflarla süslü güzel bir defteri vardy. Gazeteden be?endi?i a?k ?iirlerini ve foto?raflary kesip bu deftere yapy?tyrmy?ty. Kendi el yazysyyla yazylmy? ?iirler de vardy defterde. Ady sany duyulmadyk insanlaryn ?iirleri de vardy; Ümit Ya?ar, Orhan Veli gibi ?airlerin ?iirleri de. Yazysy da çok güzeldi Ye?im ablanyn. Lisede derslerinin iyi olmady?y duyardym ama Ye?im abla bu defterine belki de hiçbir ödeve özenmedi?i ölçüde özenmi?ti.
Ye?im ablayy görmeye ben de aly?my?tym artyk. Her gün gazetesini almak bir görev olmaktan çykmy?ty, bir aly?kanlyk haline gelmi?ti bende. Gazetesini almamy söylemesine gerek kalmadan gazetesini alyr olmu?tum. Onu her gün görmem gerekiyordu sanki.
Ye?im ablanyn uzun, kumral saçlaryny annesi özene bezene tarardy. Ye?im Abla sedire dizlerinin üzerine oturur, annesi kyzynyn ardyna geçer, elinde bir kemik tarak vardyr, yanynda da içinde su olan yayvan bakyr bir kap. Kemik tara?y suya batyryr ve kyzynyn saçlaryny bir heykeltyra? edasyyla taramaya ba?lardy. Ye?im ablanyn saçlary beline kadar uzamy?ty. O da sanki bir sanatçyya modellik ediyormu? gibi dimdik dururdu.
Güzelli?inin farkyndaydy elbet. Bu kumral saçlarynyn altynda bembeyaz bir yüzü vardy. Yüzüyle uyumlu ama saçlaryyla uyumsuz olan ince siyah ka?lary herkesin dikkatini çekerdi eminim. Bana bakty?ynda gülümsemezdi belki ama baky?laryndaki derinli?i ve yumu?akly?y severdim. Gözleri maviydi ama hiç dikkat çekmezdi. Bir gün gözlerinin mavi oldu?unu söyledi?imde, birden heyecanlanmy?, gözlerinin rengini fark etmemden mutlu olmu?, adeta uçmu?tu.
O zamanlar oturdu?umuz evler, tek katly ve bahçeliydi. Bir gün mahallenin delikanlylary Ye?im ablanyn evlerine yakyn bir bahçede oturmu?lardy. Ben de arkada?larymla oradan geçiyordum. Yçlerinden biri beni yanlaryna ça?yrdy. Dazlak kafalyydylar. Beyaz pantolon ve beyaz gömlek giymi?lerdi. Uzun paçaly pantolonlarynyn üzerinde kocaman tokaly ve kalyn kemerleri vardy. Gömleklerinin dü?meleri de yaryya kadar açykty. Atlet giymezler, gö?üslerinin kyllary ise onlaryn ka?ynty alanlaryydy. Bu halleri beni hep güldürürdü.
Hepsi de mahallemizin a?abeyleriydi. Y? bulurlarsa çaly?yrlar, çaly?madyklary zamanlaryn ço?u kahvehane kö?elerinde geçerdi. Ak?amlary aldyklary biralary kuytu kö?elerde içerler, geceleri ya topuklu ayakkabylary ile sesler çykararak gezinti yapyp naralar atarlar, ya da Kemal Sinemasynyn tozlu oturaklarynda “Parçala Behçet” filmi seyrederlerdi. Dillerinden dü?ürmedikleri “Batsyn Bu Dünya..” ya da “Çe?menin ba?yna bir güzel inmi?” ?arkylaryyla gece yarylaryna kadar gezip gündüzleri uyurlardy. Mahallenin kyzlaryny namuslary bilip ba?ka mahallenin delikanlylary ile kavgaya tutu?maktan geri durmazlarken kendileri için her ?ey mubahty ?üphesiz.
Yçlerinden biri bana bir mektup uzatty ve mektubu Ye?im ablaya vermemi söyledi. Y?te o syrada fark ettim Ye?im ablanyn kendi bahçelerinde gezintide oldu?unu. Mektubu büyük bir ?a?kynlykla aldym ve yava? yava? yürümeye ba?ladym. Bahçe duvaryny geçip Ye?im ablanyn yanyna vardym ve bir ?ey söylemeden mektubu uzattym. Ye?im abla, gazetenin Saklambaç ekini aldy?y zamanki gibi büyük bir heyecanla mektubu gö?süne götürdü ve saçlary havada uçu?arak, hyzla evin yolunu tuttu. Gözlerime hiç bakmamy?ty. Hiçbir ?ey söylememi?ti. Oracykta onu gözden kaybedene kadar izledim. Büyük bir burukluk ya?yyordum. Bu kara benizli o?lanlaryn mektubunu yyrtyp atacak sanyyordum. Bunlardan hangisi sevimli olabilirdi ki... ?a?kyn, durgun ve üzgün arkada?larymla vedala?madan evin yolunu tuttum. Onu tam olarak anlayamamanyn sykyntysyny yüre?imde hissettim ve içim acymy?ty.
Artyk gazetesini almamaya karar verdim. Evlerinin önünden geçmemek için her gün bir sonraki sokaktan dola?tym. Bazen bizim eve annesiyle u?radyklarynda yanyna hiç u?ramadym. Yanyndan geçtim ama yüzüne hiç bakmadym. Yüre?imi hapsettim kendi içime, duygularymy dizginledim ve bitirdim.
Sonra my?... Sonra... Ye?im ablayy unuttum bile.
Yyllar sonra bir gün üniversiteye gitmeye hazyrlandy?ym yyl, Ye?im ablayy kocasyyla birlikte annesinin evinden çykarken gördüm. Beni görünce durdu. Saçlary artyk uzun de?ildi, gözlerindeki y?yk kaybolmu?tu. Yanynda uzaklardan bir e? vardy ama o da bizim mahallenin delikanlylary gibi kara kuru bir adamdy. Son derece donuk bir yüzü vardy ve bana veda ediyordu sanki. Ben Ye?im ablaya acymy?tym, “Abla, sana neler oldu böyle?” demek geldi içimden. O da bir ?eyler söylemek, belki de kendi durumunu anlatmak ister gibiydi ama artyk imkansyzdy. Ivyr zyvyr bir iki lafla ayryldyk. E?iyle giderken ardyndan bakakalmy?tym. Dönüp bir kere olsun geriye bakamazdy biliyordum.
Üniversite yyllarymda tatil dönü?lerinde Ye?im ablayy birkaç kez daha gördüm. Kilo almy?ty. Ba?ynda bir e?arp, üzerinde uzun klasik bir mantosu vardy. Her yyl bir çocuk do?urmu?tu. Konu?masy, yörenin kadynlarynyn konu?masyna benzemi?ti. Artyk o bakty?y zaman hiçbir derinli?i yoktu. Gözleri süzülmü? ve çökmü?tü. Ye?im abla gitmi?, Ye?im Hanym gelmi?ti yerine.
Biliyordum Ye?im ablayy mutlu edecek, bazy ak?amlar ona çiçek getirecek, arada bir mektup yazacak, ona ?iirlerle a?kyny ilan edecek, onu heyecanlandyracak hiç kimse yoktu. Artyk Ye?im abla da yoktu.

_________________
Ne mutlu Türkçe konuşana
Kullanıcı kimliğini gösterS.Burhanettin AKBAŞ tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönderE-mek gönderKullanıcının web sitesini ziyaret etMSNM
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 26 Eyl 2005
Bildiriler: 408
Şehir: KAYSERİ
Alıntıyla Cevap Gönder
ÇÜRÜK
Mustafa, hep soyadyndaki ezikli?i ya?ady. Ylkokul yyllaryna kadar dayanan ve bir türlü içine sindiremedi?i bir soyadyydy bu. Babasyndan aile lakaplaryna dayandy?yny ö?rendi?i “Çürük” sözü, 1934’ten sonra soyady olarak aile büyüklerince kabul edilmi?ti. Mustafa, üniversiteyi yeni bitirmi? genç bir mimar olarak böyle bir soyadyny ta?ymamaya kararlyydy ve konuyu babasyna açty. Babasy, uzun yyllar o?lunun soyadyyla olan problemini biliyor ama pek konunun üzerine de gitmek istemiyordu. Belki günün birinde bu i?ten vazgeçebilirdi. Mustafa, kararlyydy, soyadyny de?i?tirmek için mesle?e atylaca?y ?u günlerde bu i?i bitirmeliydi.
Mustafa, on be? gün sonra Ystanbul’un ünlü bir mimarlyk bürosunda i?e ba?layacakty. Yleriye dönük planlarynyn ve hayallerinin kar?ysynda bu soyady adeta bir olumsuzluk abidesi gibi duruyordu. Yapaca?y mükemmel projelerin altyna “Mustafa Çürük” gibi bir ismi dü?ünemiyordu.
Babasy, gayet sakin bir ses tonuyla o?lunu kar?ysyna aldy ve ona:
-Aslanym, duygularyny gayet iyi biliyorum. Dü?üncelerine saygy duyuyorum. Yakynda i?e ba?layacaksyn. Önüne de büyük bir fyrsat çykty. Sen bu küçük ayrynty ile kendini fazlaca yordun ve kararlysyn biliyorum. Benim senden küçük bir iste?im var. Bunu lütfen yerine getir. Ben, do?up büyüdü?üm topraklardan sizi hep uzak tuttum. Belki do?ru yaptym, belki de hata ettim, bilemiyorum. ?u on be? günlük sürenin bir bölümünü atalarymyzyn ya?ady?y kasabaya giderek orada geçirmeni istiyorum. Git, sor bakalym. Oralarda mutlaka ya?ly kimseler vardyr. Bizim aile lakabymyz nereden geliyormu?? E?er, basit ve önemsiz bir ?eyse ailecek soyadymyzy de?i?tirelim. Ben bunu ciddi söylüyorum. E?er, seni ikna edecek bir geli?me olursa, senden bu fikrinden vazgeçmeni istiyorum.
Mustafa’ya göre, babasy yine gereksiz bir fikir ortaya atmy? bulunuyordu. Babasyna duydu?u sevgi, onun böyle gereksiz i?lere kendisini bula?tyrmasyna katlanacak kadar de?erliydi. Madem ki bütün ipler kendinde olacakty, birkaç gün kasabaya gider gelirim diyordu. Hatta birkaç gün bile fazla, en fazla iki gün diyordu.
Kendisine küçük bir çanta hazyrlady ve annesi ile babasynyn ellerini öpüp onlarla vedala?ty. Babasy, bir akrabasynyn adresini vermi?ti. Kasabaya gidince onlara misafir olacakty. Babasy dü?ünceli adamdy. O?lunun gidece?i eve küçük hediyeler hazyrlamy?ty. Hatta orada kar?yla?aca?y her çocu?a verilmek üzere ?eker bile hazyrlayyp Mustafa’nyn çantasyna koymu?tu. Mustafa, ?a?yryyordu ama gülümsemekten de kendini alamyyordu. Kasabadaki çocuklara ?eker da?ytacakty. Arkada?lary bu durumu görseler Mustafa’ya ne derlerdi acaba?
***
Kasabanyn minibüsüne bindi?inde biraz ürkekti. Sanki herkes kendisine bakyyor, konu?mak istiyor da cesaret edemiyorlardy. Yanyndaki genç, Mustafa’nyn yüzünü inceleye inceleye bitiremedi ama bir türlü konu?mady. Yan tarafynda oturan ihtiyar, birkaç kez Mustafa’ya konu?maya yeltendi ama söyleyecek bir söz bulamady. Minibüsün koridoruna bir küçük kyz çocu?u çykmy?ty. Koltuklaryn kenarlyklaryny tutarak minibüsün ortasynda boydan boya gidip geldi. Dönü?te Mustafa’nyn yanyndan geçerken :
-Amca, telefonun dü?mü? dedi.
Mustafa, e?ilip bakynca cep telefonunun yerde oldu?unu gördü. Çocu?un ba?yny ok?ady. Sonra çantasyndaki ?eker aklyna geldi. Çocu?a:
-Dur bir dakika dedi ve çantasyna uzanyp ?eker paketini aldy ve açty. Çocu?a uzatty. Çocuk, her iki eline birer ?eker alyp sevindi ve annesinin yanyna gidip onlara ?ekeri gösterdi. Onu gören iki çocuk daha, ?eker almak umuduyla Mustafa’nyn koltu?unun yanyna geldiler. Bir erkek çocu?u, yeni tyra? olmu? kafasynyn önünde byrakylan püsküllü saçyyla kar?ysynda duruyordu:
-Amca, ben de ?eker istiyorum.
Mustafa, bir kez daha ?ekere uzandy ve çocu?a uzatty. Çocuk, ?eker paketini avuçlady?y ve en az on – on be? ?ekeri avucuna sy?dyrdy. Bu durumun memnuniyetiyle etrafyna syrytarak arkaya do?ru gitti. Bir ba?ka kyz çocu?u da ?eker paketini biraz önceki çocuk gibi avuçlady ama onun minik ellerine üç be? tane ?eker gelmi?ti. Çocuklar, te?ekkür etmeyi bilmiyorlardy. Hemen sevinç dolu gözlerle yerlerine oturuyorlardy.
Mustafa, ?eker paketini yerine koymaya hazyrlanyyordu ki yandaki ihtiyaryn sesini i?itti:
-O?lum, yapmy?ken bir i?i tam yap. ?u ihtiyar dedeye de ikram et de a?zymyz tatlansyn.
Mustafa, ba?ynyn sallady. Yhtiyara paketi uzatty. Yhtiyar, bu i?ten oldukça keyif almy?ty. Paketi önüne aldy, içine iyice bir göz gezdirdi. Sonra, eliyle paketinden içinden bir avuç ?ekeri ceketinin cebine koydu. Sonra, yanynda duran geline uzatty. Gelin, gayet utangaç bir tavyrla bir tane ?eker aldy. Sonra ihtiyar, ?eker paketini arkaya uzatty ve “Alyn lan ?eker yiyin” dedi. Adamlar, ?eker paketini aldylar ve elden ele dola?tyrarak bitirdiler. Paketin Mustafa’ya dönü?ü olmady. Mustafa, burada babasynyn aldy?y ?ekerlerin yeterli olmayaca?yny anlamy?ty.
Yhtiyar, takma di?leriyle ?ekeri yemek için uzun bir u?ra? veriyordu. Daha birini bitirmeden cebinden bir ba?kasyny çykaryyor, özene bezene soyup a?zyna atyyordu. Nihayet ihtiyaryn ?eker fasly bitmi?ti ki tekrar delikanlyya döndü:
-Yiyenim, sen kimlerdensin?
Mustafa, soru kar?ysynda ?a?yryp kaldy. Mustafa, kimlerdendi? Öyle ya, burasy kasaba… Burada insanlar birbirlerini hala lakaplary ile biliyordu. Mustafa aile lakaplaryny söyleyemedi.
-Benim adym Mustafa Çürük dedi.
Yhtiyar:
-Ha Çürüklerdensin diyerek tabii bir konu?manyn ortasyna do?ru ilerliyordu.
-Sen kimin o?lusun, yani babayyn ady ne?
Mustafa, ihtiyaryn sorgusunun uzun sürece?ini anlady:
-Benim babamyn ady Hamdi…
Yhtiyar, yüz ifadesini de?i?tirdi. Eski bir hatyraya bakar gibi bakty.
-Sen Hamdi’nin o?lu musun?
Mustafa, bu ?a?kyn söze sadece ba?yny sallady.
Yhtiyar, ileri do?ru bakarken bir taraftan da konu?maya devam etti.
-Babany görmeyeli bir otuz sene oldu. Senin baban çok temiz, dürüst bir adam… Mayasy sa?lam, Allah selamet versin, nasyl sa?ly?y syhhati yerinde mi?
Mustafa, bu sycak sözlerden mutlu oldu. ?ehirde babasy hakkynda babasynyn en yakyn arkada?laryndan dahi böyle içten sözler duymamy?ty.
-Yyi, iyi… Sa?ly?y yerinde…
-Emekli oldu mu?
-Oldu, evet oldu.
-Sen çok çok selam söyle benden o hayyrsyza…
Mustafa, ba?yny sallady. Yhtiyar yüzüne dik dik bakty.
-Yyi ama sen ?imdi babany görünce bir ihtiyaryn selamy var dersin, o da ak?ama kadar dü?ünür ki kimin selamy var diye. Benim adymy sor ki adymy da ö?ren, selamyn sahibi kim de?il mi?
Mustafa, kar?ydaki ihtiyary oldukça uyanyk buldu. Dedikleri do?ruydu ve ihtiyar açyk konu?maktan hiç çekinmiyordu.
-Bana Bayraktar Abdullah derler. Burada herkes bilir, baban da iyi bilir beni. Biz hep irençberiz, davarcyyyz. ?u gördü?ün yerleri avucumun içi gibi bilirim. Çok öküz yaydym. Daha ?u bebeler gibi tyrnak kadarken ben öküz yayyyordum. Yalynyz… Ya…. ?u güccük çocu?u yalynyz yazyda yabanda tutabilin mi?
Mustafa’ya bu yöresel konu?malar da ilginç gelmi?ti. E?er, ailesi Ystanbul’a göçmeseydi, belki de Mustafa da bu insanlar gibi konu?acakty.
Yhtiyar, minibüsün içinde bastonunu çykarmy?, koltuklaryn üzerinden bir yeri gösteriyordu Mustafa’ya:
-Deha ?u gördü?ün yazy var ya… Oraya Çürük Yurdu derler. Orasy senin atalaryyyn topra?yydy ama ?imdi devlete kaldy. Sizinkiler da?ylyp gittiler, buradakiler de sahip çykmady. Kadastro geldi?inde devlete yazyldy. Orada bir çö?me var. Adyna Çürü?ün Pynar derler. Oradan bir su iç hele… Hele, hele… Bir so?uk sular akar orada… Banna?yny bir dakka tutamazsyn. Buydurur, Allah vermeye…
Yhtiyar, daha neler söyledi, Mustafa tam duyamady. Kasabaya ilk kez geliyor gibi etrafyna bakynyyordu. Çocuklu?unda hayal meyal hatyrlady?y ?eylerden geride bir ?ey kalmamy?ty. Kasabayy uzaktan inceledi. Büyük bir kaya kütlesinin üzerinde ta?tan topraktan evler gözüküyordu. A?a?yda ise daha modern evler vardy ve a?a?y mahallelerin sonradan kuruldu?u belliydi. Kasaba, çölün ortasyndaki bir vaha gibi yemye?ildi. Ortasyndan bir büyük dere akyyordu. Uzadykça uzayan selviler, bir o kadar heybetli kavak a?açlary vardy. Biraz daha dikkat edince kayysy, elma, ceviz ve armut a?açlary gözüküyordu. Kasabanyn kenarynda da ba?lar vardy. Bu düzenli ba?larda salkym salkym üzümler vardy ve yol kenaryna kadar ba?lar geliyordu.
Minibüs, bir kemer köprüyü geçip derenin yanyndaki garaja girdi. Herkes, inip bir tarafa giderken Mustafa etrafyna bakynyyordu. Yhtiyar, yanyndaki gelinle arkasyna durmu?tu ve bastonuyla Mustafa’ya dokundu.
-?o, kar?yda duran kyr byyykly adam babayyn emmizadesi olur. Yanyna git, o da seni tanyyamady ama seni bekledi?i her halinden belli dedi.
Mustafa, ihtiyara dönüp “Sa?olun” dedi. Yhtiyar, yanyndan geçip aksayarak gitti. Gelin ise arkasyndan onu takip ediyordu.
Mustafa, kahvehaneye do?ru yöneldi. Uzun boylu, heybetli duran kyr byyykly adama yakla?ty?ynda adam gelene daha dikkat ederek aya?a kalkty. Sonra, geleni iyice tanydy?yny belli etti ve yürüyerek ona do?ru geldi.
Mustafa:
-Mehmet Amca, diyecek oldu ama adam onun sözüne aldyrmadan güçlü kollaryny açarak:
-Vay benim koççum gelmi?, aslanym gelmi?, ho? gelmi? sefa gelmi? diyerek Mustafa’yy ba?ryna basty.
Mustafa’yy kahvehanenin kapysynyn önündeki masaya oturttu.
-Çay iç, kahve iç, ayran iç Mustafam… Yoldan geldin, so?ukluk ysmarlayayym derken Mustafa, hemen ayranda karar kylyp bu i?ten syyrylmayy seçti.
Mustafa, ayranyny yudumlarken Mehmet Amcasy, çevredekilere açyklama yapyyordu:
-Hamdi a?bimin o?lan… Mimar oldu. Bizleri görmek istemi? de… Yakynda Ystanbul’da i?e ba?layacak…
Çevredekiler ayry ayry “ho? geldin” ettikler ve hepsi de istisnasyz bir ?ekilde babasynyn sa?ly?yny, emekli olup olmady?yny, kasabaya gelip gelmeyece?ini sordular. Mustafa, bu ilgiden sykylsa da bir taraftan da kökünü kaybetmi? bir a?aç gibi ya?ady?yny fark ediyordu. Kimdi bu insanlar ve nasyl bir samimiyetti bu?
Mehmet Amcasy, Mustafa’nyn yüzüne iyice bakyp:
-Aslan o?lum, yüzüne bakynca bir an irahmetli deden geldi gözüme… Yyice dedene dönü?sün. Deden rahmetli de senin gibi ince uzun yapylyydy. Yüzü seninki gibi zarifti. Vay rahmetlik vay…
Mustafa’nyn durgunlu?una aldyrmadan kar?yki tepelere do?ru bir süre bakty. Sanki eski hatyralar, tepelerin ardynda bir yerde saklanmy? duruyordu.
Kahveci, içtikleri ?eylerden para almady. Gelen, uzaktan gelmi?ti ama kasabanyn iftihar edece?i bir evladyydy.
Mehmet Amcasy ile yürüyerek yukary do?ru çykmaya ba?ladylar. O, herkese selam verme adeti bütün sycakly?y ile ya?anyyordu. Hatta Mehmet Amcasy, herkese ayryca açyklamalar yaparak yoluna devam ediyordu. Bir ara yava?layyp Mustafa’ya döndü:
-Senin adyndan kasabada dört tane daha var. Biri de benim o?lan… Onun ady da Mustafa Çürük… ?imdi asker… Vatany bekliyor yi?idim. ?yrnak’ta… Az kaldy. 68 gün sonra tezkeresini alacak. Babanla ben üç yyl askerlik yaptyk. ?imdi askerlik ne ki dyry vyry… Hemen 18 ayda yap gel…
Mehmet Amcasy böyle diyordu ama yüre?i duyguluydu. Gözlerinin içi de?i?mi?, sesinin tonu farklyla?my?ty. Mustafa, onun bu halini görünce Çürük adyndan duydu?u rahatsyzly?y ona açmasynyn uygun olmayaca?yny anlady ve sessizce yanynda yürüdü.
Yukary mahalleye çykarken biraz yorulmu?tu. Mehmet Amca’nyn evine döndü?ü eski soka?yn üzerinde “Çürük Sokak” yazdy?yny fark edince orada biraz duraklady. Mehmet Amcasy da onun geride kaldy?yny fark edince döndü:
-Geldik, geldik aha ?ura… dedi.
Mustafa:
-Soka?yn ady ilgimi çekti dedi.
Mehmet Amca:
-Burasy bizimkilerin soka?y… Eskiden hep bir avlunun içinde otururlarmy?. ?imdi biz azaldyk, millet ço?aldy. Bizimkiler da?yldylar her tarafa… Bu soka?yn ismini kimse de?i?tirmedi. Çünkü, çok evveli var buranyn dedi.
Bu arada kapyya gelmi?lerdi. Mehmet Amca, açyk olan kapydan girmeden ayakkabylaryny çykartty.
-Burada kapy kapatmak adeti yoktur. Herkes birbirini bilir. Ystedi?i eve girer, çykar dedi.
Yçeriden Amcasyna tezat ufak bir kadyn belirdi.
-Vay gadasyny aldy?ym deyip Mustafa’ya saryldy. Mustafa iki büklüm e?ilip kadynyn samimiyetle kendisini kucaklamasyny izliyordu. Sadece annesi ona böyle içten davranyrdy. Ba?ka birinden böyle bir ?eyi görmek ?a?yrtty onu. Hatta, annesinden böyle davranmamasyny söyledi?ini hatyrlady. Demek ki annesi de bu insanlaryn bir parçasyydy.Onlar gibi davranyyordu.
Mehmet Amca’nyn ne yapaca?yny bilmeyen çekingen çocuklary da Mustafa’yy seyrediyorlardy. Mehmet Amca, hemen çoraplaryny çykardy. Bu toprak damly evin avlusunda bulunan çe?meye do?ru gitti ve orada abdest aldy. Sonra içeri ba?yny uzatyp:
-Ben namaza gidiyorum dedi ve çykty.
Mustafa’nyn aklyna hemen babasynyn hazyrlady?y hediyeler geldi ve çantasyndan çykaryp yengesine uzatty. Yengesi:
-Niye zahmet ettin gadasyny aldy?ym, kendin geldin ya, bundan iyi hedaye mi olur dediyse de paketleri bir bir açarak inceledi ve mutlu oldu.
Mustafa, çocuklara da açty?y paketten yine ?eker ikram etti. Burada herkes, ya?y ne olursa olsun ?ekeri çok seviyordu ve ?ekeri görünce mutlu oluyorlardy.
Yengesi, o hamarat kadyn, ak?am yeme?ine inanylmaz yemekler hazyrlamy?ty. Yörenin en a?yr yemekleri sofrada yerini almy?ken amcasynyn nasyl yemek yedi?ini görünce ?a?yrdy. Burada insanlar, hamurlu ve bulgurlu yemekleri çok seviyorlardy ve yeme?i de çok yiyorlardy. Mustafa, ne kadar doydum dese de ysrarlar kar?ysynda sofradan a?yry doymu? kalkty ve midesinde hissetti?i yy?ylma ile adeta kaskaty kesilmi?ti.
Mehmet Amca, durumu anlamy? gibi testiyi getirdi ve testiden su doldurdu:
-Yç ?u suyu Mustafam, Çürü?ün Pynardan doldurdum. Midende ne varsa yarym saate varmaz eritir deyip suyu ?ifa niyetine sundu. Mustafa’nyn yardymyna bu su yeti?ti. Yarym saat sürdü sürmedi, midesindeki sykynty hafiflemi?ti.
Mehmet Amca:
-Bu su böyledir o?lum, tyka basa ye, istersen bir kuzuyu midene indir, yarym saatte syyyryr alyr onu, diyordu.
Mehmet Amcasy için o?lu Mustafa’nyn de?eri büyüktü. Duvarda asyly duran askeri elbiseli foto?rafyna bakyp bakyp:
-O benim elim kolum gibidir. Her ?eyi çekip çevirir. O gidince yalnyz kaldym. Mustafam bir tane… Az kaldy, altmy? sekiz gün sonra burada olacak in?allah…diyordu.
Mustafa, çaylaryny yudumlarken amcasyna artyk bazy ?eyleri sormak arzusu duydu ve:
-Mehmet Amca, ben bu aile lakabymyzdan tedirgin oluyorum. Tutmu?uz onu bir de soyady olarak almy?yz. Ba?ka bir soyad bulamamy? myyyz? Ne olurdu dedemiz ba?ka bir soyad alsaydy dedi.
Amcasynyn yüzüne bakyyordu. Amcasynyn yüzü ek?i bir ?ey yemi? gibi buru?uktu. Yçeriye ba?yrdy:
-Akkyz, ci?aramy getir, tere?in üstüne koydum.
Akkyz, küçük adymlarla içeri girince Mustafa’ya gülümseyerek bakty ve Maltepe sigarasyny ve bir çakma?y küllükle beraber sedirin kenaryna koydu.
Bu ilgisizlik Mustafa’ya biraz a?yr geldi. Amcasy sanki soruyu duymamy? gibi davranyyordu.
Sigaranyn jelatinin açty. Üst bölümden bir parçayy kopardy ve yuvarlayyp küllü?ün kenaryna koydu. Sonra sigaranyn ucundan bir miktar tütünü büyük parmaklaryyla sykyp küllü?e bo?altty ve sigarayy iyice yumu?atyp çakmakla yakty. Derin bir nefes alyp odanyn kar?ysyna kadar üfledi.
Mustafa’nyn yüzüne bakmadan :
-Hamdi A?bim sana bir ?ey anlatmamy? dedi.
Sigaradan bir nefes daha çekti. Çayyny avucunun içine aldy ve bardak adeta avucunun içinde kaybolup gitti.
Mustafa’ya döndü ve önemli bir ?ey anlatyyormu? gibi ciddile?ti:
-Bak Mustafam, bizim dedelerimiz ta Horasan’dan Halep’e inmi?ler. Oralary dolanyp gelmi?ler. Sen on ikinci göbeksin. Bizim bildi?imiz dip dedenin ady Mustafa’dyr. Ondan öncesini kimse bilmiyor. Ta o zamandan beri bize Çürükler derler. Bu laf öyle basit bir laf de?il. Bak ?imdi… Babalarymyz anlatyrlardy ki Yavuz Sultan Selim çok gazaply bir hükümdarmy?. Turna Da?y Sava?ynda, kyz aldy?y Dulkadirli Beyine, yani kayynpederine öyle vah?ice saldyrmy? ki Dulkadirli askerlerini hallaç pamu?u gibi attyrmy?. Daha gazaplanyp kaçmakta olan Dulkadirli sipahilerinin üzerine yürüyor, onlary bulduklary yerde katlediyorlarmy?. Bizim dedemiz Mustafa Bey de o havalide obasyyla birlikte olany biteni izlemekteymi?. Varyp Yavuz’un önüne o iri gövdesini atmy?.
-Kyymayyn padi?ahym, karde? kany akytmayyn artyk yeter. ?u kaçan sipahileri kovalamayyn. Byrakyn kaçsynlar. Onlar senden yüz bulsalar orduna dahi katylyrlar falan demi? ama Yavuz öyle öfkeli ki, Mustafa Bey’i yakalatmy?. Mustafa Bey’in kendi atyna ba?lamy?lar, boynuna atyn ipini vurmu?lar, hayda… ata binip sürüklemeye ba?lamy?lar. Lakin ip kopmu?. Bunu gören padi?ah:
-Bunun ipi çürükmü? deyince:
Mustafa Bey ba?yryyormu?:
-Belki ipim çürük ama özüm sa?lam padi?ahym!
Ba?ka bir urgan bulmu?lar, yine ayny ?ey olmu?. Yp kopmu?. Padi?ah, bu durum kar?ysynda biraz sakinle?mi?. Mustafa Bey’i yanyna ça?yrmy?:
-Ne istiyorsun söyle demi?.
Mustafa Bey de:
-Karde? kany dökmeyin. O askerler de emir kulu. Kayynpederiniz emir verdi, onlar da sizinle muharebe ettiler. Bu sipahileri öldürmeyin. Siz onlaryn da padi?ahysynyz. Emir verin, hepsini affettim deyin, onlar sizin ordunuza gelip katylyrlar demi?.
Padi?ah, bunu pek önemsememi? gibi yapmy? ama birkaç gün sonra vezirleri ile görü?üp bu fikri kabul etmi?ler ve Dulkadirli sipahilerini affetti?ini açyklamy? ve bu askerlerin bir ço?u toplanyp Osmanly ordusuna katylmy?lar.
Padi?ah, Mustafa Bey’i yanyna tekrar ça?yryp:
-Eeee Mustafa, ipin çürük olmasaydy sen de ya?ly urganda ölüp gittiydin demi?.
Mustafa Bey de:
-Benim sadece ipim çürük, özüm sa?lamdyr, demi?.
Padi?ah, Mustafa Bey’e bu topraklary yurt vermi?. Obasy gelmi?, buraya yerle?mi?. Bizim çürüklü?ümüz budur o?lum. Bu hatyra unutulmasyn diye adymyza o günden sonra Çürükler demi?ler. Bizim sadece adymyz Çürük’tür. Özümüz sa?lamdyr. Yapylan i?e bak sen. Adamyn adynyn ne oldu?u önemli de?il, yapty?y i? önemli.
Mustafa, bu hikaye kar?ysynda dut yemi? bülbül gibi tarihin sayfalaryna dalyp gitmi?ti sanki. Mustafa yeni ö?renmi?ti ama kasaba halky bu hikayeyi biliyordu.
Amcasy:
-Kalk, kahvehaneye gidiyoruz dedi.
Mustafa’yy aldy, kahvehaneye götürdü. Orada bulunanlarla selamla?ty, hal hatyr sordu. Ye?enini onlara tanytty. Sonra aya?a kalkarak kahvehanede bulunanlara seslendi:
-Bakyn arkada?lar, Allah hakky için cevap verin, size bir soru soraca?ym. Bugüne kadar yedi ceddimizi bilirsiniz. Gördü?ünüz duydu?unuz ne varsa anlatyn. Çürük kabilesinden bugüne kadar çürük bir i? yapany gördünüz mü? Elinden, dilinden zarar gördünüz mü?
Kahvehanedekiler ?a?kyn bakarken yandaki masadan biri hemen cevap verdi:
-Yok Mehmet A?a, o nasyl söz! Çürüklerin i?i sa?lamdyr. Bunu biz büyüklerimizden beri duyaryz ve kendimiz de biliriz.
Di?erleri de bu sözü tasdik eden açyklamalar yaptylar.
Amcasynyn gözleri doldu ve hepsini eliyle selamlayyp yerine oturdu ve Mustafa’ya döndü:
-Gördün mü? Sen soyadyny “sa?lam” yapsan ne çykar? Yeter ki özün sa?lam olsun.
***
Mustafa, soyadyny bu hadiseden sonra de?i?tirmedi. Günün birinde yapty?y güzel bir projeye adyny ve soyadyny iftiharla yazdyrmy?ty ki mimar çevresine pek yabancy olan zamanyn Ystanbul Belediye Ba?kanynyn “Çürük” soyady ile ilgili espriyle kary?yk bir sözünü i?itti. Ba?kandan randevu alyp makamyna çykty. O güne kadar yapty?y projelerin örneklerini çykardy ve ba?kana ?öyle dedi:
-Ba?kan Bey, benim soyadym Çürük olabilir ama bir adamyn soyadyna bakylmaz, yapty?y i?e bakylyr. Benim özüm sa?lam, i?te bunlar da kanytydyr.
Ba?kan bu hassasiyet kar?ysynda aya?a kalkty ve Mustafa Bey’in elini sykty.
-Do?ru diyorsun. Sen benim tanydy?ym en sa?lam adamlardan birisin. Ke?ke hepimiz senin kadar “çürük” olabilsek Mustafa Bey!

_________________
Ne mutlu Türkçe konuşana
Kullanıcı kimliğini gösterS.Burhanettin AKBAŞ tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönderE-mek gönderKullanıcının web sitesini ziyaret etMSNM
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 26 Eyl 2005
Bildiriler: 408
Şehir: KAYSERİ
Alıntıyla Cevap Gönder
TANRI EMANETY
Gömle?i terin suyun içinde kalmy?, otuz be? kyrk ya?laryndaki delikanlynyn ady Necati’ydi. Necati’yi bu kadar bunaltan sadece çöl sycaklary de?ildi. Pat çat konu?maya çaly?ty?y Arapçasy da onun bu kadar terlemesine neden oluyordu. Necati, Thames marka otobüsün etrafynda fyr dönüyor, yoldan geçenlere bir ?eyler söylemeye çaly?yyor ama derdini anlatamyyordu. Nihayet, daha önce yolda byrakty?y Türk hacylardan bir kysmyny Amman’da bir camide bulunca sevindi. Yçlerinden bir hocayy buldu.
-Aman hocam, kurbanyn olayym, otobüs di?lileri parçalady. ?u Araplara sor bakalym, parça satan bir yer var myymy??
Ya?ly ba?ly hoca myryn kyryn ettiyse de geldikleri otobüsle Türkiye’ye dönme umudu içine do?unca Necati’ye yardym etmeye karar verdi. Beraberce camiden çykarken cemaatten bulduklary Araplara durumu izaha yeltendiler. Y?ler yine yolunda gitmemi?ti. Hocanyn Arapçasy oldukça bozuktu ve konu?ulanlary da anlamyyordu. Araplaryn sözlerinden bir adres tarif ettiklerini anladylar.
Necati, 400 km.lik bir yolu aryzaly bir motorla gelmeyi ba?army?, ama ?imdi bu hantal arabanyn parça de?i?meden hiçbir yere gitmeyece?ini anlamy?ty. Türk hacylar, bir depoyu kiralamy?lar, orada kalyyorlardy ve otobüsün tamir edilmesini bekliyorlardy. Necati, otobüs aryzasyna o kadar aly?kyndy ki gerekirse bir iskele kurar, arabanyn motorunu askyya alyp çykaryr, parçalar ve gerisin geriye dizebilirdi. Lakin, bu i? ba?kaydy. Di?lilerden biri kyrylmy?ty ve bu Araplara laf anlatmak çok zordu. Bir de söylenenleri tam anlayabilse… Adamlar, çok ?ey söylüyorlar ama Necati, çok azyny anlyyordu.
Araplar, hep ayny ismi tekrarlayyp duruyordu: “Sükyas”… Sükyas’y bulmam lazym dedi. Sora sora bir büyük dükkanyn önüne geldi. Burada Mercedes markasynyn kocaman bir levhasy vardy ama içeride her markadan yedek parça gözüküyordu. Dükkanyn içindeki bölmeye kafasyny uzatty ki kocaman bir sininin üzerinde Anadolu sofrasyna benzer bir sofra kurulmu?tu ve biri orta ya?ly di?eri genç iki ki?i kahvalty yapyyordu. Selam verdi. Bozuk Arapçasyyla bir ?eyler anlatyyordu ki orta ya?ly adam aya?a kalkty ve gelen ki?iyi iyice süzdü. Ylk defa kar?yla?malaryna ra?men sanki eski bir dostu hatyrlar gibi birbirlerine baktylar. Necati, yine Arapça bir ?eyler söylemeye yelteniyordu ki kar?ysyndaki adam:
-Kendini zorlama, istersen Türkçe konu? dedi.
Necati ?a?yrdy, adamyn yüzüne daha dikkatlice bakty. Amman’da bir Türk’ün dükkany olamazdy. Bu olsa olsa bizim çorbacylardan diye dü?ündü.
-Yyi ki beni yormadyn çorbacy, dedi.
Orta ya?ly, tombul adamyn yüzü de?i?ti bir an:
-Çorbacy oldu?umu nasyl anladyn dedi.
Necati:
-Bizimkilerin bu cehennemde i?i ne… Anadolu’nun buz gibi yaylalary dururken… dedi.
Adam:
-Benim adym Sükyas, senin adyn ne, dedi.
Necati:
-Ben de Necatiyim dedi.
Sükyas, onu kahvaltyya davet etti. Necati, teklifsizce kahvalty sinisinin yanyna bir iskembi çekti ve oturdu.
Necati:
-Araplar böyle kahvalty yapmayy bilmez, ayny bizim gibi sofra dizmi?siniz dedi ve bazlamanyn içerisine cevizli baly saryp a?zyna götürdü.
Sükyas:
-Sen nerelisin hem?erim dedi.
Necati, a?zyndaki koca lokmaya aldyrmadan:
-Gayseri…dedi.
Sükyas:
-Gayserinin neresinden dedi.
Necati, kafasyny kaldyrdy bu kez ikisine birlikte bakyyordu.
Sükyas:
-Bu benim o?lumdur, ady Civan dedi.
Necati, Civan’a bakty, sonra Sükyas’a döndü:
-Bünyan’danym.
Sükyas:
-O zaman Büngüldek’ten çok su içmi? olmalysyn dedi.
Necati, bir anda a?zyndaki lokmalary unuttu. Adamy hatyrlamaya çaly?ty ama nafile… Bu sürprizi beklemedi?i her halinden belliydi.
-Yçtim dedi ama sesi kysylmy?ty. Konu?acakty ama a?zyndaki lokmalar mani olmu?tu.
Sükyas da sürpriz bitmiyordu:
-Arakil Efendiyi de tanyrsyn o zaman?... dedi.
Artyk, Necati elindeki bazlamayy sofraya byrakty.
-Tanymaz myyym, babamyn çok yakyn arkada?yydy dedi.
Sükyas:
-Yanly? anlama ama Arakil Efendi’yi tarif edebilir misin?
Necati, diliyle a?zynyn içindeki yemek kyryntylaryny kary?tyrdy. Gömle?inin cebinden bir sigara çykardy. Sonra onlara uzatty. Sigarayy alan olmady. Yüzlerdeki gergin bekleyi?ten soruyu önemsediklerini fark etti. Sigarayy yakmady ve cebine koydu.
Necati:
-Arakil Efendi uzun boyluydu, kalyn, iki parmak ka?lary vardy. Toka gibi iki göz… O heybetli adam çok nazik ve kibar biriydi.
Sükyas’yn yüzü bir anda rahatlamy?ty. Necati’ye elini uzatty. Ona kendi elleriyle çay doldurdu, bazlama sardy.
- Merak etme, sana her ?eyi anlataca?ym dedi. Önce derdini söyle. Ne ihtiyacyn var, ne oldu dedi.
Necati:
-Karde?im Mustafa, otobüsün ya?yny de?i?tirmi?. Fakat cyvatayy iyice sykylamamy?, hacylarla yola çyktym. Kum fyrtynasyna yakalandym, bu arada otobüs aryzalandy. Hacylary di?er otobüslere bindirip Amman’a kadar gitmelerini söyledim. Yskele kurup motoru indirdim, motoru çaly?tyryp usul usul Amman’a kadar geldim ama otobüs di?liyi kyrdy. Parça olmadan ?uradan ?uraya gitmez.
Sükyas, “vay vay” diyor da ba?ka bir ?ey demiyordu.
Sükyas:
-Otobüsün markasy nedir?
-Thames…
-Aman, aman, aman… O arabalar bizim burada yok. O yüzden parçasy bizde olmaz.
Necati’nin yüzü bir anda de?i?ti, gözünün önü karardy. Elinin tersiyle terini sildi.
Sükyas:
-Endi?e etme, bir çaresini bulaca?yz dedi.
Sonra sofranyn ba?yndan kalkty. Küçük odada biraz dola?ty.
-Demek sen, Büngüldek’te çok su içtin? Gaz yrma?ynda çimdin öyleyse… ?ahsenem’de dola?tyn, Kayaba?ynda küfül küfül esen rüzgara kar?y dö?ünü ba?ryny açyp serinledin… Horan Çayyry’nda da horon oynadyn my?
Necati gülümsedi:
- O dediklerini yaptym ama horon depmedim tabii ki… Orada biz horon depmeyiz. Biz harman yerlerinde halay çekeriz. Evlerin damlaryna çykar, orada bile halay çekeriz.
Sütyas gülümsedi, kar?ysyndakine büyük bir muhabbetle bakyyordu.
-Arakil’i anlat, babanyn arkada?y myydy?
Necati:
-Babamyn arkada?y olur Arakil Efendi… Babama Kasap Ybrahim A?a derlerdi. Yyi muhabbet ederlerdi. Babam hak yemezdi. Arakil Efendi, babamyn yapty?y i?i çok severdi.
Sükyas:
-Peki, beni hatyrlyyor musun, dedi.
Necati, adamyn yüzüne bakty, bakty ama bir ?ey çykaramyyordu:
-Tanyyamadym seni… E?er seninle biz kar?yla?saydyk ben seni asla unutmazdym dedi.
Sükyas ba?yyla onaylady:
-Do?ru… Seninle biz hiç kar?yla?madyk dedi.
Sükyas:
-Sen benim hikayemi merak ediyorsun. Anlataca?ym. Amma, önce ?u i?i bir çözelim, vakit var, sana her ?eyi anlataca?ym dedi.
Telefonun ba?yna geçti ve bir numara çevirdi. Kar?ysyndakiyle Türkçe konu?uyordu.
-Bir misafirim var burada. Kasap Ybrahim Efendinin o?lu… A?abeyin Arakil Efendi’nin arkada?ynyn o?lu… onun bir i?i varmy?, buraya yanyma geldi.
Necati, yine ?a?kynlykla etrafyna bakarken Sükyas, telefonu uzatty.
-Arakil efendinin bacysy olur, seninle konu?mak istiyor.
Necati, tereddütle telefonu kula?yna götürdü. Kar?ydaki ses:
-Amooon o?lum, sen Kasap Ybrahim Efendinin o?lusun. Babanyn sesi bo?uk çykardy.
Necati, bu sycak sesle kendine geldi:
-Evet hala, do?ru… Sen de Arakil Efendi’nin bacysyymy?syn…
-Evet o?lum, ben seni çykaramadym ama sen bizim ku?aktan ço?u kimseyi bilirsin herhalde…
Öyle bir muhabbet sardyrdylar ki yarym saatlik sohbet ikisine de yetmedi. Telefonu Necati’den alan Sükyas, bir süre daha Beyrut’la görü?tükten sonra telefonu kapatty ve o?luna döndü.
-Civan, sen arabanyn yerini bul. Beyrut’tan malzemeler hemen yola çykacak. Arabanyn parçasyny de?i?tir ve hemen buraya getir.
Civan yerinden fyrlady ve Necati’den arabanyn yerini ö?renip yola çykty.
Sükyas, dükkana gelen çaly?anlara talimatlar verip Necati’nin koluna girdi ve dükkanyn yanyndaki kapyyy açyp merdivenden çyktylar.
-Burasy benim evim dedi.
Sükyas, iç kapyyy açynca içeriye Türkçe seslendi:
-Nivort, bak Tanry misafiri getirdim.
Yçeriden ba?y yazmaly, ince yapyly bir kadyn çykty.
-Ho? geldiniz dedi.
Necati:
-Ho? bulduk dedi.
Sükyas, evin caddeye bakan salonuna, pencereye gitti. Misafirine yer gösterdi. Sedire oturdular.
Sükyas:
-Hanym, bir Türk kahvesi yap da içelim dedi.
Nivort:
-Misafirimiz kahvesini nasyl içer acaba dedi.
Necati:
-Orta ?eker olsun yenge dedi.
Sükyas, ba?yyla hanymyna i?aret verdi. Biraz sonra bol köpüklü Türk kahvesi ile yanynda birer bardak su geldi.
Önce suyu içtiler. Sonra kahvelerini höpürdeterek yudumladylar. Necati, bu kez sigarasyna davranyp bir sigara çykardy ve derin derin iki nefes çekti.
Sükyas, hanymyna dönerek:
-Sen de ?öyle otur hanym, Bünyan’dan gelen dostuma hikayemizi anlataca?ym dedi.
Nivort, oturdu ve elindeki tepsiyi dizinin üstünde tutuyordu.
- Necati Efendi, sen Sivas’yn Yeniçubuk kazasyny bilirsin…
Necati kafasyny sallady.
-Y?te biz oradan oluruz. Bize Yeniçubuk’ta Ehmalo?lu derlerdi. Babamyn hali vakti yerindeydi. Tren yolunun kenarynda evlerimiz vardy. Bir gün babam beni yanyna ça?yrdy ve dedi ki: “O?lum, biz uzun bir yola çykaca?yz, ne olaca?yny bilmiyoruz, seninle bir süre ayrylaca?yz. Sen küçüksün, bu uzun yola dayanamazsyn, yanyna da Nivort’u kataca?ym, bir yerde Tanry emaneti olarak bir süre duracaksyn. Yçim nasyl yandy biliyor musun Necati Efendi, tarif edemem. Babamy hiç böyle görmemi?tim. Çok endi?eliydi. Beni gözü gibi sakynan babam, yüzüme bile bakamyyordu. Göz göze gelemiyorduk. Gün boyu kalbim çarpty, heyecandan uyuyamadym. Sabah erkenden beni uyandyrdy. Atyn bir terkisine Nivort’u koymu?tu, öteki terkisine de beni bindirdi. Biz, uzun yollar a?tyk ve babam bizi Saryo?lan’a götürmü?. Bir evin kapysyna geldik, attan bizi indirdi. Büyük bir kapynyn önünde topal bir adama bizi teslim etti. Öldüyse Allah rahmet eylesin, Saryo?lanly Topal Osman A?a idi o adam. Babam dedi ki: “Bak Osman A?a, uzun bir yola çykyyorum, bu çocuklar küçük, yola dayanamazlar. Çocuklaryma sen sahip ol. E?er günün birinde gelirsem, çocuklarymy senden alyrym. E?er gelemezsem, Tanry emanetidir, ötesini sen bilirsin. Babama saryldym, onu byrakmak istemiyordum. Y?te o vakit babamla göz göze geldik. O any tarif edemem, asla tarif edemem.
Sükyas’yn gözleri dolmu?tu. Nivort, gözünü yerdeki halynyn desenine vermi?, dalgyn dalgyn bakyyordu. Sükyas, ba? parmaklarynyn arkasyny gözüne götürdü ve gözya?laryny silince iri taneler avucuna akty. Elini ovalady ve anlatmaya devam etti.
-Topal Osman A?a, bizi evinde misafir etti. Çok iyi bir insandy. Saryo?lan küçük yer … Orada biz Müslüman mektebine gidiyoruz. Çocuklar bizi “***” diye oynatyyor. Her gün Nivort’la a?layarak eve dönüyoruz. Topal Osman A?a, oranyn ileri gelenlerinden ama o da bir ?ey yapamyyor. Bir gün büyük adamlar gibi bizi kar?ysyna oturttu. “Çocuklar, babanyza söz verdim. Siz bana Tanry emanetisiniz ama… Bu böyle olmuyor. Burada Hyristiyan mektebi yok. Sizi de Müslüman çocuklar kabullenmiyor. En iyisi sizi daha rahat edece?iniz bir yere götürmek dedi.
Bizden cevap bekliyordu ama biz hiçbir ?ey bilmiyoruz ki ne diyelim. Topal Osman A?a, atyny hazyrlatty ve bizi terkisine yükleyip Bünyan’a getirdi. Yri yary bir adam, yuvarlak gözler, üstünde iki parmak kalynly?ynda bir ka?… Bahçeli bir evin asmasynyn altyndaydyk ve Arakil Efendiyi ilk kez orada gördük. Osman A?a bütün hikayeyi anlatty ve “Arakil Efendi, Tanry emaneti olarak kabul ettim ama sen de bunlary Tanry emaneti olarak kabul et” dedi?inde o heybetli adamdan o kadar güzel sesler çykmaya ba?lady ki korkumuz biraz olsun dindi. Arakil Efendi bizi kabul etti. Biz onunla ?ahsenem’de, Gaz yrma?ynda, Horan Çayyrynda gezdik. Arakil Efendi, devamly Büngüldek’in suyunu içerdi. Biz, Nivort’la Büngüldek’e su doldurmaya giderdik. Öyle de?il mi Nivort?
Hanymynyn yüzünde hafif bir tebessüm belirdi ama cevap vermedi.
-Arakil Efendi, bütün Hyristiyan mektepleri kapandy?y için bizi Kayseri’deki Aya Nikola Kilisesine gönderdi. Orada e?itimimizi tamamlamamyzy istiyordu. Kendisi de bu kilisede papaz oldu?u için onunla gidip geliyorduk. Her ?eye yine çabucak aly?my?tyk ki bu sefer de Arakil Efendi bizi yanyna oturttu. “Bakyn çocuklar artyk büyüdünüz. Kilisedeki e?itim sizin için bitti. Burada kalamazsynyz. Sizi Kybrys’a gönderece?im ve orada bir arkada?ymyn misafiri olacaksynyz. Orada okuyup hayatynyzy kurtaracaksynyz” dedi. Bu kez ayrylmak kolay olmady. A?layarak Arakil Efendi’nin eline saryldyk. Bizi byrakmamasyny istiyorduk. Arakil Efendi, gözya?lary içinde “En do?rusu bu. Günün birinde anlayacaksynyz” dedi. Bizi Kayseri’den Adana’ya yollady. Oradan Kybrys’a gittik. Yine bahçeli bir ev… Ba?rymyzda ta?ydy?ymyz bir mektup ve orada Nivort’la üniversite e?itimimize ba?ladyk. Tanry emaneti olarak geçen yyllarymyzyn ardyndan üniversiteyi bitirdik. Orada Ermenice, Türkçe, Yngilizce, Fransyzca ve Arapça dillerinde e?itim almy?tyk. ?imdi Nivort da ben de bu be? dili gayet iyi biliyoruz.
Nivort, yerinden kalkty, mutfa?a do?ru yöneldi. Necati ile Sükyas onu gözleriyle takip ettiler. Sükyas, e?inin gelmesini beklerken Necati de sigarasyny pencereye do?ru üfleyip ufka bakyyordu.
Biraz sonra küçük kaselerle hurma ve ?erbet getirdi Nivort ve yerine oturdu.
Sükyas, e?ine saygyyla baktyktan sonra sözlerine devam etti:
-Üniversiteyi bitirince biz Telaviv’e gitmeye karar verdik. Orada geçen yyllarymyz da çok güzeldi. Nivort, bir okulda ö?retmenli?e ba?lady, ben de bir foto?raf stüdyosu açtym. Y?lerimiz öyle güzel gidiyordu ki… Üç katly bir ev almy?tyk. Evlenmi?tik, mutluyduk, huzurluyduk. Günün birinde Yahudiler gelene kadar sürdü her ?ey… Yahudiler, kendilerinden olmayan herkesin Telaviv’i terk etmesini istiyordu. Evimizi dahi satamadan ta?yyabilece?imiz ne varsa yanymyza alyp Ürdün’e do?ru yola çyktyk. Kral Hüseyin’den Allah razy olsun ki, o bizi buraya kabul etti ve Amman’a yerle?tik. Burada dostlarymyz oldu ve bize akyl verdiler. Burada oto yedek parçasy satan kimse yokmu?. Bize bu dükkany tuttular ve ben burada yedek parça i?ine ba?ladym. ?imdi dükkan benim ve üzerine de evimi yaptym. Çok ?ükür, halim vaktim yerinde… kazancym iyi…
Necati, bu hikayeden çok etkilenmi?ti.
-Peki dedi, babany ya da Arakil Efendiyi, o günlerden birilerini hiç görmedin mi?
Sükyas, yutkundu.
-Babamy görmedim, akrabalarymy da öyle… Arakil Efendinin öldü?ünü haber aldym, bir daha görü?emedik. Arakil Efendinin kyz karde?i Beyrut’tadyr. Onunla ve çocuklaryyla görü?ürüz. Daha birçok dostumuz vardyr burada. Ama babam… Hiçbir haber alamadym. Kime sorduysam, babamy gören bilen çykmady. Nereye gitti, ne yapty bilmiyorum.
Necati:
-Peki, annen ve ötekiler…
Sükyas’yn sesi kysylyr gibi oldu.
-Hiç dedi. Hiç kimseden bir haber yok. Nivort’un annesi babasy, karde?leri de öyle… Bilmiyoruz.
Necati, sigarasyna uzanyp bir daha yakty. Kar?yda Araplaryn cebel dedikleri yükseltiye bakyp daldy gitti.
Çay içtiler, derelerden tepelerden, çiçeklerden, böceklerden, ku?lardan konu?tular. Ne konu?salar bitmek bilmiyordu. Çocukken oynadyklary oyunlara kadar her ?eyi sy?dyrdylar saatlerin içine. Ta ki ö?leye do?ru Civan’yn çykyp gelmesine kadar…
-Baba, her ?ey tamam dedi.
Necati, söze dalyp:
-Nasyl tamam, Beyrut’tan parça geldi, takyldy ve otobüs de tamir oldu öyle mi?
Civan, büyük bir mutlulukla:
-Ysterseniz pencereden bakabilirsiz, otobüs kapynyn önünde duruyor.
Necati, pencereden bakty ki, otobüs rolantide çaly?yr vaziyette kapynyn önünde duruyor.
-Size nasyl te?ekkür edece?imi bilemiyorum, Allah razy olsun, beni büyük bir dertten kurtardynyz dedi.
Sonra irkilerek:
-Benim borcum ne kadar, param var, lütfen masraflaryn ne kadar oldu?unu söyleyin.
Sükyas:
-Bak Necati Efendi, evde i? konu?ulmaz bunu unutma…
Civan, babasyna dönüp:
-Beyrut’tan gelen parçaya para ödemedik, üzerine bir not yazyp göndermi?ler. Notta diyor ki: “Sükyas Efendi, Kasap Ybrahim A?a’nyn o?lundan sakyn ha herhangi bir para almayasyn, senin masraflaryny da biz ödeyece?iz.”
Sükyas:
-Hem zaten bize de borcun yok. Gördün mü? Sen bize Tanry emanetisin. Paradan konu?mak yok bir daha…
Necati, çok mahcup olmu?tu.
-Ben bunun için gelmemi?tim, burada ö?rendiklerim paha biçilmez ?eyler oldu. Sizleri tanydym. Sizi asla unutmayaca?ym. Bir gün e?er yolunuz bizim oralara dü?erse, Büngüldek’ten so?uk bir su içmek isterseniz, Kasap Ybrahim’in o?lu Necati’nin orada oldu?unu bilmenizi isterim.
Güzel sözler, hatyr almalar birbirini izledi durdu. Ev sahipleri, misafirlerini byrakmak istemiyordu. Misafir, hacylary bir an evvel Türkiye’ye götürmesi gerekti?ini söyleyip ysrar ediyordu. Nihayet misafire anlayy? gösterdiler. Necati, bir depoda bekletti?i Türk hacylary alyp yola çykty.
Karde?i Mustafa, direksiyondaki a?abeyi Necati’ye soruyordu:
-A?abey, o Ermeniyle ne kadar uzun görü?tün öyle…
Necati:
-Tanry misafiri nedir bilir misin Mustafa?
-Bilirim a?abey, bilmem mi?
-Evet, Mustafam onu bilirsin ama Tanry emaneti nedir bilmezsin.
Mustafa homurdandy:
-Anlatacaksan düzgünce anlat, niye ?ifreli konu?uyon ki…
Necati gülümsedi, sigarasyna uzandy, yakty.
-Hadi yol uzun, git de ?imdi yat… Hikaye dinleyecek syra de?il.

_________________
Ne mutlu Türkçe konuşana
Kullanıcı kimliğini gösterS.Burhanettin AKBAŞ tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönderE-mek gönderKullanıcının web sitesini ziyaret etMSNM
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 26 Eyl 2005
Bildiriler: 408
Şehir: KAYSERİ
Alıntıyla Cevap Gönder
ULU HAKAN VE DYL SEVGYSY ***(Bir "dilimiz.com" Hikâyesi)***

Türk Ülkesinde o yyl kara kara da?larda ye?il üzümler oldu, ol üzümlerden yiyenler sarho? oldu. Ak koyunlar byngyl byngyl ak kuzular do?urdu. Kara kara bulutlar ya?dy, ba?ak ba?ak bu?daylar oldu. Bolluk oldu, bereket oldu. Akça kyzlaryn yüzüne al geldi, yaylalardan kovan kovan bal geldi. Ak gelinler o?ul verdi, kyz verdi. Dü?ün oldu, toy oldu. Bayram geldi. Türk beyleri ak ota?lar kurdular, koç koyun kyrdylar. “Kutlu olsun, kutlu olsun” deyip birbirlerine saryldylar. Nerde bir yoksul görseler yedirdiler, içirdiler; çyplak görseler giydirdiler. Ak ba?ly da?lardaki, yemye?il yaylalardaki çobanlara arma?anlar yolladylar.
Y?te o günlerde Türk Ülkesinin ba?ynda “Ulu Hakan” derler bir ka?an otururdu. Ota?ynda kara kara dü?ünür, bir oraya bir buraya gezinir dururdu. Elini çenesine atar, börkünü çykaryp uzunca saçlaryny de?elerdi.
Ulu Hakan, ota?dan dy?ary çykty. Gökyüzüne bakty. Gökyüzünde sayysyz yyldyzlar gördü. Aklyna Türk illeri geldi. Kimi uzak, kimi yakyn… Kimi yüksekte, kimi alçakta… Sayysyz iller görürdü. Bir sinsi yel gibi yanyna sokulan Ak Bilge’yi fark edemedi. Bir öksürük sesiyle irkildi. Ak Bilge:
-Hakanym, kutlu bir gecedir ama siz dü?üncelere dalmy?synyz dedi.
Hakan, Ak Bilgenin ellerini tuttu. Elleri alt alta, üst süte geldi?inde, Hakan onun elini byrakmady.
-Sen hep böyle dar zamanymda yeti?irsin, dedi.
Ak Bilge:
-Seni böyle dü?ündüren nedir Hakanym? Tarlalaryn bu?dayla doldu, yrmaklaryn ça?yl ça?yl sularla doldu. Ak koyunlar kuzulady; gelinler, o?ul verdi, kyz verdi. Ba?larymyzda üzümler oldu, ol üzümün suyundan içenler sarho? oldu. Yoksullar sevindi, açlar doydu. Atalarynyn ruhu ?ad oldu. Yllerin, obalaryn bugün bayram etti. Sen Türk illerinin hakanysyn, senden mutlu kimse var my?
Ulu Hakan gülümsedi.
-Do?ru söze kimse bir ?ey demez. Tanrymyza ?ükürler ettik dualarla. Lakin yüre?im sykylyr kalyr ?uracykta.
Ak Bilge:
-Nedendir Hakanym söyle bana, cevabyny hemen vereyim sana.
Ulu Hakan:
-Atam ka?anlar, ak sakally bilgeler, kopuz çalan ozanlar, ta?a yazy vuran bezekçiler… Yüzlerce yyldyr hep ayny dili ta?ydylar. Orhun’da, Yenisey’deki bengüta?lara bak sen. Alpozanlaryn yyrlaryna, sagularyna bak sen. Ak sakally bilgelerin ö?ütlerine bak sen. Bak da söyle bana.
Ak Bilge, tela?la:
-Hepsine de bakarym kutlu Hakanym hey! Atan ka?anlar mezarlarynda uyurlar; ak sakally bilgeler özlü sözler duyururlar; alpozanlar kopuz çalar, yyr söylerler. Bezekçiler, bengüta?lara kazar durular ölenlerin sözlerini. Bunda ne var söyle bana, derdine bulayym çare?
Ulu Hakan:
-Ak sakally, nurlu ki?i… Sen bilirsin her i?i. Söyle bana ki bir ozan çyka ortaya, O?uz’un, Bilge Ka?an’yn dilinden söylemeye; bir bezekçi çyka ortaya ki anamyn atamyn dilini ta?lara kazymaya; bir ak sakally bilge çyka ortaya ki, Türk dilinden özge bir dille ö?üt vere, yumu? buyura. Y?te ben buna tasalanyr, buna yanarym.
Ak Bilge:
- Aylardan yyldyzlardan yüce duran Ulu Hakan! Tanry sana bir ulu dü?ünce vermi?. Demek sen atalarymyn dili için tasalanyrsyn. Alpozanlar, ak sakally bilgeler, ta?lary kazan bezekçiler Türkçe yazmaz, Türkçe konu?maz my?
Ulu Hakan:
-Konu?urlar, elbette konu?urlar. Benim derdim odur ki Türk illerinde artyk özge sözler dola?yr oldu. Beylerim dahi o dillerle bana yazy yazar oldular. Herkes anam atam dilinin yanyna ba?ka dilleri de katmy?. Önce bir sözle bir ?ey olmaz dediler, güldüler geçtiler. Bir iki oldu, iki dört oldu, dört de sekiz… Söyle bana Ak Bilge, bir bahçeye ayryk otlary girse, biz onu temizlemezsek ne olur? Bir ormana balta girse, biz o baltayy bulup ormancyya ceza vermezsek ne olur? Bir orduya dü?man girse, biz onu bulup çykarmazsak ne olur?
Ak Bilge, iki elini ba?yna aldy.
-Do?ru söylersin Hakanym. Bir bahçeye yaban otlary girse, temizlemezsek, otlar bahçesi sarar. Bir ormana balta girse, bir ormancyyy bulmazsak, baltalar ço?alyr, orman yok olur. Bir ky?laya dü?man girse gizlice, biz onu bilmezsek, askerlerimiz sava?maz olur. O zaman ak ota?ymyza karalar çöker, al sayvanlar, bayraklar, tu?lar iner, dü?man alyr bu güzel Türk ülkesini.
Ulu Hakan:
-Öyleyse Ak Bilge söyle bana, Türk Dilinin yerine ba?ka bir dil girerse neler olur?
Ak Bilge, yerinden fyrlady kalkty:
-Hakanym, hemen kurultayy toplayalym. O?uz, Kyrgyz, Kazak, Özbek beyleri gelsinler. Dil demek bayrak demektir; Türk demek de Türkçe demektir. Türkçe olmazsa Türk ülkelerindeki kut gider, ba?ka illere konar. O zaman Türk, Türklü?ünü bilmez, yoz olur.
Hakan:
-Ak Bilgem, i?te ben derdimi dedim sana, çareyi bulup söyledin bana. Ben isterim ki Türk dilinde Araptan Farisiden, Urumdan Urustan, Çin’dem Maçin’den sözler olmasyn. Alpozanlar Türkçe söylesin, bezekçiler Türkçe kazysyn, ak sakally bilgeler Türkçe ö?üt versin, anam atam dilini kimse terk etmesin.
Ak Bilge:
-Yakyn zamanda Türk beyleri toplana, kurultay kurula… Hepsi de gelsin bu kutlu ota?a… Gerisi hayrola…
Dedikten sonra ota?laryna çekildiler. Sabah turgay ku?u öttü?ünde, ala karga ala çadyra kondu?unda Hakan da uyanyp sycak bir a? yedi, ota?yndan dy?ary çykty. Ota?lara, çadyrlara bakty. Her biri sabah oldu?unu anlayynca uyanyp dereye do?ru giderdi. Bol su ile yüzlerini yykayyp uyandyktan sonra kazandaki a?tan yerlerdi. Ulu Hakan, haber saldy, çaparlar, ulaklar, bezekçiler, yazycylar gelsin diye.
Bunu duyan Yaltacyk da ota?a gelip olany bitene kulak kabartty. Sonra Hakan’yn yanyna varyp dedi ki:
-Aman Hakanym, ne yapyyorsunuz? Daha beyler, yurtlaryna yeni vardylar. Bayram idi nice arma?anlar aldylar. ?imdi syrasy myydy bu kurultayyn demezler mi, kalpaklaryny yere vurup öfkelenmezler mi?
Hakan, suratyny asty:
-Sen neler söylersin deyip aya?a kalkty.
Yaltacyk:
-Aman Hakanym, illerimizde herkes diledi?ince konu?ur. Kim ne der, ne söyler bize ne? Sonra demezler mi, Ulu Hakan, kendine dü?man olarak bula bula dört tane sözü mü buldu? Sözlere kylyç my salayalym, ba?laryny my vuralym? Hakan, bu akly kimden almy? deyip gülmezler mi?
Ulu Hakan, aya?a kalkyp öfkeyle seslendi:
-Ben, ala yunta binip karly da?lara gitti?imde Yaltacyk neredeydin? Yalyn kylycymla dü?manyn boynunu vurdu?umda Yaltacyk sen neredeydin? Alpozanlar sava? davulu çaldy?ynda Yaltacyk sen neredeydin? Bu obada boyunun gölgesiz gezdi?inden senin haberin yok mu? Dü?mana ok atmayanyn ota?ymda yeri de yoktur, yanymda sözü de yoktur.
Yaltacyk, Ulu Hakan’yn yanyndan kovuldu ve böylece Ulu Hakan, dirayetli bir ?ekilde bütün Türk beylerine ulaklarla, çaparlarla bir dil kurultayy toplanaca?y haberini göndermi?ti.
Türk beyleri, Ulu Hakan’yn kutlu buyru?unu aldylar ve okudular. Ulu Hakan, o buyrukta ?öyle diyordu:

“Uzun süredir anamyn ak sütü saydy?ym öz dilime pislik gibi tozlaryn uçu?arak kondu?una ?ahit olmaktayym. Her geçen gün bir öncekine göre ak dilimin akly?yny kaybetti?ini görür dururum. Bu durumu fark edip beni uyaran dili gibi ary ve ak sakaly olan Dilsever adly bir yüce bilendir. Bir rivayettir ki bu ak sakally bilge ki?i Ergenekon’dan beri bütün Türk soylarynda dilinin temizli?ini korumaktadyr. Bu bilge ki?i bir gün benim dü?üme girip beni uyardy.

Ne olduysa oldu, bazy boylar ba?ka topluluklardan sykça sözcük alyr oldular. Geni? omuzlu mangal yürekli alplarymyz, hakimiyetindeki yörelere gittiklerinde kendilerine yaranmak için yapylan ?aklabanlyklarda sarf ettikleri sözcükleri bizimkiler çok komik bulur, bu sözcükleri e?lence olsun diye kendi ota?larynda da sarf eder oldular. Zaman içinde bu sözcükler komikli?in vazgeçilmezleri arasynda yer alyrken ayryca yeni yeti?en çocuklar bunlary ö?renip kendi aralaryndaki normal konu?malarda kullanmaya ba?ladylar.
Sizleri tez vakitte aksakallarynyzla Türk ülkesinin ba?kentine beklemekteyim.
Bu kutlu kurultaya sözü olan herkes katylabilir.”

Hakan böyle tehlikeyi gördü ve sonraki ku?aklara bozulmamy? temiz bir dil aktarabilmek için önerileri olabilecekleri konu?turmaya, bunun için halk kurultayyna karar vermi?ti
Büyük meydana ülkenin dört bir yanyndan binlerce insan geldi. Hakan ‘Neden bu kurultay toplandy?’ diyerek söze ba?lady ve sözlerine ?öyle devam etti.
-De?erli halkym, Türk Budunu, O?uz, Kypçak, Özbek, Kazak, Türkmen beyleri, bu kurultaya neden gerek duydu?umu merak edenleriniz olacaktyr. Peki neden toplandyk?
Çevremde olan bazy yöneticiler, bu toplantynyn neyi amaçlady?y, kime faydasy olaca?y gibi sorular sordular.
Buna kysaca de?inmenin, herkese tek tek anlatmaktansa buradan açyk bir duyuru yapmanyn daha yararly olaca?yny dü?ündüm.

E?er bugün bu çaly?malary yapmaz, tedbirini almazsak torunlarymyzyn torunlary eldili sözcüklere özenerek onlary söyleyecek, kendi öz sözcüklerini unutmaya ba?layacaktyr. Öyle bir zaman gelecek ki dilimiz Türkçe yeni bir dilmi? gibi Türking dili diye anylacaktyr. Dilimizin kirlenmemesi için öz benli?imize sahip çykmalyyyz. Aksi takdirde gelecekteki yrkta?larymyz dilini tekrar kirlilikten kurtarabilmek için büyük sava?ym vermek durumunda kalacaktyr.

Bugün Hakanyn ve dil sevdalylarynyn bir araya geldi?i bir ortamdayyz. Amacymyz dile saygy, ona hizmet do?rultusunda dil ile ilgili her konuda bilgi payla?ymynda bulunmak. Belki burada onlarca yorum, onlarca ifadeden sadece üç be? tanesi etkili olacak, akyllarda kalacak, dilde kullanym alany bulacak. Ya da birilerini uyandyrmasa bile dürtecektir. Belki de bir hiç u?runa didinip duraca?yz. Ama sonuç bir “hiç” olsa bile bo? oturaca?ymyza çaly?manyn, bir hedef u?runa didinmenin kutsally?yna inanmak kime ne zarar verir, ne kaybettirir? Karanlykta göz kyrpmyyor, atalarymyzdan gelen bozulmamy? dilimizden ?a?myyoruz. Bu temiz dilimiz üzerine kurulan yeni kurallar ba?aryya ula?aca?yna inancymyz sonsuzdur. Sonuçta dilimize bir sözcüklük katkyda bulunabilirsek buna da çok büyük bir ba?ary elde etmi? olmanyn kyvancyyla övünece?iz. Yoktur kesinlikle ba?ka bir beklentimiz.

Bu kurultayda derleme ve tarama çaly?malary yaparak, obalaryn birbirlerinden farkly kullandyklary sözcüklerin hepsini birbirimize ta?ymak istiyoruz. E?er bunu yapmazsak sorarym size, kaçynyzyn dilinde di?er öbeklerdeki, aksakallylaryn dilindeki sözcüklerin söylemi bulunacaktyr. Sorarym ?imdi sizlere, dedelerimizin kullandy?y sözcüklerin size, sizden torunlarynyza geçebilece?ine nasyl güvence verebilirsiniz? Dedelerinizin kullandy?y sözcükleri bugün kaçynyz kullanyyor? Sizlerin arasynda belli yörelerde kaderine terk edilmi? sözcükler vardyr, oralardan ba?ka yerlerde kullanylmamaktadyr. Sonuç olarak zamanla unutulmasyna da engel olunamayacaktyr. Bu deryanyn de?erini bilemedikten, icraatyny sergileyemedikten, payla?amadyktan sonra neye yarar? Dü?ünürün dedi?i gibi "ol mâhiler derya içredirler ama derya nedir bilmezler." Biz de aynen bu söylemde oldu?u gibi, dilimizin zenginli?ini de?erlendiremiyor, kyymetini bilemiyoruz. Hatta bunun farkynda bile de?iliz.
Dil kullanyldy?y sürece ya?amaktadyr. Y?te burada, bu noktada biz Türk dili gönül dostlaryna çok önemli bir görev dü?mektedir: Konu edilen bu sözcükleri gün yüzüne çykarmak ve kullanyma kazandyrmak. En azyndan bu sözcüklerin varly?yny hatyrlamak, hatyrlatmak. Bir ?eyin varly?yny bilmek, duymak ba?ka, onu sizlere tekrar hatyrlatmak bamba?kadyr. Y?te biz burada bu deryayy siz de?erli halkymyzyn bilgisine sunmak istiyoruz. Bu nedenle de bu kurultayy toplamayy uygun gördüm. Dilimize yarary olaca?yna inanyyorum. Elbette öncelikle bunu istememiz, buna inanmamyz, gayret etmemiz gerekmektedir. Ynanyyorum ki bireysel olarak üstümüze dü?eni yaparsak toplum olarak istenilen ortak noktaya daha kolay ve ba?aryly bir ?ekilde ula?ylacaktyr.

Han sözünü bitirdi?inde halk “Bozkurt Han, ulu hakan” diye ba?yrmaya ba?lady. Ulu Hakan, bekledi?inden fazla bir ilgi buldu?u için memnundu. Tam o syrada, bir Türk beyi elini kaldyryp söz istedi:
-Adym Urungu. Ben de bir O?uz beyiyim. Muhalefetimden ya da bu kurultaya engel olmak istedi?imden de?il, lütfen yanly? anlamayynyz.
‘Neden bu kurultay toplandy?’ adyny koydu?unuz bu kurultay netice itibariyle, üzerine birçok insanymyzyn konu?tu?u bir konudur.
?imdi ben bilmem hangi yörede limon diye bildi?imize "sulu zyrtlak", çay ka?y?y diye bildi?imize "mablah", -ne bileyim- patates olarak bildi?imize bir yerde "kartol", bir ba?ka yörede "patata" dendi?ini bütünle?tirilmi? bir çaly?ma içinde görsem ne olacak? Öyle yöresel tanymlamalar vardyr ki; o tanymlamayy bir kez de?il bin kez dahi söyleseniz, ba?ka yörelere ta?yyarak konu?sanyz, o tanymlamanyn kullanyldy?y yöreden ba?ka yerde bunu tam anlamyyla anlatabilmeniz, algylatabilmeniz mümkün olmayabilir.
"?i? çahyla...", Zukkuuuum...", "deeert...", vb. binlercesi...
Bunlary bir yörede ya?ayanyn bir ba?ka yörenin deyimini, o deyimde vurgulamak istedi?i içeri?i aktarabilecek olmamyz yüzde bile de?il, binde oranlaryyla ölçülebilir.
Bence bu "‘Neden bu kurultay toplandy?’ Derleme Çaly?malary" pek de arzu edilen hedefe vurabilecek gibi de?il...
Bir obadakinin di?er bir obadakinin neye ne dedi?ini niye merak etsin ki?... Etti diyelim, gerçek hayatta bu ne i?ine yarayacaktyr?
Sayyn Hakan’ym benimki bir fikir jimnasti?i...
Do?ru olany sizler benden daha iyi bilirsiniz...
Saygylarymla büyük Hakan’ym...
O vakit Ak Bilge yerinden do?rulup elini kaldyrdy ve söz istedi. Hakan, ba?yyla onaylady.
Ak Bilge:
- O?uz Beyi Urungu’nun belirtti?i dü?ünceleri saygyyla kar?ylyyorum. Kendileri Hakanymyzyn himayesindeki ki?idir. Gerçi ?u anda söz Hakanymyza yöneliktir ama ben de bir ‘Dilsever yüce bilge’ olarak birkaç söz söylemek istiyorum.
Adynyn kurultay derleme çaly?malary olmasyna bakmamak lazymdyr. Bu sözlerden yüzlercesi bütün obalarda bilinmektedir. Amaç, sözü biz derledik diye bir tarzla çykmak olmamaly, sadece dikkat çekmek, yeniden insanlaryn unuttu?u kelimelerle ha?yr ne?ir olmalaryny sa?lamaktyr. Bunlar arasynda deyimler ve atasözleri de çykacaktyr. Ykileme kalyplary olabilir. Bütün bunlar söz varly?ymyzyn zenginlikleridir."
Bunlar, Urungu’nun söyledi?i gibi ses yansymasy sözler olmayabilir. Yani sürekli do?adaki seslerden yansytylmy?, traji-komik laflar de?illerdir. Bunlaryn birço?u, Orhun Anytlarynda, Ka?garly'nyn Sözlü?ünde, Kutagdu Bilig'de geçen sözlerdir. Ama aradan bunca sene geçince ses de?i?imlerine u?ramy?lardyr. Bunlary görmek bir insany kendi milletine, kendi tarihine, kendi kültürüne ba?lar. "Türk demek Türkçe demektir" derken dilin bu büyük kültür aktarycyly?yndan da bahsediyoruz. Ya da "Türkçemiz ses bayra?ymyzdyr" diyen alpozanlar, bunu ifade etmektedir. Türkçe, sadece bunlardan ibaret de?ildir. Bakynyz, geçenlerde bir Kyrgyzca ?arky dinliyorum. ?arkynyn ady "Cyldyzym" ... Kyzym sordu, ben cyldyz'yn yyldyz oldu?unu açykladym. Bizde de -g'lerin de -c olarak çykty?yny hatyrlatty. Bunun sebebini sordu. Bence Kypçak Türkçesinin bir özelli?idir dedim. Kazakça, Türkmence, Azerice ne kadar ?arky, türkü, cyr, yyr varsa bunlary dinleyece?im dedi. Yani Türkçenin yelpazesi o kadar geni? ki Balkanlardan Çin'e kadar giden büyük bir co?rafya var. Bu büyük co?rafya da haliyle farklyla?ma olacaktyr.
Bu farklyla?ma, gerek ülkelerimizdeki a?yzlarda, gerekse di?er co?rafyalarda farkly diller konu?uldu?u anlamyna gelmez. Sadece farkly telaffuzlaryn bulundu?unu gösterir. Bu yüzden bir beylikte kullanylan bir kelimenin di?er beylikte olmamasyny dü?ünemeyiz. Hatta byrakyn beylikleri di?er Türk ülkelerinde de bu sözlerin oldu?unu göreceksiniz.
Bakynyz birkaçyny örnek göstereyim. Benim do?du?um köyde kullanylan kelimeler uçsuz bucaksyz mesafedeki köylerde de kullanylyr. ?imdi ben annaç desem yamaç, kar?y demek oldu?unu bilmeyeniniz var my? Balkymak desem, parlamak demek oldu?unu kim bilmez? Byldyr desem geçen yyl demek oldu?unu hep bilirsiniz.
Bunu ?unun için anlatyyorum: Ben, ba?kalarynyn diline gösterdi?i ilgi kadar kendi dilime de ilgi gösterebilmeliyim. Ki bizim dilimiz kökleri itibariyle ve yayyldy?y co?rafya yönüyle asla bu dillerle mukayese edilemeyecek kadar köklü ve yaygyndyr. Çocuklaryn elinde yabancy bir sözlük, bir de Türkçe sözlük var. Yabancy sözlü?ün kelime sayysy Türkçe sözlükten fazla... Onlar bizim dilimizin zenginlik açysyndan durumunu elindeki sözlük kadar sanyyorlar. Çünkü, bizim söz da?arcy?ymyz büyük ve esasly bir sözlükle bütünle?memi?. Birileri " Bundan sonra çaly?acak olanlara kaynaklyk edecek hacimde 150 bin kelimelik Türkçe sözlük..." yapalym dememi?. Bunun tersine bir yol izlenerek, sözlü?e çekilen synyr, halk a?zyndaki kelimelerin "kaba ve görgüsüz" olarak anla?ylmasyna yol açmy?. ?ehirli ve köylü dili gibi bir ayrymyn sonucunda dilimiz fakirle?mi?. Bugün Azerbaycan'da bir yönetici "byldyr" kelimesini bir basyn toplantysynda kullanabiliyor. Benim anamyn atamyn kelimesini ben yanly?lykla a?zymdan kaçyrsam bu benim konumumu etkiliyor. Öyleyse dil, mademki geli?en ve de?i?en bir varlyktyr. Onun kurallary da, sesleri de, sözcükleri de ele alynmalydyr ve yeni kelimeler konu?ma diline kazandyrylyrken halkyn Türkçesinin buldu?u kelimeler de dikkate alynmalydyr. E?er ?imdiye kadar bu yapylsa idi bugün "ayna" yerine halkyn buldu?u "gözgü" ya da "fykra" yerine kullandy?y "gülüt" gibi kelimeler de sözlüklerde yer almy? olacakty.
Sözü çok uzatty?ym için özür diliyorum ve anlayy?ynyza sy?ynyyorum.
Sevgi ve saygylarymy sunuyorum dedi.
Ulu Hakan, bu sözlerden çok mutlu oldu. Yeniden sözü alyp ?öyle dedi:
-Alp Urungu, bazen do?rularymyz ba?kalaryna tam tersi olabiliyor. Bu da fikir çaty?malaryna yol açyyor. Sonuç olarak bu çaty?malardan yola çykarak güzel ve seviyeli tarty?malarla ço?unlu?un kabul edece?i gerçek do?rulara ula?abiliyoruz. Bu güzel sonuca ula?abilmek için sözlerimizi açyk seçik yansytmamyz gerekir. Bu tür ele?tirilere bilimsellik ve saygy çerçevesini zorlamadykça te?ekkür etmek, saygy duymak boynumuzun borcudur.
Ak Bilge, gerekti?i ?ekilde olayy yorumlamy?. Kendisine te?ekkür ederim.
Ele?tirilerinizin hepsini kabul ediyorum. Dikkat ettiyseniz siz beni ele?tirmeden önce söylemi? oldu?um açyklamanyn satyr aralarynda sorularynyzyn yanytyny bulaca?ynyz gibi ikilem içinde kaldy?ynyz konulara de?indi?imi de göreceksiniz. Sanyrym konu?mamy dikkatli dinlemediniz. Buna ra?men ilginiz için sonsuz te?ekkürlerimi sunuyorum. Ynanyyorum bir gün sizi de dost katylymcylar arasynda görece?iz.
Yapycy ele?tirilerinize ve tüm görü?lerinize açy?yz.
Alp Urungu tekrar el kaldyryp söz aldy ve ?öyle devam etti:
- Hâlâ bu derlemenin hangi hedefe isabet edece?ini anlayamady?ymy belirtmek zorundayym.
Ama bu konuda harcanacak eme?e de saygy duyarym.
Genç bir Türkmen beyi olan Sencer elini kaldyryp söz istedi ve Alp Urungu’yu cevaplady:
- Alp Urungu’ya sesleniyorum daha kimse hangi hedefe isabet edece?ini bilemiyor. Siz de bizim gibi bekleyin bakalym, ok gitsin, hedefin kalbine dü?sün bir... Sabryn sonu selamet... Ayryca ilginizi çekmiyorsa, kendinizi fazla zorlamayyn. Sadece fyrtynaly sular de?il, duru sular da akyp gider.

Kurultayyn açyly?yndaki bu büyük dü?ünce birli?inden sonra syra Türk beyliklerinin bilge ki?ilerinden bir heyet kuruldu. Kurulun ba?yna da Ak Bilge ki?i getirildi.
Heyet, hem Türk halkynyn sözlüklere girmemi? sözlerini bulmaya çaly?yrken hem de yabancy kelimelere kar?ylyk olarak da halkyn kullandy?y sözcükleri önermeye ba?lady. Böyle olunca “moral” yerine “mutuk”, “nezle” yerine “duma?y”, “kö?e” yerine “burnak”, “makas” yerine “syndy”, “raf” yerine “sergen”, “baston” yerine “çö?men” gibi birçok sözcük ortaya çykty.
Syra bu sözcükleri dalga dalga halka yaymaya gelmi?ti. Ulu Hakan bir buyurultu çykaryp halka kendi kelimelerini sundu ve onlara bu kelimeleri kullanmalaryny önerdi.
Bundan sonra halk kendi diline sahip çykacaktyr. Bir tüccar mallaryny satacak olsa i?evinin adyny Türkçeden koyacaktyr. Halk, hangi kelimelerin kendisine ait oldu?unu bilecektir. Ak sakally bilgeler, bütün ö?ütlerini Türkçe söyleyecektir. Türkçe, bilim dilidir, bu asla unutulmayacaktyr. Alpozanlar yine eskisi gibi Türkçe ?arkylar söyleyecektir. Ülkedeki bütün yary?malar Türkçeden ba?ka bir dille yapylmayacaktyr. Ulu Hakan, bütün bunlary bezekçilere verecek ve bezekçiler ta?lara kazacak, yazycylar ka?ytlara yazacaktyr. Halk, bilmedi?i konularda bilgilendirilecektir.

S.Burhanettin AKBA?

Hikâyenin olu?umuna katkylaryndan dolayy Sayyn Ertu?rul Ölce (ERTOL)'ye te?ekkürler


En son S.Burhanettin AKBAŞ tarafından Cmt Nis01, 2006 01:17 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi.

_________________
Ne mutlu Türkçe konuşana
Kullanıcı kimliğini gösterS.Burhanettin AKBAŞ tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönderE-mek gönderKullanıcının web sitesini ziyaret etMSNM
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 15 Hzr 2005
Bildiriler: 549
Şehir: Ystanbul
Alıntıyla Cevap Gönder
Sayyn Akba?,

Uslamynyza sa?lyk, güzel öykülemi?siniz, sa? olun. Özellikle bilserlik duydu?um ve sormak istedi?im bir ?ey var. Moral kar?yly?y mutuk sözcü?üne nereden ula?tynyz?

Esenlik dileklerimle.

_________________
www.gelgelturkce.blogcu.com
Kullanıcı kimliğini gösterbensay tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönderE-mek gönderKullanıcının web sitesini ziyaret et
Site Sorumlusu

Kayıt: 29 Ekm 2004
Bildiriler: 1514
Şehir: Frankfurt
Alıntıyla Cevap Gönder
Sayın Akbaş ellerinize sağlık. Sizi bu yaratıcılığınızdan dolayı candan kutluyorum. Dilimiz.com katılımcılarının görüşlerine öylesine bir hava, nefes, can vermişsiniz ki anlatılır ve tadına doyulur gibi değil (ULU HAKAN VE DİL SEVGİSİ ).

Sayın ERTUĞRUL ÖLCE bu kurguyu hazırlayan kişi olarak sizi candan kutluyorum. Böylesi bir sonuca varmak, bunu tasarlamak ve uyarlamak gerçekten olağan üstü.

Uzun zamandır bu kadar zengin içerikli, derin anlamlı bir hikâye okumamıştım.

Yazışmalığımızı takip eden, birlikteliğin güzelliğini; çok sesliliğin, paylaşımın değerini bilen dostları, bu hikâyede katkısı olan herkesi kutluyorum.


Saygılarımla

_________________
BİRİMİZ HEPİMİZ, HEPİMİZ DİLİMİZ İÇİN. tm
Kullanıcı kimliğini gösterTahsin MELAN tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönderE-mek gönderKullanıcının web sitesini ziyaret et
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 26 Eyl 2005
Bildiriler: 408
Şehir: KAYSERİ
Alıntıyla Cevap Gönder
Sayın Bensay,
"moral" yerine "mutuk" sözünü sayenizde öğrendim. Hatta acaba "mutku" mu demeliyim diye düşündüm. Çünkü bu söz sizin "derleme bölümü"ne yazdığınız yazıdan kaynağını almaktadır. Tahsin Bey'e de çok teşekkür ederim. Bu güzel sözleri inşallah hak etmişimdir. Ama Ertuğrul Bey'in önerileri çok güzel... Böyle arkadaşlara sahip oldukça sanırım çok daha güzel işler başarırırz diye düşünüyorum. Hepinize sevgi ve saygılarımı sunuyorum. Sağlıcakla kalınız.

_________________
Ne mutlu Türkçe konuşana
Kullanıcı kimliğini gösterS.Burhanettin AKBAŞ tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönderE-mek gönderKullanıcının web sitesini ziyaret etMSNM
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 03 Ekm 2004
Bildiriler: 104
Alıntıyla Cevap Gönder
Gerçekten söyleyecek söz bulamyyorum. Önce nasyl bir uygulamadan söz edildi?ini anlamamy?tym. Ama biraz dola?ynca ve http://www.dilimiz.com/forum/viewtopic.php?t=708 ba?lantysyndaki yorumlary okuyunca kelimenin tam anlamyyla sizleri ayakta alky?lamak istedim. ERTU?RUL ÖLCE Beyin yaratycy dü? gücü tasarymyny kaleme döken, uyarlayan ve ULU HAKAN VE DYL SEVGYSY ady altynda yeni bir tadla bizlere sunan Sayyn AKBA? inanylmaz bir kurgu gerçekle?tirmi?.

Yyi ki sizinleyim, iyi ki bu ortam ve sizler varsynyz.

Saygylar
Kullanıcı kimliğini gösterH. Ergenç tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönder
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 03 Ekm 2004
Bildiriler: 138
Alıntıyla Cevap Gönder
Bu örnek dayanışmayı ve yaratıçılığı sayın ERGENÇ gibi ben de ayakta alkışlıyoum. Emeği geçen herkesi kutluyorum. Gerçekten fevkalade bir eser ortaya çıkmış.

Hürmetlerimle
Kullanıcı kimliğini gösterEbubekir U. tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönder
Türk Dili Sevdalısı

Kayıt: 26 Eyl 2005
Bildiriler: 408
Şehir: KAYSERİ
Alıntıyla Cevap Gönder
Osman’yn Karne Günü


Osman’y siz bilmezsiniz. O bir delikanlydyr. Yi?it çocuktur. Açly?y çok iyi bilir ama belli etmez. Do?ru dürüst ne elbisesi, ne parasy, ne de kitaby olmu?tur. Babasy zaten i?siz. Y? dedi?in ?ey de nedir ki, bugün var, yaryn yok. Anne, gözü ya?ly bir ev hanymy. Yüre?i erkekçe atyyor ama üç çocu?un geçimini sa?lamaktan aciz. Gündeli?e mi gitsin, elektri?e, suya my para yetirsin, yoksa hiçbir zaman do?ru dürüst ödenmemi? kiraya my?

Osman, tok gönüllü bir çocuk... Çevresinde arkada?larynyn cep telefonu sefasy sürdükleri bir ça?da, o bu heveslere kapylamayacak kadar farkly bir dünyada ya?yyor. Ö?rencilerin kantinin önünde syra syra dizili?leri de onun umurunda de?il. Bir an evvel ?u liseyi bitirmek lazym. Yazyn, Osman, Fuar’da çaly?acak ve üç be? kuru? para kazanacak. Üniversite synavyna da hiçbir hazyrly?y yok. Nasyl olsun ki... Evde bir parça ekme?in mücadelesi verilirken ona test kitaplaryny kim alacak ya da onu kim dershaneye gönderecek? En iyisi fuar açylynca orada çaly?mak...

Osman’a “Müdür Babasy” test kitaplary vermi?, arkada?laryndan da bazy test kitaplary almy?ty, sorularyn do?ru cevaplaryny kitabyn üzerinden siliyor, tekrar çözüyordu. Ne kadar silse de do?ru cevaplar, alttan yine de gözüküyordu. Osman’yn bu i?e cany sykylyyor ama ba?ka da çaresi yoktu.

Osman, okulda ba?aryly bir ö?renci... Bu yyl da takdir alacak. Lise biterken alaca?y bu takdir, onu pek sevindirmiyordu ama yine de son kez okula gidip Ystiklal Mar?yny söylemek ve ö?retmeninin elinden karnesini ve takdir belgesini almak istiyordu.

Cuma sabahy Osman sykyntyly bir ?ekilde uyandy. Hayret, sevinmesi gerekirken yüre?indeki bu sancylanmaya akyl erdiremiyordu. Saat 9’a do?ru okulun yolunu tuttu. Arkada?laryny görmek onu mutlu etmi?ti; ama onlarla konu?urken yine yüre?inde bir yanma hissetti. Kimisi babasynyn alaca?y karne hediyesinden kimisi tatil için gidecekleri yerlerden bahsedip duruyorlardy. Hele bir de üniversite synavyny kazansynlar, aileleri onlara neler yapacakmy?. Osman ise buruktu. Öyle ya, Osman üniversite synavyny kazanyrsa ne olacakty? Bir kez girdi?i deneme synavy sonucu oldukça iyi gözüküyordu. Ö?retmenleri Osman’a sürekli ders çaly?masyny tavsiye ediyorlardy; ama aç mysyn Osman, bu sabah ne yedin, ya dün ak?am ne yedin diyen bir Allah’yn kulu yoktu.

Osman, ö?retmenin karne da?ytty?y manzaraya dalmy?ty ki birden annesini görür gibi oldu. Biraz daha dikkatli bakty ki annesi okula do?ru geliyor. Kalabaly?yn arasyndan yava?ça syyryldy, annesine do?ru yürüdü. Annesine yakla?tykça annesinin gözya?lary içerisinde oldu?unu fark etti. Biraz daha hyzlandy:

-Ne oldu anne, ne var?

-Sorma o?lum, ev sahibi geldi. Kirayy ödeyemedi?imiz için evimizden attylar bizi. E?yalarymyz evin bahçesinde duruyor.

Genç adamyn gözleri karardy. Ya Rabbi mutlu ya?ayaca?ym bir gün yok mu, diye ba?yrmak geçiyordu içinden.

Bu syrada ö?retmen, Osman’yn adyny okumu?tu. Herkes Osman’yn aralarynda oldu?unu sanyyordu. Etrafa bakyndylar ama Osman yoktu. Ö?rencilerden biri:

-Demin buradaydy ö?retmenim dedi.

Ö?retmen:

-Tamam, karnesi bende. Görürseniz yanyma gönderin dedi.

Osman’yn karneyi ve takdir belgesini dü?ünecek hali yoktu. Evin önüne geldiklerinde babasyny duvaryn dibine çömelmi? gördü. Zaten sinir küpüne dönüp günden güne biten babasy daha da yykylmy?, adeta duvaryn dibinde küçülmü? kalmy?ty. Karde?leri daha okuldan dönmemi?ti. Onlar da aldyklary karnelerine sevinemeyecekler ve bu manzarayy görünce yykylacaklardy.

Kom?ulary acyyan gözlerle onlara bakarken yanlaryna gelmeye cesaret edemiyorlardy. Osman, çaresizce duvaryn dibine babasynyn yanyna oturmayy dü?ündü. Sonra içinde bir fyrtyna koptu ve gözya?laryna bo?ulup bu sokaktan, bu evden ve bu hayattan bir an önce kaçmak istedi. Ko?maya ba?lady. Nereye gitti?ini bilmeden, çevresindekileri görmeden ko?uyordu. Bakkal Hasan’yn dükkanynyn önünden geçmekte oldu?unu da fark edememi?ti. Bir el onun kolundan öyle bir asyldy ki bir a?aca takylmy? uçurtma gibi sallandy, sonra yere a?yz üstü kapandy. Etrafyndakiler, Osman’y ayyltmak için elini yüzünü suyla ovdular. Osman, Bakkal Hasan’yn sesini duydu:

-Hayyrdyr aslanym, kimden kaçyyorsun?

Osman cevap veremedi. Çevresindeki kalabaly?y da görmeye çaly?yr gibi bakyyordu.

-Bak bu adamlar sizin evi soruyorlar, haydi sizin eve götür bunlary.

Osman, adamlary ?öyle bir süzünce içlerinden birinin elinde kamera oldu?unu fark etti. Osman’yn dudaklaryndan cümleler dökülüverdi:

-Artyk bizim evimiz yok ki...

Gazeteci yele?i giymi? iri yapyly adam:

-Biliyorum koçum biliyorum, haydi bizi eve götür dedi.

Osman’y arabaya bindirdiler. Arabada Osman’a bazy sorular sordular ve Osman, kysa kysa cevaplady. Evin önüne geldiklerinde ise hemen kamera çaly?maya ba?lady. Bahçedeki e?yalaryn arasyna giren o iri yapyly adam mikrofonu eline aldy, bir elini de Osman’yn omzuna koydu:

-Sevgili seyirciler, milyonlarca ö?rencinin karne sevinci ya?ady?y bu günde, Osman gibi bir delikanlynyn karne hediyesi bu olmamalyydy. Maalesef ülkemizde öyle acylar, öyle sykyntylar ya?anyyor ki Osman’a da karne hediyesi olarak bu manzara dü?tü. Sözüm siz insanlara, beni iyi dinleyin. Kom?usu açken tok yatan bizden de?ildir diyen peygamberin ümmeti de?il miyiz? Osmanlara, Mehmetlere, Ay?elere, Fatmalara bunu reva görmek hangi kutsal kitapta yazmaktadyr? Ey iyi insanlar, sizler neredesiniz, söyleyin neredesiniz?

Osman’yn gözleri dolmu?tu ki, birden kapyda ö?retmeninin bembeyaz olmu? yüzünü gördü. Ö?retmeni, karneyi teslim etmek için Osman’yn evine gelmi?, ama bu manzara onu ?ok etmi?ti.

Yri yapyly gazeteci, mikrofonu Osman’a uzatty?ynda Osman, gazetecinin kendisine ne sordu?unu duymamy?ty bile. Ylk defa delikanly kimselere söylemedi?i cümleleri basitçe ve kysyk bir sesle söyleyiverdi:

- Ben Osman’ym, on yedi ya?yndayym.Karnymy doyurmak istiyorum. Peynir, et, yumurta yemek istiyorum. Ba?ymyzy sokacak küçük bir ev istiyorum. Babama i? istiyorum. Üniversiteye gitmek ve okumak istiyorum. Kavga etmeden ya?amak, bir gün olsun doya doya e?lenmek istiyorum.Bilmem çok ?ey mi istiyorum?

Gazeteci hemen mikrofonu kapyp yapy?tyrdy soruyu:

-Evet, sizce Osman, çok ?ey mi istiyor?

_________________
Ne mutlu Türkçe konuşana
Kullanıcı kimliğini gösterS.Burhanettin AKBAŞ tarafından gönderilen tüm bildirileri bulÖzel bildiri gönderE-mek gönderKullanıcının web sitesini ziyaret etMSNM
Hikaye Denemeleri
Bu yazışma ortamında yeni konular açamazsınız
Bu yazışma ortamında bildirilere cevap veremezsiniz
Bu yazışma ortamında bildirileri değiştiremezsiniz
Bu yazışma ortamında bildirileri silemezsiniz
Bu yazışma ortamında anketlerde oy kullanamazsınız
Tüm saatler GMT +2 Saat  
1. sayfa (Toplam 2 sayfa)  

  
  
 Cevap Gönder  
Yeni Sayfa 2